Kamu Sektörü ve Başarısızlığa Hoşgörü

SecBegenAlKamuTarifesiKamu kurumlarından zaman zaman hepimiz şikayetçi olmuşuzdur. İşler yavaş yürür, sistem gider, kuyruk vardır, sıra bozulur vs.. Peki bu neden böyle olmak zorunda? Özel sektör firmalarında olabildiği gibi kamuda da az veya çok çalışan insanlar vardır. Bunun sebepleri görev tanımları, geleneksel iş yapış şekilleri veya işini savsaklama olabilir. Kesin bir şey varsa o da kamu sektöründe başarısızlığa olan hoşgörüdür. Ben kamuda da, özel sektörde de çalışmış biri olarak bunu görebiliyorum. Özel sektörde deadline olayı vardır. Eğer işi sarkıtırsanız size belli bir tepki gösterilmesi muhtemeldir. Eğer bu sürekli devam ediyorsa işinize son verilmesine kadar ulaşılabilen bir sürece gider.

Ben bir ilçe belediyesinin bilgi işlem biriminde çalıştım. Çok değil, 1 ay kadar. Yapabileceğim en doğru tespit şu; kimsenin acelesi yok. Gerçekten öyle saat 4 olmuşsa ve bir iş gelmişse onu yarına atabiliyorsunuz. Saat 5’e kadar yetiştirmenize gerek olmuyor, eğer iş başkan veya yardımcısının işi değilse. Bu ataletin önüne geçmek de mümkün değil. Eğer siz bu zinciri kırmaya çalışırsanız göze batarsınız.

Kamuda çalışan memurların iş akitlerine son verilmesi kolay bir olay değil. Eğer ayıp, yüz kızartıcı bir suç işlemezseniz en fazla başka bir yere tayin edilirsiniz. Taşeron çalışanlar için de pek fazla tehlike yok gibi. Kimse kimseden bir “yıldız” olmasını beklemiyor. Bir şekilde işlerin yürümesi yeterli. İnsanların devlete bakışları zannedersem bu davranışların temelindeki etken. Devlete sağlam kapı gözüyle bakılıyor genelde. Yoksa kimse çocukken “ben büyüyünce memur olacağım” diyerek memur olmaz.

Ha bunun dışında kamuda çalışan ve gerçekten çok yoğun çalışan arkadaşlarım da var. Bu kurumdan kuruma değişebiliyor. Ben genel anlamda tecrübe ettiklerimi yazıyorum sadece. Ben bilgi işlem bölümündeydim ve bir bilgi işlemcinin bilmesi gereken çoğu şeyi bilmiyordum. Yazıcı neden kağıt sıkıştırır, ağ bağlantım neden gitti, bilgisayarım çok yavaşladı gibi sorunlar benim cevaplayacağım şeyler değillerdi. Ben program yazarım, web sitesi yaparım ama diğer işler benim işlerim değil. 1 ay boyunca oturduktan sonra buranın bana göre olmadığına karar verdim ve işten ayrıldım. İnsan kaynakları bölümüne kısaca durumu özetledim. Onlar da “kimse sana bunları bilmen gerekiyor diye zorlayamaz” dedi. Asıl sorun oradaydı zaten. Ben işe yaramadığım bir yerde neden var olayım? Ve inanın bütün gün orada İnternet’te sörf yapmak oldukça sıkıcı.

İşten ayrıldığımda çoğu kimse bana “yahu niye çıkıyorsun, maaşın yatmıyor mu” diye serzeniş etti. Ama bu sürdürülebilir bir iş değil. Yarın iktidar değişir, kadroda azaltmaya gidilir ve ben kendimi kapıda bulurum. Ben 3 sene orada çalışsam körelirim. Daha sonra nasıl iş bulacağım peki? Asıl sorun insanların beklentilerinde yatıyor. Sabit ve aksamayan maaş, başarısızlığa gösterilen hoşgörü insanları rahat hissettiriyor. Bu da büyük bir anlamsızlık ve motivasyon eksikliği getiriyor. Belkide kamudaki ataletin sebebi de budur.

Özel sektörde performans değerlemesi sonrası prim veriliyorsa, düşük performansa da ceza gelmelidir. Burada cezadan kastım uyarı, bazı imkanlardan men gibi basit şeyler. Amaç insanları cezalandırmak değil. Cezanın buradaki anlamı yüksek performanslı çalışanlara gösterilen imkanların bazılarını kısmak olabilir. Bill Gates her yıl yüksek performanslı %10’u terfi ettirirken %10 düşük performanslı kitleyi de işten çıkarırmış. Bu da bir yaklaşım. Ne kadar doğrudur tartışılır.

İnsanların motive olması gerekir. Motivasyon yoksa ilerleme ve gelişme yoktur. Bu çoğu ataletin sebebi motivasyon eksikliğidir. Kişisel olsun, grup olsun.

