iPhone Gerçekten Statü Sembolü mü?

iPhone 6iPhone kullansın, kullanmasın çoğu kişinin dilinden düşmeyen bir ifade var “iPhone statsü göstergesidir” diye. Buna ne kadar katılırsınız bilmiyorum. Ama ben buna hiç katılmıyorum. Genel olarak Apple ürünleri, diğer rakiplerinin benzer ürünlerine göre daha yüksek fiyatlı. Dikkat ederseniz “pahalı” demiyorum. Şimdi iPhone ve diğer üst segment telefonların fiyatlarına bakalım. Teknosa’dan fiyatları almama izin verin.

Apple iPhone 6 16 GB => 2, 449 TL
Samsung Galaxy Note 4 => 2, 229 TL
HTC ONE (m8) => 2, 099 TL
LG G3 => 1, 669 TL
SONY EXPRIA z3 => 2, 299 TL

LG fiyat performans olarak güzel telefonlar üreten bir üretici. Diğer alternatiflerse fiyat olarak iPhone’a yakın konumdalar. Bir ürünün statü sembolü olması için fiyatının ciddi anlamda yüksek, ama aynı oranda performans verememesi gerekir. Aksi halde zaten fiyatını hak eden bir ürün olur. Apple App Store yüzbinlerce uygulama içermekte ve çoğu kaliteli uygulama sadece iOS platformunda satılmakta ya da diğer uygulama marketlerine daha geç düşmektedir.

Ayrıca Apple ürünleri donanım değil, deneyim satmaktadır. Bu deneyimi sınırlı donanım ve güçlü işletim sistemi ile birleştirmektedir. Ben iPhone 4 çıktığında ilk elime alıp haritalarda dolaştığımda dokunmatiği ve ekran kalitesi beni gark etmişti. “Ben de bundan istiyorum” demiştim. Çünkü akıllı telefon furyasının başını çeken bir telefon varsa o da iPhone’dur. iPhone alıp sadece Candy Crush oynayan kimse için bu telefon statü sembolü olabilir ama aynısını Galaxy Note 4 de yapan kişi de aynı statü sembolünü taşır.

iMac, Macbook, iPad, iPhone, iPod gibi ürünler gerçekten başarılı ve alanında lider ürünlerdir. Elimdeki iPad Mini’ye bakıyorum da, o kadar harika uygulama, ses kalitesi, stabil çalışması 700 TL gibi bir fiyat gerçekten komik. Fiyatlarını bilmesem ve iPhone ile ipad i elime alsam kesinlikle ipad’i seçerdim. Mükemmel multimedya uygulamaları, özellikle benim için müzik yapım uygulamaları harika.

Sonuç olarak iPhone gayet alınması mantıklı ve sadece statü sembolü olan bir telefon değildir. Kendi değildir ama bunu alıp da statü sembolü yapan kişiler vardır. Bunlar note 4 veya htc one m8 alarak da benzer statüyü yakalayabilirler. Verimli kullanmasını bilene bu tüm telefonlar iyi cevap verecektir.

 

Fazlasını Oku

İnternet Kötü Çocuk mu?

İnternetDünyada artık bir senede üretilen bilgi geçmişte bir asırda üretilen bilgiyi geçecek duruma geldi. Bunun da en önemli sebeplerinden biri bilgisayar sistemleri ve İnternet. İletişimin, bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bu dönemde nimet olarak görülmesi gereken İnternet, devlet büyükleri tarafından, aile büyükleri tarafından kötü işlerin yapıldığı bir ortam olarak düşünülmeye başlandı.

Evet İnternet telif hakları konusunda değişimler yarattı, her ortamda olduğu gibi kendi suç potansiyeli olan bir ortam. Fakat bunun sebebi İnternet mi? İnternet’te işlenen suçlar günlük hayatta yok da, insanlar İnternet’e girdiklerinde canavarlaşıyor mu? Bu tür soruların cevabı kocaman bir “Hayır”. Şuan Türkiye’de İnternet kullanıcı sayısı 35 Milyon. Taşrayı, yaş büyüklüğü ve küçüklüğü gibi durumları dışarı çıkardığınızda neredeyse toplum, yani sokaktaki insanların çoğu İnternet’te.

