Bilişim Sektöründe Engelli Personel İstihdamı

Engelli ÇalışanYazıya ilk önce tanım ile başlayayım. Engelli demek ne demektir? Doğuştan veya sonradan, kaza sonucu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal yeteneklerinin bir kısmını veya tamamını yitirmiş kişilerdir. Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta, 200 milyon insan ise ciddi derecede yaşamında zorluklarla karşılaşıyor. Klasik olarak söylemek gerekirse hepimiz birer engelli adayıyız. Engelli bireylerin toplumsal olarak farkında olmalı ve her alanda fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Buna pozitif ayrımcılık da dahil. En önemlisi iş yaşamında engelli bireylere yaklaşımımız. Engelli bireylere iş yaşamında fırsat eşitliği sağlamak bizim görevimiz olmalı. Tekerlekli sandalye bir bireyin müdür olmasını engellemez. Aksayarak yürüyen bir engelli diğer çalışanların motivasyonunu düşürmez.

Ben kendi sektörümden yani bilişimden bu konuya bakıyor olacağım. Evet ben de bir engelliyim. Bu yüzden son bir ayda 3 tane tam bana uygun iş ilanına başvurdum ama hiçbirine mülakata dahi davet edilmedim. Eğer engelli olduğumu kocaman yazmamış olsaydım en azından mülakata çağırırlardı. Daha önce yazmıyordum, bunun dürüst bir davranış olmadığını düşünüyordum ama artık gördüm ki, önyargılar ve bilgisizlik yüzünden İK birimleri kişileri eğer engelli ise önce engelinden sınıfta bırakıyorlar. Evet ben engelliyim ama Front-end geliştiricisi olarak çalışmak için herhangi bir engelim yok. Ağrı kesici içtiğimde ise kimse bende bir problem olduğunu düşünmez bile.

Engelli AtletİK tarafında çok cahilce ve önyargılı bir tutum var. Niteliklerinizden çok engeliniz ile ilgileniyorlar. Yabancı dil bilmeniz, iyi bir üniversiteden mezun olmanız arka planda kalıyor. Önce beni bir birey olarak değerlendir, sonra engelimle yapacağım iş arasında nasıl bir ilişki var, neler yapabiliriz ona bakalım. Kamu ve özel sektörde aynı il sınırları içerisinde 50 veya fazlasında personel çalıştıran iş yerleri %3 oranında engelli personel istihdam etmek zorundalar. Ayrıca eğer bu limite ulaşmıyor olsanız bile devletin teşvikleri söz konusu. Ama ceza ödememek için engelli personel işe alıp “evinde kal sen” deyip maaş ödeyen işletmeler bile var. Burada sorun maaş vermek değil. Engelli bireyin topluma adapte olması, kendi maddi özgürlüğünü kazanması ve kendini işe yarar hissetmesi. Zaten engelli olsun olmasın hepimiz bu gibi sebeplerle çalışmıyor muyuz? Bu engelli bireyi dışlamak olur.

Tabi iş dışında toplumsal yaşamda engelliler daha fazla engelle karşılaşmıyor mu? Tabi ki karşılaşıyor. Ama iş yaşamı bunlardan biraz daha farklı bir konumda. Engelli bir baba evini geçindirmek ister, hayatını çalışarak idame etmek ister. Bayanlar da aynı şekilde engelleri izin verdiği derecede bir işle uğraşmak ve kendini gerçeklemek ister.

Bir sorun da ücretler konusunda var. Siz ne kadar tecrübeye sahip olursanız olun size komik ücretler teklif ediyorlar. Engelli olmayı biz seçemiyoruz. Bir gün umarım siz de seçim yapamama durumunu deneyimlemezsiniz. Hatta büyük fabrikalarda çalışan arkadaşlarımdan gözlemlerini dinledim. En ücra köşelerde, kimsenin gözünün önünde olmayan yerlerde iş yaptırıyorlar. Yani şirketin danışma bölümünde bir engelli olamaz öyle mi?

Engelli KızTekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli çok iyi bir yazılımcı, tasarımcı olabilir. Çok kalifiye değilse veri girişi veya editöryal işleri yapabilirler. Biz topluma ait olduğumuz gibi engelliler de topluma aittir ve onları(bizi) görmezden gelemezsiniz. Ben ortopedik engelli yazılımcı ile çalışma fırsatı buldum. Gayet saatinde işine geliyor, tutkulu bir şekilde çalışıyordu. Ben de bu şekilde çalışmalıyım, çalışmak zorundayım. Ben garsonluk yapamam, ayaklarım problemli, yük taşıyamam, satış elemanı olup saatlerce ayakta duramam. Bu yüzden bilişim sektörünü seçmiş olmam engelli olduktan sonra bana çok büyük bir hediye oldu.

Buradan İK profesyonellerine de seslenmek istiyorum. Mülakata bir engelli çağıracaksanız, öncelikle engeli hakkında bilgi alın ve bunun üzerine biraz çalışın. Olmadı siz aşağıdaki kitabı önerebilirim;

http://www.kitapyurdu.com/kitap/engellilerle-360-iletisim/273977.html

Engellilerle 360 Derece İletişim

Peki siz? Engelli bireylerin iş yaşamlarında bulunduğu yerin farkında mısınız?

