Kötü Niyeti Yönetmek

Organizma bencildir. En temelde canlılar kendilerini düşünürler. O yüzden insan olarak bizler de çoğu zaman iyi olsak bile bazen bencil ya da kötü olabiliyoruz. Peki herkes kötü niyetlidir veya herkes iyi niyetlidir diye genelleme yapabilir miyiz? Bence Hayır.

Mesela e-posta hesaplarımızı veya telefon ekran kilidi şifrelerimizi düşünelim; Neden parola koyuyoruz? Oysa hepimiz uygar insanlarız, başkasının e-posta hesabına girmenin uygun görülmeyen bir davranış olduğunu biliyoruz. Kapılarımızda kilitler var, bilgisayarlarımızda şifreler var vs.. kısacası kendimizi kötü niyetli kişilerden korumak durumunda oluyoruz. Hırsızlık örneğini es geçersek birinin e-posta hesabına neden girelim ki? Bu yanlış bir şey. Ama bazen sözde iyi niyetli bir şekilde bile olsa bunu yapabilirdik. Böylece ilişkiler bitebilir, evlilikler dağılabilir düşünsenize.

Peki yaşadığımız toplumda herkes kötü niyetli mi? Hayır. Ama 1 hırsız olsa bile bizim kapımızı kilitlememiz lazım. Programlama yaparken kullanıcıdan bir takım veriler isteriz. Programcı yaklaşımı ile bu verilerin hepsine sanki kötü niyetli gibi bakmak zorundayız. Bu bir kuraldır. Kullanıcıdan gelen her veri kontrol edilmelidir.

Peki iş yaşamında bunu nasıl uygulayabiliriz? Mesela bir çay bahçemiz olsun. Her müşteriyi kötü niyetli kabul edecek olursak küllükleri zincirle bağlamamız gerekir. Çünkü küllükler çalınabilir. O zaman çalışanlar da kötüdür. Masalara gelen içecekleri gün sonunda kamera ile kontrol edip adisyonları eşleştirebiliriz. Ama günlük hayatta neyse ki herkes bu kadar kötü değil. Bu gibi uç örnekler gerçeği yansıtmasa da yine bazı önlemler alıyoruz. Eğer herkes kötü niyetli ise iş yapmanın anlamı kalmıyor.

Yani insanlar genelde bencildir ama geneli kötü niyetli değildir. Aradaki çürükler için de bazı önlemler almamız gerekiyor. Peki insanlar benciller de neden Twitter’da durum güncelliyor para kazanmasalar bile? Veya Instagram’a fotoğraf yüklüyor bu bencil insanlar? Evet burada da genelde insanlar kendi faydalarına olduğu için, çoğu zaman manevi tatmin duyguları yüzünden bunları yapıyorlar.

Sonuçta iş yapmak istiyorsanız insanların genelde “iyi” olduklarını kabul edip, “kötü” insanların da varlığından haberdar olmanız gerekiyor.

 

Fazlasını Oku

Web Tasarımın Dünü ve Bugünü

Web siteleri tasarlıyorduk, bundan 10-15 sene kadar önce ve hala devam ediyoruz. “Güzel” olması gerekiyordu. Peki güzel tam olarak ne demek? Mutlak bir güzellik anlayışından söz edebilir miyiz? Yaptığımız arayüzler tüm kullanıcı tipleri için aynı etkiyi yaratabilir mi? Tabi ki hayır!

Şimdi 15 yıl önceki Apple web sitesine bakalım;

Apple Web Sitesi 2002

Ne kadar da demode değil mi? Yapıldığı dönemde hiç de öyle değildi. Aslında tasarım algımız değişmiyor, değişen tek şey trendler. Aynı arabalar gibi. Arabalar da zaman içerisinde sürekli bir değişim içerisinde. Yeni modeller istisnalar dışında hep daha şık gözüküyor değil mi? 2000 model bir arabanının güzel ya da modern gözükmemesi o ürünün tasarımcısının kabiliyeti ile ilgili değil.

Tasarım trendleri değişiyor. Bizim “güzel” algımızı da yavaş  yavaş değiştiriyor. Peki bu kadar muğlak ve kontrolü zor bir yaklaşım yerine, web sitelerini daha kullanılabilir, daha erişilebilir yapmak daha mantıklı değil mi? Bence bugün bir web sitesi olabildiğince tüm tarayıcılarda, cihazlarda, ekran çözünürlüklerinde benzer deneyim vermesidir önemli olan.

Apple’ın 2002 deki web sitesi kötü değil, sadece bugüne göre demode. Güncel versiyonu ise oldukça başarılı. Fakat kim için başarılı? Ben bir geliştirici olarak ortaya çıkan işe saygı duyuyorum. Gerçekten benim için “güzel” tasarlanmış ve telefonum veya tabletimden de bakarken aynı hisleri hissediyorum.

 

Ne yazık ki bu böyle. Bir web sitesinin tasarımı (UI), kulanıcı deneyimi (UX) ve bilgi mimarisi (AI) grafik tasarımcıya bırakılacak kadar önemsiz değiller. Burada arayüz tasarımcıları ile ilgili bir sıkıntım yok. Onlar da çok güzel işler çıkarıyorlar, hayranlık yaratacak tasarımlar yapıyorlar. Tek sorun şu; web sitesinin genel amacını tamamlayacak bir yaklaşım sadece arayüz tasarımından ibaret değil.

Bundan 7-10 sene kadar önce Web 2.0 furyası başlamıştı. Yine yanlış anlaşılmıştı. Canlı renkler, parlak butonlar vs.. Web 2.0 aslında temelde sunulan içeriğe kullanıcının dahil olmasıydı. Hangi içeriğin önemli olduğuna kullanıcının etkisi olmalıydı. Artık kullanıcı sadece içeriği tüketen değil, aynı zamanda üretendi. Bu bugün aynı ve artan şekilde devam ediyor. Olması gereken de buydu zaten.

Artık yeni bir döneme girdik. Bunu herhangi bir şekilde isimlendirmek istemiyorum. Görece “güzel” web siteleri artık geride kalmalı. Tasarımlar güzel olmasın demiyorum. Odaklanılan nokta bu olmamalı. Kardeşler Metal’in web sitesi kullanıcıya tüm tarayıcı, cihaz ve boyutlarda aynı deneyimi sunmalı. Siz süper güzel, ultra güzel bir tasarım yapsanız da bu olması gereken bir zorunluluk değil. Web sitesi bir tablo değil. Bakılmak için değil, kullanılmak için var.

Ben web geliştiriciler dışında “wow siteye bakar mısın? İnanılmaz güzel” diye tepki veren bir son kullanıcı görmedim. Kullanıcı telefon numarasını bulabiliyor veya haritada konumunu görebiliyorsa site görevini yerine getiriyor demektir. Firmaların işlerini İnternet’e taşımaları ve geliştirmeleri hızlanacaktır. Oldukça da hızlanmış durumda zaten. Ama “size özel tasarım” adı altında şirketlere ekstra masraf çıkarmanın hiç manası yok.

