Yeni Bir İletişim Yöntemi Olarak Oyunlaştırma

gamification

Oyunlaştırma kavramının kökeni çok eskilere dayanmıyor, hatta 2010 yılı bu kavramın ortaya atıldığı yıl olarak belirlenmiş. Kısaca oyunlaştırma; insanlarla iletişim kurarken kullanılan, oyun olmayan bir olguya oyun ögelerinin eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu zamana kadar duymamış olsanız bile karşılaşmamanız çok zor. Örneğin Swarm’da haftanın biricisi olurken, bir mekanda “mayor” olurken, bir e-öğrenme sistemin puanlar alırken hep oyunlaştırma ile karşılaşıyoruz.

Oyunlaştırmak demek oyun yapmak demek değildir. Oyun teori ve bileşenlerinin yaptığımız işlere, kurduğumuz iletişimlere adapte edilmesidir bir nevi. İnsanlar oyunlar oynar. Hatta her insan oyun oynar, büyük ya da küçük, eğitimli veya eğitimsiz. Modern dönemde oynadığımız video oyunlarından binlerce sene önce de oyunlar vardı. Büyüklerimiz tavla atarlar, kahvelerde iskambil oyunları oynanır, bayanlar ve tabi erkekler de şekerleri aynı sıraya dizmeye çalışırlar.

Oyunlardan aldığımız şey sadece zevk değildir ya da oyunları sadece boş vakitlerimizi harcamak için oynamıyoruz. Çeşitli oyun türleri insanda başarım, sosyalleşme, korku, sürpriz, keşfetme, rekabet, inat gibi duyguları hissettirirler. Pazarlamacılar da bu tip duygulara hitap edebilmek için oyunlaştırmayı gündemlerinde önemli bir yere taşımışlardır. Oyunlaştırmaya yabancı biri okur diye ufak bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki elektronik ürünler satan bir e-ticaret işletmeniz var. Ürünlerinize yorum yapılmasını istiyorsunuz ki bu bir ürünün satılmasında veya satılmamasında önemli rol oynar. Eğer siz belli bir fiyatın üstündeki ürünlerden satın alan ve yorum yazan üyelerinizden en çok beğeni alan yorumu yazan kişiye ufak bir hediye vermeyi kurgulayabilirsiniz. Burada kullanıcılar hem ödülü kazanmak için hem de en beğenilen yorumu yazabilmek için daha bilgilendirici, daha faydalı yorumlar yazarlar. En azından varsayımsal olarak. Bu oyunlaştırmaya küçücük bir örnek.

Yeni iş yapış şekillerinde ve yeni nesil pazarlama uygulamalarında oyunlaştırma sıklıkla kullanılıyor ve artarak devam edeceğe benziyor. Siz kendi işinizde oyunlaştırmayı nasıl kullanabilirsiniz? Biraz düşünmenize salık veriyorum 🙂

Fazlasını Oku

Bilişim Sektöründe Engelli Personel İstihdamı

Engelli ÇalışanYazıya ilk önce tanım ile başlayayım. Engelli demek ne demektir? Doğuştan veya sonradan, kaza sonucu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal yeteneklerinin bir kısmını veya tamamını yitirmiş kişilerdir. Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta, 200 milyon insan ise ciddi derecede yaşamında zorluklarla karşılaşıyor. Klasik olarak söylemek gerekirse hepimiz birer engelli adayıyız. Engelli bireylerin toplumsal olarak farkında olmalı ve her alanda fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Buna pozitif ayrımcılık da dahil. En önemlisi iş yaşamında engelli bireylere yaklaşımımız. Engelli bireylere iş yaşamında fırsat eşitliği sağlamak bizim görevimiz olmalı. Tekerlekli sandalye bir bireyin müdür olmasını engellemez. Aksayarak yürüyen bir engelli diğer çalışanların motivasyonunu düşürmez.

Ben kendi sektörümden yani bilişimden bu konuya bakıyor olacağım. Evet ben de bir engelliyim. Bu yüzden son bir ayda 3 tane tam bana uygun iş ilanına başvurdum ama hiçbirine mülakata dahi davet edilmedim. Eğer engelli olduğumu kocaman yazmamış olsaydım en azından mülakata çağırırlardı. Daha önce yazmıyordum, bunun dürüst bir davranış olmadığını düşünüyordum ama artık gördüm ki, önyargılar ve bilgisizlik yüzünden İK birimleri kişileri eğer engelli ise önce engelinden sınıfta bırakıyorlar. Evet ben engelliyim ama Front-end geliştiricisi olarak çalışmak için herhangi bir engelim yok. Ağrı kesici içtiğimde ise kimse bende bir problem olduğunu düşünmez bile.

Engelli AtletİK tarafında çok cahilce ve önyargılı bir tutum var. Niteliklerinizden çok engeliniz ile ilgileniyorlar. Yabancı dil bilmeniz, iyi bir üniversiteden mezun olmanız arka planda kalıyor. Önce beni bir birey olarak değerlendir, sonra engelimle yapacağım iş arasında nasıl bir ilişki var, neler yapabiliriz ona bakalım. Kamu ve özel sektörde aynı il sınırları içerisinde 50 veya fazlasında personel çalıştıran iş yerleri %3 oranında engelli personel istihdam etmek zorundalar. Ayrıca eğer bu limite ulaşmıyor olsanız bile devletin teşvikleri söz konusu. Ama ceza ödememek için engelli personel işe alıp “evinde kal sen” deyip maaş ödeyen işletmeler bile var. Burada sorun maaş vermek değil. Engelli bireyin topluma adapte olması, kendi maddi özgürlüğünü kazanması ve kendini işe yarar hissetmesi. Zaten engelli olsun olmasın hepimiz bu gibi sebeplerle çalışmıyor muyuz? Bu engelli bireyi dışlamak olur.

