Benim Bilgim Senin Bilgisizliğin Kadardır

Şunu çok duyarım; “bizim yeğen bilgisayar kurdu, her şeyi yapıyor”. Aslında o yeğenin bilgisi değil bunu söyleyenin bilgisizliği daha ön planda. Benim bilgim, senin bilgisizliğin kadardır. İnsanlar kendilerinin bildikleri şeyleri bilenlere saygı duymazlar. Çünkü kendi de biliyordur, demek ki bu özel bir şey değil.

Bu iş görüşmelerinde de yaşanan bir paradoks. Görüştüğüm kişinin az da olsa programlama bilgisi var diyelim. İş görüşmesi yapan kişi sizden yeterli olup olmadığınızı kanıtlamanızı ister. Eğer karşıdakinin bilmediklerini biliyorsanız kendinizi beğendirme şansınız daha fazladır.

Bir iş görüşmesinde görüştüğüm kişi HTML elemanı olan 2 div’in yan yana gelmediğini, o yüzden tablolar ile tasarım yaptığını söylemişti. Ben de reddettim tabi ki. O da “yap bakalım” dedi. Float ile iki divi yan yana konumlandırdım. Yani gol attım. O kişiyle 4-5 senelik bir tanışıklığımız oldu, arada sırada arar bir şeyler sorar.

Ama şu var ki karşımızdakini bizim bildiklerimizi biliyor diye hafife almamalıyız. Belki benden eski teknolojileri, demode yöntemlerle yapıyordur ama bu onun çalışan bir İnternet sitesi yapamayacağı anlamına gelmiyor. Sonuçta müşteri için altyapı çok da önemli bir konu değil. Bu programcının tekelinde bir konudur. Ne kadar yeni teknolojileri kullanırsa o kadar güncel kalır, isteklere yanıt verir, iyi sonuçlar alır.

Bizden daha fazla bilgilileri uzman saymamalı, daha az bilgilileri de çaylak saymamalıyız.

Fazlasını Oku

PHP Nedir?

phpEğer özellikle arama motorundan bu yazıya “php nedir” ifadesini aratarak geldiysen bir problem var demektir. Ya programlamayı bilmiyorsun ya da İnternet üzerinde hiç uygulama geliştirmedin. “PHP’de X nasıl yapılır?” deseydin anlardım. Fakat PHP’nin ne oduğunu merak ediyorsan İnternet dünyasına giriş yapıyorsun demektir. Bu yüzden öncelikle bazı soruları kendine sor biliyor musun? Aşağıda bu sorulardan bazılarını örnek verdim. En büyük sorunumuz teknik bilmemek, okumamak değil aslında. Neyi bilmediğimizi bilmiyoruz. Neyi bilmediğini bilmezsen nasıl öğrenebilirsin? Örneğin benim aklımda bir sürü şey var node.js, mongodb, PhoneGap, Yapay Zeka, Matematik, İstatistik vs… Bilmediğim o kadar çok şey var ki, okunacak o kadar makale, kitap var ki.

Bu demek değil sürekli okuyun, okuyun, okuyun. Aksine yapın, deneyin. Teknolojileri projeler yaparak öğrenin. Tabi savaşa çıkmak için öncelikle silah kullanmasını bilmeniz gerekir. Ama tek bir gerçek var bence “Öğrenme hiçbir zaman durmamalı”.

  • İnternet nedir?
  • HTML nedir?
  • CSS nedir?
  • Javascript nedir?
  • İstemci nedir? Sunucu nedir?
  • Bir internet sayfası görüntülenirken hangi aşamalardan geçiyor?

Bunları öğrenirken zaten taşlar yerine oturacaktır. “PHP nedir?” sorusunu yanıtlayacak değilim çünkü böyle bir sorunun kısa açıklaması yoktur. Bir programlama dili diyebilirler. Lakin ki ama öyle değildir.

Hayırlı İşler

Fazlasını Oku

İnternet’in Günlük Hayata Etkileri

Fighting_2_LargeBu başlıkta bir çok makale, yazı yazıldı. İnternet öncelikle gençler arasında popüler oldu. Bu söylediğim İnternet’in büyük kitlelerce kullanılmaya başlaması sırasında gerçekleşti. IRC ve ICQ popüler iletişim araçlarıydı. İnsanların iletişim alışkanlıklarının değişmeye başladığı dönemlerdi. Sohbet ortamlarında organize edilen buluşmalar başlamıştı. Tabi çok flört başlamıştır bu şekilde ve nice evlilik gerçekleşmiştir bugüne kadar.

