Yeni Bir İletişim Yöntemi Olarak Oyunlaştırma

gamification

Oyunlaştırma kavramının kökeni çok eskilere dayanmıyor, hatta 2010 yılı bu kavramın ortaya atıldığı yıl olarak belirlenmiş. Kısaca oyunlaştırma; insanlarla iletişim kurarken kullanılan, oyun olmayan bir olguya oyun ögelerinin eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu zamana kadar duymamış olsanız bile karşılaşmamanız çok zor. Örneğin Swarm’da haftanın biricisi olurken, bir mekanda “mayor” olurken, bir e-öğrenme sistemin puanlar alırken hep oyunlaştırma ile karşılaşıyoruz.

Oyunlaştırmak demek oyun yapmak demek değildir. Oyun teori ve bileşenlerinin yaptığımız işlere, kurduğumuz iletişimlere adapte edilmesidir bir nevi. İnsanlar oyunlar oynar. Hatta her insan oyun oynar, büyük ya da küçük, eğitimli veya eğitimsiz. Modern dönemde oynadığımız video oyunlarından binlerce sene önce de oyunlar vardı. Büyüklerimiz tavla atarlar, kahvelerde iskambil oyunları oynanır, bayanlar ve tabi erkekler de şekerleri aynı sıraya dizmeye çalışırlar.

Oyunlardan aldığımız şey sadece zevk değildir ya da oyunları sadece boş vakitlerimizi harcamak için oynamıyoruz. Çeşitli oyun türleri insanda başarım, sosyalleşme, korku, sürpriz, keşfetme, rekabet, inat gibi duyguları hissettirirler. Pazarlamacılar da bu tip duygulara hitap edebilmek için oyunlaştırmayı gündemlerinde önemli bir yere taşımışlardır. Oyunlaştırmaya yabancı biri okur diye ufak bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki elektronik ürünler satan bir e-ticaret işletmeniz var. Ürünlerinize yorum yapılmasını istiyorsunuz ki bu bir ürünün satılmasında veya satılmamasında önemli rol oynar. Eğer siz belli bir fiyatın üstündeki ürünlerden satın alan ve yorum yazan üyelerinizden en çok beğeni alan yorumu yazan kişiye ufak bir hediye vermeyi kurgulayabilirsiniz. Burada kullanıcılar hem ödülü kazanmak için hem de en beğenilen yorumu yazabilmek için daha bilgilendirici, daha faydalı yorumlar yazarlar. En azından varsayımsal olarak. Bu oyunlaştırmaya küçücük bir örnek.

Yeni iş yapış şekillerinde ve yeni nesil pazarlama uygulamalarında oyunlaştırma sıklıkla kullanılıyor ve artarak devam edeceğe benziyor. Siz kendi işinizde oyunlaştırmayı nasıl kullanabilirsiniz? Biraz düşünmenize salık veriyorum 🙂

Fazlasını Oku

Rüya Gibi Ofisler ve Neden Böyleler?

Rüya Ofis

Rüya gibi ofislerle ilgili sanırım daha önce çok şey okudunuz, gördünüz, arkadaş arası muhabbetini yaptınız. Özellikle teknoloji girişimleri bu konuda çok hevesli ve istekliler. Çalışanlarının çalışma ortamlarını bazen rüya diye tanımlayabileceğimiz bir hale getiriyorlar. Peki neden? Buna biraz sonra değineceğim. Öncelikle bazı şirketlerin çalışanlarına sunduğu imkanlara değinelim.

Şüphesiz Google bu konuda başı çekiyor. İnternet’in her alanında olduğu gibi Google bu konuda da iddialı. Ücretsiz yeme/içme, kütüphane, akvaryum, masaj odaları, hazırda bulunan doktorları, voleybol sahası ve bilardo masaları gibi imkanları ile çalışanlarını oldukça memnun ediyor gibi. Forbes dergisi bir araştırmasında ABD’de en çalışılabilir şirket olarak Google’ı belirlemiş. Bu gibi imkanların dışında Google çalışanlarına ücretsiz check-up imkanı ve 12.000 $’a kadar eğitim kredisi sunuyor. Hatta bunlarla yetinmeyip çalışma alanlarını yemek alanlarından 100 metre daha uzağa konumlandırmıyor. Gerçekten çok güzel imkanlar. Yahoo, Facebook gibi şirketler de bu konuda oldukça cömertler.

Son zamanlarda gelen bir haber Roche şirketindendi. Roche artık çalışanlarının işe gelme zorunluluğunu kaldırdı. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan da Yahoo aksi bir politika izleyerek zaten var olan uzaktan/evden çalışma imkanını kaldırdı. Bu konuda firmalar değişik politikalar izleyebiliyorlar. Roche’un yaptığı açıklama ise çok güzel. Çalışanların gözünde de Roche iyi bir firma olmak istiyor. Gerçekten de çalışanların gözünde iyi olan özellikle büyük bir firma, müşteri memnuniyeti konusunda da iddialı olur.

