Insparkus Vizyon Deneyimi

Insparkus, interaktif bir kariyer danışmanlığı sistemi. Belli soruları yanıtlıyorsunuz, sonra koçunuz değerlendirme yazısını size iletiyor. Aşağıda Insparkus Vizyon eğitimi ile ilgili deneyimlerim var;

Ne Bekledim Ne Buldum?
İlk eğitime başvurduğumda bunu birçok kez kötü deneyim yaşadığım kişisel gelişim kitaplarına benzer öğütler içeren bir video eğitim seti zannetmiştim. Öğütler bazen iyi olabilir ama en önemlisi beni sonuca götürmeleri değil, o yola giderken neler yapacağımı kararlaştırmam için bana sorduğu sorular olur.

Insparkus Vizyon eğitimine başladığımda interaktif bir ortam karşıladı. Şunu bunu yapın diyen bir eğitimci yoktu. Bana sorular soruyordu, daha önce hiç sormadığım şekillerde.

 

Yöntem
Insparkus Vizyon eğitimi, hatta buna eğitim değil, terapi de denilebilir, bana kendime hiç aklıma gelmeyen soruları sordu ve düşünmeye sevk etti. “Kendinizi 10 yıl sonra nerede görüyorsunuz” gibi klişe sorular da değildi. Özellikle adımların birbirinden soyutlanması çok yerindeydi. Doldurulacak koca bir form gibi algılamamı önledi.

 

Değerlendirme
Insparkus Vizyon eğitimi isminin hakkını veren bir eğitim aktivitesi. İstediğiniz hedeflere ulaştınız, o anda neler yapıyorsunuz gibi sorular geldi. Bu düşünce yapısı çok farklıydı. Bana neleri yaparak buraya gideceksin demiyordu. Aksine “hedefine ulaştın, çevrene bak” diyordu. Neredesin, ne yapıyorsun? Bu piyangoda büyük ikramiyeyi kazanınca yapılacakları düşünmek gibiydi. Ama bana piyangoya katılmamı da bilinçaltında tetikliyordu. Katılmazsan kazanamazsın, kaybedemezsin de.

Bazı bölümler canımı sıktı. Sadece sesten ibaret konuşmacı bana gözlerimi kapamamı, nefes egzersizi yapmamı söyledi. Bu tür şeylere hep önyargılı olmuşumdur. Zaten koçum da bunları tek tek okumuştur, kendisine de ilettim.

Sorular çok önemlidir. Bir cevap yeni bir soru getirmiyorsa tam bir cevap değildir. Insparkus Vizyon eğitimi bana cevap vermedi. Ama bir sürü soru ile baş başa bıraktı. Bu sorular çok değerlidir. Bu soruları kendime sorduğum için çok keyiflendim. Sordukça Insparkus’a daha samimi oldum.

insparkus

 

Koçun bana yanıtı sanırım 4 ila 5 gün arası bir sürede geldi. Cesaretlendirici ve dikkat çekiciydi. Özellikle rahatsızlığım üzerinde durması kişiye özel bir değerlendirmeden geçtiğimi hissettirdi.

Teşekkürler Insparkus

Fazlasını Oku

Doğru Bilinenler ve Müşteri

Computer-user--woman--shocked--surprised--laptop---26035859Çoğu zaman doğru bildiklerimizle müşterilerimizin istekleri birbirini tutmaz. Ben bunu web sitesi yapımından yola çıkarak inceleyeceğim.

Ben ne çok iyi bir programcıyım ne de iyi bir işletmeci. Bir pazarlama uzmanı da değilim ama bu üçü özelliğin bende harmanlanması gerektiğini düşünür ve ona göre kendimi geliştiririm. Bu “abi alıyor sigarayı ağzına monitöre bakmadan kod yazıyor” insanlarını hiç anlamamışımdır. Müşteriler çok beğeniyle anlatırlar. “Bizim bir arkadaşa bir değişiklik söyledim, bana bakarak kod yazdı, sorunu çözdü, lakin çalıştığı için zamanı yok”. Bunu daha bugün duydum.

Benim kesinlikle böyle bir hayalim olmadı. Nasıl yapılır hiç de merak etmedim. Ben olaya toptan baktığım için ufak ayrıntılar beni boğuyor. “Şurası sarı olsa?”. Tamam sarı olsun, isterse kırmızı olsun ama bu bizim çalışmamızın merkez noktası olmasın. Sen ticaret yapacaksın, ben de web siteni yapacağım. Yok kenarlar oval olsun, arka planda doku olsun vs.. Bunlar sitede satışa yönlendiren etmenler mi? Oval kenarlı ürün kutucuğu insanı satın almaya mı güdüler?

Önce trafiğine bakalım. Hedef kitleni belirleyelim. Ona göre reklam bütçesi ayır, sonra da sipariş adımlarına bakalım, anlaşılmayan ya da zor anlaşılan yerler var mı? Satış sonrası destek senin işin. Ama onu da düşünmek zorundayım. Geri iade prosedürlerini de ben programlayacağım.

confusedAma detaylarda o kadar boğuluyoruz ki. SEO çalışması yapmadan önce yapacağımız belki yüzlerce düzenleme var. Bir yandan tanıtım, satış, reklam konusunda planlamalar yapılmalı. Web sitesi her zaman bir araçtır. Ticari işletme için satış kanalı, mobilyacı için tanıtım ve sanal kartvizit alanı, Facebook için insanların iletişimde kaldıkları bir ortam yapıyoruz.