Vix.com bunun ekmeğini yiyenlerden biri. Tasarımı kullanıcıya yaptıran araçlar sunuyor. Fakat bu da benim açımdan sürdürülebilir değil. Sırf İnternet’te olayım, telefonum, adresim gözüksün diyen firmalar için binlerce liralık masraf çıkarmamalıyız. Sektör büyüyor, büyüdükçe de geliştiriciler olarak bizim ekosistemimiz de büyüyor. Ama yapmayın, etmeyin. 1 slayt, 1 logo, ürün resimleri, telefon, adres içeren web siteleri için “özel tasarım” adı altında ekstra maliyetler yaratmayın. Yoku satmayın.

Fazlasını Oku

Hakikaten, Programlama Nedir?

Bilgisayar programlama, kodlama, programlama dili, yazılımcı vs… Peki hakikaten programlama nedir?

Bu yazıyı programcı olmayanlar için yazıyorum, eğer zaten programcı iseniz okumanızda bir fayda görmüyorum. Benim hedef kitlem programlamayı sihirli bir şey gibi gören, programcıları gece geç saatlere kadar çalışan gizemleri insanlar olarak görenler için.

Bir bilgisayar kullanıcısı basitçe “program”ları kullanır. İşletim sistemi (Windows, Linux, Mac OS, iOS, Android) sadece programların koordineli bir şekilde çalışmasını sağlayan şeydir. Gündelik işlerini yapan bir kullanıcı aslında işletim sistemini değil, programları kullanır. İşletim sistemi ile birlikte gelen programlar da aslında işletim sisteminin kendisi değil, sadece programlardır.

Programlama kısaca program yapabiliyor olmak demektir. Tabi günlük hayatta nasıl insanlarla dil aracılığı ile iletişim kuruyorsak, programcılar da çeşitli programlama dilleriyle bilgisayarlara bazı görevleri yapması için bazı direktifler verirler. Bu hesap makinesi gibi görece basit ya da Photoshop gibi daha karmaşık ve kapsamlı programlar olabilirler. Bilgisayarlara ne yapmalarını söylemenin birçok yolu vardır. İşte bunlara programlama dili diyoruz. Kendi söz dizimi olan, belli kuralları olan bu diller ile programcılar belli işlev ya da işlevleri bilgisayarlara yerine getirmesi için mesai harcarlar.

Programlama yapabilmek sadece bu işi yapan insanların tekelinde değildir. Bugün bir mühendis, bilim insanı, ekonomist vs.. program yapabiliyorsa, vizyonunu ve imkanlarını çok daha geliştirmiş olur. Evet programlama kolay bir iş değildir ama bir sihir de değildir. Sadece disiplinli bir çalışma ile her sektörden, her eğitim durumdaki insan program yazmayı öğrenebilir. Yukarıdaki temsili görsel sizin için Çince bir gazeteye bakmakla benzer olabilir. Fakat bu söz dizimi ve kuralları öğrendiğinizde yavaş yavaş “neler olduğunu” anlamaya başlarsınız.

Yukarıdaki temsili görselde Javascript dili kullanılmıştır. Renk kodlarının türünü değiştirir. Ben de tam emin değilim ama öyle gözüküyor. Bu yukarıda gördüğünüz şey bir fonksiyondur aynı zamanda. Yani totalde programın yapması gereken bir görevin bir kısmını yerine getirir.

Hiçbir yaş ya da pozisyon sizi programlama öğrenmekten alıkoymasın. İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmeniz açısından da, ilginç şeyler yaparak merak ve heyecan duymanızı sağlaması açısından da çok eğlenceli bir yetenektir. Yetenek derken doğuştan gelen bir şeyden bahsetmiyorum. Sudoku oynuyor olmanız da bir yetenektir.

Program yazarak neler mi yapabilirsiniz? Bunları listelemek durumunda olsam herhalde 100+ örneği çok rahat verebilirdim. Aklınıza bir proje geldiğinde bunu hayata geçirebilirsiniz. Yeni bir oyun, mobil uygulama yazabilirsiniz. Belki her gün kullandığınız Excel’i çok daha verimli kullanabilirsiniz.

Programlama öğrenmek kolay değildir ama sanıldığı kadar zor ya da gizemli de değildir. Bitcoin, yapay zeka, görüntü tanıma, bahis tahminleri vs.. bunların arkalarında hep programlama vardır. Hele bir de matematik ile aranız iyiyse hiç durmayın derim.

Fazlasını Oku

Bilgi Teknolojileri Çalışanı İşe Alım Teknikleri

Bilgi Teknolojileri çalışanı işe alımında nelere dikkat edilmeli ve bu konuda yapılan yanlışlar nelerdir, kendim bir çalışan olarak bu konulara değineceğim.

Sanayi devrimi başlangıcından uzun bir süre sonraya kadar insan kaynağı “gider” kalemi olarak görülüyordu. Daha sonra çalışanların beklenenden daha fazla değer yaratabileceği fikri ortaya atıldı ve bu uygulanarak doğruluğu görüldü. Böylece insan kaynağı artık “sermaye” olarak görülmeye başladı. Yani iyi eğitimli, işinde iyi bir çalışanı işi almanız, beklediğiniz minimum yararın üzerinde katma değer yaratabilir.

Ben son zamanlarda 2-3 tane Yazılım geliştirici pozisyonu için iş görüşmesi yaptım. Gördüm ki hala olay eski usul sorular, sıkıcı formlar, net ücret beklentileri çevresinde dönüyor. Benim görüşme yaptığım firmalar tam kurumsal olmasalar da “web tasarım” firması değildiler. İK sorumlusu geliyor, öz geçmişimdeki eski iş tecrübelerimi soruyor, ne yapıyordunuz? ne kadar ücret alıyordunuz? neden ayrıldınız? diye tekrarlıyor. Sonra içeri teknik diyebileceğimiz bir arkadaş geliyor, (genelde bu çalışacağınız birimin başındaki kişi oluyor) iş teknik kısma bulaşmaya başlıyor. Bazı teknolojilerden konuşuyoruz, “ama lazım olursa şunu da yapar mısınız” tarzında “her işe gelebilecek” adam aradıkları gerçeğini ifşa ediyorlar. Bu “her işe gelme” kavramını adaptasyon olarak inceleyeceğim. Ama benim bahsettiğim adaptasyonun bu biçimle alakası yok tabi ki.

Sonuçta ne ben onları tanıyabiliyorum ne de onlar beni. Fakat onlar genelde beni çok iyi tanıdıklarından eminler. Sorun da burada başlamıyor mu zaten? Her şeyden o kadar fazla eminiz ki. Benim onların beni tanıdıklarını sandıklarına emin olduklarını söylediğimde de bu geçerli.

Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta “en iyi” çalışanı bulmak değil, görüşme sırasında veya devamında karşılarındaki insanı daha doğru tanımaları. Bence bilgi teknolojileri çalışanının aşağıdaki konular üzerinden değerlendirilmelidir. Bunlar önem sırasına göre sıralı değil. Oval bir masanın etrafında oturan kişiler gibi eşitler.

 

Adaptasyon

Yukarıda “her işe gelen” terimini kullanmıştım. Firmaların en çok sevdiği özellik. Her işten biraz anlaması. Teker tokmak da olsa diğer projelere destek verebilmesi. Ama bu kesinlikle yanlış bir uygulama. Çalışan, çalıştığı konu, teknolojiler arasında hızlı hareket edebilmelidir. Yani React yerine VueJs kullanmaya karar verilirse, bu teknolojiyi hızlıca öğrenip adapte olabilmelidir. Front-end geliştirici bir çalışanın MS Excell’de bir makro yazması beklenmemelidir. Eğer bilgisi varsa yazar ama bunu öğrenmek için mesai ayırması yanlıştır. Kısaca çalışan kendi pozisyonu ve yakın konularda hızlıca geçiş yapabilmeli, gerekirse öğrenim için mesai harcamalıdır. Tabi bu çalışanın “kendi kendine öğrenebilme” yetisine sahip olmasını gerektirir. Bunu da inceleyeceğim.

Temel Bilgiler

İngilizce’de “foundation” olarak geçen, bir konu hakkındaki teknoloji bağımsız bilgileri kasteden “temel bilgi” den bahsediyorum. Mesela matematik. Herkes şöyle der “yazılımcının matematik bilmesi gerekir”. Evet çok doğrudur bu ama bunun tanımlanmış belli konuları yoktur. Matematik bilgisi iyi bir programcının yetenekleri çok fazla artacaktır. Algoritma geliştirme, soruna yaklaşım, insan-bilgisayar etkileşimi, kullanıcı deneyimi, kullanılabilirlik gibi konular programlama dili, geliştirme ortamı, hatta geliştirilen üründen bağımsız olarak dururlar. Yani bu bilgilere sahip bir çalışan konulara daha net bakar, daha hızlı çözüm üretir. Mesela ilişkisel veri tabanı tasarımını bilmemek bir eksiktir. Projede İVT kullanılmayacak olsa bile eksiktir. Eğer ekipteki kimse bunu bilmiyorsa ve yeni yaklaşımlar (doküman tabanlı) kullanılıyorsa kimse “bu veri seti için İVT daha iyi bir yaklaşım” demeyecektir.

Sonuç olarak bu tip temel teknoloji veya yaklaşımların bilinmesi çok önemlidir. Eğer çalışan yeni mezun ise ve belli temelleri varsa işe alınabilir. Çünkü gelişim temeller üzerinde olur.

Kendi Kendine Öğrenebilme

En geç üniversitelerin ilk yıllarında kazanılması gereken, bir olguyu öğrenmek için öğretmen veya formal bir eğitime gereksinim duymamak anlamına gelir. Şu yazımda bu konudan biraz bahsettim. Okul sürekli devam edemez veya yanınızda konuyu sizden daha iyi bilen biri olmayabilir ki olmaması çoğu zaman daha iyidir. Çünkü takıldığınız bir yeri size öğretmek yerine “yapmak” o kişi için daha mantıklıdır. Eğer yanınızda böyle biri varsa gelişiminize çok kötü etkileri olacaktır. Bir sorunla karşı karşıya kaldığınızda, onu çözebilmek için gerekli bilgileri kendinizin öğrenebilmesi gerekir. Belki en optimal yöntem olmaz yaptığınız çözüm fakat gelişiminiz için çok önemli ve öğreticidir.

Yabancı Dil

Evet bildiğiniz İngilizce. Türkçe içerikler ne yazık ki kaliteli değil. Eğer belli bir seviyeye gelmişseniz içeriklere “çöp” demek daha doğru olur. Kendi deneyimlerimle söyleyebilirim ki kaliteli içeriğe ulaşmak için teknolojinin ortaya çıkmasından sonra bir 4-5 sene kadar beklemeniz gerekir. Daha önceki yayınlar ya yardım dokümanlarının çevirisidir ya da güzel bir kitabın, konuyu anlamamış kişilerce yapılmış kötü çevirisidir. Bazen istisnalar olabiliyor ama genelde süreç böyle işliyor. Kullandığımız teknolojilere bakınca 4-5 yıl gibi süreler çok uzun. Yani biz iyi bir şekilde öğrenene kadar eskimiş veya büyük ihtimalle çok farklılaşmış olurlar. Bu yüzden İngilizce okuyup anlayabilin ki, iyi bir çeviriyi ya da kaliteli bir Türkçe yayını beklemek zorunda kalmayın.

Motivasyon Kaynağı

İnsanların çalışma hayatında en önemli itici etken motivasyondur. Peki motivasyonu nasıl sağlayacaksınız? Para, sosyal haklar, eğitim imkanları, iş tatmini? Firmanın motivasyon yöntemi ile kişininki aynı olmalıdır. “Kişisel Hedefler” başlığında da buna değineceğim. Motivasyon kaynağı para olan bir çalışan için işler daha kolaydır. %20 zam, yetmezse %50 zam. Bu çalışanı elinizde tutmanızı sağlar. Ama ne yazıktır ki üretken akılların para ile motive edilemediğini biliyoruz. Maaşı 5k ilen ona 10k teklif etmeniz, iş tatmini olmayan bir üretken akılı elinizde tutmaya yetmeyecektir. Firmanızın adım adım değil de koşarak büyümesini sağlayan da bu üretken akıllardır. Yani verilen bir görevi bitirip oturan değil, size yeni önerilerle gelen, yanlışlarınız varsa size bunları açıkça söyleyen insanlardır. Büyük firmaların hayal gibi ofisler kurmasının sebeplerinden biri de budur. Onları şımartmak için değil, daha fazla verim almak için bu olanakları sağlarlar. Üretken akılları bünyenize katmaya çalışın ama bilin ki onları maddi değerlerle elinizde tutmanız çok zordur.

Kişisel Hedefler

Kişisel hedefler. Herkesin hedefleri vardır değil mi? Çalışanların da şirketlerin de. Benim amacım olabildiğince para kazanıp hayalimdeki arabayı satın almak olsun. Ben işten eve geldiğimde freelance işler yaparak bu hedefe yaklaşmaya çalışıyorsam bilin ki ertesi gün uykulu gözlerle ofise geleceğim. Ne işte, ne de iş dışında şirketin menfaatini düşünmekten çok kendi hedefime ulaşmaya çalışacağım. Eğer şirket hedefleri ile çalışan hedefleri uyuşmuyorsa bırakın, hiç uzmanlıklara, mezuniyet derecelerine bakmayın. Orta ve uzun vadede kesinlikle sorun yaşayacağınız aşikardır. Eğer hedefler aynı ise o zaman bu çalışan size verimli olacaktır. Aksi takdirde sadece sıradan bir çalışan değil, verimsiz bir çalışan olacaktır. Belki de en önemli nokta burada. Hedeflerin uyuşması.