Tabi iş dışında toplumsal yaşamda engelliler daha fazla engelle karşılaşmıyor mu? Tabi ki karşılaşıyor. Ama iş yaşamı bunlardan biraz daha farklı bir konumda. Engelli bir baba evini geçindirmek ister, hayatını çalışarak idame etmek ister. Bayanlar da aynı şekilde engelleri izin verdiği derecede bir işle uğraşmak ve kendini gerçeklemek ister.

Bir sorun da ücretler konusunda var. Siz ne kadar tecrübeye sahip olursanız olun size komik ücretler teklif ediyorlar. Engelli olmayı biz seçemiyoruz. Bir gün umarım siz de seçim yapamama durumunu deneyimlemezsiniz. Hatta büyük fabrikalarda çalışan arkadaşlarımdan gözlemlerini dinledim. En ücra köşelerde, kimsenin gözünün önünde olmayan yerlerde iş yaptırıyorlar. Yani şirketin danışma bölümünde bir engelli olamaz öyle mi?

Engelli KızTekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli çok iyi bir yazılımcı, tasarımcı olabilir. Çok kalifiye değilse veri girişi veya editöryal işleri yapabilirler. Biz topluma ait olduğumuz gibi engelliler de topluma aittir ve onları(bizi) görmezden gelemezsiniz. Ben ortopedik engelli yazılımcı ile çalışma fırsatı buldum. Gayet saatinde işine geliyor, tutkulu bir şekilde çalışıyordu. Ben de bu şekilde çalışmalıyım, çalışmak zorundayım. Ben garsonluk yapamam, ayaklarım problemli, yük taşıyamam, satış elemanı olup saatlerce ayakta duramam. Bu yüzden bilişim sektörünü seçmiş olmam engelli olduktan sonra bana çok büyük bir hediye oldu.

Buradan İK profesyonellerine de seslenmek istiyorum. Mülakata bir engelli çağıracaksanız, öncelikle engeli hakkında bilgi alın ve bunun üzerine biraz çalışın. Olmadı siz aşağıdaki kitabı önerebilirim;

http://www.kitapyurdu.com/kitap/engellilerle-360-iletisim/273977.html

Engellilerle 360 Derece İletişim

Peki siz? Engelli bireylerin iş yaşamlarında bulunduğu yerin farkında mısınız?

 

Fazlasını Oku

Kamu Sektörü ve Başarısızlığa Hoşgörü

SecBegenAlKamuTarifesiKamu kurumlarından zaman zaman hepimiz şikayetçi olmuşuzdur. İşler yavaş yürür, sistem gider, kuyruk vardır, sıra bozulur vs.. Peki bu neden böyle olmak zorunda? Özel sektör firmalarında olabildiği gibi kamuda da az veya çok çalışan insanlar vardır. Bunun sebepleri görev tanımları, geleneksel iş yapış şekilleri veya işini savsaklama olabilir. Kesin bir şey varsa o da kamu sektöründe başarısızlığa olan hoşgörüdür. Ben kamuda da, özel sektörde de çalışmış biri olarak bunu görebiliyorum. Özel sektörde deadline olayı vardır. Eğer işi sarkıtırsanız size belli bir tepki gösterilmesi muhtemeldir. Eğer bu sürekli devam ediyorsa işinize son verilmesine kadar ulaşılabilen bir sürece gider.

Ben bir ilçe belediyesinin bilgi işlem biriminde çalıştım. Çok değil, 1 ay kadar. Yapabileceğim en doğru tespit şu; kimsenin acelesi yok. Gerçekten öyle saat 4 olmuşsa ve bir iş gelmişse onu yarına atabiliyorsunuz. Saat 5’e kadar yetiştirmenize gerek olmuyor, eğer iş başkan veya yardımcısının işi değilse. Bu ataletin önüne geçmek de mümkün değil. Eğer siz bu zinciri kırmaya çalışırsanız göze batarsınız.

Kamuda çalışan memurların iş akitlerine son verilmesi kolay bir olay değil. Eğer ayıp, yüz kızartıcı bir suç işlemezseniz en fazla başka bir yere tayin edilirsiniz. Taşeron çalışanlar için de pek fazla tehlike yok gibi. Kimse kimseden bir “yıldız” olmasını beklemiyor. Bir şekilde işlerin yürümesi yeterli. İnsanların devlete bakışları zannedersem bu davranışların temelindeki etken. Devlete sağlam kapı gözüyle bakılıyor genelde. Yoksa kimse çocukken “ben büyüyünce memur olacağım” diyerek memur olmaz.

