Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku

Hayatımıza Şekil Veren Öncelikler

ÖnyargıAslında yazının başlığını “Hayatımıza Yön Veren Öncelikler” olarak belirleyecektim ama bu başlık daha uygun gibi. Hayatımızı nasıl yaşadığımızı, gelecekte ne olacağımızı, ne durumda olacağımızı belirler öncelikler. Mesela evlenme hayali ile üniversiteye başlayan birinden akademik bir başarı bekleyebilir miyiz? Çünkü onun önceliği evlenebileceği bir kız/erkek bulmak ve okulu bitirip evlenmek. Eğer işe gidip gelmek sizin için sıkıcı bir rutin ise, önceliğiniz paradır. Yok hayır işinizde başarılı olmak için çalışıyorsanız, yeni bir şeyler üretmek, doğru yönetmek için oradaysanız ve yaptığınız işten zevk alıyorsanız önceliğiniz daha başkadır.

Özellikle iş yaşamında bu ayrım çok önemli. Para kazanmak tabi ki her kişinin, her girişimin ihtiyacı olan şeydir. Çünkü var olmak için para lazım. Şöyle bir ayrım da var tabi ki; yaptığınız iş sizi tamamlıyor mu yoksa sadece para kazanmak için yaptığınız bir rutin mi? Bir şirkette çalışıyorsunuz diyelim ve kafanızda projeler var gerçekleştirmek istediğiniz. Burada önceliğiniz şirket değil sizin projeleriniz ise, hem siz hem de şirket hedefleri aynı değildir diyebiliriz. Eğer aynı yolda yürümüyorsanız bu pek olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.

Pratik hayatta da önceliklerimiz vardır. Mesela herkesin dilindedir “Bir telefona 3000 TL verilir mi?” diye. Eğer önceliğiniz o telefona sahip olmaksa verirsiniz. Telefona bu bütçeyi ayırmayan bir insan 100.000 TL’lik bir araba kullanıyor olabilir. Burada öncelik değişiyor sadece. Tahmin ediyorum kimse maaşında %50 oranında bir artışa “hayır” demeyecektir. Peki kazandığımız para önceliklerimizi değiştirir mi? Bunu ben de merak ediyorum.

Bu yüzden hayattaki önceliklerimize dikkat etmeliyiz. Fazla para harcadığımızda, işimizden memnun olmadığımızda, eğitimde başarısız sonuçlar aldığımızda önceliklerimizi değerlendirmemiz gerekir. Ben ne yapıyorum? Ne için yapıyorum? Geçindirmeniz gereken bir aileniz varsa çalışmak zorundasınız haliyle. Ama sırf %20 daha fazla para kazanacağım diye mutlu olmadığınız veya mutlu edemeyeceğiniz bir yerde çalışmayın, o işi yapmayın.

Öncelikler  önyargılara benziyor. Aslında hızlı karar almamıza yardım ediyorlar.

Fazlasını Oku

Basın Bültenleri ve Tanıtım Yazıları

Blog2012 yılından bu yana bu blogu yazıyorum. Özellikle son zamanlarda nerede bir etkinlik olsa, bana basın bülteni gönderiyorlar. Gerçekten katma değerli olanları yayınlamaya çalışıyorum. Zaten blogun günlük 30 tekili falan var, öyle çok ziyaretçili bir blog değil. Ama en azından o 30 kişiyi de bültenlerle, tanıtım yazılarıyla sıkmak istemiyorum. Hatta geçen tanıtım yazısı yayınlamam için teklif geldi. Ücreti mukabilinde tabi. Ama yazılara “advetorial” tarzı bir ibare eklemem yasaktı ve kabul etmedim.

Zaten insanların gelip beni yazdıklarımı okumaları benim için büyük lüks. Bu fırsatı nasıl siteyi çöp haline getirerek bu kitleyi de kaybederim? Blog üzerinden para kazanılabilir evet ama bu blogunuzun çizgisini bozmasın. Bazen basın bültenleri yayınlıyorum ve bunlardan ücret talep etmiyorum. Bir de bumerang network reklamları var, onlarda da zaten “advetorial içerik” ibaresi geçiyor. Yani taşın suyunu sıkmaya gerek yok. Günde 30 kişi yazdıklarımı okuyorsa bu benim için çok değerli. Bunu da kaybetmek istemem, kaybı ne olursa olsun.

Siz hala blog yazmıyor musunuz?

Fazlasını Oku

Okumaya Fazla Vakit Ayırmamak

086-1Son 1 yıldır blog yazılarım azaldı. Kendi kendime sordum neden böyle oldu diye. Eskiden günde 2 yazı yazdığım olurdu. Sonra dikkatimi çekti ki ne kadar az okuyorsam o kadar da az yazıyorum. Han bir laf vardır; “Yazdığı kitap, okuduğu kitaptan fazla” diye. Aynen öyle. Okumadan, düşünmeden yazı yazmak zor. Ama bir şeyler okudukça, izledikçe, yaşadıkça bunların birleşimi yeni fikirler ortaya çıkıyor. Ben genelde birçok disiplini içine alan yazılar yazmaya çalışıyorum. Bunun için de sürekli bir gelişim gerekiyor. Farklı dallardaki konuları okumak, araştırmak, üzerine düşünmek gerektiriyor.

Ben de bu vesileyle son bir yıldır en azından basılı kitaplar okumaya ara verdiğimi gördüm. Halbuki daha 2-3 ay önce çok güzel 5-6 tane teknoloji, bilişim, yönetim gibi alanlarda kitaplar satın aldım. Bunlara hiç başlamamıştım. Dün başladım bir tanesine “Google Nasıl Yönetiliyor?” diye bir kitap. Hem teknoloji, hem yönetim, hem de mühendislik alanlarını bir arada sunan bir kitap. Google’ı okuyunca bunlar olmak durumunda zaten. Kitabı henüz önerebilecek kadar okumadım ama giriş güzeldi.

Siz siz olun okumaya ara vermeyin. Makale, blog okumak da güzel ama basılı veya elektronik bir kitabı okumak ayrı bir şey. Kitabın bir öyküsü, gidişi, sonucu oluyor. Yeni düşüncelere, yeni soru işaretlerine yol açıyor. Kısa sürede tüketilen makale, blog yazılarından biraz farklı.

Okuyalım, okutalım.

Fazlasını Oku