Sosyopat Arayüz Tasarımcıları

PsychoSosyopat veya resmi adı ile anti sosyal kişilik bozukluğu, psikolojik bir bozukluktur. Asosyallikle ilgisi yoktur. Psikopat insanlar acı vermekten zevk alırlar ama sosyopatlar acı çektirmekten, işkence etmekten zevk almazlar. Kısaca empati kuramayan insanlardır. Şunun gibi; bir insanın gözünü kaşıkla çıkarabilirler ama kendini karşısındakinin yerinde koyma yani empati duyguları zayıftır, hatta yoktur. Aslında yaptıkları kanun dışı şeylerden zevk almazlar.

Şimdi nereden geldik buraya? Sosyopatın en önemli özelliği empati kuramamasıdır. Burada sosyopat metaforunu kullanıcıları düşünmeden, onlara eziyet verecek, hayatlarını zorlaştıracak arayüzler tasarlamalarından ötürü ilişkilendirdim.

Mesela Garanti Bankası’nın şifre politikası buna çok güzel örnek teşkil ediyor. Şifre 6-8 karakter arasında olmalı, son 15 şifre ile aynı olmamalı. En az bir harf ve rakam içermeli. Bu konuya burada değinmiştim. Bu kurallar öyle köşeye sıkıştırıyor ki insanı, yeni şifre üretmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yeni bir şifre olacağından sağa sola yazmakla güvenlik tersine daha da düşecektir. Tabi harf rakam kombinasyonunu zorlaması doğal ama bunu 6-8 karakter ile sınırlandırmak tam bir işkence.

Burada güvenlik ve kullanılabilirlik konusuna değinmiştim. Siz kullanıcılara 10 tane şifre belirlemelerini de zorunlu tutabilirsiniz. Ama bu kullanılabilirliği, kullanıcı deneyimini çöpe atar.

Sosyopat arayüz geliştiricilere geri dönersek, kendi kullanmayacağı için öyle arayüzler tasarlıyorlar ki, bazen inanmakta güçlük çekiyorum. Mesela takas ile ilgili bir İnternet hizmetinde ilan silmeyi arıyordum. Düşünebiliyor musunuz? Arıyordum. Şans eseri ilan düzenlemede silme ile ilgili bir link olduğunu gördüm. Bir ilanı silmek için düzenleme sayfasına girmek çoğumuzun mental modeline pek uymuyor zannedersem.

Arayüzleri, işlem adımlarını, güvenlik önlemlerini insanlar kullanacaklar. Bu kadar zulme gerek yok. 1920 x 1080 çözünürlükte kibrit kutusu kadar bir menüye rastladım mesela. Sanki ufak olması gereken bir kumanda kullanıyorum gibi hissettim.

İnternet kullanıcıları Google’a “www.facebook.com” yazıp aratan insanlar. Çünkü insanlar ne kadar yetenekli olduğunuzu, ne kadar estetik olduğunuzu pek önemsemiyor. Onların yapmak istedikleri siteye giriş amaçları. Zekice tasarlanmış menüler değil.

Üstelik yeni bir model getiriyorsanız bu diğerlerinden iyi olmalı ve kolay öğrenilmelidir. Eğer bunu başaramıyorsanız sık kullanılan İnternet hizmetlerini örnek alın. Bu taklit değil, kullanıcıların mevcut deneyimlerimden yararlanmak olur.

Fazlasını Oku

Ben Ne Diyorum? Sen Ne Diyorsun?

Hepimiz bir kere de olsa karşımızdakini yanlış anlamışızdır. Çoğu zaman karşıdakine anlatmak istediğimizi tam olarak anlatamayız. Hani bir söz vardır “senin anlattığın, onun anladığı kadardır” diye. İletişimde önemli noktalardan biridir karşımızdakine istediğimiz mesajı vermek ya da soru sordurmak.

