Bilişim Sektöründe Engelli Personel İstihdamı

Engelli ÇalışanYazıya ilk önce tanım ile başlayayım. Engelli demek ne demektir? Doğuştan veya sonradan, kaza sonucu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal yeteneklerinin bir kısmını veya tamamını yitirmiş kişilerdir. Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta, 200 milyon insan ise ciddi derecede yaşamında zorluklarla karşılaşıyor. Klasik olarak söylemek gerekirse hepimiz birer engelli adayıyız. Engelli bireylerin toplumsal olarak farkında olmalı ve her alanda fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Buna pozitif ayrımcılık da dahil. En önemlisi iş yaşamında engelli bireylere yaklaşımımız. Engelli bireylere iş yaşamında fırsat eşitliği sağlamak bizim görevimiz olmalı. Tekerlekli sandalye bir bireyin müdür olmasını engellemez. Aksayarak yürüyen bir engelli diğer çalışanların motivasyonunu düşürmez.

Ben kendi sektörümden yani bilişimden bu konuya bakıyor olacağım. Evet ben de bir engelliyim. Bu yüzden son bir ayda 3 tane tam bana uygun iş ilanına başvurdum ama hiçbirine mülakata dahi davet edilmedim. Eğer engelli olduğumu kocaman yazmamış olsaydım en azından mülakata çağırırlardı. Daha önce yazmıyordum, bunun dürüst bir davranış olmadığını düşünüyordum ama artık gördüm ki, önyargılar ve bilgisizlik yüzünden İK birimleri kişileri eğer engelli ise önce engelinden sınıfta bırakıyorlar. Evet ben engelliyim ama Front-end geliştiricisi olarak çalışmak için herhangi bir engelim yok. Ağrı kesici içtiğimde ise kimse bende bir problem olduğunu düşünmez bile.

Engelli AtletİK tarafında çok cahilce ve önyargılı bir tutum var. Niteliklerinizden çok engeliniz ile ilgileniyorlar. Yabancı dil bilmeniz, iyi bir üniversiteden mezun olmanız arka planda kalıyor. Önce beni bir birey olarak değerlendir, sonra engelimle yapacağım iş arasında nasıl bir ilişki var, neler yapabiliriz ona bakalım. Kamu ve özel sektörde aynı il sınırları içerisinde 50 veya fazlasında personel çalıştıran iş yerleri %3 oranında engelli personel istihdam etmek zorundalar. Ayrıca eğer bu limite ulaşmıyor olsanız bile devletin teşvikleri söz konusu. Ama ceza ödememek için engelli personel işe alıp “evinde kal sen” deyip maaş ödeyen işletmeler bile var. Burada sorun maaş vermek değil. Engelli bireyin topluma adapte olması, kendi maddi özgürlüğünü kazanması ve kendini işe yarar hissetmesi. Zaten engelli olsun olmasın hepimiz bu gibi sebeplerle çalışmıyor muyuz? Bu engelli bireyi dışlamak olur.

Tabi iş dışında toplumsal yaşamda engelliler daha fazla engelle karşılaşmıyor mu? Tabi ki karşılaşıyor. Ama iş yaşamı bunlardan biraz daha farklı bir konumda. Engelli bir baba evini geçindirmek ister, hayatını çalışarak idame etmek ister. Bayanlar da aynı şekilde engelleri izin verdiği derecede bir işle uğraşmak ve kendini gerçeklemek ister.

Bir sorun da ücretler konusunda var. Siz ne kadar tecrübeye sahip olursanız olun size komik ücretler teklif ediyorlar. Engelli olmayı biz seçemiyoruz. Bir gün umarım siz de seçim yapamama durumunu deneyimlemezsiniz. Hatta büyük fabrikalarda çalışan arkadaşlarımdan gözlemlerini dinledim. En ücra köşelerde, kimsenin gözünün önünde olmayan yerlerde iş yaptırıyorlar. Yani şirketin danışma bölümünde bir engelli olamaz öyle mi?

Engelli KızTekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli çok iyi bir yazılımcı, tasarımcı olabilir. Çok kalifiye değilse veri girişi veya editöryal işleri yapabilirler. Biz topluma ait olduğumuz gibi engelliler de topluma aittir ve onları(bizi) görmezden gelemezsiniz. Ben ortopedik engelli yazılımcı ile çalışma fırsatı buldum. Gayet saatinde işine geliyor, tutkulu bir şekilde çalışıyordu. Ben de bu şekilde çalışmalıyım, çalışmak zorundayım. Ben garsonluk yapamam, ayaklarım problemli, yük taşıyamam, satış elemanı olup saatlerce ayakta duramam. Bu yüzden bilişim sektörünü seçmiş olmam engelli olduktan sonra bana çok büyük bir hediye oldu.