Fazlasını Oku

Rüya Gibi Ofisler ve Neden Böyleler?

Rüya Ofis

Rüya gibi ofislerle ilgili sanırım daha önce çok şey okudunuz, gördünüz, arkadaş arası muhabbetini yaptınız. Özellikle teknoloji girişimleri bu konuda çok hevesli ve istekliler. Çalışanlarının çalışma ortamlarını bazen rüya diye tanımlayabileceğimiz bir hale getiriyorlar. Peki neden? Buna biraz sonra değineceğim. Öncelikle bazı şirketlerin çalışanlarına sunduğu imkanlara değinelim.

Şüphesiz Google bu konuda başı çekiyor. İnternet’in her alanında olduğu gibi Google bu konuda da iddialı. Ücretsiz yeme/içme, kütüphane, akvaryum, masaj odaları, hazırda bulunan doktorları, voleybol sahası ve bilardo masaları gibi imkanları ile çalışanlarını oldukça memnun ediyor gibi. Forbes dergisi bir araştırmasında ABD’de en çalışılabilir şirket olarak Google’ı belirlemiş. Bu gibi imkanların dışında Google çalışanlarına ücretsiz check-up imkanı ve 12.000 $’a kadar eğitim kredisi sunuyor. Hatta bunlarla yetinmeyip çalışma alanlarını yemek alanlarından 100 metre daha uzağa konumlandırmıyor. Gerçekten çok güzel imkanlar. Yahoo, Facebook gibi şirketler de bu konuda oldukça cömertler.

Son zamanlarda gelen bir haber Roche şirketindendi. Roche artık çalışanlarının işe gelme zorunluluğunu kaldırdı. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan da Yahoo aksi bir politika izleyerek zaten var olan uzaktan/evden çalışma imkanını kaldırdı. Bu konuda firmalar değişik politikalar izleyebiliyorlar. Roche’un yaptığı açıklama ise çok güzel. Çalışanların gözünde de Roche iyi bir firma olmak istiyor. Gerçekten de çalışanların gözünde iyi olan özellikle büyük bir firma, müşteri memnuniyeti konusunda da iddialı olur.

Şimdi gelelim şirketler çalışanlarına bu imkanı neden sunuyor sorusuna. Cevap aslında çok basit. Üretken akılları bünyelerinde tutabilmek için. Peki üretken akıl nedir? Üretken akıl bir işi sadece ey iyi yapan değil, şirketi fikirleriyle, iş yapış şekliyle ileriye taşıyan insanlardır. Bu insanları para ile bağlamak biraz zor olsa gerek. Çünkü bu tip insanlar daha farklı bir karaktere sahip oluyorlar. Özgürlük onlar için önemli. Görüşlerinin dinlenmesi, kendisine gereken saygının gösterilmesini isterler. Şirketleri büyüten, yenilikler getiren hem bu tip insan topluluklarıdır. Standart çalışan verilen işi yapar. Ama üretken akıl üretir, geliştirir, ileriyi görür.

Peki siz çalışanlarınız için ne gibi imkanlar sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Hayatımıza Şekil Veren Öncelikler

ÖnyargıAslında yazının başlığını “Hayatımıza Yön Veren Öncelikler” olarak belirleyecektim ama bu başlık daha uygun gibi. Hayatımızı nasıl yaşadığımızı, gelecekte ne olacağımızı, ne durumda olacağımızı belirler öncelikler. Mesela evlenme hayali ile üniversiteye başlayan birinden akademik bir başarı bekleyebilir miyiz? Çünkü onun önceliği evlenebileceği bir kız/erkek bulmak ve okulu bitirip evlenmek. Eğer işe gidip gelmek sizin için sıkıcı bir rutin ise, önceliğiniz paradır. Yok hayır işinizde başarılı olmak için çalışıyorsanız, yeni bir şeyler üretmek, doğru yönetmek için oradaysanız ve yaptığınız işten zevk alıyorsanız önceliğiniz daha başkadır.

Özellikle iş yaşamında bu ayrım çok önemli. Para kazanmak tabi ki her kişinin, her girişimin ihtiyacı olan şeydir. Çünkü var olmak için para lazım. Şöyle bir ayrım da var tabi ki; yaptığınız iş sizi tamamlıyor mu yoksa sadece para kazanmak için yaptığınız bir rutin mi? Bir şirkette çalışıyorsunuz diyelim ve kafanızda projeler var gerçekleştirmek istediğiniz. Burada önceliğiniz şirket değil sizin projeleriniz ise, hem siz hem de şirket hedefleri aynı değildir diyebiliriz. Eğer aynı yolda yürümüyorsanız bu pek olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.