Yalnız eskiden İnternet’de insanlar daha anonimdi. Mesela mahlaslar “romantikDeniz12” gibi kelime oyunlarından oluşuyordu. Birine açıp küfür etmek küfürle karşılık buluyordu. Ama küfürle kalıyordu. Sonra insanlar birbirini tanımaya başladı. Mesela irc.supersonline.com. Belli kanallarda belli adamlar vardı ve bir şekilde bu kullanıcıya ulaşabilirdiniz. Aynı İnternet cafe’de oturup da küfürleşip kavga eden, bıçak çeken adamlar vardı.

Şimdiyse İnternet çok daha farklı. Bilgi çok, bilgiye erişim daha hızlı, ama aynı zamanda “çok bilgi” var. Milyarlarca İnternet sitesi var. İşin sosyal boyutu ise bugünün İnternet devlerini yarattı. Facebook, Twitter, Friendfeed vs… Mesela ben hayatımın aşkını MSN sayesinde tanıdım. O yüzden bende MSN’in yeri farklıdır.

Ama MSN ile Facebook çok farklı ortamlardı. Birinin yazılım, birinin İnternet sitesi olmasından bahsetmiyorum. Aynı şekilde Yonja’da öyle idi. Sizi tanıyanlardan çok yeni kişiler ile irtibat kuruyordunuz. Mesela ben dayımı hiç yonja’da görmedim. Ama özellikle Facebook, olabildiğini gerçek kişilerden oluşuyor. Arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları, dayım, teyzem, abim hepsi oradalar. Yani içki içerken çektiğim bir fotoğrafı gidip kolayca Facebook’da paylaşamıyorum.

Bir diğer konu da ortak arkadaş meselesi. Gidip bir arkadaşınızın beğendiğiniz bir arkadaşını ekleyemiyorsunuz. Çünkü arada ortak arkadaş var. Hoşlandığınız bayan kullanıcı ortak arkadaşınızı görecek ve ona “bu kim?” diye soracaktır. Yani burada onu da mağdur ediyor olabilirsiniz.

Benim bu yazıyı yazma sebebim 2 gün önce yüklediğim bir fotoğrafın gerçek hayatta yaralamaya varan bir kavgaya neden olması. Olay da şu; arkadaşımın resminde olan diğer kişileri umursamadan diğer bir arkadaşım(Ortak değil) alaycı sözler yazmış. Buna tepki gösteren diğer arkadaşım da yazmış. Küfürleşmeler, telefonların verilmesi, olayın kavgaya neden olmasına sebep oldu.

Bu problem arkadaşı listeden sildim. Belki yarın “beni neden sildin?” dediğinde cevabım “bir kavgaya sebebiyet verdim, daha fazla olsun istemiyorum” olacak. Bu ne kadar kötü bir durum böyle. Resim yorumlarında küfürleşmek, birbirine laf atmak. Çocukça.

Demem o ki İnternet artık o kadar sanal değil. Somut sonuçları olan bir mecra.

Fazlasını Oku

İnternet’in Cezalandırma İşlevi

Cezalandırma
Cezalandırma

Eskiden, yani İnternet daha yokken insanlar satın aldıkları ürün/hizmet yorumlarını ağızdan ağza yaparlardı. Referans kişiler olur ve bunlara danışılırdı. Ama bu bilgiler kolektif değillerdi, yani öznel fikirler veya deneyimlerdi.

İnternet’in en önemli yanı kolektif olmasıdır. İşbirliğine, örgütlenmeye çok açıktır. Eskiden sizin aldığınız SONY televizyon bozulsa ve garanti ve iade işlemleri gerçekleşmese kısıtlı bir çevreye söylerdiniz. Sonuçta sokaklara çıkıp propaganda yapacak değilsiniz. Üstelik sizinle aynı sorunu yaşamamış kişiler ürünü önerebilecek, sizin kısıtlı etkiniz daha da düşecektir.

Oysa İnternet gibi insanları buluşturan teknolojiler bu kuralları yıktılar. Artık Garanti Bankası bir müşterisinin şikayet vardaki yorumuna cevap vermekte hatta sorununu çözmektedir. Bir ürün hakkında yapılan arama size üründen koşarak kaçmanızı sağlayacak blog postları gösterebilir.  Üstelik çeşitli mecralarda farklı kişilerin aynı şikayetlerini gördüğünüzde gerçekten ikna olursunuz.