Buradan İK profesyonellerine de seslenmek istiyorum. Mülakata bir engelli çağıracaksanız, öncelikle engeli hakkında bilgi alın ve bunun üzerine biraz çalışın. Olmadı siz aşağıdaki kitabı önerebilirim;

http://www.kitapyurdu.com/kitap/engellilerle-360-iletisim/273977.html

Engellilerle 360 Derece İletişim

Peki siz? Engelli bireylerin iş yaşamlarında bulunduğu yerin farkında mısınız?

 

Fazlasını Oku

Okumaya Fazla Vakit Ayırmamak

086-1Son 1 yıldır blog yazılarım azaldı. Kendi kendime sordum neden böyle oldu diye. Eskiden günde 2 yazı yazdığım olurdu. Sonra dikkatimi çekti ki ne kadar az okuyorsam o kadar da az yazıyorum. Han bir laf vardır; “Yazdığı kitap, okuduğu kitaptan fazla” diye. Aynen öyle. Okumadan, düşünmeden yazı yazmak zor. Ama bir şeyler okudukça, izledikçe, yaşadıkça bunların birleşimi yeni fikirler ortaya çıkıyor. Ben genelde birçok disiplini içine alan yazılar yazmaya çalışıyorum. Bunun için de sürekli bir gelişim gerekiyor. Farklı dallardaki konuları okumak, araştırmak, üzerine düşünmek gerektiriyor.

Ben de bu vesileyle son bir yıldır en azından basılı kitaplar okumaya ara verdiğimi gördüm. Halbuki daha 2-3 ay önce çok güzel 5-6 tane teknoloji, bilişim, yönetim gibi alanlarda kitaplar satın aldım. Bunlara hiç başlamamıştım. Dün başladım bir tanesine “Google Nasıl Yönetiliyor?” diye bir kitap. Hem teknoloji, hem yönetim, hem de mühendislik alanlarını bir arada sunan bir kitap. Google’ı okuyunca bunlar olmak durumunda zaten. Kitabı henüz önerebilecek kadar okumadım ama giriş güzeldi.

Siz siz olun okumaya ara vermeyin. Makale, blog okumak da güzel ama basılı veya elektronik bir kitabı okumak ayrı bir şey. Kitabın bir öyküsü, gidişi, sonucu oluyor. Yeni düşüncelere, yeni soru işaretlerine yol açıyor. Kısa sürede tüketilen makale, blog yazılarından biraz farklı.

Okuyalım, okutalım.

Fazlasını Oku

Beden Dili ve Yanlış Bilinenler

Beden DiliBeden dili, sözsüz iletişim aracıdır. Kişinin mimikleri, jestleri, vücut hareketleri iletişimdeki alıcı veya alıcılara sinyaller gönderirler. Bu konu hakkında birçok kitap, yazı, makale, site vardır. Beden dilinin öğrenilmesi önemlidir ama bunları öğrenmek demek beden dilimizi istediğimiz gibi kullanabileceğimiz anlama gelmez. Beden dilini okuyabiliriz ama yazamayız. Eğer yazmaya çalışırsak doğal hareketlerimizle bir çatışma yaşanır.

Beden dilini anlamak için öğrenin. Bir topluluğun önünde konuşuyorsanız ve bu kuralları uygulamak istiyorsanız çok zorlanırsınız. Sonuçta beden dilinizi değiştirmeye çalışsanız da hissettikleriniz, duygu durumunuza bedeniniz farklı tepkiler verebilecektir. Beden dili okunabilir ama yazılamaz diye düşünüyorum. Çünkü mimiklerimizi, duruşumuzu, hareketlerimizi doğallığın dışına çıkarırsak daha kötü sonuçlar olabilir. Bir kere bu büyük bir stres kaynağı olur. Kendinden emin, vermek istediği mesaja odaklanmış bir kişi zaten doğal olarak bunları beden diline yansıtacaktır.

Ben de bu konuyu ilk öğrendiğim zamanlar bazı basit kuralları uygulamaya çalıştım ama hüsranla sonuçlandı ve kendimi daha kötü hisettim. Bir mesaj veriyorsanız buna önce kendinizin inanması gerekir. Kendinizden emin görünmek istiyorsanız, kendinizden emin olmalısınız. Gözükmeye çalışmak yanlıştır. Hatta bunu yapmacık bir şekilde yaparsanız daha da negatif bir izlenim verirsiniz.

 

Fazlasını Oku

Proje Önerileri 1 : Yaşam Desenleri

Zaman geçtikçe aklıma gelen ve gerçekleştirmediğim projeler olunca, bunları paylaşayım da belki biri ilham alır, değiştirir veya aynen yapar diye yayınlamaya karar verdim. Sonuçta yapılmamış bir projeden daha kötüsü kimsenin bilmemesidir.

