Hem Serinleyin, Hem de Enerji Tasarrufu Yapın

Eğer bu sıcak havalarda vantilatör ile serinlemeye çalışıyorsanız baştan söyleyeyim: Boşuna uğraşıyorsunuz. Sıcak havayı bir noktadan diğerine taşımak, serinlemenizi sağlamıyor ve vantilatörler de tam olarak bu şekilde çalışıyor. Gelin gerçekçi olalım: Hava sıcaklığının zaman zaman 40 dereceyi aştığı bu aylarda, serinlemek için klima dışında bir seçeneğiniz yok. Ancak klima satın almak o kadar kolay bir iş değil: Hem enerji tasarruflu, hem uzun ömürlü ve hem de yaygın bir servis ağına sahip olmalı. Servis ağı özellikle önemli, yoksa hem montaj, hem de bakım için epey bir beklemek zorunda kalıyorsunuz! Piyasadaki klima modellerine bakın: Tüm bu özelliklere sahip olanların sayısının çok az olduğunu, onların da fiyatlarının neredeyse bir servet düzeyine yaklaştığını göreceksiniz. Neyse ki Uğur Soğutma’ya ait UIS 18 klima modeli, her bakımdan mükemmel bir seçenek olmayı başarıyor.

UIS 18’in bu denli iyi bir seçenek olmasının ilk nedeni, enerji tasarrufu. Hem A++ enerji sınıfına giren ve hem de inverter teknolojisini kullanan klima modellerinin sayısı oldukça azdır. UIS 18 ise, bu teknolojileri bütçeyi zorlamayacak fiyatlar ile sunuyor. Inverter teknolojisi sadece enerji tasarrufu değil, kullanım ömrünü de uzatıyor. Zira klima kompresörü, bu sayede yalnızca gerektiği zaman çalışıyor. Yenilikçi teknolojilerin kullanılması sayesinde, UIS 18 bekleme modundayken yalnızca 1W elektrik harcıyor. Bu inanılmaz bir oran, zira neredeyse %80 oranında bir enerji tasarrufu yaptığınız anlamına geliyor.

Yenilikçi teknolojiler sadece inverter sistemi ile sınırlı değil: Akıllı soğuk hava üfleme özelliği, ortam sıcaklığını yavaş ve doğal bir şekilde istenen dereceye getiriyor. Follow Me özelliği, kumandanın bulunduğu bölgeye göre ısıtma ve soğutma yapabilmesin sağlıyor. İyonizer ve bio-filtre özellikleri sayesinde de, sadece serin değil, temiz bir havaya sahip olabiliyorsunuz. Elektrik kesintilerini de dert etmeyin: UIS 18, enerji geldiğinde otomatik yeniden başlama özelliği sayesinde size iş düşmeden her şeyi otomatik olarak hallediyor. Farklı BTU seçenekleri mevcut olduğu için, size en uygun olan modeli Uğur Soğutma yetkili servisleri aracılığı ile tespit etmenizi tavsiye ederim. Daha sonra, https://satis.ugur.com.tr adresinden uygun fiyatlar ve 12 taksit avantajıyla siparişinizi hemen verebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Yeni Bir İletişim Yöntemi Olarak Oyunlaştırma

gamification

Oyunlaştırma kavramının kökeni çok eskilere dayanmıyor, hatta 2010 yılı bu kavramın ortaya atıldığı yıl olarak belirlenmiş. Kısaca oyunlaştırma; insanlarla iletişim kurarken kullanılan, oyun olmayan bir olguya oyun ögelerinin eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu zamana kadar duymamış olsanız bile karşılaşmamanız çok zor. Örneğin Swarm’da haftanın biricisi olurken, bir mekanda “mayor” olurken, bir e-öğrenme sistemin puanlar alırken hep oyunlaştırma ile karşılaşıyoruz.

Oyunlaştırmak demek oyun yapmak demek değildir. Oyun teori ve bileşenlerinin yaptığımız işlere, kurduğumuz iletişimlere adapte edilmesidir bir nevi. İnsanlar oyunlar oynar. Hatta her insan oyun oynar, büyük ya da küçük, eğitimli veya eğitimsiz. Modern dönemde oynadığımız video oyunlarından binlerce sene önce de oyunlar vardı. Büyüklerimiz tavla atarlar, kahvelerde iskambil oyunları oynanır, bayanlar ve tabi erkekler de şekerleri aynı sıraya dizmeye çalışırlar.

