Bilgi Teknolojileri Çalışanı İşe Alım Teknikleri

Bilgi Teknolojileri çalışanı işe alımında nelere dikkat edilmeli ve bu konuda yapılan yanlışlar nelerdir, kendim bir çalışan olarak bu konulara değineceğim.

Sanayi devrimi başlangıcından uzun bir süre sonraya kadar insan kaynağı “gider” kalemi olarak görülüyordu. Daha sonra çalışanların beklenenden daha fazla değer yaratabileceği fikri ortaya atıldı ve bu uygulanarak doğruluğu görüldü. Böylece insan kaynağı artık “sermaye” olarak görülmeye başladı. Yani iyi eğitimli, işinde iyi bir çalışanı işi almanız, beklediğiniz minimum yararın üzerinde katma değer yaratabilir.

Ben son zamanlarda 2-3 tane Yazılım geliştirici pozisyonu için iş görüşmesi yaptım. Gördüm ki hala olay eski usul sorular, sıkıcı formlar, net ücret beklentileri çevresinde dönüyor. Benim görüşme yaptığım firmalar tam kurumsal olmasalar da “web tasarım” firması değildiler. İK sorumlusu geliyor, öz geçmişimdeki eski iş tecrübelerimi soruyor, ne yapıyordunuz? ne kadar ücret alıyordunuz? neden ayrıldınız? diye tekrarlıyor. Sonra içeri teknik diyebileceğimiz bir arkadaş geliyor, (genelde bu çalışacağınız birimin başındaki kişi oluyor) iş teknik kısma bulaşmaya başlıyor. Bazı teknolojilerden konuşuyoruz, “ama lazım olursa şunu da yapar mısınız” tarzında “her işe gelebilecek” adam aradıkları gerçeğini ifşa ediyorlar. Bu “her işe gelme” kavramını adaptasyon olarak inceleyeceğim. Ama benim bahsettiğim adaptasyonun bu biçimle alakası yok tabi ki.

Sonuçta ne ben onları tanıyabiliyorum ne de onlar beni. Fakat onlar genelde beni çok iyi tanıdıklarından eminler. Sorun da burada başlamıyor mu zaten? Her şeyden o kadar fazla eminiz ki. Benim onların beni tanıdıklarını sandıklarına emin olduklarını söylediğimde de bu geçerli.

Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta “en iyi” çalışanı bulmak değil, görüşme sırasında veya devamında karşılarındaki insanı daha doğru tanımaları. Bence bilgi teknolojileri çalışanının aşağıdaki konular üzerinden değerlendirilmelidir. Bunlar önem sırasına göre sıralı değil. Oval bir masanın etrafında oturan kişiler gibi eşitler.

 

Adaptasyon

Yukarıda “her işe gelen” terimini kullanmıştım. Firmaların en çok sevdiği özellik. Her işten biraz anlaması. Teker tokmak da olsa diğer projelere destek verebilmesi. Ama bu kesinlikle yanlış bir uygulama. Çalışan, çalıştığı konu, teknolojiler arasında hızlı hareket edebilmelidir. Yani React yerine VueJs kullanmaya karar verilirse, bu teknolojiyi hızlıca öğrenip adapte olabilmelidir. Front-end geliştirici bir çalışanın MS Excell’de bir makro yazması beklenmemelidir. Eğer bilgisi varsa yazar ama bunu öğrenmek için mesai ayırması yanlıştır. Kısaca çalışan kendi pozisyonu ve yakın konularda hızlıca geçiş yapabilmeli, gerekirse öğrenim için mesai harcamalıdır. Tabi bu çalışanın “kendi kendine öğrenebilme” yetisine sahip olmasını gerektirir. Bunu da inceleyeceğim.