Bir kullanıcı arayüzü hazırlarken neleri kıstas alıyoruz? Bir kere kullanıcıların çoğunda aynı kanı oluşmalıdır. Yani “ARA” butonu arama yapar. Kullanıcı da arama kutusuna bir şeyler yazıp ara dediği zaman arama yapacağını bilir veya bildiği kabul edilir.

En basit, şüphe uyandırmayacak kullanıcı arayüzlerinde sizin anlatmak istediğiniz yönergelerle, kullanıcının yapacaklarının sonucu sizin ve kullanıcı için aynı ya da benzer olmalıdır. Şimdi altta bir grafik göstereceğim. Popüler müzik arama sitesi diyelim, her neyse türü. Fizy.com;

fizy

 

Yukarıda sitenin çeşitli bölümlerinin bağlantıları olan butonlar var ki bunlar çok anlaşılır. Sonra müzik arama kutusu var. Ama metin kutusu olduğu belli değil. Çoğu sitede görüldüğü gibi kenarlıkları olan ya da arka planı farklı renkte yapılmış bir arama kutusu değil. Fizy’e ilk defa giren biri, İnternet kültürü düşükse biraz bocalayabilir. Anlamaz demiyorum, insanlar zekidir ve sizin kötü de olsa arayüzlerinize ayak uydururlar. Ama bu kadar rakip varken kullanıcı deneyimini hiçe sayamayız.

Benim deneyimim ise çok farklı. Normalde yani genelde diyelim; bu tür arama kutularına tıklayınca, yani focus olduğu zaman “müzik ara” yazısı silinir ve size doldurmanız gereken bir kutucuk kalır. Ben işin arka planını bildiğimden birkaç tıklama yaptım ama yazı silinmedi. Bunun nedenini Javascript dosyalarının henüz yüklenmediğine yordum. Ama istek sonucu alınmıştı. Ben de klavyede bir tuşa bastım ve yazı silindi. Sonuçta yazmaya başladım ve aradığımı aradım.

Burada dikkat çekmek istediğim konu kullanıcının kafasındaki ile sizin kafanızdaki düşünce aynıdır. Müzik arama kutusu varsa, siz müzik arattırmaya yarayan bir arayüz hazırlmaya çalışıyorsunuz, kişi istediği müziği bulsun diye. Kullanıcının da amacı istediği şarkıyı dinlemek. O da bu nedenle arayüzünüzü kullanacak. Amaçlarınız ortak ama ortadaki arayüz sizi aynı noktada buluşturabiliyor mu?

Buna mental model deniyor. Yani kullanıcının kafasındaki senaryo. Buna uygun yöntemlerle istediği içeriğe yönlendirmemiz gerekiyor. Burada bir şey, bir teknik anlatmadım. Sadece bunun aklımızda bulunması arayüz tasarlarken oldukça yardımcı olacaktır.

Fazlasını Oku

İnsanı Soğuk Soğuk Terleten Bir İletişim Formu

Bu aşağıda gördüğünüz imaj bir ödeme sisteminin iletişim sayfası. Bu sayfaya girme amacım ödeme altyapısı ve API dokümanları hakkında bilgi edinmekti. Forma biraz bakın lütfen sonra da neler çektim dinleyin;

Site : https://www.epin.com.tr/

iletisim_formu

Birincisi çok gariptir ki benden adres, il, ilçe ve inanılmaz ama posta kodu isteniyor. Arkadaşım, sipariş vermiyorum, iletişim formu burası, sen çok yanlış gelmişsin. Neyse oralara yazdım bir şeyler.

Sonra mesaj kısmına geldim. Mesajda öncelikle bu gibi bilgilerin istenmesinin saçmalığından   bahsettim. Ama daha sonra bunu silmek zorunda kaldım çünkü 100 karakterden fazla mesaj yazamıyoruz. Neyse bu fazlalığı çıkardım, metni de sadeleştirip 80’e kadar indirdim ama muhtemelen karakter kodlaması yüzünden aynı hatayı vermeye devam etti “mesaj 100 karakterden uzun olamaz.