Bizim öncelikle bakmamız gereken sokaklar. Gerçek hayatta suç işlenmiyor mu? Evet, işleniyor. Karısını bilmem kaç defa bıçaklayan adam da İnternet’te, engelli bir kıza defalarca tecavüz eden insanlar da İnternet’te. Hayvanlara eziyet eden, çalan, gasp, darp eden insanlar da İnternet’te. Bu yönden bakıldığında bu kadar suçlu insanın İnternet’te melek olmaları mı bekleniyor anlamıyorum. Bu insanlar suça meyilli ise İnternet’te de suç işleyecektir ya da İnternet’i bu yönde kullanacaktır.

Eski başbakan Recep Tayyip Erdoğan Facebook için “pislik yuvası” tanımlamasını yapmıştı. Sokaklar düzeldi, her şey günlük güneşlik, sokakta suç yok da Facebook kendi kendine pislik yuvası oldu. İnsanların çok homojen bir şekilde üye olduğu bu tür bir platforma bunları demek, halka “pislik” demektir. Hayır efendim, suç işleme potansiyeli olan insan sokakta da suç işler, İnternet’te de. İnternet’i ve başlıca sosyal platformları kötü çocuk ilan etmek hiçbir şeye yaramaz.

Gidip marketten bıçak alan kişi bu bıçak ile ne yapacak bilemeyiz ama genelde ev gereci olarak alır ya da birine zarar vermek için. Siz her İnternet’e girene böyle bir suçlama yapamazsınız. İnsanların bu tür topluluklardan o kadar çok yarar gördüğüne şahit oldum ki, bu tür asılsız suçlamaları kesinlikle doğru bulmuyorum.

Aslında Facebook ile Twitter arasında çokbüyük fark var. Facebook, daha çok insanların tanıdığı kişiler ile iletişime geçtiği bir yer. Fakat Twitter’da insanlar çok hızlı örgütlenebilir. Zaten devletin korktuğu veya kaçındığı durum da budur. Bir etiketi takip eden herkes sokağa dökülebilir. Bu görece Facebook’un kullanım tarzı değildir. Bir sayfayı Facebook’da kapattırabilirsiniz ama Twitter’da etiketleri bu kadar kolay engelleyemezsiniz.

İnternet sunduğu olanaklarla yüzyılın en önemli buluşlarından biridir ve kontrol edemeyenlerin yasaklama, suçlama gibi saldırılarına maruz kalmaktadır. O kadar sunduğu iletişim kanalına, bilgi alışverişine, bilgi oluşumuna temel sağlayan bir platformun bu şekilde kirletilmesi çok yanlış.

Fazlasını Oku

İstenmeyen Google Reklamlarını Gizleme

Bundan bir süre önce şu yazıda reklamlardan neler çektiğimi yazmıştım. Tam olarak 10 Eylül 2013 tarihinde yazılmıştı. Bir ürünün türevlerine baktığımda, fiyatını araştırdığımda bana günlerce benzer reklamları gösteriyordu Google. Tarayıcımda giriş yapmış olduğumdan ve arama geçmişim kayıtlı olduğundan bu reklamları görüyordum. Bir gün kulaklıklara bakıp gidip alıyordum ama 10 gün her yerde kulaklık reklamı görüyordum.

Yeni fark ettim ki Google reklamları gizleme seçeneğini devreye almış. İlgili sayfa burada. Aşağıda da bununla ilgili görseller mevcut.

Reklam

Evet ben iPad mini için kılıf  aldım. Bu reklamı daha fazla görmek istemiyorum. Bu benim kullanıcı deneyimimi önemli ölçüde artırdı. Unutmayın, reklamlar da sayfanın içeriğine ve kalitesine etki eder. Doğru kullanıldığında içeriğe katkıda bile bulunur. Sonuçta hepimiz birer tüketiciyiz. Bu özellik ne zaman geldi, ne zaman yoktu emin değilim ama yeni fark ettim ve yazdım. Bir kere kılıf baktık diye 10-15 gün kılıf reklamı görmek insanı daraltıyor cidden.

Fazlasını Oku

Unutmayın : Herkes Oyun Oynar!