Oyunlardan aldığımız şey sadece zevk değildir ya da oyunları sadece boş vakitlerimizi harcamak için oynamıyoruz. Çeşitli oyun türleri insanda başarım, sosyalleşme, korku, sürpriz, keşfetme, rekabet, inat gibi duyguları hissettirirler. Pazarlamacılar da bu tip duygulara hitap edebilmek için oyunlaştırmayı gündemlerinde önemli bir yere taşımışlardır. Oyunlaştırmaya yabancı biri okur diye ufak bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki elektronik ürünler satan bir e-ticaret işletmeniz var. Ürünlerinize yorum yapılmasını istiyorsunuz ki bu bir ürünün satılmasında veya satılmamasında önemli rol oynar. Eğer siz belli bir fiyatın üstündeki ürünlerden satın alan ve yorum yazan üyelerinizden en çok beğeni alan yorumu yazan kişiye ufak bir hediye vermeyi kurgulayabilirsiniz. Burada kullanıcılar hem ödülü kazanmak için hem de en beğenilen yorumu yazabilmek için daha bilgilendirici, daha faydalı yorumlar yazarlar. En azından varsayımsal olarak. Bu oyunlaştırmaya küçücük bir örnek.

Yeni iş yapış şekillerinde ve yeni nesil pazarlama uygulamalarında oyunlaştırma sıklıkla kullanılıyor ve artarak devam edeceğe benziyor. Siz kendi işinizde oyunlaştırmayı nasıl kullanabilirsiniz? Biraz düşünmenize salık veriyorum 🙂

Fazlasını Oku

Bilişim Sektöründe Engelli Personel İstihdamı

Engelli ÇalışanYazıya ilk önce tanım ile başlayayım. Engelli demek ne demektir? Doğuştan veya sonradan, kaza sonucu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal yeteneklerinin bir kısmını veya tamamını yitirmiş kişilerdir. Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta, 200 milyon insan ise ciddi derecede yaşamında zorluklarla karşılaşıyor. Klasik olarak söylemek gerekirse hepimiz birer engelli adayıyız. Engelli bireylerin toplumsal olarak farkında olmalı ve her alanda fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Buna pozitif ayrımcılık da dahil. En önemlisi iş yaşamında engelli bireylere yaklaşımımız. Engelli bireylere iş yaşamında fırsat eşitliği sağlamak bizim görevimiz olmalı. Tekerlekli sandalye bir bireyin müdür olmasını engellemez. Aksayarak yürüyen bir engelli diğer çalışanların motivasyonunu düşürmez.

Ben kendi sektörümden yani bilişimden bu konuya bakıyor olacağım. Evet ben de bir engelliyim. Bu yüzden son bir ayda 3 tane tam bana uygun iş ilanına başvurdum ama hiçbirine mülakata dahi davet edilmedim. Eğer engelli olduğumu kocaman yazmamış olsaydım en azından mülakata çağırırlardı. Daha önce yazmıyordum, bunun dürüst bir davranış olmadığını düşünüyordum ama artık gördüm ki, önyargılar ve bilgisizlik yüzünden İK birimleri kişileri eğer engelli ise önce engelinden sınıfta bırakıyorlar. Evet ben engelliyim ama Front-end geliştiricisi olarak çalışmak için herhangi bir engelim yok. Ağrı kesici içtiğimde ise kimse bende bir problem olduğunu düşünmez bile.

Engelli AtletİK tarafında çok cahilce ve önyargılı bir tutum var. Niteliklerinizden çok engeliniz ile ilgileniyorlar. Yabancı dil bilmeniz, iyi bir üniversiteden mezun olmanız arka planda kalıyor. Önce beni bir birey olarak değerlendir, sonra engelimle yapacağım iş arasında nasıl bir ilişki var, neler yapabiliriz ona bakalım. Kamu ve özel sektörde aynı il sınırları içerisinde 50 veya fazlasında personel çalıştıran iş yerleri %3 oranında engelli personel istihdam etmek zorundalar. Ayrıca eğer bu limite ulaşmıyor olsanız bile devletin teşvikleri söz konusu. Ama ceza ödememek için engelli personel işe alıp “evinde kal sen” deyip maaş ödeyen işletmeler bile var. Burada sorun maaş vermek değil. Engelli bireyin topluma adapte olması, kendi maddi özgürlüğünü kazanması ve kendini işe yarar hissetmesi. Zaten engelli olsun olmasın hepimiz bu gibi sebeplerle çalışmıyor muyuz? Bu engelli bireyi dışlamak olur.

Tabi iş dışında toplumsal yaşamda engelliler daha fazla engelle karşılaşmıyor mu? Tabi ki karşılaşıyor. Ama iş yaşamı bunlardan biraz daha farklı bir konumda. Engelli bir baba evini geçindirmek ister, hayatını çalışarak idame etmek ister. Bayanlar da aynı şekilde engelleri izin verdiği derecede bir işle uğraşmak ve kendini gerçeklemek ister.