Pratik hayatta da önceliklerimiz vardır. Mesela herkesin dilindedir “Bir telefona 3000 TL verilir mi?” diye. Eğer önceliğiniz o telefona sahip olmaksa verirsiniz. Telefona bu bütçeyi ayırmayan bir insan 100.000 TL’lik bir araba kullanıyor olabilir. Burada öncelik değişiyor sadece. Tahmin ediyorum kimse maaşında %50 oranında bir artışa “hayır” demeyecektir. Peki kazandığımız para önceliklerimizi değiştirir mi? Bunu ben de merak ediyorum.

Bu yüzden hayattaki önceliklerimize dikkat etmeliyiz. Fazla para harcadığımızda, işimizden memnun olmadığımızda, eğitimde başarısız sonuçlar aldığımızda önceliklerimizi değerlendirmemiz gerekir. Ben ne yapıyorum? Ne için yapıyorum? Geçindirmeniz gereken bir aileniz varsa çalışmak zorundasınız haliyle. Ama sırf %20 daha fazla para kazanacağım diye mutlu olmadığınız veya mutlu edemeyeceğiniz bir yerde çalışmayın, o işi yapmayın.

Öncelikler  önyargılara benziyor. Aslında hızlı karar almamıza yardım ediyorlar.

Fazlasını Oku

Basın Bültenleri ve Tanıtım Yazıları

Blog2012 yılından bu yana bu blogu yazıyorum. Özellikle son zamanlarda nerede bir etkinlik olsa, bana basın bülteni gönderiyorlar. Gerçekten katma değerli olanları yayınlamaya çalışıyorum. Zaten blogun günlük 30 tekili falan var, öyle çok ziyaretçili bir blog değil. Ama en azından o 30 kişiyi de bültenlerle, tanıtım yazılarıyla sıkmak istemiyorum. Hatta geçen tanıtım yazısı yayınlamam için teklif geldi. Ücreti mukabilinde tabi. Ama yazılara “advetorial” tarzı bir ibare eklemem yasaktı ve kabul etmedim.

Zaten insanların gelip beni yazdıklarımı okumaları benim için büyük lüks. Bu fırsatı nasıl siteyi çöp haline getirerek bu kitleyi de kaybederim? Blog üzerinden para kazanılabilir evet ama bu blogunuzun çizgisini bozmasın. Bazen basın bültenleri yayınlıyorum ve bunlardan ücret talep etmiyorum. Bir de bumerang network reklamları var, onlarda da zaten “advetorial içerik” ibaresi geçiyor. Yani taşın suyunu sıkmaya gerek yok. Günde 30 kişi yazdıklarımı okuyorsa bu benim için çok değerli. Bunu da kaybetmek istemem, kaybı ne olursa olsun.

Siz hala blog yazmıyor musunuz?

Fazlasını Oku

Okumaya Fazla Vakit Ayırmamak

086-1Son 1 yıldır blog yazılarım azaldı. Kendi kendime sordum neden böyle oldu diye. Eskiden günde 2 yazı yazdığım olurdu. Sonra dikkatimi çekti ki ne kadar az okuyorsam o kadar da az yazıyorum. Han bir laf vardır; “Yazdığı kitap, okuduğu kitaptan fazla” diye. Aynen öyle. Okumadan, düşünmeden yazı yazmak zor. Ama bir şeyler okudukça, izledikçe, yaşadıkça bunların birleşimi yeni fikirler ortaya çıkıyor. Ben genelde birçok disiplini içine alan yazılar yazmaya çalışıyorum. Bunun için de sürekli bir gelişim gerekiyor. Farklı dallardaki konuları okumak, araştırmak, üzerine düşünmek gerektiriyor.

Ben de bu vesileyle son bir yıldır en azından basılı kitaplar okumaya ara verdiğimi gördüm. Halbuki daha 2-3 ay önce çok güzel 5-6 tane teknoloji, bilişim, yönetim gibi alanlarda kitaplar satın aldım. Bunlara hiç başlamamıştım. Dün başladım bir tanesine “Google Nasıl Yönetiliyor?” diye bir kitap. Hem teknoloji, hem yönetim, hem de mühendislik alanlarını bir arada sunan bir kitap. Google’ı okuyunca bunlar olmak durumunda zaten. Kitabı henüz önerebilecek kadar okumadım ama giriş güzeldi.

Siz siz olun okumaya ara vermeyin. Makale, blog okumak da güzel ama basılı veya elektronik bir kitabı okumak ayrı bir şey. Kitabın bir öyküsü, gidişi, sonucu oluyor. Yeni düşüncelere, yeni soru işaretlerine yol açıyor. Kısa sürede tüketilen makale, blog yazılarından biraz farklı.

Okuyalım, okutalım.