Merak

Ne alaka? dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bildiğimiz merak. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras. Bilimin gelişmesinde, teknolojide, felsefede en önemli olgu meraktır. Merak duygusu tatmin edilip öyle beklemez. Merak sürekli acıkır. Öğrendikçe daha çok meraklanırız. Daha sonra yine merakımızı gidermeye çalışırız. Bu sonsuz bir döngüdür. Biz bir şeyleri merak edip öğrenirken aslında çok önemli konuları bir çırpıda aşmış oluruz. Çünkü merak sınava çalışır gibi tatmin edilmez. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalmamızı sağlayacak derecede entelektüel bir uğraştır merakımızı tatmin etmek. Meraklı insanlarla çalışın, yalnız neyi merak edeceklerine kendileri karar verirler. Siz sadece bu süreçte kullanabildiğiniz şeylerle yetinmelisiniz.

Heyecan

Çalışan aradığınız pozisyondaki bir iş için heyecan duyuyor mu? Mesela bana ne kadar para verirlerse versinler, sürekli web sitesi yapma döngüsünden hiçbir zaman heyecan duyamayacağım. Ama makine öğrenmesi, derin öğrenme gibi konular üzerinde karın tokluğuna çalışabilirim. Heyecan da çok büyük bir motivasyon kaynağıdır. Hatta hedeflerimizin, meraklarımızın, beklentilerimizin anahtarı budur. Bunca şeyi tek tek analiz etmek yerine çalışanın aradığınız pozisyonda çalışmak için heyecan duyup duymadığına bakın. Çok kısa ve öz bir yoldur. Bence çoğu zaman da işe yarar.

Sonuç

Bu yazıyı yazarken kimi zaman şirket sahiplerine, kimi zaman çalışanlara, kimi zaman da İK profesyonellerine seslendim. Bunu bilinçli olarak yaptım. Çünkü doğru insanın, doğu işte istihdam edilmesi zor ve karmaşık bir süreçtir. Tarafların birbirlerini çok iyi anlaması gerekir. Tabi kendilerini de.

Fazlasını Oku

Yaşam Boyu Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme aslına bir teknikler bütünü değil, bir disiplindir. Yani sürekli bir şeyler öğrenin demek hiç değildir. Mesleğiniz ile ilgili de olsa, her şeyi öğrenebilecek kadar kapasite ve zamanınız yok.

Beynin çalışma prensibi de bunu doğrular niteliktedir. Düşünsenize; okuduğunuz her kitabı ilk seferde ezberleseydiniz, baktığınız tüm futbol maçı skorlarını unutmasaydınız ya da kişi listesindeki tüm kişilerin telefon numaralarını ezberleseydiniz, beynin bu kadar çok veriyi olgunlaştırması, işlemesi, ilişki kurması daha maliyetli olmaz mıydı? Yabancı dilde bir kelime öğrendiğimizde de buna benzer bir süreç işler. Önce okuruz, sonra kullanırız, daha sonra da karşımıza tekrar tekrar çıktıkça bunu öğrenmiş oluruz.

Ön Yargılar

Beynimiz sadece öğrenirken değil, çıkarımlar yaparken de tasarruf yapar. Şöyle bir senaryo düşünelim; bir çay bahçesindesiniz ve karşınızda bir kadın var. Bu kadına bir şey soracaksınız. Görgü, üslup ve kültürünüz, bulunduğunuz ortam, kadının yaşı, nasıl giyindiği ve hatta ruh haliniz soracağınız sorunun şeklini değiştirecektir. Örneğin;

Pardon, burada sigara içiliyor mu?

Bu kadar değişkeni konu ettim. Tabi bunlara çok kısa bir sürede karar veriyoruz. Ama katmadığımız bir sürü değişken daha var. Bazıları;

  • Kadın Türk mü ve Türkçe biliyor mu?
  • Kadın buraya sürekli geliyor mu? Yani soracağımız soruyu bilme ihtimali nedir?
  • Kadın böyle bir diyaloğa girip size yardım etmek istiyor mu?
  • Kibar bir üslupla sordunuz, acaba bu soru karşıdaki insanda “benle ilgileniyor mu?” düşüncesi bırakacak mı?
  • Kadın konuşabiliyor mu? Yani duyma ve konuşma engelli olabilir mi?

Yukarıdaki muhtemel olasılıklardan belki onlarcası daha var ve bunları ihmal ettik. İşte bunlar meşhur “ön yargılar”. Evet, ne kadar “ön yargılarınızdan” kurtulun tarzı cümleler, kitaplar, yazılar varsa da beyin böyle çalışıyor. Ve bizi büyük bir yükten kurtarıyor.

Yaşam Boyu Öğrenme Disiplini

Bu yazıyı matematiksel.org web sitesinin şu makalesinden ilham alarak yazdım. Bu konuyu 10 kural ile açıklamaya çalışan Richard Wesley Hamming‘in çıkarımları çok yerindedir. Ten Simple Rules for Lifelong Learning, According to Hamming adlı blog yazısında bu 10 kural çok güzel özetlenmiştir. Ben böyle bir kural sıralaması düzeninde gitmeyeceğim. Sadece olguya odaklanacağım.

Hamming ilk kuralı, “öğrenmeyi öğrenmek” ile başlar. Aslında eğitimin varması gereken nokta burasıdır. Yanınızda her zaman bir eğitmen veya öğrenilecek şeyi sizden daha iyi bilen biri olmayacaktır. Aslında en geç üniversitenin ilk yıllarında bunu öğrenmeniz gerekir. Çünkü bu daha bir başlangıçtır. Yaşam boyu öğrenme için ilk adımdır. Bu yetiyi kazanamadıysanız yaşam boyu öğrenmeye çalışırsınız sadece.

Öncelikle temellere odaklanın. Öğrenilecek şeyler temelden yoksun ise havada kalacaktır. Bilgisayar programcılığından örnek vereceğim. Eğer bilgisayar programlama öğrenecekseniz yüze yakın alternatif programlama dili ile karşılaşırsınız. Bunların belirli bir öğrenim sırası ya da zorunluluğu yoktur. Ama bilgisayar programcılığında dillerden bağımsız olgular vardır. Mesela bir soruna nasıl yaklaşacağınız ve çözeceğiniz, hangi adımları atmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Buna algoritma deniyor. Tanımı;

Algoritma, belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematikte ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

Algoritmalar soruna göre değişir ama bu düşünce yapısına sahip olmak herhangi bir programlama dili öğrenmeden önce size kılavuz olur. Eğer bir programlama dili biliyorsanız ve temel algoritmaları bilmiyorsanız, ikinci programlama dili yerine bu yöntemleri öğrenmeniz daha kalıcı ve yararlı olacaktır. Üstelik programlama dillerinin bazıları gelişimini durdurabilir veya daha güncelleri yerini alır fakat algoritma bilgisi hem eskimez hem de programlama dilinden bağımsızdır.