Bu ilk projenin adı “Yaşam Desenleri”. Yani yaşamda karşılaşılan sorunlara karşı yapılan öneriler ve bu önerilerin parçalarının başka problemlerde de kullanılabileceği üzerine. Mesela programlama öğrenmek istiyorum ve bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Aşağıdaki görsele bakın;

Yaşam Desenleri

Buradaki node sıralamaları tamamen kullanıcı oylarına göre yapılacak. Eklemeler, çıkarımlar kullanıcılar tarafından yapılacak. Yaşamda sık karşılaşılan problemlere yapısal bir bakış çıkmış olacak. Örneğin üniversiteye giriş ortak bir node ve birçok sorunun çözümünde kullanılabilecek. Tekrardan yazılmayacak. Bu da verinin yapısallığını korumuş olacak.

Bu proje size belki de yeni bir fikir sağlar ya da direkt yapmaya girişebilirsiniz, buna ben müdahale edemem, sadece kendi projelerimi buradan paylaşacağım.

 

Fazlasını Oku

Kitap : Google Olsa Ne Yapardı?

 

Google Olsa Ne Yapardı?Henüz bitirmediğim bir kitabı paylaşmak, arkadaşlarıma önermek pek alışkanlığım değil ama ilk çeyreğini okuduktan sonra gerçekten paylaşmaya değer olduğunu düşündüm. Jeff Jarvis çok güzel bir iş kitabı yazmış. Mediacat yayınlarından yayınlanan bu kitap gerçekten okumaya değer.

Bu kitap Google ile ilgili, Google servislerini anlatan bir kitap değil. Google’ın iş yapış şeklinin, yönetim biçiminin gerçek hayata, neredeyse tüm iş kollarına nasıl uygulanabileceğinden bahsediyor. Google’ın bir platform ve network olduğundan bahsediyor.

Kitabın başı DELL olayı ile başlıyor. Burada konuya güzel bir giriş yapılıyor ve Google’ın ettiği kar veya kullanıcı sayısı değil, iş yapış şekli ve yönetim felsefesi ile devam ediyor. Teknoloji ile ilgili olun veya olmayın bu kitap yönetim, pazarlama alanında kayda değer kitaplardan. Eğer teknolojiye ilgi duyuyorsanız sizin için daha fazla ilgi çekici konu bulabilirsiniz. Aşağıda kitabı satın alabileceğiniz linkler vereceğim. Satış ortaklığım falan yok, o yüzden birden fazla satıcı linki koymayı uygun buldum 🙂

İyi Okumalar!

http://www.dr.com.tr/kitap/google-olsa-ne-yapardi/jeff-jarvis/egitim-basvuru/%C4%B1s-ekonomi-hukuk/yonetim-%C4%B1s-gelistirme-kalite/urunno=0000000568218

http://www.kitapyurdu.com/kitap/google-olsa-ne-yapardi/144271.html

http://www.idefix.com/ekitap/google-olsa-ne-yapardi-jeff-jarvis/tanim.asp?sid=UYSAWOBBBO2OC6XWUP9I

Fazlasını Oku

Webtures ve Halkla İlişkiler

Webtures firmasını İnternet’te bir iş ilanı sayesinde duydum. SEO Hocası‘nı da bünyesinde barındıran başarıl bir dijital ajans. İş görüşmesine gidecekken aniden bir tanıdık vasıtası ile işe girmem bu görüşmenin gerçekleşmemesine neden oldu. Siteye bakarken görüşeceğim kişi olan Kaan Gülten‘in Sorularla SEO ve Uzmanından SEO kitaplarının yazarı olduğunu gördüm. Ondan sonra bu görüşmenin olmasını çok istedim ama vaktim olmadı. Kaan Bey kahve içmeye de davet etti sağ olsun, bir gün tanışma fırsatına yakalarım umarım.

Sitede gezerken engelli vatandaşlarımız için yapılan bir kampanya gördüm. Kaan Gülten’in iki kitabını da engelli bireylere kargo ücretini de ödeyerek gönderiyorlardı. Çok şaşırdım doğrusu. Bu sektörde engellerden çok bahsetmeyiz, ben de bir engelli olarak kitapları istedim. Çok güzel bir paket elime geçti. İçinde 3 şeker olan bir poşet, 2 kitap, bardak altlığı ve 2 adet ayraç. Çok hoşuma gitti. Özellikle engelli bireyler için böyle bir girişim çok anlamlı. Hayatında engelleri olan insanlara daha fazla engel çıkarmaktansa, engelleri aşmalarına yardım etmek çok önemli. Paketi de blog yazım için geldiği gibi çektim. Aşağıda görebilirsiniz.

Webtures

Daha önceleri SEO Hocası ile ilgili yazılarım olmuştu. Mesela şu yazı var. Ben SEO Hocası hangi firma altında, ne zaman Webtures bünyesine geçti bilmiyorum ama yazıda yazdıklarımın hala arkasındayım. Ama Webtures’in halkla ilişkiler konusunda çok doğru yolda olduğunu görüyorum. Bilgisayara bakmayı bırakıp, pencereden engelli bir bireyin varlığı dikkatlerini çekmiş olmalı. Buna da kayıtsız kalmayıp böyle güzel bir uygulama yapmışlar. Kitapları kısa süre sonra okuyup, onlar hakkında da düşüncelerimi yazacağım. Sonuçta yeni şeyler öğreneceğime inanıyorum.

