Yeni Bir İletişim Yöntemi Olarak Oyunlaştırma

gamification

Oyunlaştırma kavramının kökeni çok eskilere dayanmıyor, hatta 2010 yılı bu kavramın ortaya atıldığı yıl olarak belirlenmiş. Kısaca oyunlaştırma; insanlarla iletişim kurarken kullanılan, oyun olmayan bir olguya oyun ögelerinin eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu zamana kadar duymamış olsanız bile karşılaşmamanız çok zor. Örneğin Swarm’da haftanın biricisi olurken, bir mekanda “mayor” olurken, bir e-öğrenme sistemin puanlar alırken hep oyunlaştırma ile karşılaşıyoruz.

Oyunlaştırmak demek oyun yapmak demek değildir. Oyun teori ve bileşenlerinin yaptığımız işlere, kurduğumuz iletişimlere adapte edilmesidir bir nevi. İnsanlar oyunlar oynar. Hatta her insan oyun oynar, büyük ya da küçük, eğitimli veya eğitimsiz. Modern dönemde oynadığımız video oyunlarından binlerce sene önce de oyunlar vardı. Büyüklerimiz tavla atarlar, kahvelerde iskambil oyunları oynanır, bayanlar ve tabi erkekler de şekerleri aynı sıraya dizmeye çalışırlar.

Oyunlardan aldığımız şey sadece zevk değildir ya da oyunları sadece boş vakitlerimizi harcamak için oynamıyoruz. Çeşitli oyun türleri insanda başarım, sosyalleşme, korku, sürpriz, keşfetme, rekabet, inat gibi duyguları hissettirirler. Pazarlamacılar da bu tip duygulara hitap edebilmek için oyunlaştırmayı gündemlerinde önemli bir yere taşımışlardır. Oyunlaştırmaya yabancı biri okur diye ufak bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki elektronik ürünler satan bir e-ticaret işletmeniz var. Ürünlerinize yorum yapılmasını istiyorsunuz ki bu bir ürünün satılmasında veya satılmamasında önemli rol oynar. Eğer siz belli bir fiyatın üstündeki ürünlerden satın alan ve yorum yazan üyelerinizden en çok beğeni alan yorumu yazan kişiye ufak bir hediye vermeyi kurgulayabilirsiniz. Burada kullanıcılar hem ödülü kazanmak için hem de en beğenilen yorumu yazabilmek için daha bilgilendirici, daha faydalı yorumlar yazarlar. En azından varsayımsal olarak. Bu oyunlaştırmaya küçücük bir örnek.

Yeni iş yapış şekillerinde ve yeni nesil pazarlama uygulamalarında oyunlaştırma sıklıkla kullanılıyor ve artarak devam edeceğe benziyor. Siz kendi işinizde oyunlaştırmayı nasıl kullanabilirsiniz? Biraz düşünmenize salık veriyorum 🙂

Fazlasını Oku

Teknogirişim Ofisleri Çalışanlarına Nasıl İmkanlar Sunmalı?

Teknoloji Ofisi

Bir teknogirişim ofisi nasıl olmalı? Yani teknoloji geliştirilen bir ofiste çalışanlara nasıl imkanlar sunulmalı? 10 yıldır çeşitli şirketlerde çeşitli pozisyonlarda çalıştıktan sonra “şöyle olsaydı” dediğim konuları ele alacağım. Marissa Mayer  Yahoo’da evden çalışma sistemini iptal etmişti, bilenler bilir. Çünkü insanların şirkette kahve molalarında, yemeklerde beraber vakit geçirdikleri her zaman daha üretken olduklarını düşünüyor. Ben de buna katılıyorum. Ama bu çalışanları ofise kitlemek anlamına gelmiyor. Yöntem olarak ofislerin daha çok çalışılabilir tasarlanması ve sunulan imkanların ofiste kalmayı cezbedici hale getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabi burada sayacağım imkanları her şirket sağlayamayabilir. Gerek maddi yönden gerek diğer prensiplerden ötürü bunu sağlamayabilirler. Ben aklımdaki ideal ofisi anlatmaya çalışacağım. Bunları bazı başlıklar altında toparlayacağım ve yönetim-çalışan ilişkisine hiç değinmeyeceğim. Yani ben ofis imkanları ve insanları üretken kılmak için ne gibi iyileştirmeler yapılabilir konularına değineceğim.

Ofis Ortamı

Ofis ferah ve gün ışığını bolca alan bir yapıda olmalı. İnsanlar odalara tıkıştırılmamalı. Bir keresinde bir iş yerinde kendi odam vardı. O kadar sıkıcıydı ki anlatamam. Belli fokus gruplar aynı ortamda çalışabilmeliler. Yemek, kahve, sigara molaları da çok önemli çünkü buralardaki iletişim çok üretken oluyor. İş fikirleri, iş dışı sohbetler hep bu zamanlarda yapılıyor.

Çalışma Alanı

Çalışma alanları kişiselleştirilebilir olmalı. Belli bir sıra düzeninde dizilmiş masalar, okul sıraları gibi sabit mobilyalar uygun olmuyor. Kimisi çift ekran çalışır, kimisi not defterine alan arar, kimisi bir ışık kaynağı daha ister. Bu yüzden çalışma alanı çalışana bırakılmalıdır belli oranlarda.