Bilgi üretimi inanılmaz bir hızla ve ivme ile artıyor. Yani bugün bildiğimizi sandığımız şeyler yarın değişebilir, büyük ihtimalle güncellenebilir ve yanına yenileri eklenebilir. Yani bugün detaylıca öğreneceğiniz bir teknoloji 10 yıl sonra ölme evresine gelmiş olabilecektir. Bu yüzden temellerimizi iyi atmalı, eğer kullanmamız gerekiyorsa hızlıca öğrenip adapte olabilmeliyiz. Sırf boş zamanımız var diye bir şeyi en detaylı şekilde öğrenmek yerine, genel manada o konudaki temelimizi genişletebiliriz. Yani bir bilgisayara istediğiniz şeyi yaptırmayı öğrenmek yerine neler yaptırabileceğimizi öğrenmek daha mantıklıdır.

Eğer bilişim teknolojileri pozisyonunda işe yerleştirici konumunda olsam “neleri biliyorsunuz?” yerine “neleri bilmiyorsunuz?” sorusunu sormayı tercih ederdim. Bunu bir iş görüşmesinde adayken söylemiştim. Bana “ooo bilmediğimiz şeyleri sayarsak sabaha kadar sürer” demişlerdi. Hayır sürmez. Bilmediğimiz şeylerden kastım, ne işe yaradığını bildiğimiz ama henüz uygulamaya dökmediğimiz şeyleri kastediyorum. Çünkü öğrenmenin ilk koşulu bilmemektir. Bir kişi bir şeyi biliyorsa, ona o konuyu öğretemezsiniz. Bu doğru ya da yanlış bilgi olabilir, fark etmez.

Yukarıda “temel” yazarken kastettiğim “matematikte kötü, çünkü matematik temeli yok” cümlesindeki temelden farklı. Bir konu hakkındaki uzun süreli ve tecrübelerle sabitlenmiş pratiklerden bahsediyorum. Bir de “doğru bilgi”ye ulaşmak zordur. Bilimsel bilgide temel anahtar budur. Bilim adamları “şimdilik deney ve gözlemlerimizin bize gösterdiği budur” derler. Yani bilimsel bilgiler de yanlışlanabilir ve bu bilimin doğasında vardır. Bazen yanlış bilgi, doğru bilginin ortaya çıkması için mükemmel bir kıvılcımdır.

 

Fazlasını Oku

Yeni Nesil Girişimcilerin Gözardı Ettikleri Konular

Girişimcilğin Vikipedi tanımına bakalım;

Girişimci; ticaret, sanayi gibi alanlarda sermaye koyarak bir işi yapmaya girişen, kâr amacıyla riski üzerine alan kişidir. Girişimci mal ve hizmet üretebilmek için bütün üretim öğelerini en iyi koşullarda bir araya getirir. Kâr amacı güderek riski üzerine alır ve ihtiyaçları karşılamak için üretim öğelerini satın alır, bunları bir araya getirecek imkânı sağlar.

Bir süredir İnternet ekosisteminde sıkışmış bir kavram. Oysa girişimci kullanabildiği teknolojiler arasında sıkışıp kalmamalıdır. Mesela biri çıkıp “ben bitmeyen pil yapacağım” demeden önce temel fizik ve termodinamik yasalarına bakmalıdır. Yani bir girişimci atıktan enerji üretebilir, şarj sorununa çözüm bulabilir veya konsept bir cafe açabilir. Bu yüzden yeni nesil girişimcilerin bilmesi gereken temel konular vardır. Ben birkaçını yazayım;

  • Yüksek matematik
  • İstatistik
  • Temel fizik, elektrik ve optik fiziği
  • Temel elektrik ve elektronik
  • Temel biyoloji
  • Temel Kimya
  • Bilimsel düşünme disiplini

Girişimci bunların hepsini bilmek zorunda değildir tabi, fakat ne kadar bilirse fikirlerini gerçeğe dönüştürme şansı o kadar artar ve belli bir teknolojiye bağlı kalmadan daha geniş düşünebilir. Girişimci aşağıdaki konuları da bilmesi gerekir;

  • Vergi politikaları
  • Muhasebe
  • Finans
  • Maliyet muhasebesi
  • Menkul kıymetler yönetimi
  • Pazarlama
  • İşletme fonksiyonları
  • İnsan kaynakları

Bu kadar yazdıktan sonra ana fikre geri dönüyorum. Mesela geçenlerde bir survival kit (hayatta kalma) aracı düşündüm. Dahili bataryası olsun, deprem gibi afetler için yüksek ses çıkarabilirsin, radyo yayınlarını yakalayabilsin, GPS sinyallerini kullanabilsin hatta ateş yakabilsin diye düşündüm. Sonra bataryanın tekrar nasıl doldurulabileceği üzerinde düşündüm, güneş panellerini araştırdım, dinamo çalışma prensibini öğrendim. Saklanan enerjinin ne kadar verimli olabileceğini merak ettim. Ama bunlar elektrik fiziği ve son teknolojik uygulamalarını bilmeyi gerektiriyordu.

Herkes mühendis olmak zorunda değil ama yaşadığımız çevreyi, doğayı tanımadan, teknolojinin şuan neler yapabiliyor olduğunu bilmeden bu konularda çözüm üretmek çok zor. Girişimci gruplarında sürekli motivasyon, başarı öyküleri, başarılı girişimcilerin sözleri yankılanıyor. İnsanları girişimci olmaya güdüleyebilirsiniz. Fakat asıl nokta vizyon genişletmek. Bunu da temel bilimsel eğitim ile sağlayabiliriz.

Dünyayı anlamak yetmez onu değiştirmek gerekir.
Karl Marx

Fakat anlamadan nasıl değiştirebiliriz?

Fazlasını Oku

İlk Android Oyunumuz Yayında

4i GameEgebit olarak ilk oyunumuzu Android platformu için yayınladık. Oyunu kısaca anlatmak gerekirse, bir çark var ve üzerinde 4 şekil boşluğu var. Siz yukarıdan gelen şekilleri çarkı döndürerek uygun yere yerleştiriyorsunuz. Sürükleyici ve eğlenceli bir oyun olduğunu söyleyebilirim.

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.egebit.fouri.android adresinden oyunu yükleyebilirsiniz.