Bu yazının başlığını bir oyun inceleme sitesinden çaldım. Ama çok doğru, her yaştan her kültürden insan oyun oynar. Aşağıdaki fotoğrafı bu akşam her zaman gittiğim kahvede çektim. Bütün kahve hararetli bir şekilde oyun oynuyordu.  Kimileri okey, kimileri batak, kimileri 51 oynuyordu. 20 yaşında gençler de vardı 70 yaşında amcalar da.

Peki neden oyun oynarız? Küçük çocuklar dünyayı oyunlarla keşfederler, kırarlar, dökerler, değişik şeyler yaparlar. Sonra kuralları olan oyunlara terfi eder ve kurallara uygun oyun oynamayı, yaşamın kısıtlarından haberdar olurlar.

Peki koca adam olduklarında hala oyun oyamaya devam ediyorlar? Bununla ilgili yapılan araştırmalar insanların oyun oynarken yüksek zihinsel aktivite içerisine giriyor. Sosyalleşiyor, meydan okuyor ve kendi yeteneklerini sergiliyorlar.

Nörotransmitterlerden olan dopamin’in bununla çok ilgisi olduğunu zannediyorum. Örneğin kumar oynayan insanlar oyunun yanında kazanç ve kayıp da yaşayabiliyorlar. Dopamin bizi harekete geçiren hormondur. O olmasa herhalde yataktan kalkmazdık. Oyun oynama sırasında değil, oyun başlamadan önce dopamin salgısı tavan yapar. Peki neden oyundan önce?

Ne kadar çok  şansımız varsa ve ödül ne kadar büyükse oyun öncesinde o kadar fazla salgılıyoruz dopamin’i. Okey oynayanlar bilir, o taşlar geldiğinde ilk diziş esnasında büyük heyecan yaşanır. Çünkü çok güzel bir el gelme ve erkenden bitme şansınız olabilir, oyunu o el kaybediyorken, kazanan taraf olabiliriz. Aksine yenmek dopamin ile ilgili değil. Yenme ihtimali dopamin salgılatan şey.

Bu yüzden öğretimde oyun kullanımı çok sık kullanılan bir yöntemdir. Eğlenerek öğrenmek diye tanımlanır. Evet, gerçekten oyun ile öğrenmek çok daha etkili bir yöntemdir. Bu nedenle Gamification diye bir yöntem uygulanmaktadır. Türkçesi oyunlaştırma diye çevrilebilir. Oyunla veya öğretim ile ilgili olmasa bile oyunlaştırma her yerde kullanılabilen bir yöntemdir. Örneğin bir web sitesinde aldığınız karizma puanı, forumda aldığınız teşekkürler buna örnektir.

Bu yüzden web projelerinde en trend uygulamalardan biri oyunlaştırmadır. Oyunlaştırmayı kullanan siteler, diğer sitelere göre daha fazla kullanıcı sadakati sağlar ve siteye katkı yapmalarını da o derece artırır. Sosyal ve psikolojik olguların teknoloji geliştirilmesi sırasında göz önünde bulundurulmasını her fırsatta söylüyorum. Evet, her insan oyun oynar.

Fazlasını Oku

Böyle de Güvenlik Olur muymuş?

Bu başlık MFÖ grubunun Vak The Rock şarkısından esinlendi. Orada vokal bu sorulara sitem eder,

Böyle de şarkı olur muymuş?
Bu iş karın doyurur muymuş?

Hatta altta dinleyebilirsiniz;

Bankalar da bu şekilde şarkı söyler gibiler. Güvenlik yöntemlerinin, şifre politikalarının doğru oldukları konusunda hemfikirler. Çoğunda bir şifre, sonra SMS kodu ve seçilmiş bir görsel. Bunlar güvenlik için güzel uygulamalar ama acaba gerçekten yeterliler mi?