Ha bunun dışında kamuda çalışan ve gerçekten çok yoğun çalışan arkadaşlarım da var. Bu kurumdan kuruma değişebiliyor. Ben genel anlamda tecrübe ettiklerimi yazıyorum sadece. Ben bilgi işlem bölümündeydim ve bir bilgi işlemcinin bilmesi gereken çoğu şeyi bilmiyordum. Yazıcı neden kağıt sıkıştırır, ağ bağlantım neden gitti, bilgisayarım çok yavaşladı gibi sorunlar benim cevaplayacağım şeyler değillerdi. Ben program yazarım, web sitesi yaparım ama diğer işler benim işlerim değil. 1 ay boyunca oturduktan sonra buranın bana göre olmadığına karar verdim ve işten ayrıldım. İnsan kaynakları bölümüne kısaca durumu özetledim. Onlar da “kimse sana bunları bilmen gerekiyor diye zorlayamaz” dedi. Asıl sorun oradaydı zaten. Ben işe yaramadığım bir yerde neden var olayım? Ve inanın bütün gün orada İnternet’te sörf yapmak oldukça sıkıcı.

İşten ayrıldığımda çoğu kimse bana “yahu niye çıkıyorsun, maaşın yatmıyor mu” diye serzeniş etti. Ama bu sürdürülebilir bir iş değil. Yarın iktidar değişir, kadroda azaltmaya gidilir ve ben kendimi kapıda bulurum. Ben 3 sene orada çalışsam körelirim. Daha sonra nasıl iş bulacağım peki? Asıl sorun insanların beklentilerinde yatıyor. Sabit ve aksamayan maaş, başarısızlığa gösterilen hoşgörü insanları rahat hissettiriyor. Bu da büyük bir anlamsızlık ve motivasyon eksikliği getiriyor. Belkide kamudaki ataletin sebebi de budur.

Özel sektörde performans değerlemesi sonrası prim veriliyorsa, düşük performansa da ceza gelmelidir. Burada cezadan kastım uyarı, bazı imkanlardan men gibi basit şeyler. Amaç insanları cezalandırmak değil. Cezanın buradaki anlamı yüksek performanslı çalışanlara gösterilen imkanların bazılarını kısmak olabilir. Bill Gates her yıl yüksek performanslı %10’u terfi ettirirken %10 düşük performanslı kitleyi de işten çıkarırmış. Bu da bir yaklaşım. Ne kadar doğrudur tartışılır.

İnsanların motive olması gerekir. Motivasyon yoksa ilerleme ve gelişme yoktur. Bu çoğu ataletin sebebi motivasyon eksikliğidir. Kişisel olsun, grup olsun.

Fazlasını Oku

Evden Çalışma Üzerine

Evden Çalışmak
Çalışıyorum beeen

Bu yazı freelancer çalışanları kapsamamaktadır. Hali hazırla bir şirkette tam zamanlı çalışan ve evden çalışma imkanı olan çalışanları kapsar. Günümüzde gerek teknolojik gelişmeler, gerekse iş yapış şekillerindeki değişmeler çalışanların işlerini ofis yerine evlerinden de yürütebilmelerine imkan veriyor. Bazı şirketler evden çalışmayı desteklerken bazılarıysa kısmi olarak destekliyorlar. Bir kısım şirket de evden çalışmaya imkan olmasına rağmen izin vermiyor.

Evden çalışma ilk bakışta çalışan için çok güzel ve özel bir deneyim gibi gözüküyor. Evden para kazanmak.. Kulağa hoş geliyor ama bu demek değil ki öğlene kadar uyumak, sonra birkaç saat çalışıp gezmek, tozmak. Evden çalışmaya izin verilmesinin sebepleri çeşitli olabiliyor. İşin fıtratı, ulaşım zorlukları, bedensel engeller, verimlilik gibi nedenler evden çalışmayı hem çalışan hem de şirketler tarafından cazip kılabiliyor.

Ben konuya Google ile devam edeceğim. Google’ın ofislerindeki imkanları duymuşsunuzdur. Duymadıysanız buraya alalım. Google da çalışanlarına evden çalışma imkanı sunan şirketlerden. Fakat uygulamada bunu tam tersine çevirmeyi amaçlıyor. Öncelikle ofisleri dar ve dağınık. Bunun sebebi de insanların kalabalık ortamlarda daha verimli olduklarına dayanıyor. Google bu tip ortamlarda fikir ve bilgi alışverişi üst düzeyde ve üretkenliğin yüksek olduğunu düşünüyor. Buna uygun olarak insanların kafa dinlemeleri için de bir sürü imkan var. Uyuma kapsülleri, bilardo masaları, açık kafeteryalar gibi. Yani ikisini denge içerisinde sunmaya çalışıyorlar.

Bu yönden bakınca benim görüşüm de kalabalık ofislerin üretkenlik açısından daha iyi olduğu. Kendi çalıştığım yerlerde de kişisel olarak bunu gözlemledim. Hatta bir ofiste kendi odam vardı ve orada geçirdiğim 2 ay geçirdiğim en verimsiz 2 aydı diyebilirim. Pardon, söz konusu olan evden çalışmaydı. Evden çalışmak da odada yalnız çalışmaktan pek farkı olmayan bir eylem. Tabi bunu bazı iş kollarını ayrı tutarak söylüyorum. Elbette ki evden daha verimli çalışılabilen alanlar vardır ama genellikle üretim yapılan, yaratıcı çözümler istenen iş kollarında evden çalışmak kesinlikle daha verimsiz olur diye düşünüyorum.

Google bunu şirket kültürü olarak içselleştirmiş. Kendi tecrübelerim de bunu doğrular nitelikte. Bu nedenle ben de aynı fikirdeyim. Evden çalışma opsiyonu özellikle trafik problemi fazla olan, bedensel engeli bulunan kişiler tarafından kullanılmalıdır. İnsanlar bir arada daha üretkenler.