 

 

 

4i Game 4i Game 4i Game

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fazlasını Oku

Mobil Uygulama Pazarı ve Fırsatlar

Apple iPhone 5Bu yazıyı bu tarihte yazmış olmam size garip gelebilir. Evet mobil uygulama sektörü büyük gelişme içerisinde ve fırsatlarla dolu. Ama benim dikkat çekmek istediğim nokta yazılımcıların önündeki fırsatlar. Diyelim ufak bir oyun projeniz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Masaüstü bir yazılım yapsanız bunun kitlelere ulaşması zor ve zaman alıcıdır. Ufak bir fikri bir yazılıma dönüştürmek mobil platformlarda daha kolay ve efektif. Mesela telefonu sallayınca size iddaa sonucu veren bir uygulama fikri aklınıza geldi. Desktop uygulaması yapılması pek yerinde olmaz. Üstelik mobil cihazların özelliklerini de kullanmanız harika olur.

Bu yönden bakınca mobil uygulama pazarı geliştiriciler için büyük fırsat. Küçük ve basit düşünceler milyonlara ulaşabilir. Bunu diğer mecralarda yapmak pek de o kadar kolay değil. Kamera kullanabilirsiniz, GPS, Gyro sensörü vs.. kullanabilirsiniz. Bunları karışım yaparak uygulamanızın değerini artırabilirsiniz. Bu yüzden kararsız yazılımcılara önerim mobil uygulama pazarına girmeleri. Burada şanslarını denemeleri daha doğru olur. Ortaya bir yazılım çıkarmak daha kolay ve çabuk tüketilen bir mecradan bahsediyoruz.

Mobil uygulama pazarı fırsatlarla dolu, hadi gidin de mobil programlama öğrenin.

Mobil uygulamalarınız için dilerseniz indirme, dilerseniz yorum, dilerseniz de değerlendirme hizmetlerini 10 liradan başlayan fiyatlarla SadeceON’da bulabilirsiniz. Alanında uzman hizmet verenlerimiz sizler için android uygulama indirme sayısı arttırma konusunda yardımcı olabilir, istediğiniz yorumları yazabilir, istediğiniz kadar 5 yıldız değerlendirme gönderebilir. Siz de uygulamalarınızı yükselişe geçirmek için SadeceON’a gelin ve fırsatları kaçırmayın!

Fazlasını Oku

HTML5 Nedir? Ne Değildir?

HTML5Bundan 4-5 sene öncesini hatırlıyorum, bir uyanış vardı web dünyasında. Web 2.0 denen bu uyanışta artık kullanıcı daha etkindi, hatta içeriği üreten artık oydu. Kimileri Web 2.0’ı mor veya pembe arayüz zannettiler, kimileri de arayüz kodlamada tabloları bırakıp div etiketleri ile kodlama yapmayı buna yakıştırdılar. Herkes tablolarla web sitesinin yapısal kısmını yapmayı bırakıp div denen katman veya layer olarak da adlandırabilecek etiketleri çeşitli css kodları ile tasarımı oluşturacak hale getirdiler.

O zaman div ile arayüz kodlama diye bir şey vardı. Tablolarla site yapısını oluşturanlar ötelendi. XHMTL 1.1 kullanımdaydı. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmalıydı. Şunun gibi;

<img src="resim.jpg" />

Sonra siteleri W3C’nin Validate(Doğrulama) kısmına uygun kodlamaya çalıştık. Mesela resimlere alt  parametresi verilmek zorundaydı. Şöyle;

<img src=”resim.jpg” alt=”Resim Açıklaması” />

Aslında bu alt özelliği tarayıcılarda resim yüklenemediği (herhangi bir nedenle) zamanlarda resmin yerinde yazan yazıydı. Ayrıca görme engelli kullanıcılar için geliştirilen tarayıcılar bu metinleri sesli hale getirip kullanıcıya görsel hakkında bilgi veriyordu. Bu kullanıcı için de iyiydi, hem de sayfamız valid(geçerli) şekilde testten geçer not alıyordu. Bir kodlama standardımız ve kurallarımız vardı ama çoğu anlamsızdı. Kurallara uymayı o kadar seviyorduk ki, bazen validate için ikinci parti kodları saklayıp sahte geçer not alıyorduk. Google geçerli XHTML sayfaları severdi, biz de SEO için kodlarımızı geçerli yazardık tabi. Ama aslında hiçbir anlamı yoktu. Kullandığımız etiketler içerik hakkında bir ipucu vermiyordu. Sadece belirlenmiş kurallara uyuyorduk.

Sonra W3C, XHTML 2.0 üzerinde çalışmaya başladı. Ama yine semantik Web’e doğru bir yönelim söz konusu değildi. Bunun üzerine sektörün önde gelenleri birleşip yeni bir standartlar bütünü oluşturmaya giriştiler. Kendilerini whatwg adıyla tanımladılar. Daha sonra W3C’de olaya dahil olup bu standartlar bütününü HTML5 olarak adlandırdılar. HTML5 bitmiş bir olgu değildir. Sürekli yenilenmektedir. Bir süre önce hgroup etiketi standartlardan çıkarılıp  üç gün sonra yeniden yerine koyuldu. Yani yaşayan standartlarla baş başayız.

HTML5 için şunlar söylenebilir;

  • XHTML’in garip kuralları HTML5’de yoktur. Mesela özellikler tırnaksız da tanımlanabilir. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmak zorunda değillerdir. Hatta önerilmese de p tagı açıp kapatmadan yeni bir etiket ile devam edebilirsiniz ve bu HTML5 validasyonu için gerekli değildir.
  • HTML5 etiketleri arayüz kodlarının sunduğu içeriği taşımasını öngörür. Yani bir paragraf yazacaksanız <p> etiketini kullanırsınız. Bunun yanında yapısal elementler ile anlamsız <div> etiketlerinden daha iyi bir yapı söz konusudur. (section, article, aside, figure, footer, header, nav gibi etiketler kullanılır) .
  • HTML5 bitmiş değildir. Sürekli güncellenir, arayüzü kodlayan kişiyi semantik etiketlemeye zorlamaz ama bunun için gerekli imkanları sunar.
  • HTML5 video, ses gibi çoklu ortam içeriklerini görüntüleyebilen API’ler sunar.
  • HTML5 neredeyse her tarayıcıda farklı oranlarda ve şekillerde desteklenir. Neyi kullanıp kullanamayacağınız için bazı kaynaklara bakmanız gerekir. Mesela Can i use? bunun için güzel bir servistir.
  • Yine tekrarlarsak HTML5 sürekli değişen canlı bir yapıya sahiptir ve takip edilmesi gerekir. Bunu şu adresten yapabilirsiniz.