Bir sorun da ücretler konusunda var. Siz ne kadar tecrübeye sahip olursanız olun size komik ücretler teklif ediyorlar. Engelli olmayı biz seçemiyoruz. Bir gün umarım siz de seçim yapamama durumunu deneyimlemezsiniz. Hatta büyük fabrikalarda çalışan arkadaşlarımdan gözlemlerini dinledim. En ücra köşelerde, kimsenin gözünün önünde olmayan yerlerde iş yaptırıyorlar. Yani şirketin danışma bölümünde bir engelli olamaz öyle mi?

Engelli KızTekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli çok iyi bir yazılımcı, tasarımcı olabilir. Çok kalifiye değilse veri girişi veya editöryal işleri yapabilirler. Biz topluma ait olduğumuz gibi engelliler de topluma aittir ve onları(bizi) görmezden gelemezsiniz. Ben ortopedik engelli yazılımcı ile çalışma fırsatı buldum. Gayet saatinde işine geliyor, tutkulu bir şekilde çalışıyordu. Ben de bu şekilde çalışmalıyım, çalışmak zorundayım. Ben garsonluk yapamam, ayaklarım problemli, yük taşıyamam, satış elemanı olup saatlerce ayakta duramam. Bu yüzden bilişim sektörünü seçmiş olmam engelli olduktan sonra bana çok büyük bir hediye oldu.

Buradan İK profesyonellerine de seslenmek istiyorum. Mülakata bir engelli çağıracaksanız, öncelikle engeli hakkında bilgi alın ve bunun üzerine biraz çalışın. Olmadı siz aşağıdaki kitabı önerebilirim;

http://www.kitapyurdu.com/kitap/engellilerle-360-iletisim/273977.html

Engellilerle 360 Derece İletişim

Peki siz? Engelli bireylerin iş yaşamlarında bulunduğu yerin farkında mısınız?

 

Fazlasını Oku

Kamu Sektörü ve Başarısızlığa Hoşgörü

SecBegenAlKamuTarifesiKamu kurumlarından zaman zaman hepimiz şikayetçi olmuşuzdur. İşler yavaş yürür, sistem gider, kuyruk vardır, sıra bozulur vs.. Peki bu neden böyle olmak zorunda? Özel sektör firmalarında olabildiği gibi kamuda da az veya çok çalışan insanlar vardır. Bunun sebepleri görev tanımları, geleneksel iş yapış şekilleri veya işini savsaklama olabilir. Kesin bir şey varsa o da kamu sektöründe başarısızlığa olan hoşgörüdür. Ben kamuda da, özel sektörde de çalışmış biri olarak bunu görebiliyorum. Özel sektörde deadline olayı vardır. Eğer işi sarkıtırsanız size belli bir tepki gösterilmesi muhtemeldir. Eğer bu sürekli devam ediyorsa işinize son verilmesine kadar ulaşılabilen bir sürece gider.

Ben bir ilçe belediyesinin bilgi işlem biriminde çalıştım. Çok değil, 1 ay kadar. Yapabileceğim en doğru tespit şu; kimsenin acelesi yok. Gerçekten öyle saat 4 olmuşsa ve bir iş gelmişse onu yarına atabiliyorsunuz. Saat 5’e kadar yetiştirmenize gerek olmuyor, eğer iş başkan veya yardımcısının işi değilse. Bu ataletin önüne geçmek de mümkün değil. Eğer siz bu zinciri kırmaya çalışırsanız göze batarsınız.

Kamuda çalışan memurların iş akitlerine son verilmesi kolay bir olay değil. Eğer ayıp, yüz kızartıcı bir suç işlemezseniz en fazla başka bir yere tayin edilirsiniz. Taşeron çalışanlar için de pek fazla tehlike yok gibi. Kimse kimseden bir “yıldız” olmasını beklemiyor. Bir şekilde işlerin yürümesi yeterli. İnsanların devlete bakışları zannedersem bu davranışların temelindeki etken. Devlete sağlam kapı gözüyle bakılıyor genelde. Yoksa kimse çocukken “ben büyüyünce memur olacağım” diyerek memur olmaz.

Ha bunun dışında kamuda çalışan ve gerçekten çok yoğun çalışan arkadaşlarım da var. Bu kurumdan kuruma değişebiliyor. Ben genel anlamda tecrübe ettiklerimi yazıyorum sadece. Ben bilgi işlem bölümündeydim ve bir bilgi işlemcinin bilmesi gereken çoğu şeyi bilmiyordum. Yazıcı neden kağıt sıkıştırır, ağ bağlantım neden gitti, bilgisayarım çok yavaşladı gibi sorunlar benim cevaplayacağım şeyler değillerdi. Ben program yazarım, web sitesi yaparım ama diğer işler benim işlerim değil. 1 ay boyunca oturduktan sonra buranın bana göre olmadığına karar verdim ve işten ayrıldım. İnsan kaynakları bölümüne kısaca durumu özetledim. Onlar da “kimse sana bunları bilmen gerekiyor diye zorlayamaz” dedi. Asıl sorun oradaydı zaten. Ben işe yaramadığım bir yerde neden var olayım? Ve inanın bütün gün orada İnternet’te sörf yapmak oldukça sıkıcı.