Ne yapayım şimdi? Mesaja telefon ve eposta adresimi gireceğim ve “beni arayın” diyeceğim. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Bir de yarın pazar ve müşteri pazartesi işin sonlanmasını istiyor. Muhtemelen yarın telefonlara da yanıt alamayacağım.

Ne kullanıcı deneyimi kaldı ne kullanılabilirlik. Resmen vahşet. Bir tür işkence bu bence. Bakalım telefonumu yazıp “beni arayın” diye not düşeyim, belki işe yarar.

 

Fazlasını Oku

Garanti Bankası ve Şifre Problemi

Garanti Bankası
Garanti Bankası

Aslında teoride hiç yaşamadığım bir problem bu. Zaten hala aynı halde durmasının sebebi de bu zannedersem. Şöyle ki; garanti benden kullanıcı şifresi istiyor. Ben de metin kutusuna  tıklayıp “osman7899” olan her zamanki şifremi tuşluyorum. Ama Garanti Bankası bu metin kutusunu 8 karakter girilebilecek şekilde sınırlamış.

Ee ne var bunda diyebilirsiniz. Çok şey var. Ben yukarıdaki şifreyi “osman7899” olarak giriyorum ama “osman789” olarak kayıt ediliyor. Herhangi bir uyarı da yok. Ben şifremi bildiğimi zannediyorum sadece. Şifre belirleme ve değiştirme bölümlerinde aynı mantık olduğu için bir problem yaşamıyorsunuz. Hep fazla giriyorsunuz ama asıl şifrenizi bilmiyorsunuz. Yazın mesela “gokhan456789123” hata vermiyor. Metin kutusundaki yıldızları da sayacak halimiz yok? Hata.

 

 

Fazlasını Oku

Kullanıcı Deneyimi (UX)

Aşağıdaki grafikte görebileceğiniz gibi kullanıcı deneyimi ve bunu etkileyen, destekleyen, geliştiren unsurlar yer alıyor. Fark edebileceğiniz gibi kullanıcı deneyimi çok fazla disiplinin bir potada eritilmesi ile oluşuyor. Yani bir tasarımcının ünvanına ux (user experince) ifadesini eklemesi o kadar da kolay olmamalı.

Ahmet Mehmetoğlu UI & UX tasarımcısı. Bu yazılması çok kolay ama sorumluluğu büyük bir unvan. İşin içine psikoloji giriyor, antropoloji giriyor, kimi zaman pedagojik düzenlemeler gerekli olur. Kullanılabilirlik de bu kapsamdadır. Test yöntemleri vardır. Mesela “Information architecture” başkı başına bir konudur. Adı üzerinde “bilgi mimarisi”.

Çok güzel tasarımlar yapabilirsin, çok şirin de olabilirler. Onu unvanına da yaz ama bilmediklerin hep aklında olsun. Grafik aşağıda;

tumblr_mhi0kj9cTz1qe9xbio1_500

Fazlasını Oku

Özgün Tasarımlı Web Sitesi

Güzel Kız
Güzel Kız

Web site tasarımına normal ya da normalin biraz üstü veren firmalar müşterilerine bunu bir işlevmiş gibi söylerler. “Siteniz özgün tasarımlı olacak, biz öyle template falan yapmıyoruz”  eee? Ben web sitesi istemiyorum ki. Ben telefon trafiğimi azaltmak veya satışlarımı artırmak itiyorum.

En yaratıcı reklamların satışa yönlendirmesi bile tartışılırken Özgün Tasarımlı web sitesi firmama ne sağlayacak? Arkadaşlarıma göstereceğim, yani sidik yarışı. Ben bunu bir türlü anlayamadım, bir web sitesi neden “güzel” tasarlanmalıdır? Güzel tasarlamaya çalışsak bile ortak bir “güzel” anlayışı var mı? Bir siteyi “güzel” yapan etkenler nelerdir?