Garanti Bankasını ele alalım; Müşteri numaramı giriyorum, sonra da 8 karakterli bir şifre. Önceden belirlediğim görseli görüyorum ve onay veriyorum. Sonra cep telefonuma bir SMS geliyor. Kodu giriyorum ve İnternet Şubesi karşımda. Belli aralıklarla şifre değiştirmem gerekiyor. Tabi bu arada 3-4 bankanın da şifre değişiklileri ve politikaları gereği bir sürü kombinasyon şifre belirlemiş durumdayım. Bazısı diyor ki 8 karakter olsun, tamam yaptık. Har ve rakam içersin, tamam yaptık, harflerden biri büyük olsun, talla ya tamam onu da yaptık. Ee sonra? Bu kadar kısıtlama bana hiç kullanmadığım bir şifre ürettirdi. Bunu nasıl aklımda tutarım peki? Önümdeki not defterine yazıyorum. Oldu mu şimdi? Bir de bir iki değil 3-4 banka var ve diğer hesaplarımda kullandığım şifreler.

Beni şifremi not almaya zorluyor. Şifre kağıda yazıldığı zaman da iki kişinin bildiği sır değildir durumu ortaya çıkıyor. Oysa her zamanki şifremi güvenle saklasam bunu yapmak zorunda kalmazdım. Ama bu sefer de şifre öğrenildiğinde tüm hesaplarım açığa çıkıyor. Tabi ki burada haklılar ama koydukları kısıtlar ile bunu istemeleri kağıda yazma gibi durumlara neden olabiliyor. Facebook şifre unutunca insanlara arkadaşlarını gösteriyor ve kim olduğunu soruyor. Dahice bir çözüm, çok pratik.

Bazen aklıma bir ütopya geliyor. İnsanların şifrelerinin olmadığı, herkesin kullanıcı adıyla giriş yaptığı sistemler. 1 senelik cookie ile girilen web siteleri, banka İnternet şubeleri. Bir insan niye diğer insanın hesabına girer ki? Mesela ben eve geleceğim zaman kendi evime geliyorum, başkasının evine gitmiyorum. Bir örnek daha; kahvede çay içtikten sonra kül tablasını alıp gitmiyorum. Herkesin doğru insanı aradığı günümüzde, yine herkesin “insanlarla uğraşmak zor abi” dediği bir dünyada şifremizi neden saklıyoruz?

Bu böyle olmayacak. Kullanıcıların fare hareketlerini, tarayıcılarını, işletim sistemlerini, yaptığı işlemleri ve ip gibi bilgileri kaydedin ve ona göre 3. şahıs girişimi olabilecek yerde müdahale edin. Bir bakiye bakmak için girmek istediğim İnternet şubesi bu kadar azap vermese ne güzel olur.

Parola

 

 

Fazlasını Oku

Engel Bildirmek Etik ve Ahlaki Değil mi?

EtikBen %77 oranında engelliyim. MS(Multipl Skerloz) hastasıyım, kortizon aldığımdan kalça femur başı kemik ölümü var iki tarafta da ve %25 de psikiyatrik engel. Ortalaması alınıyor ve %77 ediyor. Bunun bir metodu var ama şimdi konumuz o değil. Bugün bir firma beni aradı ve sevk/irsaliye keseceğim bir iş teklif etti. Teknik kapasitem 10 kat daha fazlaydı yapacağım işten. Veri girişi, belge düzenleme vesaire. Verdikleri ücret de tatmin ediciydi. Üstelik 400 TL devletin benden kestiği vergi de bana verilecekti.

Hali hazırda bu departmanda 2 kişi çalışıyor ve çok yoğunlar. Benim de süreçleri öğrenmem belli bir süre alacaktı.Bilgisayar bilgisi az olan biri daha zor adapte olur böyle bir işe. Normal bilgisayar bilen biri 2 ay gibi bir sürede adapte olabiliyormuş. Ben 1 ayda olurdum o ayrı konu. Ama ben çıkarsam, hastalığımdan ötürü gelmeme, uzun dönemli yatış hallerinde diğer personel arkadaşlar zorlanacaktı. Ben de hastalıklarımın ilerleyebileceği ihtimalini, işe alım yapacak olan kişiye bildirdim. MS hastası olduğum için yarın yatalak kalkabilirim dedim. Hepimiz için geçerli ama benim oranım daha yüksek dedim. Ayaklarımdaki ağrılar da değişkenlik gösteriyor, bu nedenle ameliyat olursam 4 ay devam edemem. Peki böyle bir şey olursa? Bunu konuştuk ve beraberce olumsuz karar verdik.