Siz evden çalışma konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Fazlasını Oku

Teknogirişim Ofisleri Çalışanlarına Nasıl İmkanlar Sunmalı?

Teknoloji Ofisi

Bir teknogirişim ofisi nasıl olmalı? Yani teknoloji geliştirilen bir ofiste çalışanlara nasıl imkanlar sunulmalı? 10 yıldır çeşitli şirketlerde çeşitli pozisyonlarda çalıştıktan sonra “şöyle olsaydı” dediğim konuları ele alacağım. Marissa Mayer  Yahoo’da evden çalışma sistemini iptal etmişti, bilenler bilir. Çünkü insanların şirkette kahve molalarında, yemeklerde beraber vakit geçirdikleri her zaman daha üretken olduklarını düşünüyor. Ben de buna katılıyorum. Ama bu çalışanları ofise kitlemek anlamına gelmiyor. Yöntem olarak ofislerin daha çok çalışılabilir tasarlanması ve sunulan imkanların ofiste kalmayı cezbedici hale getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabi burada sayacağım imkanları her şirket sağlayamayabilir. Gerek maddi yönden gerek diğer prensiplerden ötürü bunu sağlamayabilirler. Ben aklımdaki ideal ofisi anlatmaya çalışacağım. Bunları bazı başlıklar altında toparlayacağım ve yönetim-çalışan ilişkisine hiç değinmeyeceğim. Yani ben ofis imkanları ve insanları üretken kılmak için ne gibi iyileştirmeler yapılabilir konularına değineceğim.

Ofis Ortamı

Ofis ferah ve gün ışığını bolca alan bir yapıda olmalı. İnsanlar odalara tıkıştırılmamalı. Bir keresinde bir iş yerinde kendi odam vardı. O kadar sıkıcıydı ki anlatamam. Belli fokus gruplar aynı ortamda çalışabilmeliler. Yemek, kahve, sigara molaları da çok önemli çünkü buralardaki iletişim çok üretken oluyor. İş fikirleri, iş dışı sohbetler hep bu zamanlarda yapılıyor.

Çalışma Alanı

Çalışma alanları kişiselleştirilebilir olmalı. Belli bir sıra düzeninde dizilmiş masalar, okul sıraları gibi sabit mobilyalar uygun olmuyor. Kimisi çift ekran çalışır, kimisi not defterine alan arar, kimisi bir ışık kaynağı daha ister. Bu yüzden çalışma alanı çalışana bırakılmalıdır belli oranlarda.

Araç Gereç, Donanım

Çalışana ilk işe başladığında boş bir bilgisayar verilmemelidir. Kullanıcı hangi işletim sisteminde çalışmak istiyorsa ona göre bir bilgisayar tahsis edilmelidir. Bu iMac olabilir, macbook pro olabilir veya masaüstü pc olabilir. Ayrıca gerekli donanımın yanında ek araçlar da sağlanmalıdır. Android geliştiricisi ise bir Android telefon tahsis edilmelidir. Birgün Ahmet’in, bir gün Mehmet’in telefonunu ödünç alarak bu iş yürümez. Kimse de telefonunu bu işlere ayırmak zorunda değil.

Eğitim

Söz konusu teknoloji olunca eğitim ve gelişimden söz etmeden olmaz. Şirketlerin düzenli olarak çalışanlarını eğitim ve seminerlere göndermesi gerekir. Bu şekilde eğitim ve gelişim şirket politikası olarak görünür. Çalışanlar da bunu bu şekilde özümserler. “Bize bilen değil, öğrenebilen eleman lazım” dedikleri zaman çalışanlarına eğitim imkanlarını da aynı şekilde sunmaları gerekir.

Sosyal

Çalışanların birlikte vakit geçirebilecekleri alanlar olmalıdır. Kahve köşeleri, barbekü yapılan teraslar gibi. Bunun dışında tatil günlerinde şirket tarafından düzenlenecek piknik, kamp gibi etkinlikler de çalışanların arasındaki iletişimi artıracaktır.

Ekstralar

Bunların dışında  birçok imkanı çalışanların şirkete olan bağlılıklarını ve ofise istekle gelmelerine yardımcı olacaktır. Bir teknogirişim şirketinden bahsediyorsak özellikle resperry pi, arduino kartlar ve aksesuarlarla robotik hobi çalışmaları gibi aktiviteler de yerinde olacaktır.

Bir çalışan olarak siz hangi imkanların sunulmasını isterdiniz?
Bir girişimci olarak siz çalışanlarınıza hangi imkanları sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Rüya Gibi Ofisler ve Neden Böyleler?

Rüya Ofis

Rüya gibi ofislerle ilgili sanırım daha önce çok şey okudunuz, gördünüz, arkadaş arası muhabbetini yaptınız. Özellikle teknoloji girişimleri bu konuda çok hevesli ve istekliler. Çalışanlarının çalışma ortamlarını bazen rüya diye tanımlayabileceğimiz bir hale getiriyorlar. Peki neden? Buna biraz sonra değineceğim. Öncelikle bazı şirketlerin çalışanlarına sunduğu imkanlara değinelim.