Evet bir sitenin içeriği doğru bir hiyerarşiye konmalıdır, öncelikli bilgiler grafiklerle ifade edilebilir. Tüm tarayıcılarda sunmak istediğiniz deneyimi yaşatmak için kodlama kısmında bir geliştirme yapılabilir.

Özgün site tasarımı bence grafiksel olarak farklı olması değildir. Kullanılabilir ve erişilebilir olmasıdır. “Güzel” kavramında bir araya toplanamasak da “kullanılabilirlik” ve “erişilebilirlik” kuralları üzerinde durabiliriz. Bunlar kullanıcılar ile çeşitli testler  yaparak ortaya çıkartılır. O yüzden öznel değildirler, ister uygulayın, ister uygulamayın.

Ben bir biblo alıyorsam onu vitrinimde ya da masamda görmek isterim. Sadece bakmak veya kalemliği varsa onu kullanmak. Ama bir web sitesi hiçbir zaman vitrine ya da masaya konulan bir biblo değildir. Güzel olma zorunluluğu yoktur, özgün olmak zorunda değildir. Özgün olması gereken bu genel kabul görmüş kullanıcı deneyimi kurallarını kendi işiniz için uyarlamanızdır. Bu yüzden siteler birbirinden farklıdır. Onu tasarlayan kişiler farklı olduğu için değil, farklı istekler olduğu için.

Bu blog güzel tasarımlı değil. Gayet sıradan WordPress’in varsayılan temasıdır. Ama ben burada tasarımı değil, fikirlerimi satıyorum. Çirkin site yoktur az kullanıcı deneyimi vardır.

Fazlasını Oku

Üzerimdeki Apple Etkisi

Her şey platin veya kapital dergisi ile birlikte aldığım “Steve Jobs & Apple” kitabı ile başladı. Bu kitaba aldıktan 1 sene kadar sonra başladım yanılmıyorsam. Kitabın ilk bölümlerinde iken Steve Jobs öldü. Tabi bu beni daha da gaza getirdi. Kitabı hızlıca okudum ama etkileri yavaş yavaş işleyen bir zehir gibi aklıma girmişti.

Sonrasında Walter Isaacson’un Steve Jobs biyografisini okumya başladım. Bu kitap daha çok Steve içeriyordu. Kızı, eski karısı gibi detayları bile okudum. Bu kitabın da etkisi öncekine nazaran daha hızlı olsa da yavaş yavaş düşüncelerimi, olaylara bakışımı değiştirdi.

Şimdi “ne yaptı bu adam?” diyebilirsiniz. Hatta babam bana sorsa ona da verebileceğim bir cevap yok. En kısa özetle yetenekli insanları çevresinde toplayabilen ve bunları güdüleyerek ortaya mükemmel işler çıkaran bir yönetici, girişimci vs.. siz nasıl tanımlarsanız.

En çok kafama kazınan düsturu “kullanıcı kraldır” lafını ezmesi oldu. Steve Vozniak apple’a genişleme portları koymak istiyordu, Jobs ise buna şiddetle karşı çıkıyordu. Sebebi de şuydu; “insanların bu müthiş aleti bir çöpe dönüştürmesini istemiyorum”. Bu çok iddialı bir yaklaşım. Aynısını bugün de görebiliyoruz Apple ürünlerinde. Gidip iPhone’unuza yan sanayi batarya alıp takamazsınız, genişleme portları çok azdır. Apple “ben kendi teknolojimden başkasına ihtiyaç duymuyorum” diye bağırıyor.

Siz de kitabı okursanız bu söylediklerim kitabın ilk bölümleri ile tezat oluşturacaktır. Ürünlerin çıkış tarihlerini geciktiren, ekiplerin huzurunu kaçıran bir teknoloji insanı görüyoruz. Aslında Vozniak burada Jobs’un çevresindeki ilk yetenekli kişilerden biri oluyor. Herhangi bir üniversite bile bitirmemişken bilgisayar tasarlayabilen bir mühendis.