İşten ayrıldığımda çoğu kimse bana “yahu niye çıkıyorsun, maaşın yatmıyor mu” diye serzeniş etti. Ama bu sürdürülebilir bir iş değil. Yarın iktidar değişir, kadroda azaltmaya gidilir ve ben kendimi kapıda bulurum. Ben 3 sene orada çalışsam körelirim. Daha sonra nasıl iş bulacağım peki? Asıl sorun insanların beklentilerinde yatıyor. Sabit ve aksamayan maaş, başarısızlığa gösterilen hoşgörü insanları rahat hissettiriyor. Bu da büyük bir anlamsızlık ve motivasyon eksikliği getiriyor. Belkide kamudaki ataletin sebebi de budur.

Özel sektörde performans değerlemesi sonrası prim veriliyorsa, düşük performansa da ceza gelmelidir. Burada cezadan kastım uyarı, bazı imkanlardan men gibi basit şeyler. Amaç insanları cezalandırmak değil. Cezanın buradaki anlamı yüksek performanslı çalışanlara gösterilen imkanların bazılarını kısmak olabilir. Bill Gates her yıl yüksek performanslı %10’u terfi ettirirken %10 düşük performanslı kitleyi de işten çıkarırmış. Bu da bir yaklaşım. Ne kadar doğrudur tartışılır.

İnsanların motive olması gerekir. Motivasyon yoksa ilerleme ve gelişme yoktur. Bu çoğu ataletin sebebi motivasyon eksikliğidir. Kişisel olsun, grup olsun.

Fazlasını Oku

Evden Çalışma Üzerine

Evden Çalışmak
Çalışıyorum beeen

Bu yazı freelancer çalışanları kapsamamaktadır. Hali hazırla bir şirkette tam zamanlı çalışan ve evden çalışma imkanı olan çalışanları kapsar. Günümüzde gerek teknolojik gelişmeler, gerekse iş yapış şekillerindeki değişmeler çalışanların işlerini ofis yerine evlerinden de yürütebilmelerine imkan veriyor. Bazı şirketler evden çalışmayı desteklerken bazılarıysa kısmi olarak destekliyorlar. Bir kısım şirket de evden çalışmaya imkan olmasına rağmen izin vermiyor.

Evden çalışma ilk bakışta çalışan için çok güzel ve özel bir deneyim gibi gözüküyor. Evden para kazanmak.. Kulağa hoş geliyor ama bu demek değil ki öğlene kadar uyumak, sonra birkaç saat çalışıp gezmek, tozmak. Evden çalışmaya izin verilmesinin sebepleri çeşitli olabiliyor. İşin fıtratı, ulaşım zorlukları, bedensel engeller, verimlilik gibi nedenler evden çalışmayı hem çalışan hem de şirketler tarafından cazip kılabiliyor.

Ben konuya Google ile devam edeceğim. Google’ın ofislerindeki imkanları duymuşsunuzdur. Duymadıysanız buraya alalım. Google da çalışanlarına evden çalışma imkanı sunan şirketlerden. Fakat uygulamada bunu tam tersine çevirmeyi amaçlıyor. Öncelikle ofisleri dar ve dağınık. Bunun sebebi de insanların kalabalık ortamlarda daha verimli olduklarına dayanıyor. Google bu tip ortamlarda fikir ve bilgi alışverişi üst düzeyde ve üretkenliğin yüksek olduğunu düşünüyor. Buna uygun olarak insanların kafa dinlemeleri için de bir sürü imkan var. Uyuma kapsülleri, bilardo masaları, açık kafeteryalar gibi. Yani ikisini denge içerisinde sunmaya çalışıyorlar.

Bu yönden bakınca benim görüşüm de kalabalık ofislerin üretkenlik açısından daha iyi olduğu. Kendi çalıştığım yerlerde de kişisel olarak bunu gözlemledim. Hatta bir ofiste kendi odam vardı ve orada geçirdiğim 2 ay geçirdiğim en verimsiz 2 aydı diyebilirim. Pardon, söz konusu olan evden çalışmaydı. Evden çalışmak da odada yalnız çalışmaktan pek farkı olmayan bir eylem. Tabi bunu bazı iş kollarını ayrı tutarak söylüyorum. Elbette ki evden daha verimli çalışılabilen alanlar vardır ama genellikle üretim yapılan, yaratıcı çözümler istenen iş kollarında evden çalışmak kesinlikle daha verimsiz olur diye düşünüyorum.