Araç Gereç, Donanım

Çalışana ilk işe başladığında boş bir bilgisayar verilmemelidir. Kullanıcı hangi işletim sisteminde çalışmak istiyorsa ona göre bir bilgisayar tahsis edilmelidir. Bu iMac olabilir, macbook pro olabilir veya masaüstü pc olabilir. Ayrıca gerekli donanımın yanında ek araçlar da sağlanmalıdır. Android geliştiricisi ise bir Android telefon tahsis edilmelidir. Birgün Ahmet’in, bir gün Mehmet’in telefonunu ödünç alarak bu iş yürümez. Kimse de telefonunu bu işlere ayırmak zorunda değil.

Eğitim

Söz konusu teknoloji olunca eğitim ve gelişimden söz etmeden olmaz. Şirketlerin düzenli olarak çalışanlarını eğitim ve seminerlere göndermesi gerekir. Bu şekilde eğitim ve gelişim şirket politikası olarak görünür. Çalışanlar da bunu bu şekilde özümserler. “Bize bilen değil, öğrenebilen eleman lazım” dedikleri zaman çalışanlarına eğitim imkanlarını da aynı şekilde sunmaları gerekir.

Sosyal

Çalışanların birlikte vakit geçirebilecekleri alanlar olmalıdır. Kahve köşeleri, barbekü yapılan teraslar gibi. Bunun dışında tatil günlerinde şirket tarafından düzenlenecek piknik, kamp gibi etkinlikler de çalışanların arasındaki iletişimi artıracaktır.

Ekstralar

Bunların dışında  birçok imkanı çalışanların şirkete olan bağlılıklarını ve ofise istekle gelmelerine yardımcı olacaktır. Bir teknogirişim şirketinden bahsediyorsak özellikle resperry pi, arduino kartlar ve aksesuarlarla robotik hobi çalışmaları gibi aktiviteler de yerinde olacaktır.

Bir çalışan olarak siz hangi imkanların sunulmasını isterdiniz?
Bir girişimci olarak siz çalışanlarınıza hangi imkanları sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Basın Bültenleri ve Tanıtım Yazıları

Blog2012 yılından bu yana bu blogu yazıyorum. Özellikle son zamanlarda nerede bir etkinlik olsa, bana basın bülteni gönderiyorlar. Gerçekten katma değerli olanları yayınlamaya çalışıyorum. Zaten blogun günlük 30 tekili falan var, öyle çok ziyaretçili bir blog değil. Ama en azından o 30 kişiyi de bültenlerle, tanıtım yazılarıyla sıkmak istemiyorum. Hatta geçen tanıtım yazısı yayınlamam için teklif geldi. Ücreti mukabilinde tabi. Ama yazılara “advetorial” tarzı bir ibare eklemem yasaktı ve kabul etmedim.

Zaten insanların gelip beni yazdıklarımı okumaları benim için büyük lüks. Bu fırsatı nasıl siteyi çöp haline getirerek bu kitleyi de kaybederim? Blog üzerinden para kazanılabilir evet ama bu blogunuzun çizgisini bozmasın. Bazen basın bültenleri yayınlıyorum ve bunlardan ücret talep etmiyorum. Bir de bumerang network reklamları var, onlarda da zaten “advetorial içerik” ibaresi geçiyor. Yani taşın suyunu sıkmaya gerek yok. Günde 30 kişi yazdıklarımı okuyorsa bu benim için çok değerli. Bunu da kaybetmek istemem, kaybı ne olursa olsun.

Siz hala blog yazmıyor musunuz?

Fazlasını Oku

Site İnceleme : Haberver.com

HaberverYakın zamanda açılmış bir haber platformu. Kurucusunun eski bir medya çalışanı olduğunu okumuştum. Haberver.com, okuyucularını kitle olarak gören bir platform değil. Reklam satmak için sayfa gösterimini artırmaya da çalışmıyor. Bu gibi nedenlerle siteyi size önermeyi uygun buldum. Haber kategorizasyonu çok güzel. Gerçekten “haber” okumak için doğru adreslerden biri. Diğer medya devlerinin sizi bir habere götürmek için 20 tık istemesi iğrenç bir şey. Haber başlıkları ilgi çekici ama sizi bir galeriye sokuyor ve bilmem kaçıncı adımda size sunulan veriyi gösteriyor. Çoğu zaman da bu sizin istediğiniz şey olmuyor.