Örneğin bir doktorsunuz ve devlet hastanesinde hizmet veriyorsunuz, muayeneler sırasında bir kişiyi odadan dışarı köpek kovar gibi def ettiniz. Ona gidip bankodan sıra alman gerekiyor yerine “çık dışarı, çabuk” dediniz. Bu benim yaşadığım bir deneyim. Ben tavsiye sitelerine girip doktorla olan yorumumu yaptım. Kesinlikle yıkıcı bir yorum değildi. Bilgi ve tecrübesine de kesinlikle dil uzatmadım ki bu benim altından kalkabileceğim bir iş değil. Ben sadece doktor-hasta iletişiminde çok kötü, hatta agresif olduğunu söyledim.

Ve benim ağzımı burada kimse kapatamaz. Kötü bir deneyimim varsa yazarım. Buna sonuna kadar hakkım var. Bu doktor aynı hareketleri yaptıkça Google Suggest bile edebilir. Aranan “Doktor Ali Veli” olsun “Doktor Ali Veli çok kaba” diye suggest çıksın. Bu sizi bitirebilir. Aynı zamanda eğer iyi bir doktorsanız sizi göklere de çıkarabilir.

Evrimin cezası nasıl ölüm, hediyesi üreme ise İnternet de bu şekilde içeriğini geliştirir. Firmalar kapanır, firmalar açılır. Doktorlar hasta patlaması yaşar veya kimse dini düşünceleri yüzünden “x grubu”nu dinlemez.

Kolektif düşünce her zaman doğruyu söylemeyebilir. Böyle bir amacı da yoktur, kontrolsüzdür. Ama kolektif düşünce başvurulabilecek en sağlam kaynaktır. Youtube kaç sanatçıyı ünlü yapmıştır dünyada belli değil.

Fazlasını Oku

Web Sitesini Kime Yapıyoruz?

Bir fima düşünün x ajansı ile çalışıyor. Buradan reklam, katalog, çeşitli grafik ve basım işleri alıyor. Aynı zamanda da İnternet sitesi omasını istiyor veya var olanın geliştirilmesini. Ajans’da bu işte uzman bir firmaya veriyor. Müşteri temsilcisi gidip brief’i alıyor. Sonra firmaya gelip işi tasarımcıya, tasarımcı da programcıya bırakıyor.

Arada ne kadar çok insan olduğunu fark etmişsinizdir. Firma ajansa, ajans yazılım firmasına, müşteri temsilcisi tasarımcı ve programcıya. 10 kişi dizilip bir sonraki kişiye fıkra anlatın ama diğerleri sırası gelmeden duymayacak. En kişiye fıkrayı anlatmasını istediğinizde büyük olasılıkla birçok şey değişebilecek hatta ana konudan sapılabilecektir.

Bu bilgi soğrulması projelerin başarısız olması ve memnun olmayan müşterilere sebeo oluyor. Ve şöyle bir durum var; biz web sitelerini ne ajansa, ne müşteri temsilcisine ve hatta müşteriye yapmıyoruz. Biz web sitelerini o siteye girecek son kullanıcılar için yapıyoruz. Firmaya nasıl site yapabiliriz? Daha kendi web sitesinde ne olması gerektiğinden habersizken bu mesajı iletenler kendi absürt fikirlerini de proje dökümanına katıyorlar. Bu bazen tezat durumlar oluşturuyor, kimi zaman teknik problemler yaratıyor.

 

Mesela bir firma üretim videolarını sitesine koymak istiyor. 20’ye yakın videosu var ve bunlar günde ortalama her biri 50 kere izleniyor. Peki müşteriden talebi alan ajans bandwith‘den habersiz. Bunun sunucu maliyetini düşünmüyor. Yazılımcı bunu bildiklerini düşünüp videoları kendi sunucularında tutuyor. Sonrasında kendilerine özel bir sunucu kiralamaları gerekiyor.

Bir kere müşteri ne istediğini bilmez. Henry Ford’un bununla ilgili güzel bir sözü vardır; “Eğer insanlara ne istediklerini sorsaydım, yanıtları daha hızlı arabalar olurdu”. İnternetin çöp gibi olma sebeplerinden biri de budur. Bir sürü yetenekli, çalışkan, zeki insan ama ortaya çıkan sonuçlar facia. Basit  bir firma sitesinde bile öyle.