Şüphesiz Google bu konuda başı çekiyor. İnternet’in her alanında olduğu gibi Google bu konuda da iddialı. Ücretsiz yeme/içme, kütüphane, akvaryum, masaj odaları, hazırda bulunan doktorları, voleybol sahası ve bilardo masaları gibi imkanları ile çalışanlarını oldukça memnun ediyor gibi. Forbes dergisi bir araştırmasında ABD’de en çalışılabilir şirket olarak Google’ı belirlemiş. Bu gibi imkanların dışında Google çalışanlarına ücretsiz check-up imkanı ve 12.000 $’a kadar eğitim kredisi sunuyor. Hatta bunlarla yetinmeyip çalışma alanlarını yemek alanlarından 100 metre daha uzağa konumlandırmıyor. Gerçekten çok güzel imkanlar. Yahoo, Facebook gibi şirketler de bu konuda oldukça cömertler.

Son zamanlarda gelen bir haber Roche şirketindendi. Roche artık çalışanlarının işe gelme zorunluluğunu kaldırdı. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan da Yahoo aksi bir politika izleyerek zaten var olan uzaktan/evden çalışma imkanını kaldırdı. Bu konuda firmalar değişik politikalar izleyebiliyorlar. Roche’un yaptığı açıklama ise çok güzel. Çalışanların gözünde de Roche iyi bir firma olmak istiyor. Gerçekten de çalışanların gözünde iyi olan özellikle büyük bir firma, müşteri memnuniyeti konusunda da iddialı olur.

Şimdi gelelim şirketler çalışanlarına bu imkanı neden sunuyor sorusuna. Cevap aslında çok basit. Üretken akılları bünyelerinde tutabilmek için. Peki üretken akıl nedir? Üretken akıl bir işi sadece ey iyi yapan değil, şirketi fikirleriyle, iş yapış şekliyle ileriye taşıyan insanlardır. Bu insanları para ile bağlamak biraz zor olsa gerek. Çünkü bu tip insanlar daha farklı bir karaktere sahip oluyorlar. Özgürlük onlar için önemli. Görüşlerinin dinlenmesi, kendisine gereken saygının gösterilmesini isterler. Şirketleri büyüten, yenilikler getiren hem bu tip insan topluluklarıdır. Standart çalışan verilen işi yapar. Ama üretken akıl üretir, geliştirir, ileriyi görür.

Peki siz çalışanlarınız için ne gibi imkanlar sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Hayatımıza Şekil Veren Öncelikler

ÖnyargıAslında yazının başlığını “Hayatımıza Yön Veren Öncelikler” olarak belirleyecektim ama bu başlık daha uygun gibi. Hayatımızı nasıl yaşadığımızı, gelecekte ne olacağımızı, ne durumda olacağımızı belirler öncelikler. Mesela evlenme hayali ile üniversiteye başlayan birinden akademik bir başarı bekleyebilir miyiz? Çünkü onun önceliği evlenebileceği bir kız/erkek bulmak ve okulu bitirip evlenmek. Eğer işe gidip gelmek sizin için sıkıcı bir rutin ise, önceliğiniz paradır. Yok hayır işinizde başarılı olmak için çalışıyorsanız, yeni bir şeyler üretmek, doğru yönetmek için oradaysanız ve yaptığınız işten zevk alıyorsanız önceliğiniz daha başkadır.

Özellikle iş yaşamında bu ayrım çok önemli. Para kazanmak tabi ki her kişinin, her girişimin ihtiyacı olan şeydir. Çünkü var olmak için para lazım. Şöyle bir ayrım da var tabi ki; yaptığınız iş sizi tamamlıyor mu yoksa sadece para kazanmak için yaptığınız bir rutin mi? Bir şirkette çalışıyorsunuz diyelim ve kafanızda projeler var gerçekleştirmek istediğiniz. Burada önceliğiniz şirket değil sizin projeleriniz ise, hem siz hem de şirket hedefleri aynı değildir diyebiliriz. Eğer aynı yolda yürümüyorsanız bu pek olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.

Pratik hayatta da önceliklerimiz vardır. Mesela herkesin dilindedir “Bir telefona 3000 TL verilir mi?” diye. Eğer önceliğiniz o telefona sahip olmaksa verirsiniz. Telefona bu bütçeyi ayırmayan bir insan 100.000 TL’lik bir araba kullanıyor olabilir. Burada öncelik değişiyor sadece. Tahmin ediyorum kimse maaşında %50 oranında bir artışa “hayır” demeyecektir. Peki kazandığımız para önceliklerimizi değiştirir mi? Bunu ben de merak ediyorum.

Bu yüzden hayattaki önceliklerimize dikkat etmeliyiz. Fazla para harcadığımızda, işimizden memnun olmadığımızda, eğitimde başarısız sonuçlar aldığımızda önceliklerimizi değerlendirmemiz gerekir. Ben ne yapıyorum? Ne için yapıyorum? Geçindirmeniz gereken bir aileniz varsa çalışmak zorundasınız haliyle. Ama sırf %20 daha fazla para kazanacağım diye mutlu olmadığınız veya mutlu edemeyeceğiniz bir yerde çalışmayın, o işi yapmayın.

Öncelikler  önyargılara benziyor. Aslında hızlı karar almamıza yardım ediyorlar.

Fazlasını Oku

İlk Android Oyunumuz Yayında

4i GameEgebit olarak ilk oyunumuzu Android platformu için yayınladık. Oyunu kısaca anlatmak gerekirse, bir çark var ve üzerinde 4 şekil boşluğu var. Siz yukarıdan gelen şekilleri çarkı döndürerek uygun yere yerleştiriyorsunuz. Sürükleyici ve eğlenceli bir oyun olduğunu söyleyebilirim.