Şimdi kendi yaşadığım tecrübelere gelelim. Web sitesi yapıyoruz, müşteri her yeri ile oynayabilsin. Bu çok yanlış bir yaklaşım. İnsanların çoğu teknoloji ile bizim kadar sıkı fıkı değillerdir. Belki de sadece Internet Cafe’ye gidip T.C. Kimlik No almaktan öteye gitmemişlerdir. Eğer web sitesinde iyi olacak bir şey varsa bunu biz yapmalıyız. Bunu müşteriye yaptırırsak müşteri bunu yapamaz, bok eder, sitenin altına logonuzu bile koymayı 2 defa düşünürsünüz.

Mesela makaleler için kullandığımız rich text editorler. Hakkımızda sayfasını düzenlemesi için böyle bir imkan vermişim. Ama o bütün hakkımızda metnini 30px ve kırmızı yapmış. O kadar eğreti duruyor ki.

Steve Jobs’un kalite anlayışını bir türlü benimseyemedim. Benim için site Zend Framework  ile ekip tarafından kodlanması ile joomla’da yapılmış olması önemli değildir. Maliyeti kurtarıyor mu? Müşterinin isteklerini karşılıyor mu? Bu sorular evet ise başka sorulara gerek yok. Programcılık oynamayı bırakalım. Zaten hangimiz program yazıyor ki? Veritabanına veri yüklüyoruz, sonra bu veriyi kullanıyoruz, düzenliyoruz, siliyoruz vs…

Şimdi son kullanıcı olarak tecrübelerime gelelim. İlk ve tek Apple ürünüm “The New iPad 32 GB Wi-fi” ve onunla birlikte tanıştığım iTunes. Gerçekten mükemmel ikili. Öncelikle usb girişi yok. Kendi arabirimini kullanıyor, bataryayı kendiniz değiştiremiyorsunuz vs.. Hızlı, kararlı, uygulama ekosistemiyle mükemmel bir alet çıkmış ortaya. Yazılımlara ilk para ödemeye Play Store’da başladım, çünkü iPhone alacak kadar param yoktu ve ben Android işletim sistemini kullanan bir telefon edindim. Kötülemiyorum, hatta bana güzelce hizmet etti ve ediyor da.

iTunes şuan Türkiye mağazasını da açtı. Şarkı, albüm, film, dizi satın alabiliyorsunuz. Bunları iCloud hesabınızda tutuluyor. Yani evde satın aldığınız albüm, iş yerindeki bilgisayarda iTunes açılınca otomatik olarak yükleniyor veya şarkıları dinledikçe yükleniyor. Para harcatıyor mu? Evet. Peki pişmanlık yaratıyor mu bu para harcama? Hayır. 30 kadar albüm satın aldım. Bunlar benim sonuçta, yüklediğim uygulamalar keza öyle. Daha sonra yeni nesil bir ipad’e geçtiğimde onları da ücretsiz yükleyebileceğim.

Bana çok uçuk teknolojiler sunmadı Apple, Ford ve Ferrari gibi. İkisi de araba ama aynı yere götürüyor. Ama bana Ferrari deneyimi yaşattı. 150 civarı uygulama + oyun yüklü ve ilk aldığım gibi stabil çalışıyor. Ekranı inanılmaz net, retina ekran bunu biliyoruz zaten.  4 çekirdekli grafik işlemcisi harika, 3d oyunlar harika. Ve bunlara rağmen 10 saat pil ömrü var. Bu süre azalıp çoğalabilir ama gerçekten telefonlardaki gibi pilin patır kütür bitmesini izlemiyorsunuz.

Ben bu yaşadıklarıma “Apple Etkisi” diyorum. Şimdiden iMac hayali kuruyorum. iPhone 5 gözüme takılıyor. Yani tüketici davranışlarına göre güdülenmiş durumdayım, elime fırsat geçse alacağım ürünler. Ayrıca ipad akıllı kılıfa (deri) 200 TL verdim, arka kapağa da 100 TL ama içim acımadı, çünkü her kullandığımda seratonin salgılıyorum.