Şimdi gelelim şirketler çalışanlarına bu imkanı neden sunuyor sorusuna. Cevap aslında çok basit. Üretken akılları bünyelerinde tutabilmek için. Peki üretken akıl nedir? Üretken akıl bir işi sadece ey iyi yapan değil, şirketi fikirleriyle, iş yapış şekliyle ileriye taşıyan insanlardır. Bu insanları para ile bağlamak biraz zor olsa gerek. Çünkü bu tip insanlar daha farklı bir karaktere sahip oluyorlar. Özgürlük onlar için önemli. Görüşlerinin dinlenmesi, kendisine gereken saygının gösterilmesini isterler. Şirketleri büyüten, yenilikler getiren hem bu tip insan topluluklarıdır. Standart çalışan verilen işi yapar. Ama üretken akıl üretir, geliştirir, ileriyi görür.

Peki siz çalışanlarınız için ne gibi imkanlar sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Basın Bültenleri ve Tanıtım Yazıları

Blog2012 yılından bu yana bu blogu yazıyorum. Özellikle son zamanlarda nerede bir etkinlik olsa, bana basın bülteni gönderiyorlar. Gerçekten katma değerli olanları yayınlamaya çalışıyorum. Zaten blogun günlük 30 tekili falan var, öyle çok ziyaretçili bir blog değil. Ama en azından o 30 kişiyi de bültenlerle, tanıtım yazılarıyla sıkmak istemiyorum. Hatta geçen tanıtım yazısı yayınlamam için teklif geldi. Ücreti mukabilinde tabi. Ama yazılara “advetorial” tarzı bir ibare eklemem yasaktı ve kabul etmedim.

Zaten insanların gelip beni yazdıklarımı okumaları benim için büyük lüks. Bu fırsatı nasıl siteyi çöp haline getirerek bu kitleyi de kaybederim? Blog üzerinden para kazanılabilir evet ama bu blogunuzun çizgisini bozmasın. Bazen basın bültenleri yayınlıyorum ve bunlardan ücret talep etmiyorum. Bir de bumerang network reklamları var, onlarda da zaten “advetorial içerik” ibaresi geçiyor. Yani taşın suyunu sıkmaya gerek yok. Günde 30 kişi yazdıklarımı okuyorsa bu benim için çok değerli. Bunu da kaybetmek istemem, kaybı ne olursa olsun.

Siz hala blog yazmıyor musunuz?

Fazlasını Oku

İş Yaşamında Güven

Güven

Güven çok zor kazanılan ama çok kolay kaybedilebilen bir olgu. Bunu günlük yaşamımızda da görebiliriz. Arkadaşınızla 10 senedir arkadaşsınız ve aranızda hiç bir problem olmadı. Arkadaşınızdan 1000 TL borç aldınız ve bunu ödemediniz. Aksine alışverişler yaptınız ama borcu ödemeye hiç girişmediniz. Artık arkadaşınızın gözündeki güveni kaybetmiş olursunuz. Artık size sadece maddi konularda değil, diğer konularda da güvenmeyecektir. Bu güveni tekrar inşa etmek çok zordur. Aynı iskambil kağıtlarından yapılan kuleler gibi. Yapması çok zordur ama bir darbeyle yıkılırlar.

Aynı zamanda iş yaşamında da güven benzer şekilde işler. İşveren veya çalışanlar arasında benzer bir güven ilişkisi vardır. Diyelim ki siz bir gün hasta olduğunuz için işe gitmediniz, evde dinleneceğinizi söylediniz. Sonra dışarıda dolaşırken karşılaştınız. Bir daha işvereniniz size nasıl güvenebilir? Buna benzer şekilde işveren maaşlarınızı geç yatırıyor diyelim. Sonra bir bakıyorsunuz 200.000 TL’lik bir araba almış. Siz daha hak ettiğiniz ücreti alamamışsınız ama işveren kendine lüks bit otomobil almış. Eğer işveren, yönetici, lider çalışanların güvenini kaybederse artık diğer liderlik vasıfları pek işe yaramayacaktır.

Bir de müşterilerin markalara, şirketlere olan güven duyguları vardır. Diyelim bir alışveriş sitesinden elektronik bir alışveriş yaptınız ve alet bozuk geldi. Geri iade yaptınız ama cihazda sorun olmadığı söylenip size geri gönderildi. Ne yapacaksınız? Yasal yollarla bu maduruyetinizi gidermeye çalışırsınız veya hiçbir şey yapmasınız ama o şirkete olan güveninizi kaybedeceğiniz kesindir. Şirket ve markalara olan güven kaybı domino etkisine sebep olur. Mutlu bir müşteri şirketinize 5 tane müşteri getiriyorsa, mutsuz bir müşteri 50 tane müşterinin size güvensiz olarak bakmasını sağlayacaktır.