 

Fazlasını Oku

SEO : Aranabilir Olmak

SEOBugün arama motorları, özellikle Google, bir geçit konumunda. Web trafiğinin yönlendirmesini aramalar sonucunda yapıyor. SEO, yani arama motoru optimizasyonu da kısaca aranabilir olmak anlamına geliyor. Eğer aranabilir olmazsanız bulunamazsınız.

Olaya geniş çerçeveden bakarsak, küçük teknolojik ipuçları yerine ilk amacımız aranabilir olmaktır. Peki nasıl aranabilir oluruz? Mesela bir tıp merkeziniz var ve sitenizin başlığı şu olsun “Sağlıklı Günler”. Bu arama motorları için pek de anlam teşkil etmeyecektir. Arama motoru optimizasyonu olaı burada başlıyor. Eğer arama motorlarında bulunabilir olmak istiyorsanız kullanıcıların yaptığı aramalara uygun içeriği de sağlamalısınız. Sizin bu “Sağlıklı Günler” başlığınız biraz kapsam dışıdır. Yani Google’da tıp merkezi arayan bir kullanıcı muhtemelen “Sağlıklı Günler” aramasını yapmayacaktır.

Aynı zamanda tıp merkezinizi Google Maps’de işaretlemelisiniz. Çünkü yerel arama sonuçları haritalardan da beslenir. Üstelik haritalarda kayıtlı olmamanız bazı kullanıcılar için olumsuz bir algı yaratabilir.

Güzel animasyonlarınız, girişte çalan çok hoşunuza giden (sadece sizin) bir müzik de çalıyor olabilirsiniz ama bunlar web sitenizi aranabilir kılmaz. Anahtar nokta aranabilir olmaktır. Aranabilir olan da bulunur.

Bu yüzden web siteleri geliştirirken arama motorlarını da gözden kaçırmayın. Google size trafik yollayacaktır ve bu sebeple hastalarınız artacak, trafik aldıkça da Google’da daha üst sıralara çıkacaksınız ve bu bir döngü halini alacak.

Zannetmiyorum ki hiçbir firma Google’da olmamayı göze alabilsin. Bu yüzden insanları, iş kolunuzu inceleyin. İlgi çekici, bilgi verici siteler yapın ve sonrasında bu içerikleri aranabilir olmak için revize edin.

 

Fazlasını Oku

iPhone Gerçekten Statü Sembolü mü?

iPhone 6iPhone kullansın, kullanmasın çoğu kişinin dilinden düşmeyen bir ifade var “iPhone statsü göstergesidir” diye. Buna ne kadar katılırsınız bilmiyorum. Ama ben buna hiç katılmıyorum. Genel olarak Apple ürünleri, diğer rakiplerinin benzer ürünlerine göre daha yüksek fiyatlı. Dikkat ederseniz “pahalı” demiyorum. Şimdi iPhone ve diğer üst segment telefonların fiyatlarına bakalım. Teknosa’dan fiyatları almama izin verin.

Apple iPhone 6 16 GB => 2, 449 TL
Samsung Galaxy Note 4 => 2, 229 TL
HTC ONE (m8) => 2, 099 TL
LG G3 => 1, 669 TL
SONY EXPRIA z3 => 2, 299 TL

LG fiyat performans olarak güzel telefonlar üreten bir üretici. Diğer alternatiflerse fiyat olarak iPhone’a yakın konumdalar. Bir ürünün statü sembolü olması için fiyatının ciddi anlamda yüksek, ama aynı oranda performans verememesi gerekir. Aksi halde zaten fiyatını hak eden bir ürün olur. Apple App Store yüzbinlerce uygulama içermekte ve çoğu kaliteli uygulama sadece iOS platformunda satılmakta ya da diğer uygulama marketlerine daha geç düşmektedir.

Ayrıca Apple ürünleri donanım değil, deneyim satmaktadır. Bu deneyimi sınırlı donanım ve güçlü işletim sistemi ile birleştirmektedir. Ben iPhone 4 çıktığında ilk elime alıp haritalarda dolaştığımda dokunmatiği ve ekran kalitesi beni gark etmişti. “Ben de bundan istiyorum” demiştim. Çünkü akıllı telefon furyasının başını çeken bir telefon varsa o da iPhone’dur. iPhone alıp sadece Candy Crush oynayan kimse için bu telefon statü sembolü olabilir ama aynısını Galaxy Note 4 de yapan kişi de aynı statü sembolünü taşır.

iMac, Macbook, iPad, iPhone, iPod gibi ürünler gerçekten başarılı ve alanında lider ürünlerdir. Elimdeki iPad Mini’ye bakıyorum da, o kadar harika uygulama, ses kalitesi, stabil çalışması 700 TL gibi bir fiyat gerçekten komik. Fiyatlarını bilmesem ve iPhone ile ipad i elime alsam kesinlikle ipad’i seçerdim. Mükemmel multimedya uygulamaları, özellikle benim için müzik yapım uygulamaları harika.

Sonuç olarak iPhone gayet alınması mantıklı ve sadece statü sembolü olan bir telefon değildir. Kendi değildir ama bunu alıp da statü sembolü yapan kişiler vardır. Bunlar note 4 veya htc one m8 alarak da benzer statüyü yakalayabilirler. Verimli kullanmasını bilene bu tüm telefonlar iyi cevap verecektir.