Fazlasını Oku

Mobil Uygulama Pazarı ve Fırsatlar

Apple iPhone 5Bu yazıyı bu tarihte yazmış olmam size garip gelebilir. Evet mobil uygulama sektörü büyük gelişme içerisinde ve fırsatlarla dolu. Ama benim dikkat çekmek istediğim nokta yazılımcıların önündeki fırsatlar. Diyelim ufak bir oyun projeniz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Masaüstü bir yazılım yapsanız bunun kitlelere ulaşması zor ve zaman alıcıdır. Ufak bir fikri bir yazılıma dönüştürmek mobil platformlarda daha kolay ve efektif. Mesela telefonu sallayınca size iddaa sonucu veren bir uygulama fikri aklınıza geldi. Desktop uygulaması yapılması pek yerinde olmaz. Üstelik mobil cihazların özelliklerini de kullanmanız harika olur.

Bu yönden bakınca mobil uygulama pazarı geliştiriciler için büyük fırsat. Küçük ve basit düşünceler milyonlara ulaşabilir. Bunu diğer mecralarda yapmak pek de o kadar kolay değil. Kamera kullanabilirsiniz, GPS, Gyro sensörü vs.. kullanabilirsiniz. Bunları karışım yaparak uygulamanızın değerini artırabilirsiniz. Bu yüzden kararsız yazılımcılara önerim mobil uygulama pazarına girmeleri. Burada şanslarını denemeleri daha doğru olur. Ortaya bir yazılım çıkarmak daha kolay ve çabuk tüketilen bir mecradan bahsediyoruz.

Mobil uygulama pazarı fırsatlarla dolu, hadi gidin de mobil programlama öğrenin.

Mobil uygulamalarınız için dilerseniz indirme, dilerseniz yorum, dilerseniz de değerlendirme hizmetlerini 10 liradan başlayan fiyatlarla SadeceON’da bulabilirsiniz. Alanında uzman hizmet verenlerimiz sizler için android uygulama indirme sayısı arttırma konusunda yardımcı olabilir, istediğiniz yorumları yazabilir, istediğiniz kadar 5 yıldız değerlendirme gönderebilir. Siz de uygulamalarınızı yükselişe geçirmek için SadeceON’a gelin ve fırsatları kaçırmayın!

Fazlasını Oku

Beden Dili ve Yanlış Bilinenler

Beden DiliBeden dili, sözsüz iletişim aracıdır. Kişinin mimikleri, jestleri, vücut hareketleri iletişimdeki alıcı veya alıcılara sinyaller gönderirler. Bu konu hakkında birçok kitap, yazı, makale, site vardır. Beden dilinin öğrenilmesi önemlidir ama bunları öğrenmek demek beden dilimizi istediğimiz gibi kullanabileceğimiz anlama gelmez. Beden dilini okuyabiliriz ama yazamayız. Eğer yazmaya çalışırsak doğal hareketlerimizle bir çatışma yaşanır.

Beden dilini anlamak için öğrenin. Bir topluluğun önünde konuşuyorsanız ve bu kuralları uygulamak istiyorsanız çok zorlanırsınız. Sonuçta beden dilinizi değiştirmeye çalışsanız da hissettikleriniz, duygu durumunuza bedeniniz farklı tepkiler verebilecektir. Beden dili okunabilir ama yazılamaz diye düşünüyorum. Çünkü mimiklerimizi, duruşumuzu, hareketlerimizi doğallığın dışına çıkarırsak daha kötü sonuçlar olabilir. Bir kere bu büyük bir stres kaynağı olur. Kendinden emin, vermek istediği mesaja odaklanmış bir kişi zaten doğal olarak bunları beden diline yansıtacaktır.

Ben de bu konuyu ilk öğrendiğim zamanlar bazı basit kuralları uygulamaya çalıştım ama hüsranla sonuçlandı ve kendimi daha kötü hisettim. Bir mesaj veriyorsanız buna önce kendinizin inanması gerekir. Kendinizden emin görünmek istiyorsanız, kendinizden emin olmalısınız. Gözükmeye çalışmak yanlıştır. Hatta bunu yapmacık bir şekilde yaparsanız daha da negatif bir izlenim verirsiniz.

 

Fazlasını Oku

İnternet Girişimi ve Bir Web Sitesi Açmanın Farkları

İnternet SitesiBilirsiniz web sitesi yayına almak “web sitesi açmak” olarak da söylenegelir. Teorik olarak ikisi arasında çok büyük farklar yoktur. Ama nüanslar çok fazladır. İnternet girişimi, adı üzerinde bir girişimdir. Risk analizleri yapılır, odak grupları belirlenir, kullanıcı testleri, a/b testleri yapılır. İş modeli vardır ve gelir modeli bellidir. Web sitesi açıldığında arkadaşlara link gönderilir ve “takılın abi benim sitem” mesajları yazılır. Ne kadar acı bir durum.