Haberver.com bu gibi iğrenç uygulamalara karşı sunulmuş bir alternatif gibi. Bu kızdığımız özellikler Haberver.com’da yok. Aksine güzel kategorilenmiş, uygun başlıklar verilmiş güncel haberler. Üstelik kayıt olup haber akışınızı da özelleştirebilirsiniz. Çok büyük yenilik yok ama kullanım kolaylığı ve ilkeli haber anlayışıyla güzel yerlere geleceğe benziyor. Başarılar…

Fazlasını Oku

Mobil Uygulama Pazarı ve Fırsatlar

Apple iPhone 5Bu yazıyı bu tarihte yazmış olmam size garip gelebilir. Evet mobil uygulama sektörü büyük gelişme içerisinde ve fırsatlarla dolu. Ama benim dikkat çekmek istediğim nokta yazılımcıların önündeki fırsatlar. Diyelim ufak bir oyun projeniz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Masaüstü bir yazılım yapsanız bunun kitlelere ulaşması zor ve zaman alıcıdır. Ufak bir fikri bir yazılıma dönüştürmek mobil platformlarda daha kolay ve efektif. Mesela telefonu sallayınca size iddaa sonucu veren bir uygulama fikri aklınıza geldi. Desktop uygulaması yapılması pek yerinde olmaz. Üstelik mobil cihazların özelliklerini de kullanmanız harika olur.

Bu yönden bakınca mobil uygulama pazarı geliştiriciler için büyük fırsat. Küçük ve basit düşünceler milyonlara ulaşabilir. Bunu diğer mecralarda yapmak pek de o kadar kolay değil. Kamera kullanabilirsiniz, GPS, Gyro sensörü vs.. kullanabilirsiniz. Bunları karışım yaparak uygulamanızın değerini artırabilirsiniz. Bu yüzden kararsız yazılımcılara önerim mobil uygulama pazarına girmeleri. Burada şanslarını denemeleri daha doğru olur. Ortaya bir yazılım çıkarmak daha kolay ve çabuk tüketilen bir mecradan bahsediyoruz.

Mobil uygulama pazarı fırsatlarla dolu, hadi gidin de mobil programlama öğrenin.

Mobil uygulamalarınız için dilerseniz indirme, dilerseniz yorum, dilerseniz de değerlendirme hizmetlerini 10 liradan başlayan fiyatlarla SadeceON’da bulabilirsiniz. Alanında uzman hizmet verenlerimiz sizler için android uygulama indirme sayısı arttırma konusunda yardımcı olabilir, istediğiniz yorumları yazabilir, istediğiniz kadar 5 yıldız değerlendirme gönderebilir. Siz de uygulamalarınızı yükselişe geçirmek için SadeceON’a gelin ve fırsatları kaçırmayın!

Fazlasını Oku

Google’ı Bir Kenara Bırakın

SEO“Sitem Google’da ilk sıralarda çıkacak mı?” sorusu, daha web sitesinin planı yapılmamışken sorulan bir soru haline geldi. En büyük yanlış anlaşılma aslında burada başlıyor. Google, web sitelerini doğru taktiklerle yapan siteleri üst sıralarda çıkarma gibi bir misyonu yükleniyormuş gibi. Aslında işin özü şu; Google, arama yapan kullanıcıya istediği şeyi vermek. İnternet’teki milyarlarca web sitesini indeksleyip bunlar içinden kullanıcının aradığı şeyi sunma gayretinde. Yani dünyanın bilgisini ulaşılabilir ve kullanılabilir hale getirmek.

SEO yani arama motoru optimizasyonu deyince akla teknikler bütünü geliyor. Türkiye’de durum böyle en azından. Yayınlanan kitaplar bile “meta description 150 karakterden kısa olmalı, title etiketi bilmem 45 karakterden az ya da çok olmalı sallıyorum, gibi şeyler söylüyor. Yurt dışında yayınlanan eğitimler, bloglar, kitaplar ise bu gibi ayrıntıların üzerinde durmuyor. Söylemiyor demiyorum, ama bir İnternet sitesini komple deneyim olarak görüyorlar. İngilizce biliyorum lanet olsun, oralardan alıyorum eğitimi.

Şirket Çalışanları
Şirket Çalışanları

Birçok firma kendine şunu sormalı; “istediğim arama ifadesinde ilk sırada çıkarsam bunu yönetebilir miyim?”. Eğer bir dönerciyseniz, günlük yapıp satabildiğiniz döner bellidir. Aniden müşterileriniz 5 katına çıksa, daha önceki kemik müşterileriniz bile gerek yavaşlıktan, gerekse kalite düşüklüğünden dolayı artık sizin müşteriniz olmaya son verebilir. Aynı şey istihdam oranlarında da böyledir. Bir tezgahta 5 kişi çalışabiliyorsa, siz oraya 10 adam koyarak eski performanstan da düşüş bir seviyeye gelirsiniz.

Yani demek istediğim o ki; önce kendi kapınızın önünü süpürün, ondan sonra çevre temizliğine ahkam kesin. Eğer hizmetim, ürünlerim kötüyse, gelen her yeni sipariş ya da iş memnuniyetsiz müşterilere gebe olur. Kural olmasa da şöyle bir tabir vardır; “1 memnuniyetsiz müşteri, 1 memnun müşterinin 10 katı müşteri kaybına neden olur”. O yüzden kapınızın önü ilk önce işiniz, sonra da İnternet’te bunu nasıl sunduğunuzdur. Önce kapı önü süpürülmeli.