Google bunu şirket kültürü olarak içselleştirmiş. Kendi tecrübelerim de bunu doğrular nitelikte. Bu nedenle ben de aynı fikirdeyim. Evden çalışma opsiyonu özellikle trafik problemi fazla olan, bedensel engeli bulunan kişiler tarafından kullanılmalıdır. İnsanlar bir arada daha üretkenler.

Siz evden çalışma konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Fazlasını Oku

Teknogirişim Ofisleri Çalışanlarına Nasıl İmkanlar Sunmalı?

Teknoloji Ofisi

Bir teknogirişim ofisi nasıl olmalı? Yani teknoloji geliştirilen bir ofiste çalışanlara nasıl imkanlar sunulmalı? 10 yıldır çeşitli şirketlerde çeşitli pozisyonlarda çalıştıktan sonra “şöyle olsaydı” dediğim konuları ele alacağım. Marissa Mayer  Yahoo’da evden çalışma sistemini iptal etmişti, bilenler bilir. Çünkü insanların şirkette kahve molalarında, yemeklerde beraber vakit geçirdikleri her zaman daha üretken olduklarını düşünüyor. Ben de buna katılıyorum. Ama bu çalışanları ofise kitlemek anlamına gelmiyor. Yöntem olarak ofislerin daha çok çalışılabilir tasarlanması ve sunulan imkanların ofiste kalmayı cezbedici hale getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabi burada sayacağım imkanları her şirket sağlayamayabilir. Gerek maddi yönden gerek diğer prensiplerden ötürü bunu sağlamayabilirler. Ben aklımdaki ideal ofisi anlatmaya çalışacağım. Bunları bazı başlıklar altında toparlayacağım ve yönetim-çalışan ilişkisine hiç değinmeyeceğim. Yani ben ofis imkanları ve insanları üretken kılmak için ne gibi iyileştirmeler yapılabilir konularına değineceğim.

Ofis Ortamı

Ofis ferah ve gün ışığını bolca alan bir yapıda olmalı. İnsanlar odalara tıkıştırılmamalı. Bir keresinde bir iş yerinde kendi odam vardı. O kadar sıkıcıydı ki anlatamam. Belli fokus gruplar aynı ortamda çalışabilmeliler. Yemek, kahve, sigara molaları da çok önemli çünkü buralardaki iletişim çok üretken oluyor. İş fikirleri, iş dışı sohbetler hep bu zamanlarda yapılıyor.

Çalışma Alanı

Çalışma alanları kişiselleştirilebilir olmalı. Belli bir sıra düzeninde dizilmiş masalar, okul sıraları gibi sabit mobilyalar uygun olmuyor. Kimisi çift ekran çalışır, kimisi not defterine alan arar, kimisi bir ışık kaynağı daha ister. Bu yüzden çalışma alanı çalışana bırakılmalıdır belli oranlarda.

Araç Gereç, Donanım

Çalışana ilk işe başladığında boş bir bilgisayar verilmemelidir. Kullanıcı hangi işletim sisteminde çalışmak istiyorsa ona göre bir bilgisayar tahsis edilmelidir. Bu iMac olabilir, macbook pro olabilir veya masaüstü pc olabilir. Ayrıca gerekli donanımın yanında ek araçlar da sağlanmalıdır. Android geliştiricisi ise bir Android telefon tahsis edilmelidir. Birgün Ahmet’in, bir gün Mehmet’in telefonunu ödünç alarak bu iş yürümez. Kimse de telefonunu bu işlere ayırmak zorunda değil.

Eğitim

Söz konusu teknoloji olunca eğitim ve gelişimden söz etmeden olmaz. Şirketlerin düzenli olarak çalışanlarını eğitim ve seminerlere göndermesi gerekir. Bu şekilde eğitim ve gelişim şirket politikası olarak görünür. Çalışanlar da bunu bu şekilde özümserler. “Bize bilen değil, öğrenebilen eleman lazım” dedikleri zaman çalışanlarına eğitim imkanlarını da aynı şekilde sunmaları gerekir.

Sosyal

Çalışanların birlikte vakit geçirebilecekleri alanlar olmalıdır. Kahve köşeleri, barbekü yapılan teraslar gibi. Bunun dışında tatil günlerinde şirket tarafından düzenlenecek piknik, kamp gibi etkinlikler de çalışanların arasındaki iletişimi artıracaktır.

Ekstralar

Bunların dışında  birçok imkanı çalışanların şirkete olan bağlılıklarını ve ofise istekle gelmelerine yardımcı olacaktır. Bir teknogirişim şirketinden bahsediyorsak özellikle resperry pi, arduino kartlar ve aksesuarlarla robotik hobi çalışmaları gibi aktiviteler de yerinde olacaktır.