Bravo Webtures, Teşekkürler Kaan Gülten.

 

 

Fazlasını Oku

Hata Yapabilme Lüksü

HataEn çok korktuğumuz şeylerin başında hata yapmak, başarısız olmak, reddedilmek, utanç duymak gibi direkt olarak EGO’ya yani “Ben” e yapılan saldırılar gelir. Üniversite sınavında hata yapmaktan korkarız çünkü doğruları da götürür. Eğer ergenlik döneminde yanlışların doğruları da sizden aldığına alışmışsanız daha çok korkarsınız.

Hata yapmak çok insancıl bir şeydir. Kötü hissettirebilir, umudunuzu kırabilir ama sizi hata yapmak kadar geliştiren bir şey daha yoktur. Hatalar yaparak mükemmele gidebilirsiniz. Hayatında hiç hata yapmamış biri ne kadar cahildir. Bu söz benim bir yere not edin 🙂

Mesela reddedilme korkusunu ele alalım. Reddedilmek kötüdür. Her ne olursa olsun kötü bir şeydir. Bu kadar platonik aşık olmasının nedeni reddedilme korkusudur. Belki başlayacak yüz binlerce ilişki bu nedenle başlamadı. Hata yapmaktan, reddedilmekten korktuğunuz için ilk adımı atamadınız. Büyük bir firmaya eğitiminiz fazla süslü olmadığı için başvurmadınız. Hata yapmaktan korkarken aslında bir sürü hatalar yaptınız. Yaptık.

Oysa hata o kadar eğitici bir şeydir ki, en iyi öğrenme yönteminden bile daha çok şey öğretir. İnsanlar hata yaparlar, önemli olan aynı şeyleri deneyerek farklı sonuçlar beklemektir. Hataların sizin hayatınızda değişiklik yapmasına izin verin. Bunu sadece geri dönüşü olmayan veya az olan hatalar için uygulamayın. Mesela madde kullanıp bağımlı olmak geri dönüşü zor bir hatadır. İntihar etmek zaten muhattabı ortadan kaldıracağından hata olarak söylenemez.

Aklınızda bir iş fikri mi var? Ya da  yatırım yapacağınız enstrümanı seçecekseniz hata yapabilirsiniz. Eğer yatırımınızı altına yaparsanız ve altın düşerse bu size bir ders verir. Davranışlarınızda değişikliğe neden olur. Artık tek enstrüman yerine döviz, altın, hisse senedi gibi araçları tercih edersiniz.

Ya başarısız bir iş fikri ve buna girişmiş olmanız? Başlangıç ve bitti dediğiniz ana kadar çok şey öğrenirsiniz. Steve Jobs‘ın hayatını okuyun veya ülkemizden ekşisözlüğün kurucusu ve fikir babası olan Sedat Kapanoğlu‘nu dinleyin. O kadar çok hata yapmışlar ki…

Reddedilmek, yok sayılmak, olumsuz görüşler, kaybetme korkusu  vs.. bunların hiç biri sizi hedefinize ulaşmanıza engel olmasın.

Fazlasını Oku

Öğretimde Yaşanan Kitle Sorunu

Eğitimİster özel olsun ister bir devlet kurumu, öğreticilerin sınıfa yaklaşımları bir ortalama alarak, hatta ortalamanın da altına inerek başlıyor. Ben x bilmeyenlere y nasıl anlatayım şeklinde. Yani bir kursu kişisel almıyorsanız ya da grup önceden belirlenmemişse ortalama ve altı kitleye yönelik eğitimle yetinmek zorunda kalıyorsunuz.

Ben bunu Kocaeli Üniversitesi’nde ön lisans eğitimimi alırken de yaşadım. Bilgisayar Programcılığı bölümü olmasına rağmen birçok kişi program yazmayı bilmeden mezun oldular. Bilenler ise zaten bildiklerini duyarak mezun oldular.

Ben buradaki pozitif ayrımcılığa karşıyım. En azından ortalama neyse onun üzerinde seviyede öğretim yapılması gerekiyor. Ortalama altında kalan kısım ise ortalama olmaya çalışmalı. Büyük ve başarılı üniversitelerde zaten böyle olduğunu duyuyorum. Olması gereken de bu.

Eğer ben Upper Intermediate İngilizce kursu alıyorsam, buna uygun eğitimi almalıyım. Bu seviyeye eksiklerle gelmiş olan kişilerin eksikleri ile boğulmak zorunda değilim. Siz onlara ya ek ders verin, eksik konularını söyleyip tamamlamalarını isteyin ya da Intermediate seviyesindeki kursa indirin.

Öğretmene “hocam kaynak da ekleseniz, ayrıca bunlara bakın gibisinden” dediğimde “zaten mevcut olanı anlamıyorlar ki ek kaynak vereyim” dememesi gerekiyor. Birileri birilerini hep taşımak zorunda mı?