Bir yönetici, “çalışanlar bana güvenmiyor, yarından itibaren güvenilir olacağım” tarzı bir yaklaşım takınırsa bu kesinlikle anlamsızdır. Siz o kadar süre güvensizlikle beslediğiniz ilişkilerinizi nasıl güvene çevirmeyi düşünüyorsunuz? Kaybedilmiş güvenin tekrar kazanılması çok daha zordur. Bu bir kişilik özelliği gibidir. Size güvenmeyen, inanmayan çalışanlarınız varsa bunun sebebi sizin bugüne kadar yaptığınız hareketler, tutmadığız sözler, yerine getirmediğiniz vaatlerin sebebidir.

Güvenilir olmak başta dürüstlüğü gerektirir. İletişime açıklığı gerektirir. Bunlar kişisel özelliklerdir. Çalışanların güvenmediği bir yöneticinin başarılı olması nadir bir olaydır.

Güvenilir olmanız ve güvendiğiniz kişilerle çalışmanız dileğiyle.

Fazlasını Oku

Beden Dili ve Yanlış Bilinenler

Beden DiliBeden dili, sözsüz iletişim aracıdır. Kişinin mimikleri, jestleri, vücut hareketleri iletişimdeki alıcı veya alıcılara sinyaller gönderirler. Bu konu hakkında birçok kitap, yazı, makale, site vardır. Beden dilinin öğrenilmesi önemlidir ama bunları öğrenmek demek beden dilimizi istediğimiz gibi kullanabileceğimiz anlama gelmez. Beden dilini okuyabiliriz ama yazamayız. Eğer yazmaya çalışırsak doğal hareketlerimizle bir çatışma yaşanır.

Beden dilini anlamak için öğrenin. Bir topluluğun önünde konuşuyorsanız ve bu kuralları uygulamak istiyorsanız çok zorlanırsınız. Sonuçta beden dilinizi değiştirmeye çalışsanız da hissettikleriniz, duygu durumunuza bedeniniz farklı tepkiler verebilecektir. Beden dili okunabilir ama yazılamaz diye düşünüyorum. Çünkü mimiklerimizi, duruşumuzu, hareketlerimizi doğallığın dışına çıkarırsak daha kötü sonuçlar olabilir. Bir kere bu büyük bir stres kaynağı olur. Kendinden emin, vermek istediği mesaja odaklanmış bir kişi zaten doğal olarak bunları beden diline yansıtacaktır.

Ben de bu konuyu ilk öğrendiğim zamanlar bazı basit kuralları uygulamaya çalıştım ama hüsranla sonuçlandı ve kendimi daha kötü hisettim. Bir mesaj veriyorsanız buna önce kendinizin inanması gerekir. Kendinizden emin görünmek istiyorsanız, kendinizden emin olmalısınız. Gözükmeye çalışmak yanlıştır. Hatta bunu yapmacık bir şekilde yaparsanız daha da negatif bir izlenim verirsiniz.

 

Fazlasını Oku

Hazır Web Siteleri

Wix İle Bedava Web SiteleriBundan 6-7 yıl önce templete kullanılmayacak diye ön koşulla web sitesi yaptırılırdı. Tasarım diğerlerinden farklı olsun yeterdi. Daha güzel, daha işlevsel olmasının önemi yoktu. Bugüne geldiğimizde artık templete değil, tamamen hazır kodlanmış siteler değiştirilip müşteriye teslim ediliyor. Renklere bile zor müdahale ediliyor. Böyle bir durumda web sitesi tasarımı için 2000 TL vermenin pek anlamı kalmadı.
Çünkü bir lise öğrencisi bile bu tip değişimleri yapabiliyor. Amaca uygun web siteleri değil, firmaya görece uygun web tasarımları seçiliyor. Peki neden buna 2000 TL ödeyesiniz? Tabii bu işi profesyonel olarak yapan firmalar var. Web sitesi firmanın İnternet’teki yüzüdür. Bu kadar basit şekilde baştan atılacak bir şey değildir. Eğer para ödeyecekseniz bunun hakkını veren bir firmaya yaptırın. Yok, benim fazla param yok diyorsanız çeşitli İnternet servisleri var.

Bunlardan biri de Wix. Kolayca kendi web sitenizi tasarlayabileceğiniz bir servis. Sürükle bırak mantığı ile çalışıyor. İstediğiniz zaman düzenleme yapabiliyorsunuz. İçinde binlerce sektörünüze uygun şablonlar var. Bence 2000 TL verip hazır bir siteyi kullanacağınıza bu tür bir servisle daha az ücretle, daha kaliteli işler çıkarabilirsiniz. Bir kere sektörünüzü bir web tasarımcı sizin kadar özümseyemez. Kendi işinizi siz daha iyi biliyorsunuz kuşkusuz. Bir diğer artısı da kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarması. 3. bir kişiye şurası şöyle, buraya resim olsun deyip 1 ay bekleyeceğinize kendiniz yapın. Wix ile hazır web sitesi yapmak çok kolay. Bununla ilgili bir video hazırladım. Yabancılık çekmeden başlamanız için.