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.egebit.fouri.android adresinden oyunu yükleyebilirsiniz.

 

 

 

4i Game 4i Game 4i Game

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fazlasını Oku

Steve Jobs’un Ölüm Döşeğindeki Son Sözleri

Steve Jobsİş dünyasında başarının zirvesine ulaştım.

Başkalarının gözünde, benim hayatım başarının somut bir örneğidir.

Ancak, işi bir tarafa bırakırsak, çok az keyif aldım. Sonunda, zenginlik alışık olduğum hayatın sadece bir
unsuru.

Şu anda, hasta yatağımda yatıyorken bütün hayatımı hatırlıyorum. Anlıyorum ki tüm gurur duyduğum tanınma ve zenginlik solgun ve yaklaşan ölümün yüzünde anlamsızlaşıyor.

Karanlıklarda, yaşam ünitesinden gelen yeşil ışıklara bakıyor ve mekanik uğultularını duyuyorum. Ölümün yaklaşan çizgilerinde tanrının nefesini hissediyorum.

Şimdi biliyorum, bir ömür boyu
biriktirdiğimiz zenginlik bitecek. Zenginlikle ilgisi olmayan şeylerin de peşinden gitmeliyiz.

Bundan daha önemli şeyler olmalı.

Belki ilişkiler, belki sanat, belki de gençlik günlerimizin hayalleri.

Hiç durmadan zeginliğin peşinden gitmek, kişiyi benim gibi şaşırmış birisine çevirir.

Tanrı bize, herkesin kalbindeki sevgiyi hissetmek için duygular vermiştir. Zenginlikle gelen yanılsamalar değil.

Hayatım boyunca kazandığım serveti birlikte götüremiyorum.

Ne götürebiliyorum, sadece aşkla çöktürülmüş anılar.

Gerçek zenginlik sizi takip edecek, eşlik edecek, güç verecek ve devam etmeniz için ışık verecektir.

Sevgi binlerce mil seyahat eder. Hayatın sınırı yoktur. Nereye gitmek istiyorsanız gidin. Ulaşmak istediğiniz en üst noktaya ulaşın. Bu tamamen sizin kalbinizde ve ellerinizdedir.

Dünyadaki en pahalı yatak nedir?
– “Hasta yatağı”

Birisini arabanızı kullanmak için, para kazandırmak için işe alabilirsiniz, fakat hastalığınızı taşıyacak birisini bulamazsınız.

Kaybedilen şeylerin telafisi olabilir. Fakat kaybolduğu zaman bulunamayan bir tek şey var “hayat”.

Ameliyata giden birisi, henüz bitiremediği bir kitap olduğunun farkına varır “Sağlıklı Yaşam Kitabı”.

Şu anda hayatın hangi evresinde olursak olalım, zamanla, perde iniyorken onunla yüzleşeceğiz.

Ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza değer verin.

Kendinize iyi bakın. Diğerlerine değer verin

Fazlasını Oku

İş Yaşamında Güven

Güven

Güven çok zor kazanılan ama çok kolay kaybedilebilen bir olgu. Bunu günlük yaşamımızda da görebiliriz. Arkadaşınızla 10 senedir arkadaşsınız ve aranızda hiç bir problem olmadı. Arkadaşınızdan 1000 TL borç aldınız ve bunu ödemediniz. Aksine alışverişler yaptınız ama borcu ödemeye hiç girişmediniz. Artık arkadaşınızın gözündeki güveni kaybetmiş olursunuz. Artık size sadece maddi konularda değil, diğer konularda da güvenmeyecektir. Bu güveni tekrar inşa etmek çok zordur. Aynı iskambil kağıtlarından yapılan kuleler gibi. Yapması çok zordur ama bir darbeyle yıkılırlar.

Aynı zamanda iş yaşamında da güven benzer şekilde işler. İşveren veya çalışanlar arasında benzer bir güven ilişkisi vardır. Diyelim ki siz bir gün hasta olduğunuz için işe gitmediniz, evde dinleneceğinizi söylediniz. Sonra dışarıda dolaşırken karşılaştınız. Bir daha işvereniniz size nasıl güvenebilir? Buna benzer şekilde işveren maaşlarınızı geç yatırıyor diyelim. Sonra bir bakıyorsunuz 200.000 TL’lik bir araba almış. Siz daha hak ettiğiniz ücreti alamamışsınız ama işveren kendine lüks bit otomobil almış. Eğer işveren, yönetici, lider çalışanların güvenini kaybederse artık diğer liderlik vasıfları pek işe yaramayacaktır.

Bir de müşterilerin markalara, şirketlere olan güven duyguları vardır. Diyelim bir alışveriş sitesinden elektronik bir alışveriş yaptınız ve alet bozuk geldi. Geri iade yaptınız ama cihazda sorun olmadığı söylenip size geri gönderildi. Ne yapacaksınız? Yasal yollarla bu maduruyetinizi gidermeye çalışırsınız veya hiçbir şey yapmasınız ama o şirkete olan güveninizi kaybedeceğiniz kesindir. Şirket ve markalara olan güven kaybı domino etkisine sebep olur. Mutlu bir müşteri şirketinize 5 tane müşteri getiriyorsa, mutsuz bir müşteri 50 tane müşterinin size güvensiz olarak bakmasını sağlayacaktır.