 

Fazlasını Oku

HTML5 Nedir? Ne Değildir?

HTML5Bundan 4-5 sene öncesini hatırlıyorum, bir uyanış vardı web dünyasında. Web 2.0 denen bu uyanışta artık kullanıcı daha etkindi, hatta içeriği üreten artık oydu. Kimileri Web 2.0’ı mor veya pembe arayüz zannettiler, kimileri de arayüz kodlamada tabloları bırakıp div etiketleri ile kodlama yapmayı buna yakıştırdılar. Herkes tablolarla web sitesinin yapısal kısmını yapmayı bırakıp div denen katman veya layer olarak da adlandırabilecek etiketleri çeşitli css kodları ile tasarımı oluşturacak hale getirdiler.

O zaman div ile arayüz kodlama diye bir şey vardı. Tablolarla site yapısını oluşturanlar ötelendi. XHMTL 1.1 kullanımdaydı. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmalıydı. Şunun gibi;

<img src="resim.jpg" />

Sonra siteleri W3C’nin Validate(Doğrulama) kısmına uygun kodlamaya çalıştık. Mesela resimlere alt  parametresi verilmek zorundaydı. Şöyle;

<img src=”resim.jpg” alt=”Resim Açıklaması” />

Aslında bu alt özelliği tarayıcılarda resim yüklenemediği (herhangi bir nedenle) zamanlarda resmin yerinde yazan yazıydı. Ayrıca görme engelli kullanıcılar için geliştirilen tarayıcılar bu metinleri sesli hale getirip kullanıcıya görsel hakkında bilgi veriyordu. Bu kullanıcı için de iyiydi, hem de sayfamız valid(geçerli) şekilde testten geçer not alıyordu. Bir kodlama standardımız ve kurallarımız vardı ama çoğu anlamsızdı. Kurallara uymayı o kadar seviyorduk ki, bazen validate için ikinci parti kodları saklayıp sahte geçer not alıyorduk. Google geçerli XHTML sayfaları severdi, biz de SEO için kodlarımızı geçerli yazardık tabi. Ama aslında hiçbir anlamı yoktu. Kullandığımız etiketler içerik hakkında bir ipucu vermiyordu. Sadece belirlenmiş kurallara uyuyorduk.

Sonra W3C, XHTML 2.0 üzerinde çalışmaya başladı. Ama yine semantik Web’e doğru bir yönelim söz konusu değildi. Bunun üzerine sektörün önde gelenleri birleşip yeni bir standartlar bütünü oluşturmaya giriştiler. Kendilerini whatwg adıyla tanımladılar. Daha sonra W3C’de olaya dahil olup bu standartlar bütününü HTML5 olarak adlandırdılar. HTML5 bitmiş bir olgu değildir. Sürekli yenilenmektedir. Bir süre önce hgroup etiketi standartlardan çıkarılıp  üç gün sonra yeniden yerine koyuldu. Yani yaşayan standartlarla baş başayız.

HTML5 için şunlar söylenebilir;

  • XHTML’in garip kuralları HTML5’de yoktur. Mesela özellikler tırnaksız da tanımlanabilir. img, br, hr, link gibi etiketler self closed olmak zorunda değillerdir. Hatta önerilmese de p tagı açıp kapatmadan yeni bir etiket ile devam edebilirsiniz ve bu HTML5 validasyonu için gerekli değildir.
  • HTML5 etiketleri arayüz kodlarının sunduğu içeriği taşımasını öngörür. Yani bir paragraf yazacaksanız <p> etiketini kullanırsınız. Bunun yanında yapısal elementler ile anlamsız <div> etiketlerinden daha iyi bir yapı söz konusudur. (section, article, aside, figure, footer, header, nav gibi etiketler kullanılır) .
  • HTML5 bitmiş değildir. Sürekli güncellenir, arayüzü kodlayan kişiyi semantik etiketlemeye zorlamaz ama bunun için gerekli imkanları sunar.
  • HTML5 video, ses gibi çoklu ortam içeriklerini görüntüleyebilen API’ler sunar.
  • HTML5 neredeyse her tarayıcıda farklı oranlarda ve şekillerde desteklenir. Neyi kullanıp kullanamayacağınız için bazı kaynaklara bakmanız gerekir. Mesela Can i use? bunun için güzel bir servistir.
  • Yine tekrarlarsak HTML5 sürekli değişen canlı bir yapıya sahiptir ve takip edilmesi gerekir. Bunu şu adresten yapabilirsiniz.

Bazı kurallar da HTML5 ile değişiyor haliyle. Mesela normal bir HTML sayfasında bir tane <h1> etiketinin olması mantıklı gelir. Çünkü sayfanın başlığıdır. Diğer alt başlıklar h2, h3 diye sıralanır. Ama HTML5 de özendirilen yöntem her section’ın kendi footer’ı veya h1 etiketi ayrı olarak yer alabilir. Bu da sayfanın kodlamasının içerik hakkında ipuçları ile dolu olmasını sağlar. Yani etiketler sadece stil vermek için gruplama yapan terimler değil, sayfanın içeriği hakkında ipuçları da veren etiketler haline geliyor.