Görebileceğiniz gibi bir sunum hazırlamaktan pek farklı değil. Bir şablon seçin, değişiklikleri yapın, uygulamalar ekleyin ve sonra istediğiniz zaman bunları güncelleyin. İhtiyacınız olan bir web tarayıcısı. Sadece modern tarayıcılar seçin. Yani son sürüm olan bir tarayıcı. Eski sürümler sorun çıkarabilir, çünkü gelişmiş özellikleri sadece modern tarayıcılar destekler. Aksi halde sorun yaşarsınız.

Bir de şu konu var; eğer web sitesini istediğiniz zaman kendiniz güncellemek istiyorsanız kontrol paneli de yaptırmanız gerekir. Bu da fiyatı ikiye katlar. Oysa Wix ile hesabınıza giriş yapıp istediğiniz bölümü güncelleyebilir, değiştirebilir, hatta yeniden tasarlayabilirsiniz. Ben bir programcıyım ve bu benim işimi azaltır diye düşünebilirim ama tam aksi söz konusu. Bırakın programcılar program yazsınlar. Hali hazırda mevcut hizmetler, olanaklar varken bana para ödenmesin. Zira iletişim formu, kurumsal sayfalar yapmaktan sıkıldım.

Yukarıdaki videoda her şey aşikar. Herhangi bir teknik ön bilgi gerektirmiyor. İşini yarım bırakan, isteklerinizi karşılamayan firmalar yerine kendi işinize odaklanın ve yaratıcılığınızı konuşturun. Üstelik Wix ücretleri diğer seçeneklere göre çok makul. Hatta bazen ben bile siteye ihtiyaç duysam Wix ile yapasım geliyor. Ziyaretçi defteri mi lazım? Sürükleyin ve bırakın. Müşteri görüşleri mi lazım? Sürükleyin bırakın.

Sonuç olarak detaylı projelerde özel yazılım desteği alın. Ama işiniz İnternet değilse bu kadar maliyet yerine bu çözümü deneyin. Üstelik yeni girişimlerin ceplerindeki parayı dikkatli kullanmaları gerekir. Yeni girişimler de kesinlikle bu alternatifi değerlendirsin düşüncesindeyim. Aslında çıkış noktası şu; işiniz İnternet değil ise web sitesi sizin için bir araçtır. Evet çok güçlü bir araç ama amaç değil. Web sitesine 5000 TL ödemeniz sizin işinizi geliştirecek manasına gelmiyor. Web sitesi yapan kişiler teknik insanlardır. Sizin işinizle, müşterilerinizle yeterli empatiyi kuramazlar. Siz de İnternet dünyasını çok iyi tanımadığınız için kopukluk olur. Ama Wix gibi servislerde işlere göre şablonlar bulunmaktadır. En azından size uygun bir taslak sunarlar ve siz geliştirirsiniz.

Wix hoş ve mantıklı bir alternatif. Bunu göz önünde bulundurun.

 

Fazlasını Oku

İnternet Girişimi ve Bir Web Sitesi Açmanın Farkları

İnternet SitesiBilirsiniz web sitesi yayına almak “web sitesi açmak” olarak da söylenegelir. Teorik olarak ikisi arasında çok büyük farklar yoktur. Ama nüanslar çok fazladır. İnternet girişimi, adı üzerinde bir girişimdir. Risk analizleri yapılır, odak grupları belirlenir, kullanıcı testleri, a/b testleri yapılır. İş modeli vardır ve gelir modeli bellidir. Web sitesi açıldığında arkadaşlara link gönderilir ve “takılın abi benim sitem” mesajları yazılır. Ne kadar acı bir durum.

Evet Facebook’da açıldığında arkadaş gruplarına söylendi fakat gelişimi kendi gücüyle oldu. Web sitesi sahipleri SEO makaleleri okur ve tavsiyelere bakarak çeşitli bloglara yorumlar yazılır. Teknoloji bloğunda yorum yapan birinin ismi “www.televizyonyaptirtr.com” olabilir. Öyle bir ifade görürseniz zaten o bir girişim değildir. Çünkü taşıma suyla değirmen dönmez. Alan adları da bu konuda size fikir verebilir. onlinefilimizlehd720p.com gibi adresler bana o kadar komik gelmişlerdir ki. Anahtar kelimeleri kullanacağım diye işin cılkını çıkarırlar.

Tabi girişiminiz varsa arkadaşlarınıza link gönderebilirsiniz ama bu genelde hiçbir işe yaramaz. Eğer proje viral etki ile yayılacaksa çok küçük bütçelerle iyi yerlere gelebilir. Doğası gereği viral bir etkisi olmayan projeler ise yüksek reklam oranlarına ihtiyaç duyar. İkisi de İnternet sitesidir aslında ama bu nüanslar ikisini farklı yerlere getirir veya getirebilir.