Bunu konuştuğum herkes ağız birliği etmişçesine “sen o kadarına inme” diyorlar. Peki benim bu ihtimalleri söylemem iş ahlakına, insan ahlakına, etiğe uygun değil mi? Ben olası handikapları söyledim sadece. Ben orayı para almaya gittiğim bir yer değil, değer kattığım ve bu nedenle ücret aldığım bir işletme olarak görüyorum. Ben işverene yalan söylersem, ileride bunun sonuçları ne olur? O iki arkadaşın 3 kişi yapılan işle baş başa bıraksam ne olur? Kendi işletmem olsa nasıl olumsuz görüş takınırsam ki bu işin öğrenme süresi ile ilgili yani adaptasyonla, aynı şekilde personel olarak da aynı şeyi söyledim.

Ben melek veya iyi bir insanım triplerinde değilim ama iş ahlakı, iş etiği ve dürüstlük her zaman önce gelir. Nasıl işveren işçilerine kötü davranınca şikayet ediyorsak, biz de olumsuz yanlarımızı görmeli ve dürüstlükten şaşmamalıyız. Geleceğin insanları dürüst, çalışkan, yenilikçi ve iş ahlakına sahip insanlarındır.

Fazlasını Oku

Mobilcadde SEO ve Falan Filan

SEOMobilcadde.com benim aksesuar alırken baktığım en güzel sitelerden. Site güzel, ürünler kaliteli, teslimat hızlı ve plastik kılıfı havalı poşete sararak kalbimde yer etmiş güzel bir e-ticaret sitesi.

Aha yukarıda link verdim SEO, SEM, backlink, follow, nofollow pffff. Tabi ki vereceğim bir siteden bahsediyorum. Ayrıca kendilerine İTÜ Sözlükte bir giri yazdım, bir de twitter da mention ettim.

Peki bunları yaparken SEO kafamda mıydı? Hayır. Ben SEO ile kafayı yemiş değilim. Ama bu yaptıklarım ve bu yazı onlara SEO başarı olarak dönecektir. En azından ben gerçek bir kişiyim. Sitelerden satın alınan 1000 tweeter’dan biri değilim.

Ya o kılıf poşede konmasa ne olur? 80. kattan düşse, üzerine ağırlık binse ne olur? Ama sarmışlar, belki ezilir, belki bir şey olur diye. Bu hizmet çok hoşuma gitti ve heryerde bahsettim kendilerinden.

Ey SEO ahalisi bizim sitelerimize de insanlar gelsinler, beğensinler, link versinler istiyorsak önce hizmetimizi, ürünümüzü güzel yapacağız. Doğru ve ilkeli çalışacağız. Google’da birinci sırada çıkmak isteyen site sahibi sorum sana; Sen verdiğin hizmette 1. sırada mısın? Sattığın ürün 1. sırada çıkmaya yetecek kadar özel mi? Değilse git önce işini yap. Millete SEO SEO diye gelip kafa şişirme.

Fazlasını Oku

4 Buçuk Yaşındaki İrem İle Teknoloji Sohbeti

Yeğenim İrem 4,5 yaşında. Onunla tablet, oyun, bilgisayar hakkında kısa bir sohbet kaydettim. Aşağıdan dinlenebilir.

Tahmin edileceği gibi oyun oyun oyun. İremcik oyundan başka bir işlev istemiyor. Büyük tableti yorulurum diye istemiyor. Üstelik “içinde 90 oyun olsun” diye bir isteği var. Her evde artık neredeyse 1 tablet var. Bu bize çocuk oyun uygulamalarının ne kadar hit alabileceğini gösteriyor.

Keyifli sohbet için İrem’e teşekkürler.

Fazlasını Oku

Apple Store Müjde!

Apple Inc.Dün Apple Store Türkiye’den bir alışveriş yaptım. Bir mikrofon ve ipod shuffle. Başlıktaki “Apple Store Müjde!” bana gelen kargoya verilme ile ilgili bildirim SMS inin ilk cümlesi. Müjde! dediğinde herhalde bir hediye kazandım diye düşündüm. Sonra baktım ki siparişim kargoya verilmiş, yarın gelecekmiş.