Evet Facebook’da açıldığında arkadaş gruplarına söylendi fakat gelişimi kendi gücüyle oldu. Web sitesi sahipleri SEO makaleleri okur ve tavsiyelere bakarak çeşitli bloglara yorumlar yazılır. Teknoloji bloğunda yorum yapan birinin ismi “www.televizyonyaptirtr.com” olabilir. Öyle bir ifade görürseniz zaten o bir girişim değildir. Çünkü taşıma suyla değirmen dönmez. Alan adları da bu konuda size fikir verebilir. onlinefilimizlehd720p.com gibi adresler bana o kadar komik gelmişlerdir ki. Anahtar kelimeleri kullanacağım diye işin cılkını çıkarırlar.

Tabi girişiminiz varsa arkadaşlarınıza link gönderebilirsiniz ama bu genelde hiçbir işe yaramaz. Eğer proje viral etki ile yayılacaksa çok küçük bütçelerle iyi yerlere gelebilir. Doğası gereği viral bir etkisi olmayan projeler ise yüksek reklam oranlarına ihtiyaç duyar. İkisi de İnternet sitesidir aslında ama bu nüanslar ikisini farklı yerlere getirir veya getirebilir.

Fazlasını Oku

Google’ı Bir Kenara Bırakın

SEO“Sitem Google’da ilk sıralarda çıkacak mı?” sorusu, daha web sitesinin planı yapılmamışken sorulan bir soru haline geldi. En büyük yanlış anlaşılma aslında burada başlıyor. Google, web sitelerini doğru taktiklerle yapan siteleri üst sıralarda çıkarma gibi bir misyonu yükleniyormuş gibi. Aslında işin özü şu; Google, arama yapan kullanıcıya istediği şeyi vermek. İnternet’teki milyarlarca web sitesini indeksleyip bunlar içinden kullanıcının aradığı şeyi sunma gayretinde. Yani dünyanın bilgisini ulaşılabilir ve kullanılabilir hale getirmek.

SEO yani arama motoru optimizasyonu deyince akla teknikler bütünü geliyor. Türkiye’de durum böyle en azından. Yayınlanan kitaplar bile “meta description 150 karakterden kısa olmalı, title etiketi bilmem 45 karakterden az ya da çok olmalı sallıyorum, gibi şeyler söylüyor. Yurt dışında yayınlanan eğitimler, bloglar, kitaplar ise bu gibi ayrıntıların üzerinde durmuyor. Söylemiyor demiyorum, ama bir İnternet sitesini komple deneyim olarak görüyorlar. İngilizce biliyorum lanet olsun, oralardan alıyorum eğitimi.

Şirket Çalışanları
Şirket Çalışanları

Birçok firma kendine şunu sormalı; “istediğim arama ifadesinde ilk sırada çıkarsam bunu yönetebilir miyim?”. Eğer bir dönerciyseniz, günlük yapıp satabildiğiniz döner bellidir. Aniden müşterileriniz 5 katına çıksa, daha önceki kemik müşterileriniz bile gerek yavaşlıktan, gerekse kalite düşüklüğünden dolayı artık sizin müşteriniz olmaya son verebilir. Aynı şey istihdam oranlarında da böyledir. Bir tezgahta 5 kişi çalışabiliyorsa, siz oraya 10 adam koyarak eski performanstan da düşüş bir seviyeye gelirsiniz.

Yani demek istediğim o ki; önce kendi kapınızın önünü süpürün, ondan sonra çevre temizliğine ahkam kesin. Eğer hizmetim, ürünlerim kötüyse, gelen her yeni sipariş ya da iş memnuniyetsiz müşterilere gebe olur. Kural olmasa da şöyle bir tabir vardır; “1 memnuniyetsiz müşteri, 1 memnun müşterinin 10 katı müşteri kaybına neden olur”. O yüzden kapınızın önü ilk önce işiniz, sonra da İnternet’te bunu nasıl sunduğunuzdur. Önce kapı önü süpürülmeli.

İş YapışWeb sitesi bazı girişimlerin kendisidir. Yani site bir girişimdir. Ama çoğu durumda zaten var olan bir girişimin İnternet’teki yüzüdür, kanalıdır. Eğer işiniz sadece İnternet değil ise, iş süreçlerinizi, kalitenizi, müşteri memnuniyetini düşünün. İnternet’i yeni müşteri edinme, mevcut müşterilere daha katma değerli hizmetler sunmada bir kanal olarak kullanın. Web siteleri artık bir kartvizit değil. İçerisinde firmanızın harita ve konumu var, size yazabilecekleri formlar, sipariş formları var. Kullanıcılara video izletebilir, ses dinletebilir, hatta interaktivite ile fazlasını bile yapabilirsiniz.