Temel Bilgiler

İngilizce’de “foundation” olarak geçen, bir konu hakkındaki teknoloji bağımsız bilgileri kasteden “temel bilgi” den bahsediyorum. Mesela matematik. Herkes şöyle der “yazılımcının matematik bilmesi gerekir”. Evet çok doğrudur bu ama bunun tanımlanmış belli konuları yoktur. Matematik bilgisi iyi bir programcının yetenekleri çok fazla artacaktır. Algoritma geliştirme, soruna yaklaşım, insan-bilgisayar etkileşimi, kullanıcı deneyimi, kullanılabilirlik gibi konular programlama dili, geliştirme ortamı, hatta geliştirilen üründen bağımsız olarak dururlar. Yani bu bilgilere sahip bir çalışan konulara daha net bakar, daha hızlı çözüm üretir. Mesela ilişkisel veri tabanı tasarımını bilmemek bir eksiktir. Projede İVT kullanılmayacak olsa bile eksiktir. Eğer ekipteki kimse bunu bilmiyorsa ve yeni yaklaşımlar (doküman tabanlı) kullanılıyorsa kimse “bu veri seti için İVT daha iyi bir yaklaşım” demeyecektir.

Sonuç olarak bu tip temel teknoloji veya yaklaşımların bilinmesi çok önemlidir. Eğer çalışan yeni mezun ise ve belli temelleri varsa işe alınabilir. Çünkü gelişim temeller üzerinde olur.

Kendi Kendine Öğrenebilme

En geç üniversitelerin ilk yıllarında kazanılması gereken, bir olguyu öğrenmek için öğretmen veya formal bir eğitime gereksinim duymamak anlamına gelir. Şu yazımda bu konudan biraz bahsettim. Okul sürekli devam edemez veya yanınızda konuyu sizden daha iyi bilen biri olmayabilir ki olmaması çoğu zaman daha iyidir. Çünkü takıldığınız bir yeri size öğretmek yerine “yapmak” o kişi için daha mantıklıdır. Eğer yanınızda böyle biri varsa gelişiminize çok kötü etkileri olacaktır. Bir sorunla karşı karşıya kaldığınızda, onu çözebilmek için gerekli bilgileri kendinizin öğrenebilmesi gerekir. Belki en optimal yöntem olmaz yaptığınız çözüm fakat gelişiminiz için çok önemli ve öğreticidir.

Yabancı Dil

Evet bildiğiniz İngilizce. Türkçe içerikler ne yazık ki kaliteli değil. Eğer belli bir seviyeye gelmişseniz içeriklere “çöp” demek daha doğru olur. Kendi deneyimlerimle söyleyebilirim ki kaliteli içeriğe ulaşmak için teknolojinin ortaya çıkmasından sonra bir 4-5 sene kadar beklemeniz gerekir. Daha önceki yayınlar ya yardım dokümanlarının çevirisidir ya da güzel bir kitabın, konuyu anlamamış kişilerce yapılmış kötü çevirisidir. Bazen istisnalar olabiliyor ama genelde süreç böyle işliyor. Kullandığımız teknolojilere bakınca 4-5 yıl gibi süreler çok uzun. Yani biz iyi bir şekilde öğrenene kadar eskimiş veya büyük ihtimalle çok farklılaşmış olurlar. Bu yüzden İngilizce okuyup anlayabilin ki, iyi bir çeviriyi ya da kaliteli bir Türkçe yayını beklemek zorunda kalmayın.

Motivasyon Kaynağı

İnsanların çalışma hayatında en önemli itici etken motivasyondur. Peki motivasyonu nasıl sağlayacaksınız? Para, sosyal haklar, eğitim imkanları, iş tatmini? Firmanın motivasyon yöntemi ile kişininki aynı olmalıdır. “Kişisel Hedefler” başlığında da buna değineceğim. Motivasyon kaynağı para olan bir çalışan için işler daha kolaydır. %20 zam, yetmezse %50 zam. Bu çalışanı elinizde tutmanızı sağlar. Ama ne yazıktır ki üretken akılların para ile motive edilemediğini biliyoruz. Maaşı 5k ilen ona 10k teklif etmeniz, iş tatmini olmayan bir üretken akılı elinizde tutmaya yetmeyecektir. Firmanızın adım adım değil de koşarak büyümesini sağlayan da bu üretken akıllardır. Yani verilen bir görevi bitirip oturan değil, size yeni önerilerle gelen, yanlışlarınız varsa size bunları açıkça söyleyen insanlardır. Büyük firmaların hayal gibi ofisler kurmasının sebeplerinden biri de budur. Onları şımartmak için değil, daha fazla verim almak için bu olanakları sağlarlar. Üretken akılları bünyenize katmaya çalışın ama bilin ki onları maddi değerlerle elinizde tutmanız çok zordur.