Bir HTML5 dökümanını doctype ile HTML5 olarak belirleyebilir ve eski kod alışkanlıklarınızı kullanabilirsiniz. Zamanla HTML5’in kendine has özelliklerini kodlamalarınızda kullanabilirsiniz. Yani ben tamamını öğrenip öyle geçeyim demeyin,  çünkü sürekli geliştiğinden, stabil yakalama şansınız yok.

Ayrıca canvas özelliği ile oyun ve interaktif uygulamalar dahil zengin içerikler yapabilirsiniz. Doğrusu canvas konusuna ben de henüz giriş yapmış değilim 🙂

Kullanın, öğrenin, takipte kalın.

Fazlasını Oku

Unutmayın : Herkes Oyun Oynar!

Bu yazının başlığını bir oyun inceleme sitesinden çaldım. Ama çok doğru, her yaştan her kültürden insan oyun oynar. Aşağıdaki fotoğrafı bu akşam her zaman gittiğim kahvede çektim. Bütün kahve hararetli bir şekilde oyun oynuyordu.  Kimileri okey, kimileri batak, kimileri 51 oynuyordu. 20 yaşında gençler de vardı 70 yaşında amcalar da.

Peki neden oyun oynarız? Küçük çocuklar dünyayı oyunlarla keşfederler, kırarlar, dökerler, değişik şeyler yaparlar. Sonra kuralları olan oyunlara terfi eder ve kurallara uygun oyun oynamayı, yaşamın kısıtlarından haberdar olurlar.

Peki koca adam olduklarında hala oyun oyamaya devam ediyorlar? Bununla ilgili yapılan araştırmalar insanların oyun oynarken yüksek zihinsel aktivite içerisine giriyor. Sosyalleşiyor, meydan okuyor ve kendi yeteneklerini sergiliyorlar.

Nörotransmitterlerden olan dopamin’in bununla çok ilgisi olduğunu zannediyorum. Örneğin kumar oynayan insanlar oyunun yanında kazanç ve kayıp da yaşayabiliyorlar. Dopamin bizi harekete geçiren hormondur. O olmasa herhalde yataktan kalkmazdık. Oyun oynama sırasında değil, oyun başlamadan önce dopamin salgısı tavan yapar. Peki neden oyundan önce?

Ne kadar çok  şansımız varsa ve ödül ne kadar büyükse oyun öncesinde o kadar fazla salgılıyoruz dopamin’i. Okey oynayanlar bilir, o taşlar geldiğinde ilk diziş esnasında büyük heyecan yaşanır. Çünkü çok güzel bir el gelme ve erkenden bitme şansınız olabilir, oyunu o el kaybediyorken, kazanan taraf olabiliriz. Aksine yenmek dopamin ile ilgili değil. Yenme ihtimali dopamin salgılatan şey.

Bu yüzden öğretimde oyun kullanımı çok sık kullanılan bir yöntemdir. Eğlenerek öğrenmek diye tanımlanır. Evet, gerçekten oyun ile öğrenmek çok daha etkili bir yöntemdir. Bu nedenle Gamification diye bir yöntem uygulanmaktadır. Türkçesi oyunlaştırma diye çevrilebilir. Oyunla veya öğretim ile ilgili olmasa bile oyunlaştırma her yerde kullanılabilen bir yöntemdir. Örneğin bir web sitesinde aldığınız karizma puanı, forumda aldığınız teşekkürler buna örnektir.

Bu yüzden web projelerinde en trend uygulamalardan biri oyunlaştırmadır. Oyunlaştırmayı kullanan siteler, diğer sitelere göre daha fazla kullanıcı sadakati sağlar ve siteye katkı yapmalarını da o derece artırır. Sosyal ve psikolojik olguların teknoloji geliştirilmesi sırasında göz önünde bulundurulmasını her fırsatta söylüyorum. Evet, her insan oyun oynar.

Fazlasını Oku

Böyle de Güvenlik Olur muymuş?

Bu başlık MFÖ grubunun Vak The Rock şarkısından esinlendi. Orada vokal bu sorulara sitem eder,

Böyle de şarkı olur muymuş?
Bu iş karın doyurur muymuş?

Hatta altta dinleyebilirsiniz;

Bankalar da bu şekilde şarkı söyler gibiler. Güvenlik yöntemlerinin, şifre politikalarının doğru oldukları konusunda hemfikirler. Çoğunda bir şifre, sonra SMS kodu ve seçilmiş bir görsel. Bunlar güvenlik için güzel uygulamalar ama acaba gerçekten yeterliler mi?

Garanti Bankasını ele alalım; Müşteri numaramı giriyorum, sonra da 8 karakterli bir şifre. Önceden belirlediğim görseli görüyorum ve onay veriyorum. Sonra cep telefonuma bir SMS geliyor. Kodu giriyorum ve İnternet Şubesi karşımda. Belli aralıklarla şifre değiştirmem gerekiyor. Tabi bu arada 3-4 bankanın da şifre değişiklileri ve politikaları gereği bir sürü kombinasyon şifre belirlemiş durumdayım. Bazısı diyor ki 8 karakter olsun, tamam yaptık. Har ve rakam içersin, tamam yaptık, harflerden biri büyük olsun, talla ya tamam onu da yaptık. Ee sonra? Bu kadar kısıtlama bana hiç kullanmadığım bir şifre ürettirdi. Bunu nasıl aklımda tutarım peki? Önümdeki not defterine yazıyorum. Oldu mu şimdi? Bir de bir iki değil 3-4 banka var ve diğer hesaplarımda kullandığım şifreler.