Bu lafı kaç şirket söyleyebilir sizce? Yani Apple Store’dan alışveriş yaptınız ve ürünleriniz geliyor. Apple kalitesiyle üretilen ürünler size geliyor, işte müjde bu. Gerçekten mesajı aldığıma sevindim. Özellikle mikrofonu çok merak ediyorum. Yarın kargo bana teslim edilecek. Evet bu güzel bir haber benim için.

Dünyanın en değerli markalarından biri olmanın verdiği güven ve bu güveni sağlayan kaliteli hizmet ve ürünleriyle Apple. Apple kimilerince beğenilmez. Bu genelde telefonlarına olan kötü bakıştan dolayıdır. Oysa bir Mac, Mac OS, ipod, ipad çok kaliteli ürünlerdir. Ve gerçekten baştan savma olmaktan çok uzaktadır.

Bu yazıyı bir Mac Mini ile yazıyorum. Mac OS X’ten çok memnunum. Ayrıca yan ürün olarak sattığı Beats Audio kulaklıktan da çok memnunum. Kulaklık pahalı olabilir, hakkını vermeyebilir ama kesinlikle bir kalite eşiğinin üzerinde.

Kim müşterisine kargo gönderirken “Müjde! kargonuz geliyor” yazabilir. Aksi tepki alıp, “para verdik bir de gelmeseydi” diyebilir. Ama Apple bana bunu hiç düşündürmedi. Gelecek ipod ve Blue mikrofonumu düşününce yarın gelecek olması çok güzel bir haberdi.

Bu kendine güveni, ürünlerine güveni de 1-2 yılda sağlamadı Apple. Başlangıçtan beri ürünlerini kaliteli, sağlam ve bir sanat eseri gibi yaptı. Bravo Apple.

Fazlasını Oku

İçeriklerimi Lütfen Çalın

İçerik kopyalama sorununa şu yazıda değinmiştim. Keşke benim yazılarımı da birileri kopyalayıp yayınlasa. Daha çok kişiye ulaşabiliyor olsam. Benim ismim, blog adresim yer almasa da olur. Ne kadar çok ilgili insan okursa benim için o kadar iyi.

Google aramasında benden üstte de çıkabilir kopya içerik. Çünkü benim derdim trafik değil. Hem bildiklerimi ve düşündüklerimi bir kalıba sokmak ve ayrıca yeni şeyler öğrenmeye teşvik olmam. Trafik önemli değil derken şunu kastediyorum; yazılarıma ilgisiz biri bu blog’a girmesin. Kuru kalabalık olmasın. Yeter ki 10 kişi olsak da yorumlaşarak içeriğin değeriği artırsak.

1000 tekil olursa ben blogum, demek ki fikirlerim insanların ilgisini çekiyor derim ve bir sürü yorum gelir. Ama yoldan geçen 1000 kişiye hiç ihtiyacım yok. Hem benim istatistiklerimi bozacaklar, hem de kendi zamanlarını harcamış olacaklar.

Benim içeriklerimin tümünü çalabilirsiniz, bu benim için bir gururdur.

Fazlasını Oku

Teknoloji Her Zaman Kullanıcı Deneyimini Artırmaz

Yaşlı TeyzeHer yeni gelen teknolojinin, geliştirmenin hayatımızı daha da kolaylaştıracağına inanıyoruz. Halbuki gerçek hayatta bu böyle değil. Usta blogçumuz Mehmet Doğan‘ın bu konuda çok güzel bir örneği vardı. Biri sıfır bir Audi marka araba alıyor. Full + full dediğimiz cinsten. Arabanın kullanım kılavuzu da kendine yakışır şekilde bir kitapçık olarak değil DVD içerisinde geliyor.

Herkesin garajında veya evinin önünde DVD oynatıcı tabi ki yok. Ufak bir ayara bakmak için bile eve girip DVD’den bakmak durumundasınız. Şimdi burada kullanım kılavuzunun kitapçıktan DVD formata geçmesi teknolojik bir yenilik midir? Evet öyledir. Fakat kullanıcı deneyimi konusunda ilerleme sağlamış mıdır? Hayır, aksine deneyimi düşürmüştür.

