KOSGEB Eleştirisi Özürü


Bundan 1,5 ay kadar önce “Girişimcilik Engel Tanımaz” porjesi toplantısına katılmış ve veryansın etmiştim. İlgili yazı burada; http://www.cancilar.net/2013/06/06/girisimcilik-engel-tanimaz-fiyaskosu/

Burada eleştirdiğim ilk şey “Yeni Girişimci Desteği” programının adı değişip “Girişimcilik Engel Tanımaz” adıyla sunulmasıydı. Bu konuda hala aynı görüşteyim. Verdiğiniz 2-3 aylık girişimcilik eğitiminde engelli girişimciler için sınıf hazırlamak bunu farklı bir program yapmaz.

Eleştirdiğim ikinci konu ise ilk sermaye desteğinin olmamasıydı. Yani siz ilk önce 20-25 bin TL arası bir sermaye koyuyor ve harcıyorsunuz, başvurunuz kabul edilirse devlet bu harcamaların %70’ini size geri ödüyor.

Ben de “bu nasıl iş? Engelli girişimcilik dediniz hiçbir ön maddi destek vermiyorsunuz” dedim. Bu konuda okumalar yaptıktan sonra düşüncelerim değişti diyebilirim. Girişimcilikte en önemli unsur risk almak ve bunu yönetebilmektir. Yoksa devlet cebimize 30.000 TL versin, bir şeyler yaparız anlayışı yanlış. Bu girişimciliğin ruhuna ters. Bir şeyleri riske etmeden girişimci olamazsınız.

Bu nedenle yukarıdaki yazdığım ön ödeme yapılması gerektiği eleştirisini geri alıyorum. Ama yine ekleyeyim, özellikle engelli girişimciler için girişimcilik eğitimi, projeyi yaratma ve koçluk desteği verilebilirdi. Sonunda konusunda bilgili, iş planını, risk yönetimini iyi yapabilecek kişilere 3.000 TL – 5.000 TL gibi bir yeni girişim desteği verilebilir. Engelli olmayan girişimciler için de bu geçerli. Yani tarafsız ve uzman hakemler olsun, koçluk etsinler, iş planı hazırlansın, bu bir kurula sunulsun. Gerekirse mülakata alınıp kişi de değerlendirilsin. İş yapabilecek kişileri kaçırmamamız lazım.

Sonuç olarak; herkesin eline 30.000 TL verip “gidin iş kurun” diye bir uygulama söz konusu olamaz. Bu girişimciliğin ruhuna ters bir olaydır.

KosgebTr

Özür dilerim.

 

Fazlasını Oku

İç Girişimcilik ve Kuşlar

KuşlarTanım olarak bir girişimin içinde yer alan unsurların kendi girişimlerine çevrilmesi diye tanımlanabilir. Bizim çalıştığımız İnternet/Yazılım sektöründe firmalarda çalışan programcılar, tasarımcılar vs.. hep kendi işlerini kurmayı hayal ederler.

Bir girişim bünyesindeyken yeni bir fırsatı görüyor ya da bazı şeylerin yanlış yapıldığını düşünüyoruz ki bu şekilde bir hayalimiz oluyor. Yoksa kimse mevcut kazancım az diye iş kurmaya kalkışmaz. Kendinin patronu olma konusu ise biraz göreceli. Bazı insanlar patronculuk oynamak için işletme kurabiliyorlar. Bunları girişimci sıfatının dışında tutuyorum.

Peki bir girişim için iç girişimcileri korumak ne kadar önemlidir? Ne demiştik? Bazı şeylerin yanlış olduğunu düşünürüz. Neden girişim bize bunları düzeltme fırsatı vermesin? Veya benim yeni fikrime destek olup hem kazanıp hem de kazandırmasın?

Google’da buna en güzel örnek Gmail. Gmail şuan Google servislerinin temel taşı konumunda. Bir android yüklü telefon aktive ederken gmail hesabınızın olması gerekir. Veya Google Analytics kullanmak için. Gmail bir hobi projesidir. Bir çalışanın kendi isteği, şirketin de haberi olarak ortaya çıkmıştır.

Kuşların bir tehlike yaklaştığında diğer kuşları da bundan haberdar etmesi gibi bir örnek çok güzel olacaktır. Burada bir fedakarlık söz konusu gibi gözüküyor. Kuş kaçıp gidebilir, kendi genlerini ileri kuşaklara taşıyabilir. Evrim teorisine karşı bu öne sürülmüştür; fedakarlık. Bir kuş neden fedakardır diye sormuş evrim karşıtı insanlar. Ama daha sonra yapılan çalışmalar kuşun bunu kendi çıkarı için yaptığı sonucunu çıkarmıştır. Eğer kuş tek başına havalanırsa, şahinin esas hedefi olabilir. Ama arkadaşlarını da uyarırsa kolektif bir kaçış başlar ve kendisinin zarar görme olasılığı azalır.