Bu yazıda arama motoru optimizasyonu hakkında teknik bilgi yok. Arama motorları, sizin “bulunabilir” olmanızı sağlar. Tabi siz de teknik olarak “aranabilir” olmanız gerekir ki bu da işin teknik yönüne girer. Şu yazıda aranabilir olmak ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Arama motoru optimizasyonu sürekli devam eden bir dijital pazarlama yöntemidir. Sadece doğal arama sonuçlarını(yani reklam alınmayan sayfa başı 10 sonuç) kapsamaz. Google Adwords ile istediğiniz ifadede reklam bölümünde çıkmak için ücret ödeyebilirsiniz. Yani web sitenizin doğal arama sonuçlarında yükselmesini aylarca beklemenize gerek kalmaz. Eğer maliyet/kar oranı buna izin veriyorsa zaman kaybını önlemiş olursunuz.

Esnaf kafası artık öldü. İnternet’e açılacak kadar büyüdüyseniz, ki her işletme İnternet’te yerini almalıdır ve bu büyüklüğe zaten sahiptir, o zaman biraz profesyonel düşünün. İşinizi doğru yapıyorsunuzdur büyük ihtimalle, en azından öyle kabul edelim. İnternet’e de bunu doğru şekilde yansıtmanız gerekir. Hatta İnternet ile daha fazla olanağa, işinizi geliştirmeye, yeni müşterilere ulaşabilirsiniz.

Fazlasını Oku

D&R Kullanıcı Deneyimi ve Kullanılabilirlik Problemleri

Öncelikle belirtmeliyim bu kapsamlı bir kullanıcı deneyimi çalışması değildir. Sadece basit anlamda kullanıp karşılaştığım hata veya yanlışlardır.

D&R mağazalarında gezmeyi, kitaplara göz gezdirmeyi, not defterlerine, kalemlere bakmayı çok seviyor ve keyif alıyorum. İnternet sitelerinde daha önce hiç işlem yapmamıştım. Fakat bugün birkaç ürün sepete attım ve bu süreçte bazı problemler gözüme çarptı. Bunları ekran görüntüleri ile paylaşmak istiyorum.

1) Şifre Uzunluğu

İlk olarak söylemeliyim ki, şifre uzunluğunu limitlemek bence pek de hoş bir uygulama değil. Eğer kısa bir şifre belirlersem bu benim güvenliğim için kötüdür. Ama benim genelde kullandığım şifre 12 karakterli ise bunu şifre olarak belirleyebilmeliyim. Aşağıdaki görselde görebileceğiniz gibi “Maximum şifre uzunluğunu aştınız. Lütfen kısa bir şifre giriniz.” mesajını aldım. “Kısa” peki ne kadar kısa? İkinci kötü uygulama da bu. Şifremin uzun olduğunu söylüyor ama kaç karakter uzunluğunda olabileceği bir sır. Deneme-yanılma yöntemi ile bulmak zorundasınız.

Şifre Uzunluğu

 

2) Kitap Arama Sonucu

Aşağıda görebileceğiniz gibi “Finansçı Olmayanlar İçin Finans” kitabını aradım ve karşıma iki sonuç çıktı. Tabi İnternet nesli bunun neden olduğunu tahmin edebilir. Biri e-kitap, diğeri ise basılı. Peki hangisinin e-kitap olduğunu nasıl anlayacağım? Fiyatı ucuz olan mı? Bence bu her zaman geçerli bir durum olamaz. Kitabın iki versiyonu da satılıyorsa elektronik olanın belirtilmesi gerekir. Emin olmak için iki ürünün de detayına girip emin oldum.

Kitap Arama Sonucu

 

 

3) Sepete At – Satın Al Karmaşası

satin_al_sepet

Elektronik ticaret yapan sitelerde genel bir kural vardır. Bir sepetiniz vardır ve ürünleri bu sepete ekledikten sonra siparişinizi tamamlarsınız. İkinci alternatif ise “Hızlı Satın Al” tarzında, hemen satışa yönlendiren butonlar vardır ve bunlara basıldığında sepet olayına girilmeden satış formu ya da benzeri bir ekran gelir. Soldaki görselde görebileceğiniz gibi imleci üzerine getirdiğimde “SEPETE EKLE” metni çıkıyor. Burada kafa karıştırıcı bir durum var. Bu butona bastığımda sepete mi eklenecek, yoksa alışverişi bitiriyor muyum? İnsanların alıştıkları formatın dışına çıkılıyorsa bu açıkça yapılmalıdır. Çünkü bu butona bastığınızda “Ürün sepete eklendi” mesajı alıyorsunuz. Bu karmaşanın olmaması gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

4) Fiyatı Düşünce Haber Ver Bulmacası

Burada da mantık genelde olduğu gibi. Bir ürünün fiyatı düştüğünde bize haber vermesini talep ettiğimiz bir form. Buradaki gariplik şu; “Ne zamana kadar düşerse haber verelim” yazılı kutucuğa tarih giremiyorsunuz, saat giremiyorsunuz. Üç haneli bir sayı girmenize izin veriyor. Ben hala buradaki mantığı anlamış değilim. Merak ediyorum.