İş YapışWeb sitesi bazı girişimlerin kendisidir. Yani site bir girişimdir. Ama çoğu durumda zaten var olan bir girişimin İnternet’teki yüzüdür, kanalıdır. Eğer işiniz sadece İnternet değil ise, iş süreçlerinizi, kalitenizi, müşteri memnuniyetini düşünün. İnternet’i yeni müşteri edinme, mevcut müşterilere daha katma değerli hizmetler sunmada bir kanal olarak kullanın. Web siteleri artık bir kartvizit değil. İçerisinde firmanızın harita ve konumu var, size yazabilecekleri formlar, sipariş formları var. Kullanıcılara video izletebilir, ses dinletebilir, hatta interaktivite ile fazlasını bile yapabilirsiniz.

Bu yazıda arama motoru optimizasyonu hakkında teknik bilgi yok. Arama motorları, sizin “bulunabilir” olmanızı sağlar. Tabi siz de teknik olarak “aranabilir” olmanız gerekir ki bu da işin teknik yönüne girer. Şu yazıda aranabilir olmak ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Arama motoru optimizasyonu sürekli devam eden bir dijital pazarlama yöntemidir. Sadece doğal arama sonuçlarını(yani reklam alınmayan sayfa başı 10 sonuç) kapsamaz. Google Adwords ile istediğiniz ifadede reklam bölümünde çıkmak için ücret ödeyebilirsiniz. Yani web sitenizin doğal arama sonuçlarında yükselmesini aylarca beklemenize gerek kalmaz. Eğer maliyet/kar oranı buna izin veriyorsa zaman kaybını önlemiş olursunuz.

Esnaf kafası artık öldü. İnternet’e açılacak kadar büyüdüyseniz, ki her işletme İnternet’te yerini almalıdır ve bu büyüklüğe zaten sahiptir, o zaman biraz profesyonel düşünün. İşinizi doğru yapıyorsunuzdur büyük ihtimalle, en azından öyle kabul edelim. İnternet’e de bunu doğru şekilde yansıtmanız gerekir. Hatta İnternet ile daha fazla olanağa, işinizi geliştirmeye, yeni müşterilere ulaşabilirsiniz.

Fazlasını Oku

D&R Kullanıcı Deneyimi ve Kullanılabilirlik Problemleri

Öncelikle belirtmeliyim bu kapsamlı bir kullanıcı deneyimi çalışması değildir. Sadece basit anlamda kullanıp karşılaştığım hata veya yanlışlardır.

D&R mağazalarında gezmeyi, kitaplara göz gezdirmeyi, not defterlerine, kalemlere bakmayı çok seviyor ve keyif alıyorum. İnternet sitelerinde daha önce hiç işlem yapmamıştım. Fakat bugün birkaç ürün sepete attım ve bu süreçte bazı problemler gözüme çarptı. Bunları ekran görüntüleri ile paylaşmak istiyorum.

1) Şifre Uzunluğu

İlk olarak söylemeliyim ki, şifre uzunluğunu limitlemek bence pek de hoş bir uygulama değil. Eğer kısa bir şifre belirlersem bu benim güvenliğim için kötüdür. Ama benim genelde kullandığım şifre 12 karakterli ise bunu şifre olarak belirleyebilmeliyim. Aşağıdaki görselde görebileceğiniz gibi “Maximum şifre uzunluğunu aştınız. Lütfen kısa bir şifre giriniz.” mesajını aldım. “Kısa” peki ne kadar kısa? İkinci kötü uygulama da bu. Şifremin uzun olduğunu söylüyor ama kaç karakter uzunluğunda olabileceği bir sır. Deneme-yanılma yöntemi ile bulmak zorundasınız.

Şifre Uzunluğu

 

2) Kitap Arama Sonucu

Aşağıda görebileceğiniz gibi “Finansçı Olmayanlar İçin Finans” kitabını aradım ve karşıma iki sonuç çıktı. Tabi İnternet nesli bunun neden olduğunu tahmin edebilir. Biri e-kitap, diğeri ise basılı. Peki hangisinin e-kitap olduğunu nasıl anlayacağım? Fiyatı ucuz olan mı? Bence bu her zaman geçerli bir durum olamaz. Kitabın iki versiyonu da satılıyorsa elektronik olanın belirtilmesi gerekir. Emin olmak için iki ürünün de detayına girip emin oldum.

Kitap Arama Sonucu

 

 

3) Sepete At – Satın Al Karmaşası

satin_al_sepet

Elektronik ticaret yapan sitelerde genel bir kural vardır. Bir sepetiniz vardır ve ürünleri bu sepete ekledikten sonra siparişinizi tamamlarsınız. İkinci alternatif ise “Hızlı Satın Al” tarzında, hemen satışa yönlendiren butonlar vardır ve bunlara basıldığında sepet olayına girilmeden satış formu ya da benzeri bir ekran gelir. Soldaki görselde görebileceğiniz gibi imleci üzerine getirdiğimde “SEPETE EKLE” metni çıkıyor. Burada kafa karıştırıcı bir durum var. Bu butona bastığımda sepete mi eklenecek, yoksa alışverişi bitiriyor muyum? İnsanların alıştıkları formatın dışına çıkılıyorsa bu açıkça yapılmalıdır. Çünkü bu butona bastığınızda “Ürün sepete eklendi” mesajı alıyorsunuz. Bu karmaşanın olmaması gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

4) Fiyatı Düşünce Haber Ver Bulmacası

Burada da mantık genelde olduğu gibi. Bir ürünün fiyatı düştüğünde bize haber vermesini talep ettiğimiz bir form. Buradaki gariplik şu; “Ne zamana kadar düşerse haber verelim” yazılı kutucuğa tarih giremiyorsunuz, saat giremiyorsunuz. Üç haneli bir sayı girmenize izin veriyor. Ben hala buradaki mantığı anlamış değilim. Merak ediyorum.