Sağol jobs…

Fazlasını Oku

Her Müşteri Bir Deneyimdir

İsterseniz eve kapanıp ne kadar hazır paket program yazarsanız yazın, müşteri isteklerini görmedikten sonra size sadece kodlama deneyimi getirir, fazlasını değil. Bundan 1 sene önce falan bir e-ticaret sistemi yazdım. Evet kodlama ilkel, yamalı bohça gibi oldu. 4 tane web sitesi bu yazılımı kullanıyor. Ayakkabı satanda ayak numarası renk ekledik, beyaz eşya satanda başka değişiklikler oldu vs….

Oturup bilgisayarımda bir e-ticaret sitemi yazabilirim ama müşteri isteklerinden haberim yoksa bu çok genel, muhtemelen sonradan yamalı bohça olacak bir sistem olur. Beyaz eşya satan firma ile ayakkabı satan firma aynı isteklerle gelmiyor.

Ayırca beyaz eşya satan sitenin kategorileri ve ürünlerini eklemek benim sorumluluğumdaydı. Ofiste ürünleri paylaştık ve girmeye başladık. Ne kadar zor ürün giriliyormuş, inanamadım. Nasıl bu kadar zor yapmayı başarmışım dedim.

Bunların hepsi hiçbir kitapta yazmayan değerli deneyimler. Ne yapın ne edin müşteri bulun. Eğer işe yeni başlıyorsanız bedavaya bile iş yapabilirsiniz. Uzun vadede alacağınız paradan daha değerli şeyler sunacaktır size.

Fazlasını Oku

Son Kullanıcı Gerçekte Neler Yaşıyor

Bu soruyu hep merak etmişizdir, anlamaya çalışmışızdır. Tahminlerimiz olmuştur, izlediğimiz insanlardan belli tecrübeler edinmişizdir. Ama kullanıcı gerçekte ne yaşıyor? Bundan 2 yıl önce yazdığım e-ticaret yazılımı vardı. Bunu kullanarak bir site yapıyoruz. Ürünlerin de bizim tarafımızdan girileceğini duyunca çok gerilmiştim ama sonucunda buna sevindim, çünkü bana çok şey öğretti.

Yazılımda sınırsız alt kategori eklenebiliyor. Bir kategorinin içine girip alt kategorileri ekliyorsunuz, sonra onların alt kategorilerini vs… Ben her kategori listelemesinde yeni bir http isteği yapmışım. Ürün ekleme bağlantısına tıkladığınızda karşınıza bu kategori sayfası çıkıyor. İstediğiniz kadar alt kategorilere gidip ürün ekleyebiliyorsunuz. İster en üst kategoriye eklersiniz, ister son kategoriye. İkisine de izin veriyor sistem. Bizim 3. seviye alt kategorilere eklememiz gerekiyordu. 1000 civarı da ürün vardı fotoğrafları ile birlikte.

Her seferinde ilgili kategoriye gitmek için 3 defa tıklamam ve sayfanın gelmesini beklemem gerekiyordu. Her defasında bunu yapıyordum, bağlantımız da kota yüzünden düşmüş ve hızlı değil. Bu işkenceye dönüştü. O anda bir son kullanıcıydım. Programlama ile müdahale edecek zamanımız da yoktu.

Bir sistemi kullanılabilir yapmak için kullanıcıların ne yapabileceklerini iyi kestirmek gerekiyor. Eğer kullanıcı tek seviyeli bir kategori ağacına sahipse bu sorun öne çıkmıyor. Ben sadece ürünleri ekledim. Peki silmesi, düzenlemesi ne durumda? Onlar da bu kadar kullanışsız mı? Bilmiyorum.

Ama kötü tasarlanmış arayüzler kullanıcılara yapılmış çok kaba bir hakarettir.