Fazlasını Oku

Google’ı Bir Kenara Bırakın

SEO“Sitem Google’da ilk sıralarda çıkacak mı?” sorusu, daha web sitesinin planı yapılmamışken sorulan bir soru haline geldi. En büyük yanlış anlaşılma aslında burada başlıyor. Google, web sitelerini doğru taktiklerle yapan siteleri üst sıralarda çıkarma gibi bir misyonu yükleniyormuş gibi. Aslında işin özü şu; Google, arama yapan kullanıcıya istediği şeyi vermek. İnternet’teki milyarlarca web sitesini indeksleyip bunlar içinden kullanıcının aradığı şeyi sunma gayretinde. Yani dünyanın bilgisini ulaşılabilir ve kullanılabilir hale getirmek.

SEO yani arama motoru optimizasyonu deyince akla teknikler bütünü geliyor. Türkiye’de durum böyle en azından. Yayınlanan kitaplar bile “meta description 150 karakterden kısa olmalı, title etiketi bilmem 45 karakterden az ya da çok olmalı sallıyorum, gibi şeyler söylüyor. Yurt dışında yayınlanan eğitimler, bloglar, kitaplar ise bu gibi ayrıntıların üzerinde durmuyor. Söylemiyor demiyorum, ama bir İnternet sitesini komple deneyim olarak görüyorlar. İngilizce biliyorum lanet olsun, oralardan alıyorum eğitimi.

Şirket Çalışanları
Şirket Çalışanları

Birçok firma kendine şunu sormalı; “istediğim arama ifadesinde ilk sırada çıkarsam bunu yönetebilir miyim?”. Eğer bir dönerciyseniz, günlük yapıp satabildiğiniz döner bellidir. Aniden müşterileriniz 5 katına çıksa, daha önceki kemik müşterileriniz bile gerek yavaşlıktan, gerekse kalite düşüklüğünden dolayı artık sizin müşteriniz olmaya son verebilir. Aynı şey istihdam oranlarında da böyledir. Bir tezgahta 5 kişi çalışabiliyorsa, siz oraya 10 adam koyarak eski performanstan da düşüş bir seviyeye gelirsiniz.

Yani demek istediğim o ki; önce kendi kapınızın önünü süpürün, ondan sonra çevre temizliğine ahkam kesin. Eğer hizmetim, ürünlerim kötüyse, gelen her yeni sipariş ya da iş memnuniyetsiz müşterilere gebe olur. Kural olmasa da şöyle bir tabir vardır; “1 memnuniyetsiz müşteri, 1 memnun müşterinin 10 katı müşteri kaybına neden olur”. O yüzden kapınızın önü ilk önce işiniz, sonra da İnternet’te bunu nasıl sunduğunuzdur. Önce kapı önü süpürülmeli.

İş YapışWeb sitesi bazı girişimlerin kendisidir. Yani site bir girişimdir. Ama çoğu durumda zaten var olan bir girişimin İnternet’teki yüzüdür, kanalıdır. Eğer işiniz sadece İnternet değil ise, iş süreçlerinizi, kalitenizi, müşteri memnuniyetini düşünün. İnternet’i yeni müşteri edinme, mevcut müşterilere daha katma değerli hizmetler sunmada bir kanal olarak kullanın. Web siteleri artık bir kartvizit değil. İçerisinde firmanızın harita ve konumu var, size yazabilecekleri formlar, sipariş formları var. Kullanıcılara video izletebilir, ses dinletebilir, hatta interaktivite ile fazlasını bile yapabilirsiniz.

Bu yazıda arama motoru optimizasyonu hakkında teknik bilgi yok. Arama motorları, sizin “bulunabilir” olmanızı sağlar. Tabi siz de teknik olarak “aranabilir” olmanız gerekir ki bu da işin teknik yönüne girer. Şu yazıda aranabilir olmak ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Arama motoru optimizasyonu sürekli devam eden bir dijital pazarlama yöntemidir. Sadece doğal arama sonuçlarını(yani reklam alınmayan sayfa başı 10 sonuç) kapsamaz. Google Adwords ile istediğiniz ifadede reklam bölümünde çıkmak için ücret ödeyebilirsiniz. Yani web sitenizin doğal arama sonuçlarında yükselmesini aylarca beklemenize gerek kalmaz. Eğer maliyet/kar oranı buna izin veriyorsa zaman kaybını önlemiş olursunuz.

Esnaf kafası artık öldü. İnternet’e açılacak kadar büyüdüyseniz, ki her işletme İnternet’te yerini almalıdır ve bu büyüklüğe zaten sahiptir, o zaman biraz profesyonel düşünün. İşinizi doğru yapıyorsunuzdur büyük ihtimalle, en azından öyle kabul edelim. İnternet’e de bunu doğru şekilde yansıtmanız gerekir. Hatta İnternet ile daha fazla olanağa, işinizi geliştirmeye, yeni müşterilere ulaşabilirsiniz.

Fazlasını Oku

Kitap : Google Olsa Ne Yapardı?