Kişisel Hedefler

Kişisel hedefler. Herkesin hedefleri vardır değil mi? Çalışanların da şirketlerin de. Benim amacım olabildiğince para kazanıp hayalimdeki arabayı satın almak olsun. Ben işten eve geldiğimde freelance işler yaparak bu hedefe yaklaşmaya çalışıyorsam bilin ki ertesi gün uykulu gözlerle ofise geleceğim. Ne işte, ne de iş dışında şirketin menfaatini düşünmekten çok kendi hedefime ulaşmaya çalışacağım. Eğer şirket hedefleri ile çalışan hedefleri uyuşmuyorsa bırakın, hiç uzmanlıklara, mezuniyet derecelerine bakmayın. Orta ve uzun vadede kesinlikle sorun yaşayacağınız aşikardır. Eğer hedefler aynı ise o zaman bu çalışan size verimli olacaktır. Aksi takdirde sadece sıradan bir çalışan değil, verimsiz bir çalışan olacaktır. Belki de en önemli nokta burada. Hedeflerin uyuşması.

Merak

Ne alaka? dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bildiğimiz merak. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras. Bilimin gelişmesinde, teknolojide, felsefede en önemli olgu meraktır. Merak duygusu tatmin edilip öyle beklemez. Merak sürekli acıkır. Öğrendikçe daha çok meraklanırız. Daha sonra yine merakımızı gidermeye çalışırız. Bu sonsuz bir döngüdür. Biz bir şeyleri merak edip öğrenirken aslında çok önemli konuları bir çırpıda aşmış oluruz. Çünkü merak sınava çalışır gibi tatmin edilmez. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalmamızı sağlayacak derecede entelektüel bir uğraştır merakımızı tatmin etmek. Meraklı insanlarla çalışın, yalnız neyi merak edeceklerine kendileri karar verirler. Siz sadece bu süreçte kullanabildiğiniz şeylerle yetinmelisiniz.

Heyecan

Çalışan aradığınız pozisyondaki bir iş için heyecan duyuyor mu? Mesela bana ne kadar para verirlerse versinler, sürekli web sitesi yapma döngüsünden hiçbir zaman heyecan duyamayacağım. Ama makine öğrenmesi, derin öğrenme gibi konular üzerinde karın tokluğuna çalışabilirim. Heyecan da çok büyük bir motivasyon kaynağıdır. Hatta hedeflerimizin, meraklarımızın, beklentilerimizin anahtarı budur. Bunca şeyi tek tek analiz etmek yerine çalışanın aradığınız pozisyonda çalışmak için heyecan duyup duymadığına bakın. Çok kısa ve öz bir yoldur. Bence çoğu zaman da işe yarar.

Sonuç

Bu yazıyı yazarken kimi zaman şirket sahiplerine, kimi zaman çalışanlara, kimi zaman da İK profesyonellerine seslendim. Bunu bilinçli olarak yaptım. Çünkü doğru insanın, doğu işte istihdam edilmesi zor ve karmaşık bir süreçtir. Tarafların birbirlerini çok iyi anlaması gerekir. Tabi kendilerini de.

Fazlasını Oku

Yaşam Boyu Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme aslına bir teknikler bütünü değil, bir disiplindir. Yani sürekli bir şeyler öğrenin demek hiç değildir. Mesleğiniz ile ilgili de olsa, her şeyi öğrenebilecek kadar kapasite ve zamanınız yok.

Beynin çalışma prensibi de bunu doğrular niteliktedir. Düşünsenize; okuduğunuz her kitabı ilk seferde ezberleseydiniz, baktığınız tüm futbol maçı skorlarını unutmasaydınız ya da kişi listesindeki tüm kişilerin telefon numaralarını ezberleseydiniz, beynin bu kadar çok veriyi olgunlaştırması, işlemesi, ilişki kurması daha maliyetli olmaz mıydı? Yabancı dilde bir kelime öğrendiğimizde de buna benzer bir süreç işler. Önce okuruz, sonra kullanırız, daha sonra da karşımıza tekrar tekrar çıktıkça bunu öğrenmiş oluruz.