Fiyatı Düşünce Haber Ver

 

 

5) Alışverişi Sonlandırma

Burada D&R’ı suçlu bulmuyorum. Bu genel bir sıkıntı. Sepete gittiğinizde iki seçeneğiniz vardır. Siparişi sonlandırmak ya da alışverişe devam etmek. Bu ikisini ayıran bir sürü değişik ifade gördüm ama tam tutarlı bir yaklaşıma rastlamadım. İki terim de devam etmeyle ilgili. Sonuçta iki aksiyon da devam etmekle ilgili. Biraz düşündürücü olabiliyor.

Alışverişe Devam Et

 

 

Sonuç

Çok fazla detaya inmeden yaptığım bir gözlemde hiç de hafife alınmayacak kullanılabilirlik hataları gördüm. D&R markasına yakışmayacak nitelikteler.

Fazlasını Oku

İş Dışında Bilgisayar Kullanmamak

Bilgisayar2 Haftadır İstanbul’da çalıştığımdan akrabamda kalıyorum ve masaüstü bilgisayarım evde kaldı. Bu bir yazılımcı için kötü bir şey gibi gözükebilir ama bence bir sürü fırsat da yaratıyor. Mesela radyo dinleme, kitap okuma gibi etkinlikleri artırıyor. Sinemaya gidiyorum, erken yatıyorum ve benzeri bilgisayarsızlık alametleri.

Aslında akrabamda bir bilgisayar var ama ben hiç ilişmiyorum. Kullanma imkanım olmadığından değil, işten geldikten sonra başka konulara odaklanmak için kullanmıyorum. Evdeyken arkamdaki kütüphanemde bir sürü kitap beklerken hep bilgisayarda gereksizce oyalanırdım. İzlediğim güzel filmlerin bazı sahnelerini tekrar izlerdim. Biraz oyun oynardım vesaire.

Şimdi hayat daha güzel. Evde okunmayı bekleyen kitaplarım var ve okumak için de zamanım. Bu inandırıcı bir tavsiye olmayacak ama bazen bilgisayardan uzaklaşın. Evde kuzeninizle sohbet edin, 2 çay içmeye dışarı çıkın, bir dergi alıp okuyun.

İş dışında bilgisayara fazla vakit ayırmamak benim tarafımdan olumlu not aldı.

Fazlasını Oku

iPhone Gerçekten Statü Sembolü mü?

iPhone 6iPhone kullansın, kullanmasın çoğu kişinin dilinden düşmeyen bir ifade var “iPhone statsü göstergesidir” diye. Buna ne kadar katılırsınız bilmiyorum. Ama ben buna hiç katılmıyorum. Genel olarak Apple ürünleri, diğer rakiplerinin benzer ürünlerine göre daha yüksek fiyatlı. Dikkat ederseniz “pahalı” demiyorum. Şimdi iPhone ve diğer üst segment telefonların fiyatlarına bakalım. Teknosa’dan fiyatları almama izin verin.

Apple iPhone 6 16 GB => 2, 449 TL
Samsung Galaxy Note 4 => 2, 229 TL
HTC ONE (m8) => 2, 099 TL
LG G3 => 1, 669 TL
SONY EXPRIA z3 => 2, 299 TL

LG fiyat performans olarak güzel telefonlar üreten bir üretici. Diğer alternatiflerse fiyat olarak iPhone’a yakın konumdalar. Bir ürünün statü sembolü olması için fiyatının ciddi anlamda yüksek, ama aynı oranda performans verememesi gerekir. Aksi halde zaten fiyatını hak eden bir ürün olur. Apple App Store yüzbinlerce uygulama içermekte ve çoğu kaliteli uygulama sadece iOS platformunda satılmakta ya da diğer uygulama marketlerine daha geç düşmektedir.

Ayrıca Apple ürünleri donanım değil, deneyim satmaktadır. Bu deneyimi sınırlı donanım ve güçlü işletim sistemi ile birleştirmektedir. Ben iPhone 4 çıktığında ilk elime alıp haritalarda dolaştığımda dokunmatiği ve ekran kalitesi beni gark etmişti. “Ben de bundan istiyorum” demiştim. Çünkü akıllı telefon furyasının başını çeken bir telefon varsa o da iPhone’dur. iPhone alıp sadece Candy Crush oynayan kimse için bu telefon statü sembolü olabilir ama aynısını Galaxy Note 4 de yapan kişi de aynı statü sembolünü taşır.

iMac, Macbook, iPad, iPhone, iPod gibi ürünler gerçekten başarılı ve alanında lider ürünlerdir. Elimdeki iPad Mini’ye bakıyorum da, o kadar harika uygulama, ses kalitesi, stabil çalışması 700 TL gibi bir fiyat gerçekten komik. Fiyatlarını bilmesem ve iPhone ile ipad i elime alsam kesinlikle ipad’i seçerdim. Mükemmel multimedya uygulamaları, özellikle benim için müzik yapım uygulamaları harika.

