Öğretimde Yaşanan Kitle Sorunu

Eğitimİster özel olsun ister bir devlet kurumu, öğreticilerin sınıfa yaklaşımları bir ortalama alarak, hatta ortalamanın da altına inerek başlıyor. Ben x bilmeyenlere y nasıl anlatayım şeklinde. Yani bir kursu kişisel almıyorsanız ya da grup önceden belirlenmemişse ortalama ve altı kitleye yönelik eğitimle yetinmek zorunda kalıyorsunuz.

Ben bunu Kocaeli Üniversitesi’nde ön lisans eğitimimi alırken de yaşadım. Bilgisayar Programcılığı bölümü olmasına rağmen birçok kişi program yazmayı bilmeden mezun oldular. Bilenler ise zaten bildiklerini duyarak mezun oldular.

Ben buradaki pozitif ayrımcılığa karşıyım. En azından ortalama neyse onun üzerinde seviyede öğretim yapılması gerekiyor. Ortalama altında kalan kısım ise ortalama olmaya çalışmalı. Büyük ve başarılı üniversitelerde zaten böyle olduğunu duyuyorum. Olması gereken de bu.

Eğer ben Upper Intermediate İngilizce kursu alıyorsam, buna uygun eğitimi almalıyım. Bu seviyeye eksiklerle gelmiş olan kişilerin eksikleri ile boğulmak zorunda değilim. Siz onlara ya ek ders verin, eksik konularını söyleyip tamamlamalarını isteyin ya da Intermediate seviyesindeki kursa indirin.

Öğretmene “hocam kaynak da ekleseniz, ayrıca bunlara bakın gibisinden” dediğimde “zaten mevcut olanı anlamıyorlar ki ek kaynak vereyim” dememesi gerekiyor. Birileri birilerini hep taşımak zorunda mı?

Bir kursun, dersin, diplomanın verilmesi demek o konuda yeterli olmak demektir. Ama seviye kitle için sürekli düşürüldüğünden sivrilenler hep kendi çabaları ile sivrilebiliyor. Peki o zaman ben kursa neden gidiyorum?

Fazlasını Oku

Insparkus Vizyon Deneyimi

Insparkus, interaktif bir kariyer danışmanlığı sistemi. Belli soruları yanıtlıyorsunuz, sonra koçunuz değerlendirme yazısını size iletiyor. Aşağıda Insparkus Vizyon eğitimi ile ilgili deneyimlerim var;

Ne Bekledim Ne Buldum?
İlk eğitime başvurduğumda bunu birçok kez kötü deneyim yaşadığım kişisel gelişim kitaplarına benzer öğütler içeren bir video eğitim seti zannetmiştim. Öğütler bazen iyi olabilir ama en önemlisi beni sonuca götürmeleri değil, o yola giderken neler yapacağımı kararlaştırmam için bana sorduğu sorular olur.

Insparkus Vizyon eğitimine başladığımda interaktif bir ortam karşıladı. Şunu bunu yapın diyen bir eğitimci yoktu. Bana sorular soruyordu, daha önce hiç sormadığım şekillerde.

 

Yöntem
Insparkus Vizyon eğitimi, hatta buna eğitim değil, terapi de denilebilir, bana kendime hiç aklıma gelmeyen soruları sordu ve düşünmeye sevk etti. “Kendinizi 10 yıl sonra nerede görüyorsunuz” gibi klişe sorular da değildi. Özellikle adımların birbirinden soyutlanması çok yerindeydi. Doldurulacak koca bir form gibi algılamamı önledi.

 

Değerlendirme
Insparkus Vizyon eğitimi isminin hakkını veren bir eğitim aktivitesi. İstediğiniz hedeflere ulaştınız, o anda neler yapıyorsunuz gibi sorular geldi. Bu düşünce yapısı çok farklıydı. Bana neleri yaparak buraya gideceksin demiyordu. Aksine “hedefine ulaştın, çevrene bak” diyordu. Neredesin, ne yapıyorsun? Bu piyangoda büyük ikramiyeyi kazanınca yapılacakları düşünmek gibiydi. Ama bana piyangoya katılmamı da bilinçaltında tetikliyordu. Katılmazsan kazanamazsın, kaybedemezsin de.

Bazı bölümler canımı sıktı. Sadece sesten ibaret konuşmacı bana gözlerimi kapamamı, nefes egzersizi yapmamı söyledi. Bu tür şeylere hep önyargılı olmuşumdur. Zaten koçum da bunları tek tek okumuştur, kendisine de ilettim.