Ön Yargılar

Beynimiz sadece öğrenirken değil, çıkarımlar yaparken de tasarruf yapar. Şöyle bir senaryo düşünelim; bir çay bahçesindesiniz ve karşınızda bir kadın var. Bu kadına bir şey soracaksınız. Görgü, üslup ve kültürünüz, bulunduğunuz ortam, kadının yaşı, nasıl giyindiği ve hatta ruh haliniz soracağınız sorunun şeklini değiştirecektir. Örneğin;

Pardon, burada sigara içiliyor mu?

Bu kadar değişkeni konu ettim. Tabi bunlara çok kısa bir sürede karar veriyoruz. Ama katmadığımız bir sürü değişken daha var. Bazıları;

  • Kadın Türk mü ve Türkçe biliyor mu?
  • Kadın buraya sürekli geliyor mu? Yani soracağımız soruyu bilme ihtimali nedir?
  • Kadın böyle bir diyaloğa girip size yardım etmek istiyor mu?
  • Kibar bir üslupla sordunuz, acaba bu soru karşıdaki insanda “benle ilgileniyor mu?” düşüncesi bırakacak mı?
  • Kadın konuşabiliyor mu? Yani duyma ve konuşma engelli olabilir mi?

Yukarıdaki muhtemel olasılıklardan belki onlarcası daha var ve bunları ihmal ettik. İşte bunlar meşhur “ön yargılar”. Evet, ne kadar “ön yargılarınızdan” kurtulun tarzı cümleler, kitaplar, yazılar varsa da beyin böyle çalışıyor. Ve bizi büyük bir yükten kurtarıyor.

Yaşam Boyu Öğrenme Disiplini

Bu yazıyı matematiksel.org web sitesinin şu makalesinden ilham alarak yazdım. Bu konuyu 10 kural ile açıklamaya çalışan Richard Wesley Hamming‘in çıkarımları çok yerindedir. Ten Simple Rules for Lifelong Learning, According to Hamming adlı blog yazısında bu 10 kural çok güzel özetlenmiştir. Ben böyle bir kural sıralaması düzeninde gitmeyeceğim. Sadece olguya odaklanacağım.

Hamming ilk kuralı, “öğrenmeyi öğrenmek” ile başlar. Aslında eğitimin varması gereken nokta burasıdır. Yanınızda her zaman bir eğitmen veya öğrenilecek şeyi sizden daha iyi bilen biri olmayacaktır. Aslında en geç üniversitenin ilk yıllarında bunu öğrenmeniz gerekir. Çünkü bu daha bir başlangıçtır. Yaşam boyu öğrenme için ilk adımdır. Bu yetiyi kazanamadıysanız yaşam boyu öğrenmeye çalışırsınız sadece.

Öncelikle temellere odaklanın. Öğrenilecek şeyler temelden yoksun ise havada kalacaktır. Bilgisayar programcılığından örnek vereceğim. Eğer bilgisayar programlama öğrenecekseniz yüze yakın alternatif programlama dili ile karşılaşırsınız. Bunların belirli bir öğrenim sırası ya da zorunluluğu yoktur. Ama bilgisayar programcılığında dillerden bağımsız olgular vardır. Mesela bir soruna nasıl yaklaşacağınız ve çözeceğiniz, hangi adımları atmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Buna algoritma deniyor. Tanımı;

Algoritma, belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematikte ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

Algoritmalar soruna göre değişir ama bu düşünce yapısına sahip olmak herhangi bir programlama dili öğrenmeden önce size kılavuz olur. Eğer bir programlama dili biliyorsanız ve temel algoritmaları bilmiyorsanız, ikinci programlama dili yerine bu yöntemleri öğrenmeniz daha kalıcı ve yararlı olacaktır. Üstelik programlama dillerinin bazıları gelişimini durdurabilir veya daha güncelleri yerini alır fakat algoritma bilgisi hem eskimez hem de programlama dilinden bağımsızdır.