Bir kursun, dersin, diplomanın verilmesi demek o konuda yeterli olmak demektir. Ama seviye kitle için sürekli düşürüldüğünden sivrilenler hep kendi çabaları ile sivrilebiliyor. Peki o zaman ben kursa neden gidiyorum?

Fazlasını Oku

Sıralama Algoritmaları

Bubble Sort Görsel
Bubble Sort Görsel

Sıralama algoritmaları genel olarak bir dizi değerin en çabuk şekilde sıralanması adımlarını içerir. Örneğin buble sortquick sortinsertion sort gibi. Bu algoritmalar programlama öğreniminde çok önemli yer tutar. Programlamadaki kontrol ve döngü yapılarından sonra bu algoritmalar öğrencilere öğrendiklerini güzel ve yararlı bir örnekle pekiştirmeleri için kullanılabilir. Tabi ki gerçek hayatta da bu algoritmalar sıkça kullanılır.

 

Bu adreste gördüğüm bir simulasyon programcığı bu ve diğer sıralama algoritmalarını görsel bir animasyonla simule ediyor. Mesela bubble sort pratikte nasıl çalışıyor görebiliyorsunuz. Programlama ile ilgilenen öğrencilerin işine yarayabileceğini düşündüm. Adresi tekrar vereyim;

http://www.cs.usfca.edu/~galles/visualization/ComparisonSort.html

Fazlasını Oku

Herkes Gitar Çalabilir

Kliasik Gitar
Kliasik Gitar

“Herkes gitar çalabilir”. Ne kadar masum ve teşvik edici değil mi? Ama bunu genelde gitar çalan bir arkadaşınızdan değil de, gitar eğitim seti satanlardan duyarsınız. Hayır efendim! Herkes gitar çalamaz. Bunun için belli bir müzikal yetenek ve bunun yanında bolca sabır ve çalışma gerekir. Bu yüzden “Herkes gitar çalamaz”.

Klasik gitardan yola çıkalım; Klasik gitar ile çok sesli klasik batı müziği çalabilirsiniz. Ama söylediğiniz şarkıya akorlar ile eşlik de edebilirsiniz. İkisinin arasında çok büyük fark vardır. “Ritim gitar” ne kadar garip bir gitar uzmanlık alanı. Bundan hareketle ritim keman veya ritim piyano da olabilir.

Ama ritim gitar denilen şey çok tüketildiği için her zaman ön plandadır. Yani yine bize az şeyi çok fiyata satma niyetindeler. Bilgisayar kursları da böyle değil midir? Sizi 9 ayda yazılım mühendisi falan yaparlar. Ama aslında gerçek hayatla ilgisi olmayan örnekler yaparlar. Bir işe girince o sertifika bir şeye yaramaz. Yazılım mühendisi olmak veritabanını bir dataTable nesnesine bağlamak mıdır?

Fotoğraf Makinesi
Fotoğraf Makinesi

Anlatmak istediğim hiçbir şey kolay yoldan elde edilmiyor. İllegal durumlar haricinde tabi.. Ben bundan 2 sene kadar önce DSLR kameramla fotoğrafçılığı öğrenme niyetindeydim. 1 sene kadar tüm fotoğraf dergilerini takip ettim, çoğu teknik kitabını okudum ve uyguladım. Bunun yanına kompozisyon ile ilgili kitaplar da ekledim. Fotoğraf makinesini sınırlarına kadar kullanabiliyordum. Şu çok popüler “arka bulanık nasıl yapılır” gibi soruları cevaplayabiliyordum.  Yani fotoğraf makinesini öğrenmiştim. Harici bir flaş alıp sektirme tekniğiyle portreler çektim. Ama “fotoğrafçılık” bambaşka bir şey.

Ama fotoğraf tekniklerini biliyor olmanız sizi bir fotoğrafçı yapmaz. Güzel fotoğraflar çekmek apayrı bir olaydır. Güzel fotoğrafın bir sürü tanımı olabilir, çeşitli disiplinleri içeren bir kavram olabilir. Ben güzel fotoğraflar çekemedim. En azından güzellik algım vardı ama bunu kendi çektiklerimde göremiyordum. Herkes fotoğraf çekebilir ama “güzel fotoğraf” herkes çekemez.

 

Fazlasını Oku

Çalışmak mı Yaşamak mı?

ÇalışmakAslında çalışma ve yaşama birbirinden tam olarak soyutlanabilen olgular değil. Ben bilişim alanında çalıştığım için bu yönden bakacağım. Örneğin bilgisayar programcısı için ki çoğu diğer iş de böyledir, öğrenme son bulmaz. Peki bu öğrenme nerede ve ne zaman gerçekleşir? Okulda ne dersler yeter ne de haftasonu okumaları. O kadar yönelim, teknik, araştırma, uygulama var olunca bunları çalışırken hem öğrenme hem de tecrübe etme şansı buluyoruz.