Beni şifremi not almaya zorluyor. Şifre kağıda yazıldığı zaman da iki kişinin bildiği sır değildir durumu ortaya çıkıyor. Oysa her zamanki şifremi güvenle saklasam bunu yapmak zorunda kalmazdım. Ama bu sefer de şifre öğrenildiğinde tüm hesaplarım açığa çıkıyor. Tabi ki burada haklılar ama koydukları kısıtlar ile bunu istemeleri kağıda yazma gibi durumlara neden olabiliyor. Facebook şifre unutunca insanlara arkadaşlarını gösteriyor ve kim olduğunu soruyor. Dahice bir çözüm, çok pratik.

Bazen aklıma bir ütopya geliyor. İnsanların şifrelerinin olmadığı, herkesin kullanıcı adıyla giriş yaptığı sistemler. 1 senelik cookie ile girilen web siteleri, banka İnternet şubeleri. Bir insan niye diğer insanın hesabına girer ki? Mesela ben eve geleceğim zaman kendi evime geliyorum, başkasının evine gitmiyorum. Bir örnek daha; kahvede çay içtikten sonra kül tablasını alıp gitmiyorum. Herkesin doğru insanı aradığı günümüzde, yine herkesin “insanlarla uğraşmak zor abi” dediği bir dünyada şifremizi neden saklıyoruz?

Bu böyle olmayacak. Kullanıcıların fare hareketlerini, tarayıcılarını, işletim sistemlerini, yaptığı işlemleri ve ip gibi bilgileri kaydedin ve ona göre 3. şahıs girişimi olabilecek yerde müdahale edin. Bir bakiye bakmak için girmek istediğim İnternet şubesi bu kadar azap vermese ne güzel olur.

Parola

 

 

Fazlasını Oku

Yaşlı ve Engelliler İçin Cep Telefonu

Concox GPS Senior PhoneYaşlı ananemiz belki annemiz ya da babamız, telefon kullanımları ortalama altında. Belli kalıpları ezberleyip arama ve cevap verme yapabiliyorlar. Peki ya kötü bir durum olursa? ya da size ihtiyacı olduğu bir durum?

Ya da engelli bir kişinin kaldığı zor bir durum? Aynı zamanda yaşlılar kadar engelli insanlara da hitap eden bir telefon.

Size tanıtacağım telefon bu gibi sorunlara çözüm getiren bir telefon. Adı “Concox GS503”. Bu kesinlikle bir reklam yazısı değildir. Telefonun özellikleri çok hoşuma gitti. Alternatifi var mı ondan da emin değilim. 500 TL civarında bir fiyatı var. Siyah-beyaz ekran bir telefon için fazla değil mi? Videoyu izleyin lütfen;

Tuşları büyük, basınca basılan rakamları söylüyor. El feneri, radyo gibi ek özellikleri de var ve en önemlisi SOS butonu. Yakınlarına hemen mesaj gönderiyor ve siz de akıllı telefonunuzdan yakınınızın nerede olduğunu GPS sayesinde görüyorsunuz.

Teknoloji yaşamımızı kolaylaştıracaksa bu cihaz bunu fazlasıyla yapıyor. Ama fiyatı biraz daha düşürülebilir.

Fazlasını Oku

Engelliler İçin Teknoloji

EngelliBen kendim de %77 engelli bir programcı/yazılımcıyım. Normal hayatta birçok engel ile karşı karşıya engelliler. Yani engelli ve daha ötesi önüne çıkan engeller var. Benim yazılım yapmamın önünde bir engel yok ama bugün mülakata 2 saat kala firma beni aradı ve engelim yüzünden işin olmayacağını söyledi.

Diğer çalışanların İstanbul’a gidiyor olduklarını ve benim gitmezsem sorun olabileceğini söylediler. Halbuki benim gitmemem keyfi değil. Bunu diğer arkadaşların da anlayacağını umardım. Neyse, benden çok beter engelli insanlar var. Yürüme, görme, işitme, kanser gibi sorunları olan insanlar.

Onlar için gerçek hayatta çok şey yapıyor sayılmam, ancak otobüste rampa kısmını indirip kaldırıyorum o da rast gelirse. Ama ürettiğim yazılımlarda onlar için kolaylıklar sunabilirim. Bu günden itibaren kullanılabilirlik ve erişilebilirlik hakkında engelli kullanıcıları hedef alan çalışmalar yapacağım. Kafamda bir şeyler var ama söylemenin anlamı yok. Yurtdışından bu konuyla ilgili kitaplar okuyup belki eğitimler alacağım.

Engelli olmak hepimizin başına gelebilecek bir ihtimaldir. Engellerin yanına engel eklemek de hoşgörüsüzlük olur.

Haydi başlayayım. Siz de benden fikirlerinizi esirgemeyin.

Fazlasını Oku

Kopya İçeriğe Destek

ArticleBundan 5-6 sene önceden beridir kopya içerik sorunu dile getirilir. Bloglar, haber siteleri bu konudan şikayetçidir. “Benim yazdığım yazı, Google’da kopyalayandan sonra gözüküyor” diye serzenişler vardı. Bunlar hala var. Sonra bütün SEO ahalisine kopya içerik kötüdür, Google cezalandırıyor miti yayıldı.