Bir yönetici, “çalışanlar bana güvenmiyor, yarından itibaren güvenilir olacağım” tarzı bir yaklaşım takınırsa bu kesinlikle anlamsızdır. Siz o kadar süre güvensizlikle beslediğiniz ilişkilerinizi nasıl güvene çevirmeyi düşünüyorsunuz? Kaybedilmiş güvenin tekrar kazanılması çok daha zordur. Bu bir kişilik özelliği gibidir. Size güvenmeyen, inanmayan çalışanlarınız varsa bunun sebebi sizin bugüne kadar yaptığınız hareketler, tutmadığız sözler, yerine getirmediğiniz vaatlerin sebebidir.

Güvenilir olmak başta dürüstlüğü gerektirir. İletişime açıklığı gerektirir. Bunlar kişisel özelliklerdir. Çalışanların güvenmediği bir yöneticinin başarılı olması nadir bir olaydır.

Güvenilir olmanız ve güvendiğiniz kişilerle çalışmanız dileğiyle.

Fazlasını Oku

Site İnceleme : Haberver.com

HaberverYakın zamanda açılmış bir haber platformu. Kurucusunun eski bir medya çalışanı olduğunu okumuştum. Haberver.com, okuyucularını kitle olarak gören bir platform değil. Reklam satmak için sayfa gösterimini artırmaya da çalışmıyor. Bu gibi nedenlerle siteyi size önermeyi uygun buldum. Haber kategorizasyonu çok güzel. Gerçekten “haber” okumak için doğru adreslerden biri. Diğer medya devlerinin sizi bir habere götürmek için 20 tık istemesi iğrenç bir şey. Haber başlıkları ilgi çekici ama sizi bir galeriye sokuyor ve bilmem kaçıncı adımda size sunulan veriyi gösteriyor. Çoğu zaman da bu sizin istediğiniz şey olmuyor.

Haberver.com bu gibi iğrenç uygulamalara karşı sunulmuş bir alternatif gibi. Bu kızdığımız özellikler Haberver.com’da yok. Aksine güzel kategorilenmiş, uygun başlıklar verilmiş güncel haberler. Üstelik kayıt olup haber akışınızı da özelleştirebilirsiniz. Çok büyük yenilik yok ama kullanım kolaylığı ve ilkeli haber anlayışıyla güzel yerlere geleceğe benziyor. Başarılar…

Fazlasını Oku

Mobil Uygulama Pazarı ve Fırsatlar

Apple iPhone 5Bu yazıyı bu tarihte yazmış olmam size garip gelebilir. Evet mobil uygulama sektörü büyük gelişme içerisinde ve fırsatlarla dolu. Ama benim dikkat çekmek istediğim nokta yazılımcıların önündeki fırsatlar. Diyelim ufak bir oyun projeniz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Masaüstü bir yazılım yapsanız bunun kitlelere ulaşması zor ve zaman alıcıdır. Ufak bir fikri bir yazılıma dönüştürmek mobil platformlarda daha kolay ve efektif. Mesela telefonu sallayınca size iddaa sonucu veren bir uygulama fikri aklınıza geldi. Desktop uygulaması yapılması pek yerinde olmaz. Üstelik mobil cihazların özelliklerini de kullanmanız harika olur.

Bu yönden bakınca mobil uygulama pazarı geliştiriciler için büyük fırsat. Küçük ve basit düşünceler milyonlara ulaşabilir. Bunu diğer mecralarda yapmak pek de o kadar kolay değil. Kamera kullanabilirsiniz, GPS, Gyro sensörü vs.. kullanabilirsiniz. Bunları karışım yaparak uygulamanızın değerini artırabilirsiniz. Bu yüzden kararsız yazılımcılara önerim mobil uygulama pazarına girmeleri. Burada şanslarını denemeleri daha doğru olur. Ortaya bir yazılım çıkarmak daha kolay ve çabuk tüketilen bir mecradan bahsediyoruz.

Mobil uygulama pazarı fırsatlarla dolu, hadi gidin de mobil programlama öğrenin.

Fazlasını Oku

Beden Dili ve Yanlış Bilinenler

Beden DiliBeden dili, sözsüz iletişim aracıdır. Kişinin mimikleri, jestleri, vücut hareketleri iletişimdeki alıcı veya alıcılara sinyaller gönderirler. Bu konu hakkında birçok kitap, yazı, makale, site vardır. Beden dilinin öğrenilmesi önemlidir ama bunları öğrenmek demek beden dilimizi istediğimiz gibi kullanabileceğimiz anlama gelmez. Beden dilini okuyabiliriz ama yazamayız. Eğer yazmaya çalışırsak doğal hareketlerimizle bir çatışma yaşanır.

Beden dilini anlamak için öğrenin. Bir topluluğun önünde konuşuyorsanız ve bu kuralları uygulamak istiyorsanız çok zorlanırsınız. Sonuçta beden dilinizi değiştirmeye çalışsanız da hissettikleriniz, duygu durumunuza bedeniniz farklı tepkiler verebilecektir. Beden dili okunabilir ama yazılamaz diye düşünüyorum. Çünkü mimiklerimizi, duruşumuzu, hareketlerimizi doğallığın dışına çıkarırsak daha kötü sonuçlar olabilir. Bir kere bu büyük bir stres kaynağı olur. Kendinden emin, vermek istediği mesaja odaklanmış bir kişi zaten doğal olarak bunları beden diline yansıtacaktır.