Fazlasını Oku

Bu Nasıl Bir Soru

Çılgın Kullanıcı
Çılgın Kullanıcı

Geçenlerde kahvede oturuyorum. Bilgisayar bilgisi kıt bir abi bilgisayar edinmiş. Kahvenin en Hacker’i olarak da bana başvurdu, bir sorunu varmış. Neyse sorunu sordum şunun gibi şeyler söyledi;

  • Zeki müren yazıyorum müzik çalmıyor.
  • Açıyorum Google’a girmiyor
  • Oyun oynayamıyoruz Google’dan
  • Bilgisayarı açınca Google gelmiyor.
  • Video izleyeceğim açmıyor, (porno arıyor).

Bu soru topluluğuna nasıl cevap verebilirim. Flash Player, DNS değiştirme, Google’ı açılış sayfası yapma, Youtube ile Bir Oyun sitesi için bookmark oluşturmak. Bunları sabahlara kadar konuşsak anlatmam. Ben de evine gittim, Google Chrome kurdum 2 de bookmark verdim, bir de Chrome’un açılış sayfasını Google yaptım  oldu.

Hatta abinin kızı sarıldı bana. Pornografi işine halletmedim. O kadarını kendisi bulsun çok istiyorsa, ufacık kızı var.

Kullanıcılar ne kadar çeşitli böyle. A bilen B bilmiyor, C sorunu olan D diyor. Sorular tutarlı değil ki cevaplar tutarlı olsun. Ben böyle adamlara da site yapmak zorundayım. Sonuçta o da bir kullanıcı. Böyle tecrübeler edindikçe gözüm korkmuyor değil.

 

Fazlasını Oku

Facebook Like(beğen) Butonu Ferahlığı

Eminim siz de birkaç defa olsun yaşamışsınızdır; biriyle resim altında konuşursunuz, son sözü söyleyip orada kalmasın sap gibi diye uzattıkça uzatırız. Çözüm? beğen butonu. En son yazdığı metni beğeniyorsunuz ve sorun çözülmüş oluyor.

Basit bir deneyim. Dikkat çekmek istediğim konu insanların işlevleri amaçları dışında kullanma alışkanlıkları. Biri sizin arama motorunuzu şarkı bulmak için kullanabilir. Veya yazdığı metini saklamak için sitenizdeki yorum alanını kullanabilir. Hiç bilemezsiniz. Herkes bilişim neferi değil sonuçta.

Bu farklı kullanımlar bazen istenmeyen sonuçlara da neden olur. Beğendiği ürünlerin hepsini sepete yükler. Sonra satın alacağı gün satın alınacak ürüne gider ve sepete tekrar ekler. Bunu yollayacaklar derler ama siz siparişteki tüm ürünleri yollarsınız.

Sözün özü : kullanıcılar hata yapar, kullanıcılar beklenmedik şeyler yaparlar.

Fazlasını Oku

Bu Kadar Basit mi?

Görselde gördüğünüz bir sifon kontrol paneli. Tahmin edebileceğiniz gibi ufak düğme idrar için büyüğü de büyük tuvalet için. Bugün dikkatimi çekti, bunu daha önce kullanmamıştım herhangi bir yerde ama düşünmeden hemen doğru şeyi yakaladım. Çoğu insan da bunu anlar. İşte güzellik burada; hiç açıklama, görsel, talimat koymadan kullanıcıya güzel bir deneyim yaşatıyorsunuz.

Biz buna sezgisel kullanılabilirlik diyoruz. Yani bir şeyi yazmaya, açıklamaya gerek yoktur, insanlar zeki olduklarından bu arabirime adapte olurlar. Eğer bu görseldeki butonların üzerine yazı yazsaydık kaba kaçabilirdi, ve insanları da aptal konumuna düşürebilirdik. “Biliyoruz Allah Allah” diyebilirler.

İnsanlar zekidir, bunu daha önce de yazmıştım ve sorgulamaksızın hepimizin kabul ettiği bir gerçektir. O yüzden kullanıcılara sadece alıştıkları şeyi değil, daha iyisini verebilirsiniz. İnsanlar buna da alışacak ve daha çok seveceklerdir. Tabi bu da iki ucu keskin bıçak gibi. Deneyimi kötüleştirebilirsiniz de iyileştirebilirsiniz de.