Hayır, kopya içerik kötü değildir. Hem içeriğin İnternet’teki hacmini artırır, hem de ulaşımını artırır. Şimdi bu kopya içerik problemi “Google sevmiyor” ifadesine bağlandığı için “orjinal makale” diye bir kavram türedi. Mesela adam beni işe alıp 9 saat elektronikten sağlığa, modadan spora orjinal makaleler yazmamı istiyor. Çünkü iş ilanlarında çok sık görüyorum. “Özgün metin yazarı”. Yazar olmak demek her konuda yazabilir olmak demek değildir. Bu özgün içerikçi akımı genelde ilgili anahtar kelimeleri içeren yazılar yazarlar. Metindirler, fakat bir anlamları, bir konuları yoktur.

+Kopya içerik olup adam gibi makalelerin, içeriklerin hacminin artması bu şekilde İnternet’in kirletilmesinden daha iyidir. Şu alttaki inploid.com cevabını inceleyin lütfen;

DISQUS nedir?

Hem SEO+ Hende SEO- webmasterların backlink çalışmalarını olumsuz yönde etkiliyebilecek bir yorum scripti dil desteği bulunan istenilen mesajları silebilir, banlıyabilme özelliği olan yorumları arşivleyen ve başka sitelere attığınız yorumları izleme imkanı veren hanım hanımcık bir java script senlemoda.com kısa bir süre dene için kullandım site görüntüsünede hoş geldi ama Türk kullanıcı sayısı az olmasından ve sürekli kayıt ol mantığını dışlayan okuyuculara sitenin kurulu olduğu temanın kendi yorum kanalını kullanmanız çok daha etkili olacaktır.

 

Bu nedir? Bu şekilde komüniteleri kirleten, İnternet kullanıcısının deneyimini olumsuz yönde etkileyen bu rezillik nedir? İnternet bunlarla mı dolmalı? yoksa gerçekten emek verilerek yazılmış makalelerin kopyalarından mı?

Fazlasını Oku

Görüntülü Derslere Başlıyorum

Öncelikle HTML ve CSS odaklı olacak görüntülü derslere başlıyorum. Ses kartıma güzel bir kondansatörlü mikrofon aldım. Ekranı da mac os x uyumlu bir ekran yakalayıcı ile kayıt edeceğim. Ama öyle kısık sesle “arkadaşlar buraya bunu koyuyoruz, şuraya şunu yazıyoruz” temalı olmayacak, koddan çok işin mantığını başlarda anlatacağım. Belki yarımşar saatlik yaparım, belki de daha çok veya az henüz emin değilim.

Zamanı gelince de PHP’ye başlayacağım. Bu işi kendi başına ne kadar zor öğrenildiğini biliyorum. Ben de bu noktalara parmak basacağım. Yalnız sesime güvenmiyorum zira telefonda falan boru gibi çıkıyor. Ama artık dinleyen arkadaşlar tahammül edecekler.

Artı olarak sesime bir efekt verebilir miyim ona da bakacağım.

Kısa zamanda sizlerleyim.

Fazlasını Oku

Arayüz Geliştirmede Frameworkler

CSS FrameworksArayüz kodlarken yaptığımız şeyler aslında her projede birbirine benzerdir. W3C uyumlu kodlama yapar ve kurallarına uyarız. reset.css gibi bir dosya ile varsayılan tarayıcı stillerini temizleriz ki baştan beri yazdığımız css kodları tüm tarayıcılarda benzer sonuçlar versin.

Css sıfırlama gibi birçok aracı da kullanırız, bunları kendimiz de kodlamış olabiliriz, farklı bir kişinin kodlaması da olabilir. Mesela tipografi ile ilgili meseleler, css3 ile kullanılan saydamlık ve köşe yuvarlatma stilleri. Bunlar henüz tüm tarayıcılarda desteklenmiyor, tarayıcının kendi belirlediği kodlar yazıyoruz. “moz-border-radius” gibi. Firefox için bunu da eklememiz gerekiyor.

Form elementleri ve görünüşleri de tarayıcıdan tarayıcıya değişebiliyor hatta değişiyor desek daha doğru olur. Tüm tarayıcılarda aynı görüntüyü yakalamak için form elementlerini de biçimlendirmemiz, hatta bazı elementleri kendi interaktif çözümümüzle yeniden tasarlıyoruz.

Eğer css3 ve HTML5 kullanıyorsak media query ile de haşır neşir oluyoruz. Bunun sebebi de responsive, yani farklı ekran boyutlarına göre değişen sayfalar yaratmak için kullanıyoruz. Media query desteklemeyen sayfalar için farklı stil dosyaları yükletiyoruz.

Bunların çoğu için her geliştirici neredeyse benzer şeyleri ufak farklarla yapıyor. Ama kodun tekrar kullanılabilirliği veya gelişen standartlara uygun davranması için güncellenmesi gerekebiliyor. Bir de geliştirici başka bir geliştiricinin stilini anlamak için kodu okumak zorunda kalıyor.