Bilgi üretimi inanılmaz bir hızla ve ivme ile artıyor. Yani bugün bildiğimizi sandığımız şeyler yarın değişebilir, büyük ihtimalle güncellenebilir ve yanına yenileri eklenebilir. Yani bugün detaylıca öğreneceğiniz bir teknoloji 10 yıl sonra ölme evresine gelmiş olabilecektir. Bu yüzden temellerimizi iyi atmalı, eğer kullanmamız gerekiyorsa hızlıca öğrenip adapte olabilmeliyiz. Sırf boş zamanımız var diye bir şeyi en detaylı şekilde öğrenmek yerine, genel manada o konudaki temelimizi genişletebiliriz. Yani bir bilgisayara istediğiniz şeyi yaptırmayı öğrenmek yerine neler yaptırabileceğimizi öğrenmek daha mantıklıdır.

Eğer bilişim teknolojileri pozisyonunda işe yerleştirici konumunda olsam “neleri biliyorsunuz?” yerine “neleri bilmiyorsunuz?” sorusunu sormayı tercih ederdim. Bunu bir iş görüşmesinde adayken söylemiştim. Bana “ooo bilmediğimiz şeyleri sayarsak sabaha kadar sürer” demişlerdi. Hayır sürmez. Bilmediğimiz şeylerden kastım, ne işe yaradığını bildiğimiz ama henüz uygulamaya dökmediğimiz şeyleri kastediyorum. Çünkü öğrenmenin ilk koşulu bilmemektir. Bir kişi bir şeyi biliyorsa, ona o konuyu öğretemezsiniz. Bu doğru ya da yanlış bilgi olabilir, fark etmez.

Yukarıda “temel” yazarken kastettiğim “matematikte kötü, çünkü matematik temeli yok” cümlesindeki temelden farklı. Bir konu hakkındaki uzun süreli ve tecrübelerle sabitlenmiş pratiklerden bahsediyorum. Bir de “doğru bilgi”ye ulaşmak zordur. Bilimsel bilgide temel anahtar budur. Bilim adamları “şimdilik deney ve gözlemlerimizin bize gösterdiği budur” derler. Yani bilimsel bilgiler de yanlışlanabilir ve bu bilimin doğasında vardır. Bazen yanlış bilgi, doğru bilginin ortaya çıkması için mükemmel bir kıvılcımdır.

 

Fazlasını Oku

Güvenilir Marka Uğur Soğutma

Bir markanın güvenilir olduğunu nasıl anlarsınız? Elbette bağımsız ve saygın test kuruluşlarının raporlarını takip ederek. Reklamlar ve promosyonlara aldanmayın, bir markanın ne kadar güvenilir olduğu ve müşteri memnuniyetini ne denli önemsediği, ancak sahip olduğu sertifikalar sayesinde anlaşılabiliyor. Bu bakımdan, Almanya merkezli GC Mark, Avrupa’nın en saygın denetleme ve sertifikalandırma firmalarından biri sayılıyor. Firmaların hammadde işlemesinden üretimine, paketlemesinden satışa sunulmasına dek pek çok farklı unsurunu uluslararası standartlara göre denetleyip değerlendiren bağımsız bir kuruluş olan GC Mark, dünyanın en saygın ve prestijli sertifikalarını veriyor. GC Mark sertifikasına sahip olan bir şirketin ISO 9001, IS0 10001, 2, 3, 4 standartlarına uygun üretim ve kalite kontrolü yaptığına, sürekli olarak gelişime açık bir üretim ve yönetim yapısına sahip olduğuna emin olabilirsiniz.

Dünyada sayılı şirketin sahip olduğu GC Mark Verified Customer Satisfaction (Kanıtlanmış Müşteri Memnuniyeti) sertifikasına sahip olan tek Türk şirketi, hâlihazırda sektörde 60 yılı aşkın bir deneyime sahip olan Uğur Soğutma. Müşteri memnuniyetine verdiği önemi Avrupa’nın en büyük bağımsız denetim kuruluşlarından biri olan GC Mark Verified Curstomer Satisfaction denetimini başarıyla tamamlayarak elde ettiği sertifikayla global düzeyde ispat eden Uğur Soğutma, böylelikle ürünlerinin kalitesi kadar tüketici deneyimine verdiği önemi de bir kez daha göstermiş oluyor. İki yıl boyunca Türkiye’de aynı sektördeki başka hiçbir markanın alamayacağı bu sertifika, Uğur Soğutma’nın müşterilerine vermiş olduğu değer ve önemi mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Uğur Soğutma, ürünlerinde GC Mark sertifikası amblemini kullanma hakkını da elde etmiş oluyor.