Fiyatı Düşünce Haber Ver

 

 

5) Alışverişi Sonlandırma

Burada D&R’ı suçlu bulmuyorum. Bu genel bir sıkıntı. Sepete gittiğinizde iki seçeneğiniz vardır. Siparişi sonlandırmak ya da alışverişe devam etmek. Bu ikisini ayıran bir sürü değişik ifade gördüm ama tam tutarlı bir yaklaşıma rastlamadım. İki terim de devam etmeyle ilgili. Sonuçta iki aksiyon da devam etmekle ilgili. Biraz düşündürücü olabiliyor.

Alışverişe Devam Et

 

 

Sonuç

Çok fazla detaya inmeden yaptığım bir gözlemde hiç de hafife alınmayacak kullanılabilirlik hataları gördüm. D&R markasına yakışmayacak nitelikteler.

Fazlasını Oku

Kitap : Google Olsa Ne Yapardı?

 

Google Olsa Ne Yapardı?Henüz bitirmediğim bir kitabı paylaşmak, arkadaşlarıma önermek pek alışkanlığım değil ama ilk çeyreğini okuduktan sonra gerçekten paylaşmaya değer olduğunu düşündüm. Jeff Jarvis çok güzel bir iş kitabı yazmış. Mediacat yayınlarından yayınlanan bu kitap gerçekten okumaya değer.

Bu kitap Google ile ilgili, Google servislerini anlatan bir kitap değil. Google’ın iş yapış şeklinin, yönetim biçiminin gerçek hayata, neredeyse tüm iş kollarına nasıl uygulanabileceğinden bahsediyor. Google’ın bir platform ve network olduğundan bahsediyor.

Kitabın başı DELL olayı ile başlıyor. Burada konuya güzel bir giriş yapılıyor ve Google’ın ettiği kar veya kullanıcı sayısı değil, iş yapış şekli ve yönetim felsefesi ile devam ediyor. Teknoloji ile ilgili olun veya olmayın bu kitap yönetim, pazarlama alanında kayda değer kitaplardan. Eğer teknolojiye ilgi duyuyorsanız sizin için daha fazla ilgi çekici konu bulabilirsiniz. Aşağıda kitabı satın alabileceğiniz linkler vereceğim. Satış ortaklığım falan yok, o yüzden birden fazla satıcı linki koymayı uygun buldum 🙂

İyi Okumalar!

http://www.dr.com.tr/kitap/google-olsa-ne-yapardi/jeff-jarvis/egitim-basvuru/%C4%B1s-ekonomi-hukuk/yonetim-%C4%B1s-gelistirme-kalite/urunno=0000000568218

http://www.kitapyurdu.com/kitap/google-olsa-ne-yapardi/144271.html

http://www.idefix.com/ekitap/google-olsa-ne-yapardi-jeff-jarvis/tanim.asp?sid=UYSAWOBBBO2OC6XWUP9I

Fazlasını Oku

İş Dışında Bilgisayar Kullanmamak

Bilgisayar2 Haftadır İstanbul’da çalıştığımdan akrabamda kalıyorum ve masaüstü bilgisayarım evde kaldı. Bu bir yazılımcı için kötü bir şey gibi gözükebilir ama bence bir sürü fırsat da yaratıyor. Mesela radyo dinleme, kitap okuma gibi etkinlikleri artırıyor. Sinemaya gidiyorum, erken yatıyorum ve benzeri bilgisayarsızlık alametleri.

Aslında akrabamda bir bilgisayar var ama ben hiç ilişmiyorum. Kullanma imkanım olmadığından değil, işten geldikten sonra başka konulara odaklanmak için kullanmıyorum. Evdeyken arkamdaki kütüphanemde bir sürü kitap beklerken hep bilgisayarda gereksizce oyalanırdım. İzlediğim güzel filmlerin bazı sahnelerini tekrar izlerdim. Biraz oyun oynardım vesaire.

Şimdi hayat daha güzel. Evde okunmayı bekleyen kitaplarım var ve okumak için de zamanım. Bu inandırıcı bir tavsiye olmayacak ama bazen bilgisayardan uzaklaşın. Evde kuzeninizle sohbet edin, 2 çay içmeye dışarı çıkın, bir dergi alıp okuyun.

İş dışında bilgisayara fazla vakit ayırmamak benim tarafımdan olumlu not aldı.

Fazlasını Oku

Türkiye menşeli yepyeni bir mecra doğdu…

Scorp Logo

Türkiye menşeli yepyeni bir mecra doğdu…

Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde okuyan gençler tarafından hayata geçirilen Scorp sosya medyaya yepyeni bir soluk getiriyor.