Bu ve bunun gibi sorunlara çözüm üreten css frameworkler geliştirildi. Mesela en popüler olanları Bootstrap, Foundation, Gumby, Skeleton gibi. Bunlar istediğimiz çoğu imkanı bize sunuyor ve kendi içinde tutarlı kodlar içeriyor, sürekli bir geliştirme halindeler.

ArayüzSayfa inşasında genellikle grid based yani iskelet diyebileceğimiz bir sistem kullanıyorlar. örneğin sayfanız sol bölüm ve içerik bölümünen oluşuyorsa, bu elemanların (div)  ikisine 9 ve 3 gibi kaplayacakları alana göre css atıyorsunuz. Daha sonra içerik kısmındaki gösterimler için de benzer atamalar yapıyorsunuz. Bu iskelet classlarını atarken farklı ekran çözünürlüklerine göre farklı classlar da atabiliyorsunuz. Yani responsive yaklaşımına çok az kod yazarak, daha başarılı bir şekilde ulaşıyorsunuz.

Bu tip framworklerin kendi sınıflarına verdiği varsayılan stiller olabiliyor. Ama bu stillere müdahale ederseniz, framework güncellendiğinde güncellemeyi hemen uygulayamayabilirsiniz. Çünkü sizdeki dosya düzenlenmiş ve biçimler verilmiş halde. Yeni dosyayı yüklerseniz kendi stilleriniz kaybolacaktır. Bu nedenle bu sınıfları farklı bir css dosyasında override(üzerine yazma) ederseniz, güncellemeleri çok daha rahatlıkla sisteminize uygulayabilirsiniz.

Bu frameworklerin çoğu grid sistemini desteklemekte, bazıları da (mesela Bootsrap) size kütüphaneler sunarak daha fazlasını vermektedir. Örneğin bir slide, ya da tooltip gösterim scriptleri gibi. Frameworleri inceledikçe sizin tarzınıza uygun olanı seçeceksinizdir.

Fazlasını Oku

Sosyopat Arayüz Tasarımcıları

PsychoSosyopat veya resmi adı ile anti sosyal kişilik bozukluğu, psikolojik bir bozukluktur. Asosyallikle ilgisi yoktur. Psikopat insanlar acı vermekten zevk alırlar ama sosyopatlar acı çektirmekten, işkence etmekten zevk almazlar. Kısaca empati kuramayan insanlardır. Şunun gibi; bir insanın gözünü kaşıkla çıkarabilirler ama kendini karşısındakinin yerinde koyma yani empati duyguları zayıftır, hatta yoktur. Aslında yaptıkları kanun dışı şeylerden zevk almazlar.

Şimdi nereden geldik buraya? Sosyopatın en önemli özelliği empati kuramamasıdır. Burada sosyopat metaforunu kullanıcıları düşünmeden, onlara eziyet verecek, hayatlarını zorlaştıracak arayüzler tasarlamalarından ötürü ilişkilendirdim.

Mesela Garanti Bankası’nın şifre politikası buna çok güzel örnek teşkil ediyor. Şifre 6-8 karakter arasında olmalı, son 15 şifre ile aynı olmamalı. En az bir harf ve rakam içermeli. Bu konuya burada değinmiştim. Bu kurallar öyle köşeye sıkıştırıyor ki insanı, yeni şifre üretmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yeni bir şifre olacağından sağa sola yazmakla güvenlik tersine daha da düşecektir. Tabi harf rakam kombinasyonunu zorlaması doğal ama bunu 6-8 karakter ile sınırlandırmak tam bir işkence.

Burada güvenlik ve kullanılabilirlik konusuna değinmiştim. Siz kullanıcılara 10 tane şifre belirlemelerini de zorunlu tutabilirsiniz. Ama bu kullanılabilirliği, kullanıcı deneyimini çöpe atar.

Sosyopat arayüz geliştiricilere geri dönersek, kendi kullanmayacağı için öyle arayüzler tasarlıyorlar ki, bazen inanmakta güçlük çekiyorum. Mesela takas ile ilgili bir İnternet hizmetinde ilan silmeyi arıyordum. Düşünebiliyor musunuz? Arıyordum. Şans eseri ilan düzenlemede silme ile ilgili bir link olduğunu gördüm. Bir ilanı silmek için düzenleme sayfasına girmek çoğumuzun mental modeline pek uymuyor zannedersem.

Arayüzleri, işlem adımlarını, güvenlik önlemlerini insanlar kullanacaklar. Bu kadar zulme gerek yok. 1920 x 1080 çözünürlükte kibrit kutusu kadar bir menüye rastladım mesela. Sanki ufak olması gereken bir kumanda kullanıyorum gibi hissettim.

İnternet kullanıcıları Google’a “www.facebook.com” yazıp aratan insanlar. Çünkü insanlar ne kadar yetenekli olduğunuzu, ne kadar estetik olduğunuzu pek önemsemiyor. Onların yapmak istedikleri siteye giriş amaçları. Zekice tasarlanmış menüler değil.

Üstelik yeni bir model getiriyorsanız bu diğerlerinden iyi olmalı ve kolay öğrenilmelidir. Eğer bunu başaramıyorsanız sık kullanılan İnternet hizmetlerini örnek alın. Bu taklit değil, kullanıcıların mevcut deneyimlerimden yararlanmak olur.