Peki bilişimde meslek ayrımları var mı? Evet bazı alanlarında var. Ağ teknolojileri uzmanı, programcı, bilgisayar bakımı ve tamircisi gibi. Şimdi ağ teknolojilerini programlamadan soyutlayabiliriz bir nebze de olsa. Ama programcılığın içine girildiğinde o kadar çok alan açılıyor ki, önüne geçilemez bir karmaşa yaşanıyor.

Ben arayüz kodlayıcısıyım diyemem. Bu sadece HTML + CSS + Javascript ile ilgili değildir. Tamam slide tasarımını aldınız ama buna hareket veren sizsiniz. Mesela kullanıcı slide üzerine geldiğinde otomatik dönme durmalı mı? Slide numaralarının üzerine gelince mi slide değişmeli, yoksa tıklayınca mı?

Arayüz tasarımı ise daha çorba bir durumda.  Grafik tasarımcının İnternet kültürü çok yüksek olmalı, tipografi, renkler, butonlar, linkler konusunda çapraz düşünebilmelidir. Tabi burada işin içine psikoloji ve antropoloji de giriyor. Kullanılabilirlik testleri mevzu bahis oluyor. Bu testleri gerçekleştirmek de ayrı bir uzmanlık.

Bir İnternet servisinin performans ve güvenliği de çok önemli. Burada işin teknik kısmı daha çok öne çıkıyor. Bu bir İnternet projesi ise bu tüm süreçlere pazarlama ve kullanıcı deneyimi de bulaşıyor, yani başından beri göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Bazıları “her şeyden biraz bil, bir şeyi çok iyi bil” derler. Oysa ben “sadece bir işi yapan o işin kölesidir” diyorum. Belki çok yanlış bir düşünce ama ülkemizdeki çalışma koşulları gereği bu işin her tarafına bulaştım. Ama sonunda görüyorum ki resmin tamamını görebiliyorum. Bir “Kullanılabilirlik Uzmanı” iş ilanına başvuru yapamam. Bu konuda okudum, yazdım, deneme yaptım ama bu beni “uzman” yapmaz. Adwords, SEO okuyorum ama bu beni SEM (serarch engine marketing) uzman yapmaz.

Back-end kodlama işine girdiğimde belli adımları işleten bir makine operatörü gibi hissederim herhalde. Ama programlamayı seviyorum. Bazen grafik tasarım yapmak da hoşuma gidiyor. Yeni iş fikirlerini düşünmek ve bunların uygulama süreçlerini düşünmeyi de seviyorum. Şimdi ben back-end kod yazılan bir işe girmek istemiyorum. Her gün bir site temalı bir iş yeri de istemiyorum.

Yapılan araştırmalara göre yetenekleri oranında sorumluluk verilen insanlar daha performanslı ve mutlu çalışırlarmış. Şimdi ben bunca kullanılabilirlik merakımı giderirken okuduğum kitaplardan aldığım bilgileri çöpe mi atayım?

Peki bir iş yapıyorum. Buna SEM uzmanı diyelim. Bu benim programlamadan elimi eteğimi çekeceğim anlamına gelmez. Kendime ayırdığım zamanların bir kısmında bu yönde öğrenmeye, uygulamaya devam ederim. Bu da iş ile yaşamı birbirine bağlıyor sıkıca.

Yaşamak için çalışmak yerine, yaşarken çalışmak ya da çalışırken yaşamak daha kulağa hoş geliyor.

Fazlasını Oku

Türkiye 103.sü İlk Soruda Elendi

Bu başlığı direkt Youtube’den aldım. Kenan ışığın sunduğu kim milyoner olmak ister yarışmasında ilk soruda elenen talihsiz Türkiye 103.sü kızın dramını anlatıyor. Videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz, zaten çok kısa. Sonra üzerinde düşünelim.

“Bilgi” kolay elde edilen bir şey değil. Bilgiyi bu şekilde sınamak da yanlış. Zeka aramıyoruz, hepimiz biraz da olsa zekiyiz. Bu yarışmayı düşünün, 1 ay sonra siz yarışmaya katılacaksınız, ne okurdunuz? Ne izlerdiniz veya dinlerdiniz? Sanat tarihi mi? Türk edebiyatı mı? Yoksa ansiklopediyi rastgele açıp bölümler mi?

Yapacak hiçbir şey yok. Bu yarışma bilgi yarışması değil. Bu yarışmada şans olgusu çok önemli. Aynı tavla gibi. Satrançta ise böyle değildir. Kişi yenildiğinde yenilmiştir ve sorumluluk tamamen kendindedir. Ama son 5 yılda geçtiğimiz 100 yılda elde ettiğimizden daha fazla veri üretiyoruz. Verileri de anlamlandırıp bilgiye dönüştürüyoruz.