Diğer bir deyişle, Uğur Soğutma ürünlerinin kalitesi, global düzeyde bir kez daha tasdik edilmiş oluyor. Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasından ve bayilerinden satın aldığınız ürünlerden memnun kalacağınıza emin olabilirsiniz: Hem Uğur Soğutma, hem de GC Mark bunu garanti ediyor!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Yeni Nesil Girişimcilerin Gözardı Ettikleri Konular

Girişimcilğin Vikipedi tanımına bakalım;

Girişimci; ticaret, sanayi gibi alanlarda sermaye koyarak bir işi yapmaya girişen, kâr amacıyla riski üzerine alan kişidir. Girişimci mal ve hizmet üretebilmek için bütün üretim öğelerini en iyi koşullarda bir araya getirir. Kâr amacı güderek riski üzerine alır ve ihtiyaçları karşılamak için üretim öğelerini satın alır, bunları bir araya getirecek imkânı sağlar.

Bir süredir İnternet ekosisteminde sıkışmış bir kavram. Oysa girişimci kullanabildiği teknolojiler arasında sıkışıp kalmamalıdır. Mesela biri çıkıp “ben bitmeyen pil yapacağım” demeden önce temel fizik ve termodinamik yasalarına bakmalıdır. Yani bir girişimci atıktan enerji üretebilir, şarj sorununa çözüm bulabilir veya konsept bir cafe açabilir. Bu yüzden yeni nesil girişimcilerin bilmesi gereken temel konular vardır. Ben birkaçını yazayım;

  • Yüksek matematik
  • İstatistik
  • Temel fizik, elektrik ve optik fiziği
  • Temel elektrik ve elektronik
  • Temel biyoloji
  • Temel Kimya
  • Bilimsel düşünme disiplini

Girişimci bunların hepsini bilmek zorunda değildir tabi, fakat ne kadar bilirse fikirlerini gerçeğe dönüştürme şansı o kadar artar ve belli bir teknolojiye bağlı kalmadan daha geniş düşünebilir. Girişimci aşağıdaki konuları da bilmesi gerekir;

  • Vergi politikaları
  • Muhasebe
  • Finans
  • Maliyet muhasebesi
  • Menkul kıymetler yönetimi
  • Pazarlama
  • İşletme fonksiyonları
  • İnsan kaynakları

Bu kadar yazdıktan sonra ana fikre geri dönüyorum. Mesela geçenlerde bir survival kit (hayatta kalma) aracı düşündüm. Dahili bataryası olsun, deprem gibi afetler için yüksek ses çıkarabilirsin, radyo yayınlarını yakalayabilsin, GPS sinyallerini kullanabilsin hatta ateş yakabilsin diye düşündüm. Sonra bataryanın tekrar nasıl doldurulabileceği üzerinde düşündüm, güneş panellerini araştırdım, dinamo çalışma prensibini öğrendim. Saklanan enerjinin ne kadar verimli olabileceğini merak ettim. Ama bunlar elektrik fiziği ve son teknolojik uygulamalarını bilmeyi gerektiriyordu.

Herkes mühendis olmak zorunda değil ama yaşadığımız çevreyi, doğayı tanımadan, teknolojinin şuan neler yapabiliyor olduğunu bilmeden bu konularda çözüm üretmek çok zor. Girişimci gruplarında sürekli motivasyon, başarı öyküleri, başarılı girişimcilerin sözleri yankılanıyor. İnsanları girişimci olmaya güdüleyebilirsiniz. Fakat asıl nokta vizyon genişletmek. Bunu da temel bilimsel eğitim ile sağlayabiliriz.

Dünyayı anlamak yetmez onu değiştirmek gerekir.
Karl Marx

Fakat anlamadan nasıl değiştirebiliriz?

Fazlasını Oku