Akıllı telefonlarda örnek verelim. Ben de bir örnek vermiş olayım 🙂
Orta yaşlı bir abimiz telefoncuya gider, telefon almak istediğini söyler ve önüne akıllı telefon seçenekleri sunulur. E moda bu, teknoloji bunu dayatıyor size. Ayrıca akıllı telefondan iddaa sonuçlarına da bakabiliyorsunuz. Abimiz alır telefonu ama o kadar özellik içinden mesajlaşma, arama, rehberde kişi bulma gibi fonksiyonları yerine getiremez. Çünkü rehber kısmı arayüze göre değişiklik gösterebiliyor.

Abimiz teknolojide büyük adım atmış ama adım attığı yer boşluk. İleri teknolojiye harcama yapmış ama bu kendine daha çok dert keder getirmiştir. Peki teknolojik ilerleme burada kullanıcı deneyimine iyi etki etmiş midir? Kesinlikle hayır. Böyle abileri kahvede görürüm, gelirler çok basit şeylerde kafaları karışmıştır, ama iddaa sonuçlarına da bakabiliyorlar.

Ben Kocaeli’de ikamet ediyorum. Şehir içi minibüslerinde Kent Kart geçerli. Para da veremiyorsunuz. Çok teknolojik kartı olanlar için bipp, geçiyorsunuz. Sonra doldurun, ne küsüratla uğraşın, ne para üstüyle. Ama il dışından gelen biri için aynı uygulama eziyet olabiliyor. Bakiyesi olan birinden kart basması isteniyor, bozuk para olmuyor vs…

Bir kitap ismi de zikredelim; “Teknoloji Kimin Umurunda?” okumayan çok şey kaçırır. Yazarımız Mehmet Doğan.

Fazlasını Oku

Garanti Ürün Geliştirme Teşekkürü

Bugün daha önce yayınlamış olduğum 2 yazıyı Twitter’da paylaştım. Daha önce paylaşmadığımı fark edince ben de paylaşayım dedim. Yazılar;

Yazı 1, Yazı 2

Bugün bana Garanti Ürün Geliştirme Birimi’nden telefon geldi ve teşekkür ettiler. Ben de beni itibar yönetimi için aradıklarını sandım, yazıları kaldırmamı falan talep ederler diye. Aksine ürün geliştirmede çok işlerine yaradığını söylediler ve teşekkür ettiler.

Bu şekilde bir yaklaşım beni ziyadesiyle memnun etti. Onları görüp birime iletebilirler tabi ama beni arayıp teşekkür etmeleri ayrı bir incelikti. Ne kadar SGK’lı olmadığım için kredi vermeseler de biraz daha sevdim Garanti Bankası’nı.

Teşekkürler Garanti.

Garanti Bankası

 

Fazlasını Oku

Webmasterlar’a Bunları Söylemeyin

webmasterBen kendimi bir Webmaster olarak görmüyorum ama genel itibari ile web programları ve siteleri yaptığım için bu unvana da hayır diyemem. Ama bazen öyle sorular, öyle klişe söylemler oluyor ki, insan “artık yeter” diyecek hale geliyor.

1) Bana da site açsana
Küçük, büyük, erkek, kadın her türlü kişinin söylediği cümlelerden biri. Yahu sana niye site açalım? Benim daha kişisel sitem yok, sadece yazdığım bir blog var. Bir de “açmak” derken akıllarında nasıl bir işlem varsa, bunu açmak ile ifade ediyorlar. Hayır efendim sana site mite yok. Bildiğin fabrikada çalışıyorsun, yazacak bir şeyin yok ama beni görünce hemen “bana da bir site açalım”. Kınıyorum sizi la.

2) Ortalama bir site kaça açılıyor?
Haydaa bu ilkinden daha tutarsız bir soru. Hadi ilkine yersiz bir espri dedik ama buna ne diyeceğiz? “Ortalama bir site”. Yahu bunun ortalaması yok ki. 50.000 TL’ye de olur 300 TL’ye de. Ben sana nasıl ortalama bir fiyat söyleyebilirim? Peşinden sormam gerekiyor, sitede ne olacak? sitenin amacı nedir? dinamik mi olacak? vs.. vs.. Ortalama site diye bir şey yok.