Bazı kurallar da HTML5 ile değişiyor haliyle. Mesela normal bir HTML sayfasında bir tane <h1> etiketinin olması mantıklı gelir. Çünkü sayfanın başlığıdır. Diğer alt başlıklar h2, h3 diye sıralanır. Ama HTML5 de özendirilen yöntem her section’ın kendi footer’ı veya h1 etiketi ayrı olarak yer alabilir. Bu da sayfanın kodlamasının içerik hakkında ipuçları ile dolu olmasını sağlar. Yani etiketler sadece stil vermek için gruplama yapan terimler değil, sayfanın içeriği hakkında ipuçları da veren etiketler haline geliyor.

Bir HTML5 dökümanını doctype ile HTML5 olarak belirleyebilir ve eski kod alışkanlıklarınızı kullanabilirsiniz. Zamanla HTML5’in kendine has özelliklerini kodlamalarınızda kullanabilirsiniz. Yani ben tamamını öğrenip öyle geçeyim demeyin,  çünkü sürekli geliştiğinden, stabil yakalama şansınız yok.

Ayrıca canvas özelliği ile oyun ve interaktif uygulamalar dahil zengin içerikler yapabilirsiniz. Doğrusu canvas konusuna ben de henüz giriş yapmış değilim 🙂

Kullanın, öğrenin, takipte kalın.

Fazlasını Oku

Arayüz Kodlama Tarayıcı ve Platform Testi

Şu anda tam zamanlı olarak çalıştığım şirkette arayüz kodlamadan sorumluyum. Böyle bir konuya odaklanmak daha iyi sonuçlar verir, zaman gösterecek. İşe başladığımda bir gazete arayüzü HTML5 & CSS & Javascript olarak kodladım. Sonra çeşitli platform ve tarayıcı versiyonlarında tabi olarak farklılıklar gördüm. Bunlar aman aman siteyi komple bozacak farklar olmasa da işlevselliği etkileyen farklardı.

Bundan 3-4 sene öncesine kadar Internet Explorer 6 ile uğraşıp dururduk. Neyse ki artık kullanımı yok denecek kadar azaldığı için IE 6 dikkate alınmıyor. Ama yine de Internet Explorer yeni tarayıcı motorunda farklılıklar sürüyor. Safari özellikle Mac OS ortamında ve iOs cihazlarda farklılıklar çıkarabiliyor. Keza Firefox da öyle. Her tarayıcıda aynı görüntüyü almak ana amaç değil, ana amacımız her tarayıcı ve platformda benzer deneyimi kullanıcılara sunmak. Bunun için bugün bir tarayıcı uyumluluk formu hazırladım. Sizin de işinize yarayabilir diye buraya da yüklüyorum. İşte aşağıda;

Tarayıcı Uyum Kontrol Formu

Öncelikle C, C1 ve C2 değişkenlerine atama yapıyoruz. Bunlar tarayıcıların güncel sürümü ve 2 alt ana sürümünü oluşturuyor. Hepsi farklı platformlar için test ediliyor ve sorun varsa altta Internet Explorer örneği gibi sorunu yazabiliyoruz. Özellikle stajyer çalışma arkadaşlarınız varsa onlar için de güzel bir deneyim ve sağlıklı bir kodlama sağlanır. Bu format değişebilir ama hali hazırda olan kısmı bana bir yere kadar yeterli geldi. Peki bunları nereden kontrol edecek arkadaşımız? Bunun için de araçlar İnternet’te meevcut. Altta bununla ilgili birkaç araç yazıp bitiriyorum.

Bu da ilgili Excel dosyası

 

Fazlasını Oku

Bilişime Fazla Kafa Yormayın, Nimetlerinden Yararlanın!

Binali Yıldırım

“Bulut sistemi denen bir şey var bu aralar, herkes oraya bir şeyler atıyor…. Bu bilişim, fazla kafa yorarsan sıyırırsın. Kullanacaksın, yararlanıp işini göreceksin… Hikmetine fazla şey yapmamak lazım”

Bu zamanın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın teknolojiye bakışı. Şaka falan da değil. Üzerinden çok zaman geçti, Obama ile karşılaştırmalı videoları çıktı, üzerine konuşuldu. Bu aslında bir görüşün resmi. Bunu diyen de aslında teknolojiyi en iyi okuması gereken kişi durumundaydı. Aşağıda videoyu izleyebilirsiniz eğer daha önce izlemediyseniz.

Bilişim kafa yorulursa sıyıracak yani kafayı üşütecek bir şeymiş, Binali Bey öyle tanımlıyor. Hayır ondan sonra “kendi arabamızı yapacağız”, “kendi atak helikopterimizi üreteceğiz” diyorlar ben buna şaşırıyorum. Hiç uzağa gitmeyin çocuklara bakın. Bozarlar, nesneleri değişik amaçlarla kullanırlar, kırar dökerler, sonra sormaya başlarlar. Çocukların sordukları sorular bazen o kadar etkili olur ki, “ben neden bu yönden hiç bakmadım” dedirtir.

Eğer bilişimi kullanır, hikmetini sual etmezsen sadece kullanıcısı olursun, sonra da “neden bizim yerli arabamız, helikopterimiz yok” diye sorarsın. Hayır arkadaşlar bilişim ile uğraşın, çocukların bir şeyi kırarken, bozarken yaptıkları gibi deneyimleyin. Neden diye sorun, farklı şekillerde düşünün, gündemi takip edin. Diğerleri teknoloji ile neler yapıyor bakın. Kafayı yiyen adamlar var hakikaten ama bu adamlar teknolojiye özel değildir. Felsefe ile kafayı sıyıran da vardır, mühendislik ile de. Ama bu onların bilerek yaptıkları bir şeydir. Bu sıyrık dediğiniz adamlar size teknolojik yenilik yaparlar.

Ben İnternet’te sörf yaparken neyin nasıl yapıldığını merak ederim. En azından yöntemini, çalışma şeklini merak ederim. Eğer kurcalamazsam nasıl öğrenirim? Hikmetini sual etmezsem nasıl araştırıp daha kullanışlısını yaparım?

Bu bir kişinin değil, toplumun ayıbıdır, devletin ayıbıdır. Böyle bir makamdaki kişinin bu sözleri gerçekten komedi gibi. Kanuni’nin veziri olsa kellesini aldırırdı bu konuşmadan sonra eminim. Önce şaşırmıştım bu konuşmaya sonra dedim ki “değişen bir şey yok”.

 

Fazlasını Oku

Böyle de Güvenlik Olur muymuş?

Bu başlık MFÖ grubunun Vak The Rock şarkısından esinlendi. Orada vokal bu sorulara sitem eder,

Böyle de şarkı olur muymuş?
Bu iş karın doyurur muymuş?

Hatta altta dinleyebilirsiniz;

Bankalar da bu şekilde şarkı söyler gibiler. Güvenlik yöntemlerinin, şifre politikalarının doğru oldukları konusunda hemfikirler. Çoğunda bir şifre, sonra SMS kodu ve seçilmiş bir görsel. Bunlar güvenlik için güzel uygulamalar ama acaba gerçekten yeterliler mi?