Ben de bu konuyu ilk öğrendiğim zamanlar bazı basit kuralları uygulamaya çalıştım ama hüsranla sonuçlandı ve kendimi daha kötü hisettim. Bir mesaj veriyorsanız buna önce kendinizin inanması gerekir. Kendinizden emin görünmek istiyorsanız, kendinizden emin olmalısınız. Gözükmeye çalışmak yanlıştır. Hatta bunu yapmacık bir şekilde yaparsanız daha da negatif bir izlenim verirsiniz.

 

Fazlasını Oku

Hazır Web Siteleri

Wix İle Bedava Web SiteleriBundan 6-7 yıl önce templete kullanılmayacak diye ön koşulla web sitesi yaptırılırdı. Tasarım diğerlerinden farklı olsun yeterdi. Daha güzel, daha işlevsel olmasının önemi yoktu. Bugüne geldiğimizde artık templete değil, tamamen hazır kodlanmış siteler değiştirilip müşteriye teslim ediliyor. Renklere bile zor müdahale ediliyor. Böyle bir durumda web sitesi tasarımı için 2000 TL vermenin pek anlamı kalmadı.
Çünkü bir lise öğrencisi bile bu tip değişimleri yapabiliyor. Amaca uygun web siteleri değil, firmaya görece uygun web tasarımları seçiliyor. Peki neden buna 2000 TL ödeyesiniz? Tabii bu işi profesyonel olarak yapan firmalar var. Web sitesi firmanın İnternet’teki yüzüdür. Bu kadar basit şekilde baştan atılacak bir şey değildir. Eğer para ödeyecekseniz bunun hakkını veren bir firmaya yaptırın. Yok, benim fazla param yok diyorsanız çeşitli İnternet servisleri var.

Bunlardan biri de Wix. Kolayca kendi web sitenizi tasarlayabileceğiniz bir servis. Sürükle bırak mantığı ile çalışıyor. İstediğiniz zaman düzenleme yapabiliyorsunuz. İçinde binlerce sektörünüze uygun şablonlar var. Bence 2000 TL verip hazır bir siteyi kullanacağınıza bu tür bir servisle daha az ücretle, daha kaliteli işler çıkarabilirsiniz. Bir kere sektörünüzü bir web tasarımcı sizin kadar özümseyemez. Kendi işinizi siz daha iyi biliyorsunuz kuşkusuz. Bir diğer artısı da kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarması. 3. bir kişiye şurası şöyle, buraya resim olsun deyip 1 ay bekleyeceğinize kendiniz yapın. Wix ile hazır web sitesi yapmak çok kolay. Bununla ilgili bir video hazırladım. Yabancılık çekmeden başlamanız için.

Görebileceğiniz gibi bir sunum hazırlamaktan pek farklı değil. Bir şablon seçin, değişiklikleri yapın, uygulamalar ekleyin ve sonra istediğiniz zaman bunları güncelleyin. İhtiyacınız olan bir web tarayıcısı. Sadece modern tarayıcılar seçin. Yani son sürüm olan bir tarayıcı. Eski sürümler sorun çıkarabilir, çünkü gelişmiş özellikleri sadece modern tarayıcılar destekler. Aksi halde sorun yaşarsınız.

Bir de şu konu var; eğer web sitesini istediğiniz zaman kendiniz güncellemek istiyorsanız kontrol paneli de yaptırmanız gerekir. Bu da fiyatı ikiye katlar. Oysa Wix ile hesabınıza giriş yapıp istediğiniz bölümü güncelleyebilir, değiştirebilir, hatta yeniden tasarlayabilirsiniz. Ben bir programcıyım ve bu benim işimi azaltır diye düşünebilirim ama tam aksi söz konusu. Bırakın programcılar program yazsınlar. Hali hazırda mevcut hizmetler, olanaklar varken bana para ödenmesin. Zira iletişim formu, kurumsal sayfalar yapmaktan sıkıldım.

Yukarıdaki videoda her şey aşikar. Herhangi bir teknik ön bilgi gerektirmiyor. İşini yarım bırakan, isteklerinizi karşılamayan firmalar yerine kendi işinize odaklanın ve yaratıcılığınızı konuşturun. Üstelik Wix ücretleri diğer seçeneklere göre çok makul. Hatta bazen ben bile siteye ihtiyaç duysam Wix ile yapasım geliyor. Ziyaretçi defteri mi lazım? Sürükleyin ve bırakın. Müşteri görüşleri mi lazım? Sürükleyin bırakın.

Sonuç olarak detaylı projelerde özel yazılım desteği alın. Ama işiniz İnternet değilse bu kadar maliyet yerine bu çözümü deneyin. Üstelik yeni girişimlerin ceplerindeki parayı dikkatli kullanmaları gerekir. Yeni girişimler de kesinlikle bu alternatifi değerlendirsin düşüncesindeyim. Aslında çıkış noktası şu; işiniz İnternet değil ise web sitesi sizin için bir araçtır. Evet çok güçlü bir araç ama amaç değil. Web sitesine 5000 TL ödemeniz sizin işinizi geliştirecek manasına gelmiyor. Web sitesi yapan kişiler teknik insanlardır. Sizin işinizle, müşterilerinizle yeterli empatiyi kuramazlar. Siz de İnternet dünyasını çok iyi tanımadığınız için kopukluk olur. Ama Wix gibi servislerde işlere göre şablonlar bulunmaktadır. En azından size uygun bir taslak sunarlar ve siz geliştirirsiniz.

Wix hoş ve mantıklı bir alternatif. Bunu göz önünde bulundurun.

 

Fazlasını Oku