Fazlasını Oku

PHP Framework İstilası

MVCSon zamanlarda ardı ardı kesilmeyen yeni frameworkler duyuruluyor. Çoğu klasik MVC patterni ile çalışıyor. MVC sanıldığı gibi yeni bir yöntem değil. Mazisi 20-25 sene kadar öncesine gidiyor. MVC üzerinde neden bu kadar durulduğuna da anlam veremiyorum. Koca 25 senede mantık ile sunumu ayırmak için tek bu yöntem mi sunuldu acaba?

Template Engine’ler de yükselişte. Artık yeni framworkler C ile yazılmış extension tabanlı frameworkler. Daha yüksek performans vaat ediyorlar. Mesela Zend Framework MVC’yi opsiyonel olarak sunuyor, kullanmak zorunda değilsiniz. Ben bu frameworklerden rahatsız değildim, keza site inşaasında ortak bir dil oluyorlardı. Yoksa 100 kişiye kod yazdırın, bir o kadar da değişik yöntem de beraberinde gelir. Bazıları berbat, bazıları ise muazzam olur. Ama burada asıl sorun şu; bu kadar framwork çeşitliliği bu ortak dili bozuyor.

Küçük çaplı işlerde işi yokuşa sürdüğünü kendim tecrübe ettim. MVC mantığını kullanıyorsanız, bu mantığa uygun hareket etmelisiniz. Gidip V katmanı içinde veritabanı sorguları varsa bu MVC’nin mantığına terstir. Veya template engine’i Smarty’de template dosyasına {php} kod(); {/php} şeklinde eklemeler yapmak. Biz bunları ne için kullanıyoruz? Mantıkla sunum böyle iç içe geçecekse Template Engine’e ne gere var?

Ben codeigniter ile çalıştım. Ama yalnız başıma, bir ekiple değil. Kodları derliyor, topluyor ve genel anlamda MVC mantığını bilen biri bu kodları rahatça düzenleyebilir. Ama tek başıma bunu kullandığımı ve bana zaman kaybettirdiğini gördüm. Programı değil, programı nasıl yazacağımı da düşünmek zorunda kalıyordum. Bu birkaç kişilik ekiplerin kullanması verimli şeyler değil gibime geldi. Öyle olmayabilir de tabi.

Önemli olan kütüphaneleri zengin, iyi dokümante edilmiş olması, performanslı çalışması ve yaygın olması. Artık iş ilanlarında PHP programcısı yanında şu framework’de geliştirici arıyoruz tarzında ifadeler geçiyor. PHP programcısı mı alıyoruz, yoksa framwork bilen kişi mi?

Fazlasını Oku

Mental Model İle Uyuşmayan Arayüzler

Mental ModelMental model kısaca kullanıcının kafasındaki bir işin nasıl yapılacağı düşüncesidir. Mesela bif foruma girdiğinizde mesaj yazmak için üye olmanız gerektiğini bilirsiniz. Alışveriş sitesinde sepete eklemeyi, sonra adres bilgilerini verip ödemeyi yapmayı beklersiniz. Bunlar kullanıcının mental modelidir. Yani “bu nasıl çalışıyor?” sorusunun cevabıdır.

Kullanıcı arayüzü tasarlarken en çok dikkat edilmesi gereken şeydir. Burada grafik tasarımdan bahsetmiyorum. Bir işlevi tasarlarken kullanıcıların bunu nasıl algılayacaklarını da düşünmelisiniz.

Geçenlerde android telefonuma bir e-dergi indirdim. Adigo programı vardı döküman görüntüleyici, neyse açtım. Sola çektim, sola çektim ama hareket yok. Elimi rastgle salladım acaba dondu falan diye, bir baktım sayfa değişti. Sonra sayfa değiştirme için kolay algılanabilen şekilde yavaşça çektim ama olmadı, sayfa değişmedi. Meğerse ekranın sağına tıklayınca sayfa ileri, soluna tıklayınca geri gidiyormuş. Ama o an benim kafamdaki o değildi. iPad’den alıştığım şekilde yapmaya çalışıyordum.

En sonunda doğru yolu fark ettim. O da daha önceki bir programdan deneyimim sayesinde oldu. Burada yanlış olan ne? İlla benim bildiğim gibi mi yapsalardı? Tabi ki hayır. Ama program ilk kurulduktan sonra bana sayfa geçiş ipuçlarını gösterebilir. Kaydırdığımda da uyarı verebilir. En önemlisi kaydırma efektini de ekleyebilirdi. Online kataloglar falan da aynı çevirme efekti ile oluşturulur. iBooks keza sayfa çevirme efekti sunar.

Online AlışverişKullanıcı bu şekilde daha iyi kullanır diye diretirseniz yönteminiz mevcut alışkanlıklardan daha iyi ve öğrenilebilir olmalıdır. Öğrenebilir demek, öğretme ihtiyacı doğurmaz. Sezgisel yollarla, yani eski tecrübeleri ile sizin arayüzünüze adapte olabilir. Sonuçta koskoca ofis programını öğreniyor insanlar. Gerçek hayatta, özellikle rekabetin git gide arttığı bir durumda insanlar vakitlerini harcamazlar.  Kullanıcı işini bitirip siteden çıkmak ister, sizin arayüzünüzü öğrenmeyi değil.

Fazlasını Oku