 

Google Olsa Ne Yapardı?Henüz bitirmediğim bir kitabı paylaşmak, arkadaşlarıma önermek pek alışkanlığım değil ama ilk çeyreğini okuduktan sonra gerçekten paylaşmaya değer olduğunu düşündüm. Jeff Jarvis çok güzel bir iş kitabı yazmış. Mediacat yayınlarından yayınlanan bu kitap gerçekten okumaya değer.

Bu kitap Google ile ilgili, Google servislerini anlatan bir kitap değil. Google’ın iş yapış şeklinin, yönetim biçiminin gerçek hayata, neredeyse tüm iş kollarına nasıl uygulanabileceğinden bahsediyor. Google’ın bir platform ve network olduğundan bahsediyor.

Kitabın başı DELL olayı ile başlıyor. Burada konuya güzel bir giriş yapılıyor ve Google’ın ettiği kar veya kullanıcı sayısı değil, iş yapış şekli ve yönetim felsefesi ile devam ediyor. Teknoloji ile ilgili olun veya olmayın bu kitap yönetim, pazarlama alanında kayda değer kitaplardan. Eğer teknolojiye ilgi duyuyorsanız sizin için daha fazla ilgi çekici konu bulabilirsiniz. Aşağıda kitabı satın alabileceğiniz linkler vereceğim. Satış ortaklığım falan yok, o yüzden birden fazla satıcı linki koymayı uygun buldum 🙂

İyi Okumalar!

http://www.dr.com.tr/kitap/google-olsa-ne-yapardi/jeff-jarvis/egitim-basvuru/%C4%B1s-ekonomi-hukuk/yonetim-%C4%B1s-gelistirme-kalite/urunno=0000000568218

http://www.kitapyurdu.com/kitap/google-olsa-ne-yapardi/144271.html

http://www.idefix.com/ekitap/google-olsa-ne-yapardi-jeff-jarvis/tanim.asp?sid=UYSAWOBBBO2OC6XWUP9I

Fazlasını Oku

SEO : Aranabilir Olmak

SEOBugün arama motorları, özellikle Google, bir geçit konumunda. Web trafiğinin yönlendirmesini aramalar sonucunda yapıyor. SEO, yani arama motoru optimizasyonu da kısaca aranabilir olmak anlamına geliyor. Eğer aranabilir olmazsanız bulunamazsınız.

Olaya geniş çerçeveden bakarsak, küçük teknolojik ipuçları yerine ilk amacımız aranabilir olmaktır. Peki nasıl aranabilir oluruz? Mesela bir tıp merkeziniz var ve sitenizin başlığı şu olsun “Sağlıklı Günler”. Bu arama motorları için pek de anlam teşkil etmeyecektir. Arama motoru optimizasyonu olaı burada başlıyor. Eğer arama motorlarında bulunabilir olmak istiyorsanız kullanıcıların yaptığı aramalara uygun içeriği de sağlamalısınız. Sizin bu “Sağlıklı Günler” başlığınız biraz kapsam dışıdır. Yani Google’da tıp merkezi arayan bir kullanıcı muhtemelen “Sağlıklı Günler” aramasını yapmayacaktır.

Aynı zamanda tıp merkezinizi Google Maps’de işaretlemelisiniz. Çünkü yerel arama sonuçları haritalardan da beslenir. Üstelik haritalarda kayıtlı olmamanız bazı kullanıcılar için olumsuz bir algı yaratabilir.

Güzel animasyonlarınız, girişte çalan çok hoşunuza giden (sadece sizin) bir müzik de çalıyor olabilirsiniz ama bunlar web sitenizi aranabilir kılmaz. Anahtar nokta aranabilir olmaktır. Aranabilir olan da bulunur.

Bu yüzden web siteleri geliştirirken arama motorlarını da gözden kaçırmayın. Google size trafik yollayacaktır ve bu sebeple hastalarınız artacak, trafik aldıkça da Google’da daha üst sıralara çıkacaksınız ve bu bir döngü halini alacak.

Zannetmiyorum ki hiçbir firma Google’da olmamayı göze alabilsin. Bu yüzden insanları, iş kolunuzu inceleyin. İlgi çekici, bilgi verici siteler yapın ve sonrasında bu içerikleri aranabilir olmak için revize edin.

 

Fazlasını Oku

Türkiye menşeli yepyeni bir mecra doğdu…

Scorp Logo

Türkiye menşeli yepyeni bir mecra doğdu…

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde okuyan gençler tarafından hayata geçirilen Scorp sosya medyaya yepyeni bir soluk getiriyor.

Scorp, insanların her kategoriden aradıkları soruların cevabını bulabileceği, güncel sorunlar, popüler konular üzerine 15 saniyelik mikro-videolar aracılığıyla içerik üretilebilen bir sosyal medya platformu olarak şimdiden oldukça fazla heyecan yaratıyor.

SCORP SOSYAL MEDYAYI SALLAMAYA HAZIR!