Sonuç olarak iPhone gayet alınması mantıklı ve sadece statü sembolü olan bir telefon değildir. Kendi değildir ama bunu alıp da statü sembolü yapan kişiler vardır. Bunlar note 4 veya htc one m8 alarak da benzer statüyü yakalayabilirler. Verimli kullanmasını bilene bu tüm telefonlar iyi cevap verecektir.

 

Fazlasını Oku

İnternet Kötü Çocuk mu?

İnternetDünyada artık bir senede üretilen bilgi geçmişte bir asırda üretilen bilgiyi geçecek duruma geldi. Bunun da en önemli sebeplerinden biri bilgisayar sistemleri ve İnternet. İletişimin, bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bu dönemde nimet olarak görülmesi gereken İnternet, devlet büyükleri tarafından, aile büyükleri tarafından kötü işlerin yapıldığı bir ortam olarak düşünülmeye başlandı.

Evet İnternet telif hakları konusunda değişimler yarattı, her ortamda olduğu gibi kendi suç potansiyeli olan bir ortam. Fakat bunun sebebi İnternet mi? İnternet’te işlenen suçlar günlük hayatta yok da, insanlar İnternet’e girdiklerinde canavarlaşıyor mu? Bu tür soruların cevabı kocaman bir “Hayır”. Şuan Türkiye’de İnternet kullanıcı sayısı 35 Milyon. Taşrayı, yaş büyüklüğü ve küçüklüğü gibi durumları dışarı çıkardığınızda neredeyse toplum, yani sokaktaki insanların çoğu İnternet’te.

Bizim öncelikle bakmamız gereken sokaklar. Gerçek hayatta suç işlenmiyor mu? Evet, işleniyor. Karısını bilmem kaç defa bıçaklayan adam da İnternet’te, engelli bir kıza defalarca tecavüz eden insanlar da İnternet’te. Hayvanlara eziyet eden, çalan, gasp, darp eden insanlar da İnternet’te. Bu yönden bakıldığında bu kadar suçlu insanın İnternet’te melek olmaları mı bekleniyor anlamıyorum. Bu insanlar suça meyilli ise İnternet’te de suç işleyecektir ya da İnternet’i bu yönde kullanacaktır.

Eski başbakan Recep Tayyip Erdoğan Facebook için “pislik yuvası” tanımlamasını yapmıştı. Sokaklar düzeldi, her şey günlük güneşlik, sokakta suç yok da Facebook kendi kendine pislik yuvası oldu. İnsanların çok homojen bir şekilde üye olduğu bu tür bir platforma bunları demek, halka “pislik” demektir. Hayır efendim, suç işleme potansiyeli olan insan sokakta da suç işler, İnternet’te de. İnternet’i ve başlıca sosyal platformları kötü çocuk ilan etmek hiçbir şeye yaramaz.

Gidip marketten bıçak alan kişi bu bıçak ile ne yapacak bilemeyiz ama genelde ev gereci olarak alır ya da birine zarar vermek için. Siz her İnternet’e girene böyle bir suçlama yapamazsınız. İnsanların bu tür topluluklardan o kadar çok yarar gördüğüne şahit oldum ki, bu tür asılsız suçlamaları kesinlikle doğru bulmuyorum.

Aslında Facebook ile Twitter arasında çokbüyük fark var. Facebook, daha çok insanların tanıdığı kişiler ile iletişime geçtiği bir yer. Fakat Twitter’da insanlar çok hızlı örgütlenebilir. Zaten devletin korktuğu veya kaçındığı durum da budur. Bir etiketi takip eden herkes sokağa dökülebilir. Bu görece Facebook’un kullanım tarzı değildir. Bir sayfayı Facebook’da kapattırabilirsiniz ama Twitter’da etiketleri bu kadar kolay engelleyemezsiniz.

İnternet sunduğu olanaklarla yüzyılın en önemli buluşlarından biridir ve kontrol edemeyenlerin yasaklama, suçlama gibi saldırılarına maruz kalmaktadır. O kadar sunduğu iletişim kanalına, bilgi alışverişine, bilgi oluşumuna temel sağlayan bir platformun bu şekilde kirletilmesi çok yanlış.

Fazlasını Oku