Scorp, insanların her kategoriden aradıkları soruların cevabını bulabileceği, güncel sorunlar, popüler konular üzerine 15 saniyelik mikro-videolar aracılığıyla içerik üretilebilen bir sosyal medya platformu olarak şimdiden oldukça fazla heyecan yaratıyor.

SCORP SOSYAL MEDYAYI SALLAMAYA HAZIR!

Sosyal medyanın öneminin bilincinde olarak, Türk yapımı bir uygulamanın da pekala küresel bir markaya dönüşebileceğine inanan öğrenciler tarafından hayata geçirilen Scorp, 50.000’den fazla kullanıcısına yepyeni bir deneyim yaşama fırsatı sunuyor.

Üniversite öğrencilerinden yepyeni bir girişimcilik projesi…

Koç Üniversitesi öğrencilerinden Sercan Işık ve İzzet Zakuto’nun bu uygulamayı hayata geçirmelerindeki en büyük motivasyon kaynağı, Türkiye’nin dünyada sosyal medyayı en fazla kullanan ikinci ülke olması. Yeni bir mecra arayışına giren ikili bu noktada ekiplerini genişleterek birçok üniversiteden arkadaşları ile küresel bir marka yaratma hedefiyle yola çıktılar ve Scorp’u hayata geçirdiler.

Scorp’un şimdiden İstanbul, Ankara, İzmir, Giresun, Antalya gibi şehirler başta olmak üzere toplam 27 üniversitede temsilcileri bulunuyor. Ayrıca ABD’deki Carnegie Mellon Üniversitesi’nde de temsilcileri bulunan Scorp’un ekibinde 300’e yakın üniversite öğrencisi çalışmakta. Scorp’un hayata geçmesinde yöneticilerden Şeyda Gündoğdu ve Sintia Bahar ile yazılımın ekibinden Övünç Dalkıran’ın da büyük emeği var.

Videolu sözlük Scorp sosyal medyaya yepyeni bir soluk getiriyor…

Kümülatif video paylaşım platformu olan Scorp, kullanıcıların her konuda kendilerini videolu bir şekilde ifade edebilecekleri bir sosyal medya kanalı.

Kullanıcıların ister Scorp kimlikleri ile ister anonim olarak yükleyecekleri videolar sayesinde birçok farklı konuda kullanıcılara ait kişisel fikir ve bilgiler Scorp ağında birikecek. Scorp’ta şu anda yer alan belli başlı kategoriler ise sanat, spor, eğlence, haber ve gündem, ilişkiler, seyahat, moda, güzellik ve üniversite hayatı. Scorp özellikle üniversite hayatı kategorisi ile sosyal medya platformları arasında bir ilki gerçekleştiriyor.

Türkiye’de sanal ortamda gittikçe popülerleşen sözlük konsepti ile 15 saniyelik video çekimini birleştiren Scorp videolu sözlük olarak da nitelendiriliyor. Türkiye’de ilk defa Türk yapımı bir sosyal medya kanalının ortaya çıkması ve bunun üniversiteli öğrenciler arasındaki işbirliği sonucunda oluşması Scorp’un diğer medya kanalları arasında öne çıkmasında bir diğer etken. İlerleyen zamanlarda gelecek güncellemelerle uygulama biriken bilgi ve fikir ağında bilirkişi veya uzman diye tabir edilen kullanıcılarla daha da genişleyecek ve üniversite öğrencileri Scorp’a üye olurken girecekleri üniversite bilgisiyle üniversitede ve yakın çevrelerinde meydana gelen olayları daha rahat takip edebilecekler.

Öğrenciler arasında hızla yayılan Scorp, tüm diğer sosyal medya kanallarının önüne geçmeyi hedefliyor. Birçok farklı üniversiteden, farklı öğrenci kulüplerinin de desteği ile kullanıcı sayısını her geçen gün arttıran bu yeni mecra şimdilik yalnızca iOS platformunda bulunuyor. İlerleyen zamanlarda Android kullanıcılarının da rahatlıkla Scorp’u indirebileceklerini belirten Scorp ekibinin hedefi, tüm gençlere ulaşabilmek. App Store’dan indirilebilen Scorp sayesinde bu yeni sosyal medya dünyasına katılmak mümkün.

Fazlasını Oku

iPhone Gerçekten Statü Sembolü mü?

iPhone 6iPhone kullansın, kullanmasın çoğu kişinin dilinden düşmeyen bir ifade var “iPhone statsü göstergesidir” diye. Buna ne kadar katılırsınız bilmiyorum. Ama ben buna hiç katılmıyorum. Genel olarak Apple ürünleri, diğer rakiplerinin benzer ürünlerine göre daha yüksek fiyatlı. Dikkat ederseniz “pahalı” demiyorum. Şimdi iPhone ve diğer üst segment telefonların fiyatlarına bakalım. Teknosa’dan fiyatları almama izin verin.