Sosyal medyanın öneminin bilincinde olarak, Türk yapımı bir uygulamanın da pekala küresel bir markaya dönüşebileceğine inanan öğrenciler tarafından hayata geçirilen Scorp, 50.000’den fazla kullanıcısına yepyeni bir deneyim yaşama fırsatı sunuyor.

Üniversite öğrencilerinden yepyeni bir girişimcilik projesi…

Koç Üniversitesi öğrencilerinden Sercan Işık ve İzzet Zakuto’nun bu uygulamayı hayata geçirmelerindeki en büyük motivasyon kaynağı, Türkiye’nin dünyada sosyal medyayı en fazla kullanan ikinci ülke olması. Yeni bir mecra arayışına giren ikili bu noktada ekiplerini genişleterek birçok üniversiteden arkadaşları ile küresel bir marka yaratma hedefiyle yola çıktılar ve Scorp’u hayata geçirdiler.

Scorp’un şimdiden İstanbul, Ankara, İzmir, Giresun, Antalya gibi şehirler başta olmak üzere toplam 27 üniversitede temsilcileri bulunuyor. Ayrıca ABD’deki Carnegie Mellon Üniversitesi’nde de temsilcileri bulunan Scorp’un ekibinde 300’e yakın üniversite öğrencisi çalışmakta. Scorp’un hayata geçmesinde yöneticilerden Şeyda Gündoğdu ve Sintia Bahar ile yazılımın ekibinden Övünç Dalkıran’ın da büyük emeği var.

Videolu sözlük Scorp sosyal medyaya yepyeni bir soluk getiriyor…

Kümülatif video paylaşım platformu olan Scorp, kullanıcıların her konuda kendilerini videolu bir şekilde ifade edebilecekleri bir sosyal medya kanalı.

Kullanıcıların ister Scorp kimlikleri ile ister anonim olarak yükleyecekleri videolar sayesinde birçok farklı konuda kullanıcılara ait kişisel fikir ve bilgiler Scorp ağında birikecek. Scorp’ta şu anda yer alan belli başlı kategoriler ise sanat, spor, eğlence, haber ve gündem, ilişkiler, seyahat, moda, güzellik ve üniversite hayatı. Scorp özellikle üniversite hayatı kategorisi ile sosyal medya platformları arasında bir ilki gerçekleştiriyor.

Türkiye’de sanal ortamda gittikçe popülerleşen sözlük konsepti ile 15 saniyelik video çekimini birleştiren Scorp videolu sözlük olarak da nitelendiriliyor. Türkiye’de ilk defa Türk yapımı bir sosyal medya kanalının ortaya çıkması ve bunun üniversiteli öğrenciler arasındaki işbirliği sonucunda oluşması Scorp’un diğer medya kanalları arasında öne çıkmasında bir diğer etken. İlerleyen zamanlarda gelecek güncellemelerle uygulama biriken bilgi ve fikir ağında bilirkişi veya uzman diye tabir edilen kullanıcılarla daha da genişleyecek ve üniversite öğrencileri Scorp’a üye olurken girecekleri üniversite bilgisiyle üniversitede ve yakın çevrelerinde meydana gelen olayları daha rahat takip edebilecekler.

Öğrenciler arasında hızla yayılan Scorp, tüm diğer sosyal medya kanallarının önüne geçmeyi hedefliyor. Birçok farklı üniversiteden, farklı öğrenci kulüplerinin de desteği ile kullanıcı sayısını her geçen gün arttıran bu yeni mecra şimdilik yalnızca iOS platformunda bulunuyor. İlerleyen zamanlarda Android kullanıcılarının da rahatlıkla Scorp’u indirebileceklerini belirten Scorp ekibinin hedefi, tüm gençlere ulaşabilmek. App Store’dan indirilebilen Scorp sayesinde bu yeni sosyal medya dünyasına katılmak mümkün.

Fazlasını Oku

iPhone Gerçekten Statü Sembolü mü?

iPhone 6iPhone kullansın, kullanmasın çoğu kişinin dilinden düşmeyen bir ifade var “iPhone statsü göstergesidir” diye. Buna ne kadar katılırsınız bilmiyorum. Ama ben buna hiç katılmıyorum. Genel olarak Apple ürünleri, diğer rakiplerinin benzer ürünlerine göre daha yüksek fiyatlı. Dikkat ederseniz “pahalı” demiyorum. Şimdi iPhone ve diğer üst segment telefonların fiyatlarına bakalım. Teknosa’dan fiyatları almama izin verin.

Apple iPhone 6 16 GB => 2, 449 TL
Samsung Galaxy Note 4 => 2, 229 TL
HTC ONE (m8) => 2, 099 TL
LG G3 => 1, 669 TL
SONY EXPRIA z3 => 2, 299 TL

LG fiyat performans olarak güzel telefonlar üreten bir üretici. Diğer alternatiflerse fiyat olarak iPhone’a yakın konumdalar. Bir ürünün statü sembolü olması için fiyatının ciddi anlamda yüksek, ama aynı oranda performans verememesi gerekir. Aksi halde zaten fiyatını hak eden bir ürün olur. Apple App Store yüzbinlerce uygulama içermekte ve çoğu kaliteli uygulama sadece iOS platformunda satılmakta ya da diğer uygulama marketlerine daha geç düşmektedir.

