Yaşam Boyu Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme aslına bir teknikler bütünü değil, bir disiplindir. Yani sürekli bir şeyler öğrenin demek hiç değildir. Mesleğiniz ile ilgili de olsa, her şeyi öğrenebilecek kadar kapasite ve zamanınız yok.

Beynin çalışma prensibi de bunu doğrular niteliktedir. Düşünsenize; okuduğunuz her kitabı ilk seferde ezberleseydiniz, baktığınız tüm futbol maçı skorlarını unutmasaydınız ya da kişi listesindeki tüm kişilerin telefon numaralarını ezberleseydiniz, beynin bu kadar çok veriyi olgunlaştırması, işlemesi, ilişki kurması daha maliyetli olmaz mıydı? Yabancı dilde bir kelime öğrendiğimizde de buna benzer bir süreç işler. Önce okuruz, sonra kullanırız, daha sonra da karşımıza tekrar tekrar çıktıkça bunu öğrenmiş oluruz.

Ön Yargılar

Beynimiz sadece öğrenirken değil, çıkarımlar yaparken de tasarruf yapar. Şöyle bir senaryo düşünelim; bir çay bahçesindesiniz ve karşınızda bir kadın var. Bu kadına bir şey soracaksınız. Görgü, üslup ve kültürünüz, bulunduğunuz ortam, kadının yaşı, nasıl giyindiği ve hatta ruh haliniz soracağınız sorunun şeklini değiştirecektir. Örneğin;

Pardon, burada sigara içiliyor mu?

Bu kadar değişkeni konu ettim. Tabi bunlara çok kısa bir sürede karar veriyoruz. Ama katmadığımız bir sürü değişken daha var. Bazıları;

  • Kadın Türk mü ve Türkçe biliyor mu?
  • Kadın buraya sürekli geliyor mu? Yani soracağımız soruyu bilme ihtimali nedir?
  • Kadın böyle bir diyaloğa girip size yardım etmek istiyor mu?
  • Kibar bir üslupla sordunuz, acaba bu soru karşıdaki insanda “benle ilgileniyor mu?” düşüncesi bırakacak mı?
  • Kadın konuşabiliyor mu? Yani duyma ve konuşma engelli olabilir mi?

Yukarıdaki muhtemel olasılıklardan belki onlarcası daha var ve bunları ihmal ettik. İşte bunlar meşhur “ön yargılar”. Evet, ne kadar “ön yargılarınızdan” kurtulun tarzı cümleler, kitaplar, yazılar varsa da beyin böyle çalışıyor. Ve bizi büyük bir yükten kurtarıyor.

Yaşam Boyu Öğrenme Disiplini

Bu yazıyı matematiksel.org web sitesinin şu makalesinden ilham alarak yazdım. Bu konuyu 10 kural ile açıklamaya çalışan Richard Wesley Hamming‘in çıkarımları çok yerindedir. Ten Simple Rules for Lifelong Learning, According to Hamming adlı blog yazısında bu 10 kural çok güzel özetlenmiştir. Ben böyle bir kural sıralaması düzeninde gitmeyeceğim. Sadece olguya odaklanacağım.

Hamming ilk kuralı, “öğrenmeyi öğrenmek” ile başlar. Aslında eğitimin varması gereken nokta burasıdır. Yanınızda her zaman bir eğitmen veya öğrenilecek şeyi sizden daha iyi bilen biri olmayacaktır. Aslında en geç üniversitenin ilk yıllarında bunu öğrenmeniz gerekir. Çünkü bu daha bir başlangıçtır. Yaşam boyu öğrenme için ilk adımdır. Bu yetiyi kazanamadıysanız yaşam boyu öğrenmeye çalışırsınız sadece.

Öncelikle temellere odaklanın. Öğrenilecek şeyler temelden yoksun ise havada kalacaktır. Bilgisayar programcılığından örnek vereceğim. Eğer bilgisayar programlama öğrenecekseniz yüze yakın alternatif programlama dili ile karşılaşırsınız. Bunların belirli bir öğrenim sırası ya da zorunluluğu yoktur. Ama bilgisayar programcılığında dillerden bağımsız olgular vardır. Mesela bir soruna nasıl yaklaşacağınız ve çözeceğiniz, hangi adımları atmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Buna algoritma deniyor. Tanımı;

Algoritma, belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematikte ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

Algoritmalar soruna göre değişir ama bu düşünce yapısına sahip olmak herhangi bir programlama dili öğrenmeden önce size kılavuz olur. Eğer bir programlama dili biliyorsanız ve temel algoritmaları bilmiyorsanız, ikinci programlama dili yerine bu yöntemleri öğrenmeniz daha kalıcı ve yararlı olacaktır. Üstelik programlama dillerinin bazıları gelişimini durdurabilir veya daha güncelleri yerini alır fakat algoritma bilgisi hem eskimez hem de programlama dilinden bağımsızdır.

Bilgi üretimi inanılmaz bir hızla ve ivme ile artıyor. Yani bugün bildiğimizi sandığımız şeyler yarın değişebilir, büyük ihtimalle güncellenebilir ve yanına yenileri eklenebilir. Yani bugün detaylıca öğreneceğiniz bir teknoloji 10 yıl sonra ölme evresine gelmiş olabilecektir. Bu yüzden temellerimizi iyi atmalı, eğer kullanmamız gerekiyorsa hızlıca öğrenip adapte olabilmeliyiz. Sırf boş zamanımız var diye bir şeyi en detaylı şekilde öğrenmek yerine, genel manada o konudaki temelimizi genişletebiliriz. Yani bir bilgisayara istediğiniz şeyi yaptırmayı öğrenmek yerine neler yaptırabileceğimizi öğrenmek daha mantıklıdır.

Eğer bilişim teknolojileri pozisyonunda işe yerleştirici konumunda olsam “neleri biliyorsunuz?” yerine “neleri bilmiyorsunuz?” sorusunu sormayı tercih ederdim. Bunu bir iş görüşmesinde adayken söylemiştim. Bana “ooo bilmediğimiz şeyleri sayarsak sabaha kadar sürer” demişlerdi. Hayır sürmez. Bilmediğimiz şeylerden kastım, ne işe yaradığını bildiğimiz ama henüz uygulamaya dökmediğimiz şeyleri kastediyorum. Çünkü öğrenmenin ilk koşulu bilmemektir. Bir kişi bir şeyi biliyorsa, ona o konuyu öğretemezsiniz. Bu doğru ya da yanlış bilgi olabilir, fark etmez.

Yukarıda “temel” yazarken kastettiğim “matematikte kötü, çünkü matematik temeli yok” cümlesindeki temelden farklı. Bir konu hakkındaki uzun süreli ve tecrübelerle sabitlenmiş pratiklerden bahsediyorum. Bir de “doğru bilgi”ye ulaşmak zordur. Bilimsel bilgide temel anahtar budur. Bilim adamları “şimdilik deney ve gözlemlerimizin bize gösterdiği budur” derler. Yani bilimsel bilgiler de yanlışlanabilir ve bu bilimin doğasında vardır. Bazen yanlış bilgi, doğru bilginin ortaya çıkması için mükemmel bir kıvılcımdır.

 

Yaşam Boyu Öğrenme” üzerine 3 yorumlar

  1. Ögrnmek cok güzel biseyde, keske okullarimizda da dogru seyleri ögretseler, bos bos konulari gösterip duruyorlar. hayat nasil yasanir, saglikli olmayi, parayla gecinmeyi vs. maalesef dünya capinda 3-4 ülke güzel okutuyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnsan mısınız? * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.