Bun keşke bir formülü olsa da kullansak her yerde ama her ürün farklı ve arayüz/arabirim farklı. Yapması gereken işlevler farklı. Bir TV kumandası ile klima kumandasını bir tutamazsınız.

Ama hiçbir şey bilmiyorsanız insanların alışık olduğu arayüzleri kullanın. Hayır daha iyi bir fikrim var diyorsanız bunu da cesaretle ve dikkatle uygulayın.

Fazlasını Oku

Kullanıcılardan Gelen Veriler veya Kullanıcılara Güvenmek

SQL injection gibi açıkları bilirsiniz veya XSS gibi ataklarda en önemli kural kullanıcıdan gelen her veriyi kötü niyetli biri veya porgram varsaymak en önemli önlemdir. Örneğin kullanıcı tırnak işaretini kullanıp yönetici paneline girebilir veya veritabanınızı komple silebilir.

Peki kullanıcılar kötü niyetli mi? Hayır. Kötü niyetli olan bu atakları yapan kişilerdir ve sayıları çok azdır ama az olduğu kadar da tehlikeliler. Web sunucusu herhangi bir isteğin bir programcık veya insan tarafından yapıldığını ayırt edemez. HTTP protokolünü kullanarak soket bağlantı açarsanız istediğiniz tarayıcı, işletim sistemi tanımlı istekler yapabilirsiniz.

Bu güvenlik açıklarının dışında bir de yorumlar ve post edilen herhangi bir yerdeki önlemler vardır. Reklam içerikli yorumlar veya küfürlü, şiddet, ırkçı yorumlar yapılabilir. Bunu önlemek için ya yorum onay sisteminden geçecek veya yazılımsal olarak bu tür yorumlar ayıklanacak. Yorumları bu şekilde ayıklamak da pek kolay bir iş değildir.

Bazı kullanıcılar da beklenmedik şeyler yaparlar. Mesela sepetteki ürünleri satın alma isteği gönderirler ama almazlar. Kapıda ödeme ile ürün isterler ve geri çevirirler vs..

Buradan ne sonuç çıkıyor peki? Tüm kullanıcıları melek gibi düşünürseniz yanarsınız. Aynı şekilde tüm kullanıcıları şeytan olarak görürseniz bu da büyük problemdir. Her yerde önlem, onay, çok zor okunan kaptcha kodları gibi kullanıcı deneyimini düşüren önlemler alırsınız.

Bu dengeli olmalı. Herke kötü niyetli değildir, herkes iyi niyetli de değildir?

Fazlasını Oku

Alışverişe Devam Etmek ya da Etmemek

Şimdi bahsedeceğim konu bir yanlış anlama mevzusu. Hata diyemeyiz ama kullanılabilirlik için iyi dersler taşıyor. Konu olan site ihs.com.tr’nin domain kayıt etme sayfası. Aşağıda görselde görebileceğiniz gibi 2 adet buton var. Bunlardan biri “alışverişe devam et” diğeri ise “devam et”. Ben ilk olarak “alışverişe devam et” butonunu görünce ona tıkladım ve başka hizmetler almam için sayfalar geldi. Normalde alışveriş sitelerinde de böyledir. Ama yanındaki buton “devam” olunca bunu ayırmak şans işi oluyor.

Alışverişe devam etmek için hangi butona basmalıyım? Alışverişe devam et deyince siparişimi sonlandıracağımı düşünmüştüm. Son kullanıcı bu tür bir ikilemde yanlış seçeneği seçerse alışveriş iptal bile olabilir. “Devam” yerine “Bitir”, “Ödeme yap”, “Siparişi Ver” bilemiyorum birçok şey yazılabilirdi.

Alışveriş Ekranı
Alışveriş Ekranı

Fazlasını Oku