“Ben siteyi mavi istiyorum”. Neden? Bir açıklaman varsa bunu söyleyebilirsin. Ama ben bu siteyi sana değil müşterilerine yapıyorum yani siteyi kullanacak insanlara. Aynı şekilde işin mutfağındaki bir kişi siteyi kırmızı yaptığında müşteri; “Neden kırmızı?” dediğinde bir sebebi yoktur. Çünkü sektörel olarak belli iş kollarına uygun renkler diye bir ölçüt yoktur. Ama havuz temizliği yapan bir firma iseniz sitenizin mavi olması beklenir. Veya bir gece kulübü ise daha koyu tonlar tercih edilir vs..

Yazılımcı, tasarımcı, müşteri, patron ekseninde tartışılır durur. Kimse de haklı çıkamaz. Çünkü bunun bir standardizasyonu yoktur. Bakılacak şey kullanıcı araştırmalarıdır. İnsanların kullanmakta zorlanmadığı elemanlar kullanılabilir. Bilimsel verilerden yararlanılarak bir metin sunarken arka plan ve yazı renginin, font tipi, satır aralıkları seçebilirsiniz. Yazılan metinlerdeki kavram ve ifadeleri siteye girecek kitleye uygun yazarsınız vs.. vs.. Bunların hepsi erişilebilirlik ve kullanılabilirlik potasında eritilebilir.

Önemli olan müşterinin siteyle ne yapmak istediği. Bunu öğrendikten sonra eğer bir kurumsal kimlik çalışması varsa ona uygun bir arayüzü grafik tasarımcı yapar, programcı kodlar. Aslında Bunların her biri için birer adam lazım ama Türkiye şartlarında birden fazla işi yapmak durumunda kalıyorsunuz. Peki bu beni rahatsız ediyor mu? Hayır. Aksine başkalarına gebe olmamak beni rahatlatıyor. Ve alakalı teknolojileri öğrendiğinizde uzmanı olduğunuz konunun zincirlerinden sıyrılırsınız. PHP programcısı PHP’nin kölesidir. Sadece bir işi yapan o işin kölesidir. Burada kullandığım kölelik kavramı olumsuz anlaşılmamalı. Ne kadar çok alanda bir şeyler biliyorsanız, vizyonunun, firmaya kattığınız değer o derece yüksek olur. En iyi programcıları ücretlerini ödeyerek satın alabilirsiniz ama usta bir proje yöneticisini, bu işlerin başından beri içinde olan kişiyi zor bulursunuz. Konu dağıldı farkındayım, pardon.

Web sitelerini biz insanlara yapıyoruz. Ne patronumuza, ne müşteri firmadaki ilgili kişiye. Bir firmanın sahibi olmak o firmanın İnternet’den nasıl fayda sağlayabileceğini bilmek anlamına gelmez.

 

 

Fazlasını Oku

Müşteriler Böyle İstiyorlar

Müşteri
Müşteri

Hayır edendim! Müşterilere senelerce öyle ürünler, hizmetler sunarsanız tabi ki bu hizmeti talep etmeye devam edeceklerdir. Tahoma 11px güzel gözüküyor, müşteriler de beğeniyor.  Beğenmesin, o yazıyı insanlar okuyacak 7’den 70’e, özürlü, yaşlı vs….

Henry Ford’un güzel bir lafı var, daha önce da yazmıştım; “Eğer insanlara ne istediklerini sorsaydım, benden daha hızlı koşan atlar isterlerdi”. Bu cümle çok güzel özetliyor olayı. Müşteri ne istediğini bilmez. Bu işin içinde siz varsınız, o emlakçı veya mobilyacı.

Görüşmeye gittiğinizde 1-2 site açıp bunlar gibi dediği anda ağzını kapatın. Her firmanın, her işletmenin kendi hedefleri, kendi stratejileri vardır. Sunduğu ürün ve hizmetler farklılık gösterebilir. Bu yüzden o siteleri kapatmasını rica edin ve ne istediğini sorun. Web sitesinden ne bekliyor? Ne ölçüde faydalanacak? Bunları öğrenin. Müşteriye kalırsanız işiniz gerçekten zor.

Müşteriler böyle istemez, yanlış fikirlere sahiptirler sadece ve bu fikirleri sizin yıkmanız ve yeniden inşa etmeniz gerekir. Müşteri kraldır ama kendi ofisinde, İnternet üzerinde kral benim. O sadece sarayın sahibi.

Fazlasını Oku