Apple iPhone 6 16 GB => 2, 449 TL
Samsung Galaxy Note 4 => 2, 229 TL
HTC ONE (m8) => 2, 099 TL
LG G3 => 1, 669 TL
SONY EXPRIA z3 => 2, 299 TL

LG fiyat performans olarak güzel telefonlar üreten bir üretici. Diğer alternatiflerse fiyat olarak iPhone’a yakın konumdalar. Bir ürünün statü sembolü olması için fiyatının ciddi anlamda yüksek, ama aynı oranda performans verememesi gerekir. Aksi halde zaten fiyatını hak eden bir ürün olur. Apple App Store yüzbinlerce uygulama içermekte ve çoğu kaliteli uygulama sadece iOS platformunda satılmakta ya da diğer uygulama marketlerine daha geç düşmektedir.

Ayrıca Apple ürünleri donanım değil, deneyim satmaktadır. Bu deneyimi sınırlı donanım ve güçlü işletim sistemi ile birleştirmektedir. Ben iPhone 4 çıktığında ilk elime alıp haritalarda dolaştığımda dokunmatiği ve ekran kalitesi beni gark etmişti. “Ben de bundan istiyorum” demiştim. Çünkü akıllı telefon furyasının başını çeken bir telefon varsa o da iPhone’dur. iPhone alıp sadece Candy Crush oynayan kimse için bu telefon statü sembolü olabilir ama aynısını Galaxy Note 4 de yapan kişi de aynı statü sembolünü taşır.

iMac, Macbook, iPad, iPhone, iPod gibi ürünler gerçekten başarılı ve alanında lider ürünlerdir. Elimdeki iPad Mini’ye bakıyorum da, o kadar harika uygulama, ses kalitesi, stabil çalışması 700 TL gibi bir fiyat gerçekten komik. Fiyatlarını bilmesem ve iPhone ile ipad i elime alsam kesinlikle ipad’i seçerdim. Mükemmel multimedya uygulamaları, özellikle benim için müzik yapım uygulamaları harika.

Sonuç olarak iPhone gayet alınması mantıklı ve sadece statü sembolü olan bir telefon değildir. Kendi değildir ama bunu alıp da statü sembolü yapan kişiler vardır. Bunlar note 4 veya htc one m8 alarak da benzer statüyü yakalayabilirler. Verimli kullanmasını bilene bu tüm telefonlar iyi cevap verecektir.

 

Fazlasını Oku

HTML5 Nedir? Ne Değildir?

HTML5Bundan 4-5 sene öncesini hatırlıyorum, bir uyanış vardı web dünyasında. Web 2.0 denen bu uyanışta artık kullanıcı daha etkindi, hatta içeriği üreten artık oydu. Kimileri Web 2.0’ı mor veya pembe arayüz zannettiler, kimileri de arayüz kodlamada tabloları bırakıp div etiketleri ile kodlama yapmayı buna yakıştırdılar. Herkes tablolarla web sitesinin yapısal kısmını yapmayı bırakıp div denen katman veya layer olarak da adlandırabilecek etiketleri çeşitli css kodları ile tasarımı oluşturacak hale getirdiler.

O zaman div ile arayüz kodlama diye bir şey vardı. Tablolarla site yapısını oluşturanlar ötelendi. XHMTL 1.1 kullanımdaydı. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmalıydı. Şunun gibi;

<img src="resim.jpg" />

Sonra siteleri W3C’nin Validate(Doğrulama) kısmına uygun kodlamaya çalıştık. Mesela resimlere alt  parametresi verilmek zorundaydı. Şöyle;

<img src=”resim.jpg” alt=”Resim Açıklaması” />

Aslında bu alt özelliği tarayıcılarda resim yüklenemediği (herhangi bir nedenle) zamanlarda resmin yerinde yazan yazıydı. Ayrıca görme engelli kullanıcılar için geliştirilen tarayıcılar bu metinleri sesli hale getirip kullanıcıya görsel hakkında bilgi veriyordu. Bu kullanıcı için de iyiydi, hem de sayfamız valid(geçerli) şekilde testten geçer not alıyordu. Bir kodlama standardımız ve kurallarımız vardı ama çoğu anlamsızdı. Kurallara uymayı o kadar seviyorduk ki, bazen validate için ikinci parti kodları saklayıp sahte geçer not alıyorduk. Google geçerli XHTML sayfaları severdi, biz de SEO için kodlarımızı geçerli yazardık tabi. Ama aslında hiçbir anlamı yoktu. Kullandığımız etiketler içerik hakkında bir ipucu vermiyordu. Sadece belirlenmiş kurallara uyuyorduk.

Sonra W3C, XHTML 2.0 üzerinde çalışmaya başladı. Ama yine semantik Web’e doğru bir yönelim söz konusu değildi. Bunun üzerine sektörün önde gelenleri birleşip yeni bir standartlar bütünü oluşturmaya giriştiler. Kendilerini whatwg adıyla tanımladılar. Daha sonra W3C’de olaya dahil olup bu standartlar bütününü HTML5 olarak adlandırdılar. HTML5 bitmiş bir olgu değildir. Sürekli yenilenmektedir. Bir süre önce hgroup etiketi standartlardan çıkarılıp  üç gün sonra yeniden yerine koyuldu. Yani yaşayan standartlarla baş başayız.