Tavla için “olasılık oyunu” derler. Kısmen doğru. Bir taşı en az kırılma olasılığı olan bölgeye oynatırız. Bazen taşı kırdırmak için bunu bilerek yaparız. Bu gibi olasılıkları düşündükten sonra, ki bu zaten “tavla oynamak” oluyor, geriye şans kalıyor. Mars olabilecekken atılan üst üste dört defa çift atıldığını gördüm. Biraz tavla bilgisi olan birinin şansı çok iyi oldu mu hiçbir usta onun karşısında duramaz. Belki onun şansını en az kayıpla defeder ya da kendi şansı döner de üstünlük kurmaya başlar.

Türkiye 103.sü ne demek? Öğrenci seçme sınavında (Artık kısaltması ne bilmiyorum) alınan puana göre yapılan bir sıralama. Ama bu başarı üniversiteye giriş için gereklidir. İnsanlar en verimli yıllarını garip garip şeyler öğrenmeye çalışarak harcıyor. İnşaat mühendisliğine puanınız tutuyor ama biraz da artıyor. İlla puanı sonuna kadar kullanmak için tıp okunur mu? Böyle bir meslek seçimi, hayatı devamını etkileyecek karar olmaz. Çok saçma gelmiyor mu sizin kulağınıza da. Herkes doktor olmak istiyor, herkes mühendis olmak istiyor.

Yapılan araştırmaya göre insanlar çalıştıklarında yetenekleri ile doğru orantılı seviyede iş yaparlarsa daha mutlu oluyorlar. Yanı başımızdaki sağlık ocağına gidiyorum, inanın 1 ay takılayım doktorun yanında, usta olurum, kalfa da değil. Gelenlerin %80’i ilaç yazdırıyor. Bilgisayardan listeden seçiliyor, sonra gidip eczaneden alıyoruz. Ekmek almak gibi. Biri mantar şikayetiyle mi geldi? 4 seçenek var, kombine de edilebilir. Travazol krem, medikal şampuan, antifungal(mantar tedavisi için) ilaç, sprey vesaire. Zaten sağlık ocağına insanlar çok basit hastalıklarla geliyorlar. Çünkü bazen hastanede bile teşhis koyamıyor uzman, o orada neyin teşhisini koyacak?

Soruda ne diyordu? “Çocuklar dibe daldığını kanıtlamak için genelde ne çıkarırlar?” deniz kabuğu, kum, ahtapot, yosun. Şimdi genelde diye bir soru olmaz. Bu insanların yaşadığı hayata, kendi alışkanlıklarına bağlıdır. Ben geçen denize gittiğimde dibe dalıp kabuklar çıkardım. Kum niye çıkarayım ki? İkisi de daldığımı ispat eder.

Bu yanlış cevap insanı aptal mı yapar? Hayır. Bilgisiz mi yapar? Hayır. Ya kralı gelsin benim teyze kızımın annesinin eltisi teyze kızımın neyi olur? Ya ne bileyim ben. Kayınço, bacanak biliyoruz da elti ile görümce, kaynata, kaynım anlam ifade etmiyor bana.

Sınavlar elemek içindir. Ama eleme ne derece başarılı orası ayrı bir soru. Ama siz oraya “ben Türkiye 103.süyüm” diye giderseniz beklentiler artar.

Fazlasını Oku

Kitap : Üretken Tüketici

phpThumb_generated_thumbnailKitabımızın ismi “Üretken Tüketici”. Yazarı Prf. Dr. Bill QUAIN. En yeni baskısı Mart 2000 yılına ait ve elimde bu basımı var. Öncelikle “üretken tüketici” ifadesini görünce dikkatimi çekti. Ofis arkadaşıma yıllar önce hediye etmişler ama okumayı pek sevmediğinden okumamış. Ofiste gördüm, vesile oldu okudum ben de.

Kitapta bazı tespitler var. Mesela indirimli alışveriş yapmanın tasarruf değil, fakirleşmeyi erteleyen bir olgu olduğunu söylüyor, kısmen doğru bence de. Ama buna karşın önerdiği model yanlış. Tüketim yapan birinin aynı tüketimi başkasına tavsiye etmesi ve bundan bir gelir elde etmesini öneriyor. Kitabın 4/3 ü bunun üzerine kurulu.

Bu bildiğimiz saadet zinciri. Birini sisteme kat, o alışveriş yapınca kazan, o kişi birini  katsın, o kişi alışveriş yapınca sen de biraz kazan vesaire… Bu sistemin işlemesi reklama yatırılan paranın tüketicilere indirim, kazanç olarak aktarılmasını sağlar fakat tüketici “üretken” değildir. Metaların yer değiştirmesi üzerinden kazanılan değer üretim değil, hizmet sonucudur. Hatta hizmet de değil, komisyonculuktur. Komisyonculuk da kan emmek gibidir. İş yapmadan para kazanmak. Evet işi buluyor ama benim kadar para alıyor. Halbuki web sitesini ben yaptım.