Bir çalışan olarak siz hangi imkanların sunulmasını isterdiniz?
Bir girişimci olarak siz çalışanlarınıza hangi imkanları sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Basın Bültenleri ve Tanıtım Yazıları

Blog2012 yılından bu yana bu blogu yazıyorum. Özellikle son zamanlarda nerede bir etkinlik olsa, bana basın bülteni gönderiyorlar. Gerçekten katma değerli olanları yayınlamaya çalışıyorum. Zaten blogun günlük 30 tekili falan var, öyle çok ziyaretçili bir blog değil. Ama en azından o 30 kişiyi de bültenlerle, tanıtım yazılarıyla sıkmak istemiyorum. Hatta geçen tanıtım yazısı yayınlamam için teklif geldi. Ücreti mukabilinde tabi. Ama yazılara “advetorial” tarzı bir ibare eklemem yasaktı ve kabul etmedim.

Zaten insanların gelip beni yazdıklarımı okumaları benim için büyük lüks. Bu fırsatı nasıl siteyi çöp haline getirerek bu kitleyi de kaybederim? Blog üzerinden para kazanılabilir evet ama bu blogunuzun çizgisini bozmasın. Bazen basın bültenleri yayınlıyorum ve bunlardan ücret talep etmiyorum. Bir de bumerang network reklamları var, onlarda da zaten “advetorial içerik” ibaresi geçiyor. Yani taşın suyunu sıkmaya gerek yok. Günde 30 kişi yazdıklarımı okuyorsa bu benim için çok değerli. Bunu da kaybetmek istemem, kaybı ne olursa olsun.

Siz hala blog yazmıyor musunuz?

Fazlasını Oku

Okumaya Fazla Vakit Ayırmamak

086-1Son 1 yıldır blog yazılarım azaldı. Kendi kendime sordum neden böyle oldu diye. Eskiden günde 2 yazı yazdığım olurdu. Sonra dikkatimi çekti ki ne kadar az okuyorsam o kadar da az yazıyorum. Han bir laf vardır; “Yazdığı kitap, okuduğu kitaptan fazla” diye. Aynen öyle. Okumadan, düşünmeden yazı yazmak zor. Ama bir şeyler okudukça, izledikçe, yaşadıkça bunların birleşimi yeni fikirler ortaya çıkıyor. Ben genelde birçok disiplini içine alan yazılar yazmaya çalışıyorum. Bunun için de sürekli bir gelişim gerekiyor. Farklı dallardaki konuları okumak, araştırmak, üzerine düşünmek gerektiriyor.

Ben de bu vesileyle son bir yıldır en azından basılı kitaplar okumaya ara verdiğimi gördüm. Halbuki daha 2-3 ay önce çok güzel 5-6 tane teknoloji, bilişim, yönetim gibi alanlarda kitaplar satın aldım. Bunlara hiç başlamamıştım. Dün başladım bir tanesine “Google Nasıl Yönetiliyor?” diye bir kitap. Hem teknoloji, hem yönetim, hem de mühendislik alanlarını bir arada sunan bir kitap. Google’ı okuyunca bunlar olmak durumunda zaten. Kitabı henüz önerebilecek kadar okumadım ama giriş güzeldi.

Siz siz olun okumaya ara vermeyin. Makale, blog okumak da güzel ama basılı veya elektronik bir kitabı okumak ayrı bir şey. Kitabın bir öyküsü, gidişi, sonucu oluyor. Yeni düşüncelere, yeni soru işaretlerine yol açıyor. Kısa sürede tüketilen makale, blog yazılarından biraz farklı.

Okuyalım, okutalım.

Fazlasını Oku

Ödünç Eşya Platformu

esyaGeçenlerde Webrazzi’de bir girişim ilgimi çekti. Girişimin adı “Eşya Kütüphanesi” insanların birbirlerine kullanma veya deneme için eşya gönderdikleri bir platform. Çok hoşuma gitti. Hemen eşya listeledim. Listeli eşyalara baktım. Süper bir ortam diye içimden geçirdim. Mesela keman vardı 2 tane. Hevesi olan kişiler için, “biraz takılın, eğer geçici heves değilse yenisini alırsınız” diyordu. Fikir çok hoşuma gitti. Tabi burada güven olayını sorgulayabilirsiniz fakat herkese kötü niyetli diye bakarsanız olmaz, herkese iyi niyetli diye bakarsanız da olmaz. Bunun ortasını bulmak gerekli diye düşünüyorum.

Çok akıllıca bir platform başarılarının devamını dilerim.

http://esyakutuphanesi.com/

 

Fazlasını Oku

Telefon Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?

Concox GPS Senior PhoneÖncelikle bu soruyu ihtiyaçlarınızı göz önüne alarak sorun. Eğer bilgisayar kullanım seviyesi düşük biri için telefon alıyorsanız dokunmatik ya da akıllı diye tabir edilen telefonları tercih etmeyin. Nümerik klavye görece yaşlı kişiler için çok önemlidir. Bundan daha ötesi yaşlılar için üretilen özel cep telefonlarıdır. Bunlar nümerik tuşları olan ayrıca GPS sensörleri olan telefonlardır. Panik butonları vardır ve önceden belirlenen kişilere mesaj gönderirler. Bunların fiyatları da ucuz sayılamayacak düzeydedir. Ek özelliklerle birlikte fiyatları da artmaktadır.