HTML5 için şunlar söylenebilir;

  • XHTML’in garip kuralları HTML5’de yoktur. Mesela özellikler tırnaksız da tanımlanabilir. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmak zorunda değillerdir. Hatta önerilmese de p tagı açıp kapatmadan yeni bir etiket ile devam edebilirsiniz ve bu HTML5 validasyonu için gerekli değildir.
  • HTML5 etiketleri arayüz kodlarının sunduğu içeriği taşımasını öngörür. Yani bir paragraf yazacaksanız <p> etiketini kullanırsınız. Bunun yanında yapısal elementler ile anlamsız <div> etiketlerinden daha iyi bir yapı söz konusudur. (section, article, aside, figure, footer, header, nav gibi etiketler kullanılır) .
  • HTML5 bitmiş değildir. Sürekli güncellenir, arayüzü kodlayan kişiyi semantik etiketlemeye zorlamaz ama bunun için gerekli imkanları sunar.
  • HTML5 video, ses gibi çoklu ortam içeriklerini görüntüleyebilen API’ler sunar.
  • HTML5 neredeyse her tarayıcıda farklı oranlarda ve şekillerde desteklenir. Neyi kullanıp kullanamayacağınız için bazı kaynaklara bakmanız gerekir. Mesela Can i use? bunun için güzel bir servistir.
  • Yine tekrarlarsak HTML5 sürekli değişen canlı bir yapıya sahiptir ve takip edilmesi gerekir. Bunu şu adresten yapabilirsiniz.

Bazı kurallar da HTML5 ile değişiyor haliyle. Mesela normal bir HTML sayfasında bir tane <h1> etiketinin olması mantıklı gelir. Çünkü sayfanın başlığıdır. Diğer alt başlıklar h2, h3 diye sıralanır. Ama HTML5 de özendirilen yöntem her section’ın kendi footer’ı veya h1 etiketi ayrı olarak yer alabilir. Bu da sayfanın kodlamasının içerik hakkında ipuçları ile dolu olmasını sağlar. Yani etiketler sadece stil vermek için gruplama yapan terimler değil, sayfanın içeriği hakkında ipuçları da veren etiketler haline geliyor.

Bir HTML5 dökümanını doctype ile HTML5 olarak belirleyebilir ve eski kod alışkanlıklarınızı kullanabilirsiniz. Zamanla HTML5’in kendine has özelliklerini kodlamalarınızda kullanabilirsiniz. Yani ben tamamını öğrenip öyle geçeyim demeyin,  çünkü sürekli geliştiğinden, stabil yakalama şansınız yok.

Ayrıca canvas özelliği ile oyun ve interaktif uygulamalar dahil zengin içerikler yapabilirsiniz. Doğrusu canvas konusuna ben de henüz giriş yapmış değilim 🙂

Kullanın, öğrenin, takipte kalın.

Fazlasını Oku

Arayüz Kodlama Tarayıcı ve Platform Testi

Şu anda tam zamanlı olarak çalıştığım şirkette arayüz kodlamadan sorumluyum. Böyle bir konuya odaklanmak daha iyi sonuçlar verir, zaman gösterecek. İşe başladığımda bir gazete arayüzü HTML5 & CSS & Javascript olarak kodladım. Sonra çeşitli platform ve tarayıcı versiyonlarında tabi olarak farklılıklar gördüm. Bunlar aman aman siteyi komple bozacak farklar olmasa da işlevselliği etkileyen farklardı.

Bundan 3-4 sene öncesine kadar Internet Explorer 6 ile uğraşıp dururduk. Neyse ki artık kullanımı yok denecek kadar azaldığı için IE 6 dikkate alınmıyor. Ama yine de Internet Explorer yeni tarayıcı motorunda farklılıklar sürüyor. Safari özellikle Mac OS ortamında ve iOs cihazlarda farklılıklar çıkarabiliyor. Keza Firefox da öyle. Her tarayıcıda aynı görüntüyü almak ana amaç değil, ana amacımız her tarayıcı ve platformda benzer deneyimi kullanıcılara sunmak. Bunun için bugün bir tarayıcı uyumluluk formu hazırladım. Sizin de işinize yarayabilir diye buraya da yüklüyorum. İşte aşağıda;

Tarayıcı Uyum Kontrol Formu

Öncelikle C, C1 ve C2 değişkenlerine atama yapıyoruz. Bunlar tarayıcıların güncel sürümü ve 2 alt ana sürümünü oluşturuyor. Hepsi farklı platformlar için test ediliyor ve sorun varsa altta Internet Explorer örneği gibi sorunu yazabiliyoruz. Özellikle stajyer çalışma arkadaşlarınız varsa onlar için de güzel bir deneyim ve sağlıklı bir kodlama sağlanır. Bu format değişebilir ama hali hazırda olan kısmı bana bir yere kadar yeterli geldi. Peki bunları nereden kontrol edecek arkadaşımız? Bunun için de araçlar İnternet’te meevcut. Altta bununla ilgili birkaç araç yazıp bitiriyorum.

Bu da ilgili Excel dosyası

 

Fazlasını Oku