Şimdi eskiden beri İnternet ile içli dışlı olan arkadaşların aklına ilk gelen şey “satış ortaklığı” programlarıdır. Bence temelde birbirlerine çok benziyorlar. Bilmeyenler için kısaca sisteme değineyim; satış yapan firma size sitenize koymak üzere kod parçacıkları veriyor ve bu kodlar sitenizde satış sitesinin reklamlarını döndürüyor. Tabi kullanıcı bu reklamlara tıkladığında sizin kodunuz otomatik olarak satış sitesine iletiliyor. Alışverişten komisyon, üyelikten komisyon, tıklama başına ödeme gibi modeller var ve şuanda aynı model sıkça kullanılıyor. Bu tü kaka bir şey değil tabi ki.

Ama yazar bu konuda yöntemsel olarak hiçbir ipucu vermiyor. Birbirinize referans olun diyor. Sürekli bunu tekrarlıyor. Hala bu günlerde bile İnternet’de saadet zincirleri var. Mesela sizden 1000 TL yatırmanızı istiyorlar, sonra üye ettiğiniz kişi de 1000 TL yatırıyor. O kişi başkasını buluyor, size daha az da olsa belli bir gelir geliyor. Peki bunun sonu nedir? Yaratılan değer nedir?

Bu yüzden kesinlikle “şu kadar para ver, üye kazandır 1 sene sonra aylık 5000 TL gelirin olsun” tarzı dolandırıcılara kanmayın.

Fazlasını Oku

BilgeAdam Programcısı Ataleti

Bilgeadam programcıları diye bir kitle var ülkemizde. Genelde Microsoft teknolojileri tekel durumdadır kurslarda. Yazılım mühendisliği diye kurs var, bitiren ben yazılım mühendisiyim diyor. Yahu gidip tabloyu vertabanına bağladın, 2 metin kutusu koydun oradaki girişlere göre işlem yaptın.

Bunu hep söylerim; kurslar aptallar içindir. Eğer öğrenmeyi öğrenememişseniz hiçbir kurs sizi uzman, mühendis yapamaz. Ama planlı bir öğrenime girmek, meslektaş insanlarla tanışmak ve en önemlisi motive etmesi yüzünden tercih edilebilir.

Ben böyle adamlar tanıdım. C# öğrenmiş, 1 yıl geçmiş üstünden ve bir harf daha koymamış üstüne. Bu kadar basit bir iş değil ne yazık ki. Gerçek hayatta kurstaki gibi istekler gelmeyecek. Programlama dili bilmeniz bile yetmeyecek, grafik programı kullanmak CSS, HTML yazmak durumda da kalabilirsiniz çoğu zaman.

Microsoft bu işi de kolay hale getirmeye çalışıyor. Visual Studio mükemmel bir ide. Ama sadece formlar yaratıp, bunlara veri taşımakla hiçbir şey ortaya çıkmaz.

Yani keşke öyle olsaydı. 1 sene eğitim görüp her şeyi yapabilseydik. Ama yazılım geliştirme büyük ve zor bir disiplin. Sürekli öğrenme şart.

Fazlasını Oku

Benim Bilgim Senin Bilgisizliğin Kadardır

Şunu çok duyarım; “bizim yeğen bilgisayar kurdu, her şeyi yapıyor”. Aslında o yeğenin bilgisi değil bunu söyleyenin bilgisizliği daha ön planda. Benim bilgim, senin bilgisizliğin kadardır. İnsanlar kendilerinin bildikleri şeyleri bilenlere saygı duymazlar. Çünkü kendi de biliyordur, demek ki bu özel bir şey değil.

Bu iş görüşmelerinde de yaşanan bir paradoks. Görüştüğüm kişinin az da olsa programlama bilgisi var diyelim. İş görüşmesi yapan kişi sizden yeterli olup olmadığınızı kanıtlamanızı ister. Eğer karşıdakinin bilmediklerini biliyorsanız kendinizi beğendirme şansınız daha fazladır.

Bir iş görüşmesinde görüştüğüm kişi HTML elemanı olan 2 div’in yan yana gelmediğini, o yüzden tablolar ile tasarım yaptığını söylemişti. Ben de reddettim tabi ki. O da “yap bakalım” dedi. Float ile iki divi yan yana konumlandırdım. Yani gol attım. O kişiyle 4-5 senelik bir tanışıklığımız oldu, arada sırada arar bir şeyler sorar.

Ama şu var ki karşımızdakini bizim bildiklerimizi biliyor diye hafife almamalıyız. Belki benden eski teknolojileri, demode yöntemlerle yapıyordur ama bu onun çalışan bir İnternet sitesi yapamayacağı anlamına gelmiyor. Sonuçta müşteri için altyapı çok da önemli bir konu değil. Bu programcının tekelinde bir konudur. Ne kadar yeni teknolojileri kullanırsa o kadar güncel kalır, isteklere yanıt verir, iyi sonuçlar alır.

Bizden daha fazla bilgilileri uzman saymamalı, daha az bilgilileri de çaylak saymamalıyız.

Fazlasını Oku