Akıllı Telefon
Akıllı Telefon

Şimdi gelelim akıllı telefon konusuna. Piyasada birçok marka var. Apple, Samsung, Microsoft, HTC, Sony, LG, General Mobile vs… Tabi işletim sistemleri de var. Android iOS, Windows Phone gibi. Bence ilk önce işletim sistemi tercihi yapılmalı. Windows Phone henüz gelişme aşamasında olan bir platform. Uygulama marketi yeterli düzeyde değil. Android işletim sistemi yeterli kararlılığa sahip ve uygulama mağazası da oldukça zengin. Cihaz fiyatı açısından da Android işletim sistemli telefonlar çok çeşitli ve her düzeyde bütçeye hitap eden modeller var. iOS ise yalnızca iPad ve Iphone’larda kullanılıyor. Yani iOS kullanabilmek için Iphone satın almalısınız. iOS gerçekten çok kararlı bir işletim sistemi ve uygulama marketi diğer iki rakibine kıyasla oldukça geniş ve kaliteli. Bir artısı da şu; işletim sistemi ve telefon aynı üretici tarafından üretiliyor. Telefon işletim sistemi için tasarlanıyor, işletim sistemi de telefon için. Apple’ın tek dezavantajı fiyatlarının yüksek olması. Bunun yanında çok sadık bir müşteri kitlesi var.

iphone-6s-3d-touch-app-switcher-heroIphone cephesinde Iphone 5, Iphone5s, Iphone 6, Iphone 6 Plus, Iphone 6s ve Iphone 6s Plus seçenekleri var. 4 ve 4s modellerinin şimdi satın alınmasına ben sıcak bakmıyorum. Cihazların modelleri yükseldikçe fiyatlarıda yükseliyor tabi ki. 6 Plus ve 6S Plus modelleri daha büyük ekrana ve daha güçlü işlemciye sahipler. Iphone 5 ve 5s daha küçük boyutlarıyla, küçük telefon isteyenlerin seçimi olabilir. Plus modelleri de büyük ekran sevenler tarafından tercih edilebilir.

Apple donanım değil deneyim satar. Mesela Iphone’da bildirim ışığı yoktur. Bu çok gerekli bir özellik gibi görünse de yoktur. Apple size “benim sunduğum deneyim bu, beğeniyorsan al, kullan” der. Kullanıcılar da memnunlar ki peynir ekmek gibi satılıyorlar.

İşin Android işletim sistemli pazarı çok daha karmaşık. Android cihazlar üreten onlarca firma var. Her firmanın da belki onlarca modeli var. Bu yüzden satın alma kararınız Android yönünde ise biraz daha fazla değişkene bakmanız gerekir. Kamerası nasıl, ekran çözünürlüğü ne, pili ne kadar gidiyor, dahili hafızası kaç GB, 4g destekliyor mu, SD Card girişi var mı gibi onlarca soru sorabilirsiniz.

Galaxy Note 5Bu kriterler de diğer kriterleri bazı zamanlar etkiler. Mesela ekran Full HD ise daha fazla işlemci gücü gerekecek ve pili daha çabuk bitecektir. SD Card girişi yoksa, dahili hafızaya daha çok ihtiyacınız olur. Tabi ne kadar ücret öderseniz o kadar daha kaliteli bir ürün bekleyebilirsiniz. Tabi genel kanı budur ama bütçemiz her zaman üst segment telefonları almaya yetecek düzeyde olamayabilir. O zaman biraz didiklemek lazımdır.

Günümüz koşullarında en azından HD yani 720p ekran çözünürlüğü tercih edilmelidir. Üstelik bu çözünürlükte ekran için daha az pil tüketimi gerekir. Pil kapasitesi de önemli bir unsur. Zira sizi sabah şarj ettiğinizde akşamı görmeyen bir telefon sıkıntı yaratacaktır. Bu sayısal kapasiteyle ölçülebilen bir şey değildir. Telefonun donanımı pili ne kadar tüketirse o kadar çabuk biter. Bu nedenle tercih edeceğiniz cihazın gerçek kullanımda ne kadar pil tüketeceğini araştırmanızda fayda var.

Kamera da olmazsa olmazlardan. Her zaman yüksek MP daha kaliteli fotoğraf demek değildir. Sensör ve lens kalitesi fotoğrafta belirleyici unsurdur. Bu yüzden yine alacağınız cihazın örnek fotoğraf çekimlerini inceleyin. Tabi ne kadar hızlı otofokus yaptığı ve diyafram değerleri de etkenlerden.