3) Bir site aç da girelim, admin yap
Benim en uyuz olduğum cümle bu. Ya git bir sürü site var. Milyonlarca site, gir birine, benim yaptığıma girince ne olacak? He bir de yöneticilik istiyorlar. Vay be o kadar büyük çapta bir site yaptım, seni de yönetici yapacağım. Yöneticilik külfet getirir. Sen IRC’den kalma “op” olmak mı sandın bunu? İstediğini kanaldan at, yönetici karizması yap vs.. Ben senin EGO tatminin için site açamam kusura bakma.

4) Bir Facebook sen de yapsana
Olum hasta mısınız nesiniz ya? Facebook yapmak bir nitelik mi? Başlangıçta Mark amcamız yapmış tek başına ama şu anki haliyle alakası yok. Ben nasıl tek başıma dünyanın en büyük sosyal networkünün bir klonunu yapayım? Salak mıyım, yoksa beni çok akıllı olarak mı görüyorsun, bilmiyorum.

5) Millet banka boşaltıyor, sen şu maaşa çalış
Haha, ne yapayım? Milletin parasını mı çalayım arkadaşım? O kadar kanun dışı iş varken sen ofisboy’san ben de işimi yapan bir programcıyım. Niye sonu olmayan işlere gireyim? Elalemin oğlu şurayı çökertmiş, şuradan milyarlar kazanmış vs.. Öncelikle “bana ne?” yani kanun dışı işler yapacak olsam bilgisayar ve İnternet en sonda gelirdi. Hem şöyle adamları övmeyin, benim gözümde zerre değerleri yok. Çok biliyorlarsa GitHub’dan Linux’un geliştirilmesine yardımcı olsunlar, ücretsiz bir yazılım yayınlayıp insanların hayrına iş yapsınlar.

6) Bir abinin oğlu vardı, şimdi Porsche’a biniyor
Valla kusura bakma ama ben o kadar yetenekli değilim. Ayrıca babasına da iş hanı almış bu arkadaş ve bireysel çalışıyor. Burada da bi kanun dışılık seziyorum ama neyse. Yahu o kadar tanıdığım programcılar, grafik tasarımcıları, proje uzmanları, girişimciler var. Onlar tekneyi zor yürütürken bu adamda nasıl bir yetenek veya bilgi var ki bu kadar servet ediniyor? Garip, belki de anlatan büyütüyordur.

Yani demem o ki; web sitesi yapan adamlara bu soru veya söylemlerle gelmeyin. Gerçekten sıktı artık.

Fazlasını Oku

Programcı Teyze Anlaşmazlığı

TeyzeBunu neredeyse bütün genç programcılar yaşamıştır. Özellikle mühendis falan değilseniz. Teyze gelmiştir, küçük oğlanın mesleğini sorar. Anne de “bilgisayarcı” der. Teyze keywordü almıştır. Hemen yapıştırır; “Bizim torun da oynuyor” diye. Bir teyzeye bilgisayarı anlatmak zor iştir. Biz başına oturuyoruz, “onun da kendi özellikleri var gençler eğleniyor” gibi bir düşünceleri vardır. Torunları falan o amaçla kullanırlar da o yüzden.

Teyze böle deyince “biz oynamıyoruz, program yazıyoruz” tarzı bir savunma mekanizması oluşur. Teyze de ekler “bizim çocuk da yazıyor ödev falan”. Bundan sonra daha ileriye gitmenin pek anlamı yoktur. İsterse işletim sistemi tasarımı yapıyor olun, çekirdek derleyin hayır, önemi kalmamıştır. Artık teyzenin gözünde  ofisboy tarzında bir izleniminiz vardır. İnat edip kodları açacak değilsiniz, bunu kimse yapmaz, teyze de anlamaz zaten.

Tabi eğer Bilgisayar Mühendisliği okuyorsanız durum değişir. Sonuçta mühendis olacaksınızdır. Yaşı başı almış teyze, amcalarımızın mühendislik makamına saygıları büyüktür, o yüzden sizi torunlarıyla, eltisinin çocuğuyla karşılaştırmaz.

Teyze ile çay için, börek, pasta, kurabiye yeğin ama bilgisayar konusuna pek girmeyin. İnsan kendini solitare’de oyun oynayan, wordpad’de bir şeyler yazıp çıktı alan biri olarak teyzenin aklına yerleşmiştir. Fazla sorgulamayın, bırakın size güzel bir kız ayarlasın.

Fazlasını Oku