Sorular çok önemlidir. Bir cevap yeni bir soru getirmiyorsa tam bir cevap değildir. Insparkus Vizyon eğitimi bana cevap vermedi. Ama bir sürü soru ile baş başa bıraktı. Bu sorular çok değerlidir. Bu soruları kendime sorduğum için çok keyiflendim. Sordukça Insparkus’a daha samimi oldum.

insparkus

 

Koçun bana yanıtı sanırım 4 ila 5 gün arası bir sürede geldi. Cesaretlendirici ve dikkat çekiciydi. Özellikle rahatsızlığım üzerinde durması kişiye özel bir değerlendirmeden geçtiğimi hissettirdi.

Teşekkürler Insparkus

Fazlasını Oku

BilgeAdam Programcısı Ataleti

Bilgeadam programcıları diye bir kitle var ülkemizde. Genelde Microsoft teknolojileri tekel durumdadır kurslarda. Yazılım mühendisliği diye kurs var, bitiren ben yazılım mühendisiyim diyor. Yahu gidip tabloyu vertabanına bağladın, 2 metin kutusu koydun oradaki girişlere göre işlem yaptın.

Bunu hep söylerim; kurslar aptallar içindir. Eğer öğrenmeyi öğrenememişseniz hiçbir kurs sizi uzman, mühendis yapamaz. Ama planlı bir öğrenime girmek, meslektaş insanlarla tanışmak ve en önemlisi motive etmesi yüzünden tercih edilebilir.

Ben böyle adamlar tanıdım. C# öğrenmiş, 1 yıl geçmiş üstünden ve bir harf daha koymamış üstüne. Bu kadar basit bir iş değil ne yazık ki. Gerçek hayatta kurstaki gibi istekler gelmeyecek. Programlama dili bilmeniz bile yetmeyecek, grafik programı kullanmak CSS, HTML yazmak durumda da kalabilirsiniz çoğu zaman.

Microsoft bu işi de kolay hale getirmeye çalışıyor. Visual Studio mükemmel bir ide. Ama sadece formlar yaratıp, bunlara veri taşımakla hiçbir şey ortaya çıkmaz.

Yani keşke öyle olsaydı. 1 sene eğitim görüp her şeyi yapabilseydik. Ama yazılım geliştirme büyük ve zor bir disiplin. Sürekli öğrenme şart.

Fazlasını Oku

İngilizce Sınav Teknikleri

Başlıktaki bir kitap ismi. Linki de burada;

https://www.pttkitap.com/kitap/ingilizce-sinav-teknikleri-akin-dil-egitim-merkezi-yayincilik-hizmetleri

 

Sınav taktikleri? Biz sınav olmak için mi öğrenim görüyoruz? Ben bu kitabı görünce bir an düşündüm biz ne yapıyoruz diye. Evet sınava çalışabilirsin ama bu ilgili konuyu öğrenme odaklı olmalı. Sonuçta yarın çalışırken seni sınav yapmayacaklar, uygulama isteyecekler.

Benim İngilizce kursunu bırakma nedenimdi bu ayrıca. Beni akademik İngilizce kursuna verdiler. 4 ay falan gramer öğrendik. Evet öğrendim, temeli aldım. Sonra fark ettim ki sınava girmeyecek tek öğrenci benim. Hepsi ya ÜDS ya da KPDS sınavına gireceklerdi. Bana “soru çözmek de İngilizceni geliştirir” dediler. Tamam dedim, 1-2 gün sonra soru çözüyorduk. Bir paragraf vardı ve oradaki anlatıma göre şıklar vardı. Hoca soruyu çözmeye şöyle başladı; bakın burada gelecek zaman var o yüzden a ve b şıklarını eledik. Bu ne ya? Paragrafın anlamına bakmadan soru çözme tekniği anlatıyor. Hemen dilekçemi verdim ve kurstan ayrıldım. Yarı ücreti de geri aldım. Çünkü bana taahhüt edilen şey verilmemişti.

Hayatımda ne ÖSS sınavına girdim ne de eski Fen, Anadolu Liseleri sınavlarına. Çalışmadım da onlar için. Sadece AÖF işletme okuyordum, onun sınavlarına giriyordum. İşletme, iktisada giriş, genel muhasebe, pazarlama, yönetim bilişim sistemleri gibi dersler vardı ilk sene. Hepsinden geçtim. Ders çalışmadım, öğrendim. Kitabı ders çalışmak için açmıyordum, bir şeyler öğrenmek için açıyordum. Ta ki 3. sınıfa kadar. İlgilenmediğim konularda dersler geldi. Mesela “maliyet muhasebesi”, “finansal yönetim” gibi. Bunları istesem de geçemezdim ve okulu bıraktım. Ben ders çalışmam, bir şeyler öğrenirim.