Garanti Bankasını ele alalım; Müşteri numaramı giriyorum, sonra da 8 karakterli bir şifre. Önceden belirlediğim görseli görüyorum ve onay veriyorum. Sonra cep telefonuma bir SMS geliyor. Kodu giriyorum ve İnternet Şubesi karşımda. Belli aralıklarla şifre değiştirmem gerekiyor. Tabi bu arada 3-4 bankanın da şifre değişiklileri ve politikaları gereği bir sürü kombinasyon şifre belirlemiş durumdayım. Bazısı diyor ki 8 karakter olsun, tamam yaptık. Har ve rakam içersin, tamam yaptık, harflerden biri büyük olsun, talla ya tamam onu da yaptık. Ee sonra? Bu kadar kısıtlama bana hiç kullanmadığım bir şifre ürettirdi. Bunu nasıl aklımda tutarım peki? Önümdeki not defterine yazıyorum. Oldu mu şimdi? Bir de bir iki değil 3-4 banka var ve diğer hesaplarımda kullandığım şifreler.

Beni şifremi not almaya zorluyor. Şifre kağıda yazıldığı zaman da iki kişinin bildiği sır değildir durumu ortaya çıkıyor. Oysa her zamanki şifremi güvenle saklasam bunu yapmak zorunda kalmazdım. Ama bu sefer de şifre öğrenildiğinde tüm hesaplarım açığa çıkıyor. Tabi ki burada haklılar ama koydukları kısıtlar ile bunu istemeleri kağıda yazma gibi durumlara neden olabiliyor. Facebook şifre unutunca insanlara arkadaşlarını gösteriyor ve kim olduğunu soruyor. Dahice bir çözüm, çok pratik.

Bazen aklıma bir ütopya geliyor. İnsanların şifrelerinin olmadığı, herkesin kullanıcı adıyla giriş yaptığı sistemler. 1 senelik cookie ile girilen web siteleri, banka İnternet şubeleri. Bir insan niye diğer insanın hesabına girer ki? Mesela ben eve geleceğim zaman kendi evime geliyorum, başkasının evine gitmiyorum. Bir örnek daha; kahvede çay içtikten sonra kül tablasını alıp gitmiyorum. Herkesin doğru insanı aradığı günümüzde, yine herkesin “insanlarla uğraşmak zor abi” dediği bir dünyada şifremizi neden saklıyoruz?

Bu böyle olmayacak. Kullanıcıların fare hareketlerini, tarayıcılarını, işletim sistemlerini, yaptığı işlemleri ve ip gibi bilgileri kaydedin ve ona göre 3. şahıs girişimi olabilecek yerde müdahale edin. Bir bakiye bakmak için girmek istediğim İnternet şubesi bu kadar azap vermese ne güzel olur.

Parola

 

 

Fazlasını Oku

İhtiyaçlar İçin Çalışmak

İnsan İhtiyaçlarıBir web projesi geldiğinde veya basit bir web sitesi istendiğinde bizden yani yazılımcı/tasarımcı, bir fiyat isteniyor. Para ihtiyaçlara gideceğine çoğu zaman sağa sola gidiyor. Ben ihtiyacımı söyleyerek iş arayacağım. Bana bu kadar eden projelerle gelin. Bazen bu sizin için daha karlı olur, genelde öyledir. Evet istediğim ürün LG G3 32GB.
http://www.hepsiburada.com/liste/lg-g3-d855-32gb/productDetails.aspx?productId=telceplgg332&categoryId=371946&SKU=TELCEPLGG332-B

Bu ihtiyacımı giderecek yazılım/tasarım işlerinizi yapabilirim. E-ticaret gibi geniş bir proje ise şunu istiyorum;
Fender American Standard Jazz Bass.
http://www.mydukkan.com/urunler_detay.asp?id=1036&gid=307

Telefonum LG L80 şu anda. Eğer web sitesi tasarımı gibi işiniz varsa benim telefonu satarız, 1000 ekleriz alırız telefonu. Budur ya, beni ihtiyaçlarım için çalıştırsınlar.

İletişim cancilar.net, 0544 769 38 15
Bu benim blog yazım, aynısını kendi blogumda da yazacağım.

Fazlasını Oku

Kocaeli’de Web Sitemi Hangi Firmaya Yaptırmalıyım?

Kocaeli Web TasarımKocaeli web tasarım ve İnternet ürünleri geliştirmede garip bir şehir. Ben kime freelance olarak gidersem, benden önce bir başkası tarafından dolandırılmış oluyor. Bu nedenle ön ödeme alınması, site beğendirmesi zorlaşıyor.

Bir kere önerim şu; web sitesi tasarımı ya da programlanması işi fiyata göre kesinlikle belirlenmemelidir. Yaptıracağınız firma bu işte tecrübeli, işe bakışı doğru olmalıdır. Size sadece “yaparız” diyenlerden korkun. Bu çok eksik bir cevaptır.

İnternet siteniz sizi İnternet’e açar. Sizin İnternet’teki yüzünüzdür. İnternet ile ilişkiniz az ya da çok olabilir ama bu sadece sitenin yapımı ile olacak bir iş değildir. Öncelikle sektörünüz öğrenilmeli, üzerinde tasarım değil pazar araştırması yapılmalıdır. Rakiplerin hangi hizmetlerini İnternet’e taşıdıkları analiz edilmelidir.

Eğer kafanızda “olsun yeter” düşüncesi varsa öğrenciye yaptırın da onlar da para kazansın. Ama bu “olsun yeter” yaklaşımı çok yanlıştır. Bir web sitesi vitrinde durması için yapılmaz. Ben bugün büyük Kocaeli firmalarına baktığımda web sitelerini hep İstanbul ajanslarına yaptırdıklarını görüyorum. Bunda da haksız sayılmazlar.

Çok firmada çalıştım. Ana işleri web tasarım değil, olsun diye web sitesi yapıyorlar. Bu ek olacak bir iş değildir. Üzerinde çalışılması, odaklanılması gereken bir iştir. Siz de bunları aklınızdan çıkarmayın. Çok site yapan firma da iyi demek değildir. Biraz da çevre ve reklam politikaları yüzünden portföyleri geniştir ama ortaya çıkan sonuçlar eksiktir.

Web sitesi güzeldir ama işinizi İnternet’e taşımızsa, sizin İnternet’teki yüzünüz olmadıysa bunun bir anlamı yoktur. Sadece İnternet’te var olur ama dönüş çok az olur.

Kocaeli’de durum kötü. Herkes ajans açıyor. Her ajans web sitesi yapıyor. Berberler dahi bu konuda daha uzmanlaşmış kişiler. Dikkatli olun.

Fazlasını Oku