Bir personel neden işten ayrılıp kendi girişimini hayata geçirmeye çalışıyor? O neden kuş gibi fedakar olmuyor? Eğer arkadaşları onu dinlemeyecekse yanlışları söylemenin bir yararı olmayacaktır.

Girişimcilik tarihi 1750 İngiliz ekonomik devrimi ile başladı kabul edilir. Yani girişimcilik ile 250 senelik bir geçmişimiz var. Tarih bir girişimden kopan küçük girişimlerin başarıları ile doludur. Steve Jobs, kendi girişimini kurarken maddi yönden çok rahattı. Apple’dan kovulmuştu ama yüz milyonlarca dolar şirket hissesi vardı. O yine inandığı şeyi yapmaya çalıştı. Pixar ortaya çıktı. Disney’e kafa tutabilecek hale geldi. Sonra ne oldu? Apple tarafından satın alındı ve Steve Jobs yeniden Apple’ın başına geçti. Macler değişti, ipod patladı, itunes ile insanların müzik dinleme alışkanlıkları değişti. Sonra ipod, özellikleri ile bir telefon olmaya yaklaştı. Hikaye tahmin ettiğiniz gibi iPhone ile sürdü.

Apple kendinden kopan bir girişimi tekrar bünyesine aldı ve şuan dünyanın en değerli şirketi konumunda.

Fazlasını Oku

Bir Fikrim Var

ideaEn basitinden en karmaşığına, en başarılısından en başarısızına kadar hayata geçen İnternet girişimleri bu cümle ile başlar. Evet, bir fikir vardır. Bu fikir “doğru” yada “yanlış” olarak etiketlenemez. Cürretkar olanlar “başarısız olur” diyebilirler. Ama hiçbir zaman denemeden göremezsiniz. “Bu tutmaz” diyen 3. kişilerin kafasında kim bilir kaç iş fikri var? Bence azdır. Öğrendikçe şüphe azalmaz, aksine artar.

Bir de kendimde gördüğüm bir durum var; “ben olsam kullanırdım” etiketli fikirleri öne çıkarıyorum. Önümüzdeki günlerde başlayacağım proje de böyle. Her insan farklıdır ama farklı olduğu kadar da aynıdır. İnsanları birbirinden ayıran nüanslardır. Mesela herkes acıkır, herkesin EGO mekanizması vardır, herkes başarılı olmak ister, herkesin seks hoşuna gider, herkes susar.

Benim hayatımın en dramatik anlarından biri ne kadar “aynı” olduğumu görmemdi. Beni özel yaptığını sandığım tüm düşünceler diğer insanlarda da vardı. Çocukluğumuz bile başka bir ildeki çocuk gibi geçmiş. Mesela karikatür karakteri Fırat. Elinde bozuk bir üçlü prizle gezer. Geçenlerde aynı sahneyi yeğenimi izlerken gördüm.

İhtiyaç karşılıyoruz. Çalışırken birinin ihtiyacını karşılıyoruz, mesela yemek yerken başka biri bizim ihtiyacımızı karşılıyor. Peki neden zenginler var? Bu benim alanım değil ama siz anladınız sanırım. Dilenciye para/sadaka verirken sadece onun ihtiyacını giderdiğinizi sanmayın. Aksine siz ondan daha fazla manevi ihtiyacınızı karşılıyorsunuz.

Ben fikirlere bakarken ihtiyaçlar gözünden bakıyorum. Kız/Erkek arkadaş bulma ihtiyacı, fikirlerini diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı, bilgi alma ihtiyacı vs… Bu blogda bir iki yazımda da yazdığım gibi beni bu bakışa şu söz getirdi; “Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyorsan aç kalmazsın”. Hiçi satamazsınız. Bunu ben İnternet sektöründe projeler bazında diyorum, yoksa bin bir yolla çabuk ama sabit olmayan gelir elde edebilirsiniz. Ama ben niye kendimi düzensiz ve haksız kazanca bağlayayım. İnsanlar bana para veriyorsa ben de onlara bir şeyler sunmalıyım.

Bir fikrin varsa arkadaşlarına bahset, geri bildirim al. Ama bu fikri aynı sektörden değil, farklı sektörlerde çalışan insanlara anlat. Çünkü onlar daha tarafsız bakacaklardır. Tabi mevcut girişim haberlerini ve satın almaları takip edin. Fikir elma gibi başımıza düşmez, belli bir birikim gerekir. Mesela Webrazzi.com’u takip edin. Sosyalmedya.co da olabilir.

Fazlasını Oku