Ayrıca Apple ürünleri donanım değil, deneyim satmaktadır. Bu deneyimi sınırlı donanım ve güçlü işletim sistemi ile birleştirmektedir. Ben iPhone 4 çıktığında ilk elime alıp haritalarda dolaştığımda dokunmatiği ve ekran kalitesi beni gark etmişti. “Ben de bundan istiyorum” demiştim. Çünkü akıllı telefon furyasının başını çeken bir telefon varsa o da iPhone’dur. iPhone alıp sadece Candy Crush oynayan kimse için bu telefon statü sembolü olabilir ama aynısını Galaxy Note 4 de yapan kişi de aynı statü sembolünü taşır.

iMac, Macbook, iPad, iPhone, iPod gibi ürünler gerçekten başarılı ve alanında lider ürünlerdir. Elimdeki iPad Mini’ye bakıyorum da, o kadar harika uygulama, ses kalitesi, stabil çalışması 700 TL gibi bir fiyat gerçekten komik. Fiyatlarını bilmesem ve iPhone ile ipad i elime alsam kesinlikle ipad’i seçerdim. Mükemmel multimedya uygulamaları, özellikle benim için müzik yapım uygulamaları harika.

Sonuç olarak iPhone gayet alınması mantıklı ve sadece statü sembolü olan bir telefon değildir. Kendi değildir ama bunu alıp da statü sembolü yapan kişiler vardır. Bunlar note 4 veya htc one m8 alarak da benzer statüyü yakalayabilirler. Verimli kullanmasını bilene bu tüm telefonlar iyi cevap verecektir.

 

Fazlasını Oku

Cafe Kristo Yeni Sitesi İle Yayında

Cafe Kristo

Cafe Kristo benim de çoğu zaman uğradığım, güzel tatlıları, aromalı kahveleri, retro dekorasyonuyla İzmit’in gözde kafelerinden biri. Her zaman gittiğim bir mekanın sitesini yapmış olmak da ziyadesiyle keyifliydi. Eskiden Coffee Break olarak hizmet veren, 2010 yılından beri Cafe Kristo olarak hizmetine devam eden bu sıcak mekanı tüm İzmit halkına tavsiye ediyorum. Web sitesi adresi aşağıda;

www.cafekristo.com

 

Fazlasını Oku

Webtures ve Halkla İlişkiler

Webtures firmasını İnternet’te bir iş ilanı sayesinde duydum. SEO Hocası‘nı da bünyesinde barındıran başarıl bir dijital ajans. İş görüşmesine gidecekken aniden bir tanıdık vasıtası ile işe girmem bu görüşmenin gerçekleşmemesine neden oldu. Siteye bakarken görüşeceğim kişi olan Kaan Gülten‘in Sorularla SEO ve Uzmanından SEO kitaplarının yazarı olduğunu gördüm. Ondan sonra bu görüşmenin olmasını çok istedim ama vaktim olmadı. Kaan Bey kahve içmeye de davet etti sağ olsun, bir gün tanışma fırsatına yakalarım umarım.

Sitede gezerken engelli vatandaşlarımız için yapılan bir kampanya gördüm. Kaan Gülten’in iki kitabını da engelli bireylere kargo ücretini de ödeyerek gönderiyorlardı. Çok şaşırdım doğrusu. Bu sektörde engellerden çok bahsetmeyiz, ben de bir engelli olarak kitapları istedim. Çok güzel bir paket elime geçti. İçinde 3 şeker olan bir poşet, 2 kitap, bardak altlığı ve 2 adet ayraç. Çok hoşuma gitti. Özellikle engelli bireyler için böyle bir girişim çok anlamlı. Hayatında engelleri olan insanlara daha fazla engel çıkarmaktansa, engelleri aşmalarına yardım etmek çok önemli. Paketi de blog yazım için geldiği gibi çektim. Aşağıda görebilirsiniz.

Webtures

Daha önceleri SEO Hocası ile ilgili yazılarım olmuştu. Mesela şu yazı var. Ben SEO Hocası hangi firma altında, ne zaman Webtures bünyesine geçti bilmiyorum ama yazıda yazdıklarımın hala arkasındayım. Ama Webtures’in halkla ilişkiler konusunda çok doğru yolda olduğunu görüyorum. Bilgisayara bakmayı bırakıp, pencereden engelli bir bireyin varlığı dikkatlerini çekmiş olmalı. Buna da kayıtsız kalmayıp böyle güzel bir uygulama yapmışlar. Kitapları kısa süre sonra okuyup, onlar hakkında da düşüncelerimi yazacağım. Sonuçta yeni şeyler öğreneceğime inanıyorum.

Bravo Webtures, Teşekkürler Kaan Gülten.

 

 

Fazlasını Oku