Bu kitabı günah kütüğü yapmak istemiyorum ama sınava çalışmayı bırakın sınav çalışmaya çalışma en kötüsü. İktisat, işletme fakültelerinde genç erkekler, kızlar dolu. Sorun eksi enflasyon ne gibi etkiler bırakır veya neyin göstergesidir diye. Fikirleri olmuyor genelde. Sadece gidip geliyorlar, öğrenci evi, seks, alkol, sadece vize ve final haftası çalışma bu kadar. Nasıl bu kadar kendilerine güveniyorlar anlam veremiyorum. Yarın öbür gün hayata atılacaksın. Diploma değil bilgi saygı görür. Bil ki saygı göresin. Bir işe başladığında okulun öğrettikleri varsa elinde sadece saygı görmezsin, istediğin ücreti alamazsın. Sonra çıkarsın televizyona üniversiteler işsiz diye bağrınırsın. Kimse kendisi için “üniversiteliler işsiz” demesin. Toplumun geneli için bunu söyleyebilirsiniz. Bu kadar boş geçmiş bir öğrenim döneminden sonra ne para ne de saygı görürsünüz. Ve sizin gibi yüz binler kapıda beklerken.

Sınav taktikleri olmaz. Olmamalı. Evet 1 birim üniversite ve 10 birim öğrenci varsa bir şekilde eleme yapmalısınız. He bunun için aklında bir şey var mı derseniz “yok” derim. Ama yanlışı da görmezden gelemem.

Fazlasını Oku

Hangi Teknolojileri Öğrenmeliyim?

Bilgisayar / İnternet / Programlama öğrenen kişilerin ilk sorduğu sorulardandır; “Ne öğreneyim?” Benim buna cevabım; “Hangi teknolojiyi öğrenmen gerektiğini öğren” olur. Bugün bildiğimiz teknolojiler, kurallar bundan 5 sene sonra büyük ihtimalle değişecek. Bu değişim bazen hafif bazen de çok agresif olur. O yüzden “bilen” değil “öğrenebilen” adam daha kalifiyedir.

Ben “her şeyden biraz bil, bir şeyi çok iyi bil” sözüne katılmıyorum. Bir işi çok iyi bilen o işin kölesi olur. Bu benim düşüncem. benim düşüncem herşeyi normale yakın bil. Lazım olduğunda normali en iyiye çevirebilirsin. Ayarıca işleri organize etmenin, işletme kurmanın da en önemli şartıdır. Ne kadar çok şey bilirseniz o kadar kolay organize edebilirsiniz.

Bir ikinci tavsiyem de ölmeyen teknolojileri öğrenin. Mesela sql, mesela regex, algoritma mantığı. Bunlar uzun zaman var olacaktırlar. Artık NoSQL gündemde ama bu sql’in bittiği anlamına gelmez.

Kafan çok kaldırmıyorsa grafik öğren, programlama yapmak bulmaca çözme gibi zevk veriyorsa yazılım geliştirmeyi öğren. Ama programcılığa dalıp pazarlamayı, kullanıcı deneyimini, girişimciliği unutma. Çok programcı vardır ama çok girişimci yoktur.

Fazlasını Oku

Web Sitelerini Kim İçin Yapıyoruz?

Gerçek şu ki; web sitelerini Beyaz Türkler denilen, eğitimli, genç, teknolojiyi seven insanlar için yapıyoruz. Bir teknoloji blogunu bu tür insanlar içi yapabilirsiniz, kullanırken hiç de zorlanmazlar. Peki ya Anadolu İnsanı veya yaşı ilerlemiş insanlar?

Hep yenilikten, teknolojiden, grafik tasarımdan bahsediyoruz. Sosyal medya da sosyal medya. Pazarlama dergilerine bakın en az %40 haber-makale sosyal medya ile ilgili. Şirketler facebook beğeni sayılarını artırmak için bin türlü yol deniyorlar.

Daha beğen/like tuşunun işlevini bilmeden basan kullanıcıdan ne hayır gelir? Yarardan çok zarar getirir bence. Mesela burberry markası. Bakıyorum listemde 6-7 kişi beğenmiş. Yahu götüne don alacak parası yok bu adamın ne burberrysi?

Bir kavram vardı şimdi unuttum. Kitap satışları ile ilgiliydi. Yayınevleri asıl parayı çok satanlardan değil. Diğer spesifik kitaplardan kazanıyorlar. Yani Elif Şafak – İskender  yayınlandığında çoğu kişi buldular parayı diyeceklerdir. Fakat durum tam tersidir. Ünlü bir yazar kitabı için daha fazla telif ücreti alacaktır. Daha çok satılması için reklam kampanyası yürütülecektir. Ama roman okuyan kişi sayısı bellidir. 30.000 – 40.000 ? Çok satanlar 100.000 satıyorsa 2 – 3 milyon teknik/akademik/ders/kişisel gelişim satılıyordur.

Neden hala sadece Beyaz Türklere yatırım yapıyoruz? Oradaki 2-3 milyon kişiye de seslenmemiz gerekiyor. belki 4-5 milyon çocuğa. Saklanmış kalabalık kurtarıcımız olabilir.

Fazlasını Oku