Bir de Samsung’un Note serisine değinmeden olmaz. S-Pen ile notlar alabilir, çizimler yapabilirsiniz. Şu anda piyasada bu hizmeti en kaliteli sunan telefon Note serisi. Not almak, web sayfalarından görüntü alıp notlarınıza eklemek gibi güzel özellikleri var.

Google NexusSon olarak satın alacağınız cihazın güncel Android işletim sistemi desteklediğinden emin olun. Android sürekli gelişiyor ve bu gelişimleri cihazınızda görmek isteyeceksinizdir. Bu noktada Google Nexus cihazları tercih etmeniz mantıklı olur. Çünkü 2 yıl boyunca tüm Android güncellemelerini alacağını Google garanti eder. Nexus telefonları değişik firmalar Google işbirliği ile üretiyorlar. Samsung, LG, HTC gibi firmalar. Ayrıca Android One projesi ile düşük bütçeli telefonlara da Google bu imkanı tanıdı. Ülkemizde satılan General Mobile 4G Android One projesine ait bir cihazdır. Şu anda son sürüm olan Android 6.0 Marshmellow bu cihaza geldi bile.

Umarım biraz da olsa kararınızda yardımcı olabilmişimdir.

Fazlasını Oku

Sitemi Nasıl Üst Sıralara Taşırım

Seo nedir?Öncelikle yeni İnternet sitesi sahiplerinin sorduğu ilk sorulardan. Burada üst sıralardan kasıt arama motorlarında belli kelime veya kelimelerde daha üst sıralarda yer almak. Bu sorunun kısa bir cevabı yok. Sitenizi arama motorlarında üst sıralarda çıkarmak genelde SEO (search engine optimization) yani arama motoru optimizasyonu ile ifade ediliyor. SEO’nun uyguladığı birçok yöntem var. Bunlarla ilgili daha önce yazdığım yazıları refere edebilirim.

Bunlar SEO ile ilgili yazdığım bazı yazılar. Umarım sorularınıza cevap bulursunuz.

Fazlasını Oku

Steve Jobs’un Ölüm Döşeğindeki Son Sözleri

Steve Jobsİş dünyasında başarının zirvesine ulaştım.

Başkalarının gözünde, benim hayatım başarının somut bir örneğidir.

Ancak, işi bir tarafa bırakırsak, çok az keyif aldım. Sonunda, zenginlik alışık olduğum hayatın sadece bir
unsuru.

Şu anda, hasta yatağımda yatıyorken bütün hayatımı hatırlıyorum. Anlıyorum ki tüm gurur duyduğum tanınma ve zenginlik solgun ve yaklaşan ölümün yüzünde anlamsızlaşıyor.

Karanlıklarda, yaşam ünitesinden gelen yeşil ışıklara bakıyor ve mekanik uğultularını duyuyorum. Ölümün yaklaşan çizgilerinde tanrının nefesini hissediyorum.

Şimdi biliyorum, bir ömür boyu
biriktirdiğimiz zenginlik bitecek. Zenginlikle ilgisi olmayan şeylerin de peşinden gitmeliyiz.

Bundan daha önemli şeyler olmalı.

Belki ilişkiler, belki sanat, belki de gençlik günlerimizin hayalleri.

Hiç durmadan zeginliğin peşinden gitmek, kişiyi benim gibi şaşırmış birisine çevirir.

Tanrı bize, herkesin kalbindeki sevgiyi hissetmek için duygular vermiştir. Zenginlikle gelen yanılsamalar değil.

Hayatım boyunca kazandığım serveti birlikte götüremiyorum.

Ne götürebiliyorum, sadece aşkla çöktürülmüş anılar.

Gerçek zenginlik sizi takip edecek, eşlik edecek, güç verecek ve devam etmeniz için ışık verecektir.

Sevgi binlerce mil seyahat eder. Hayatın sınırı yoktur. Nereye gitmek istiyorsanız gidin. Ulaşmak istediğiniz en üst noktaya ulaşın. Bu tamamen sizin kalbinizde ve ellerinizdedir.

Dünyadaki en pahalı yatak nedir?
– “Hasta yatağı”

Birisini arabanızı kullanmak için, para kazandırmak için işe alabilirsiniz, fakat hastalığınızı taşıyacak birisini bulamazsınız.

Kaybedilen şeylerin telafisi olabilir. Fakat kaybolduğu zaman bulunamayan bir tek şey var “hayat”.

Ameliyata giden birisi, henüz bitiremediği bir kitap olduğunun farkına varır “Sağlıklı Yaşam Kitabı”.

Şu anda hayatın hangi evresinde olursak olalım, zamanla, perde iniyorken onunla yüzleşeceğiz.

Ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza değer verin.

Kendinize iyi bakın. Diğerlerine değer verin

Fazlasını Oku