Elinde çekiç olan her sorunu çivi olarak görür. İnternet her şey değildir. Bir platformdur, bir kanaldır. Ne içinde kaybolmalı ne de gözardı etmeliyiz. Her müşterinin kafasında bak şu site gibi yapalım diyenler var. Yahu bana boş kafayla gel. Sen bana siteyi ne amaçla kullanacaksın ondan haber ver. Ben senin işinde, iş süreçlerinde ne gibi iyileştirmeler yapayım onu düşüneyim. Bir mobilyacının fantezisini gerçekleştirmek için site yapmayalım. Mobilyalarını listeleyelim, istersen satış yap, ya da sadece adresini koy. Benden sabah işe geldiğinde Karadeniz Müziği dinlemek için sitesine radyo koymamı söyleyen özel yurt sahibi oldu. Bu nasıl bir mantalitedir böyle?

Siteler amaç değil, araçtır. Sizin beğendiğiniz gibi olmak zorunda değildir. Ben siteyi aslında müşteriye değil, kullanıcıya yapıyorum. İnternet hakkında hiç fikrin yok ama web sitesi için uçuk fikirlerin var. Anlam veremiyorum. Bir site güzel olmak zorunda da değildir. Güzellik görecelidir. 10 sene önce Apple’ın sitesine bakın, şimdi yapan olsa leş gibi derler. Yani bunun bilimi yoktur. Ama kullanılabilirliğin, kullanıcı deneyiminin hesabı, kitabı, araştırması vardır. Ve müşterim üzgünüm ki sen bunları bilmiyorsun, haberin dahi yok.

Fazlasını Oku

Mental Model İle Uyuşmayan Arayüzler

Mental ModelMental model kısaca kullanıcının kafasındaki bir işin nasıl yapılacağı düşüncesidir. Mesela bif foruma girdiğinizde mesaj yazmak için üye olmanız gerektiğini bilirsiniz. Alışveriş sitesinde sepete eklemeyi, sonra adres bilgilerini verip ödemeyi yapmayı beklersiniz. Bunlar kullanıcının mental modelidir. Yani “bu nasıl çalışıyor?” sorusunun cevabıdır.

Kullanıcı arayüzü tasarlarken en çok dikkat edilmesi gereken şeydir. Burada grafik tasarımdan bahsetmiyorum. Bir işlevi tasarlarken kullanıcıların bunu nasıl algılayacaklarını da düşünmelisiniz.

Geçenlerde android telefonuma bir e-dergi indirdim. Adigo programı vardı döküman görüntüleyici, neyse açtım. Sola çektim, sola çektim ama hareket yok. Elimi rastgle salladım acaba dondu falan diye, bir baktım sayfa değişti. Sonra sayfa değiştirme için kolay algılanabilen şekilde yavaşça çektim ama olmadı, sayfa değişmedi. Meğerse ekranın sağına tıklayınca sayfa ileri, soluna tıklayınca geri gidiyormuş. Ama o an benim kafamdaki o değildi. iPad’den alıştığım şekilde yapmaya çalışıyordum.

En sonunda doğru yolu fark ettim. O da daha önceki bir programdan deneyimim sayesinde oldu. Burada yanlış olan ne? İlla benim bildiğim gibi mi yapsalardı? Tabi ki hayır. Ama program ilk kurulduktan sonra bana sayfa geçiş ipuçlarını gösterebilir. Kaydırdığımda da uyarı verebilir. En önemlisi kaydırma efektini de ekleyebilirdi. Online kataloglar falan da aynı çevirme efekti ile oluşturulur. iBooks keza sayfa çevirme efekti sunar.

Online AlışverişKullanıcı bu şekilde daha iyi kullanır diye diretirseniz yönteminiz mevcut alışkanlıklardan daha iyi ve öğrenilebilir olmalıdır. Öğrenebilir demek, öğretme ihtiyacı doğurmaz. Sezgisel yollarla, yani eski tecrübeleri ile sizin arayüzünüze adapte olabilir. Sonuçta koskoca ofis programını öğreniyor insanlar. Gerçek hayatta, özellikle rekabetin git gide arttığı bir durumda insanlar vakitlerini harcamazlar.  Kullanıcı işini bitirip siteden çıkmak ister, sizin arayüzünüzü öğrenmeyi değil.

Fazlasını Oku

Title Tagı ve SEO

Title adı üzerinde “başlık”tır. HTML dosyasında <head></head> etiketleri arasına yazılmalıdır. Title etiketi sayfanın başlığını içerir. Burada girilen metin tarayıcı başlığı olarak veya açık sekme üzerinde gözükür. MOZ‘dan aldığım bir görselle bunu pekiştirelim;

title-tag-browserGörüldüğü gibi SEO konusunda olduğu kadar kullanıcı deneyimi açısından da önemlidir. 5 tane sekme açıldığını düşünün. Sizin sitenizin başlığı sekme üzerinde yazacaktır.

Title etiketi önemlidir. Hem SEO açısından hem de kullanıcı deneyimi bakamından. Siz spor malzemeleri satan web sitenizin title etiketine “Ana Sayfa” yazarsanız bu çok yanlış olur. Ne demek bu? “Ana sayfa”. Neyin ana sayfası, hangi sitenin veya hangi ürünün sayfası?

İşte SEO yani optimizasyona en güzel örnek. Nasıl olmalıdır? Seçenekler var ama genelde şunlar olur;

  • Sayfa Adı | Site Adı
  • Site Adı | Sayfa Adı
  • Site adı | 5-10 keyword

Ben ilk kullanımı tercih ediyorum. Kullanıcılar artık sekmeli tarayıcılar kullanıyorlar ve bu sekmeler arttıkça okunabilen sayfa başlığı metni de. Şimdi ilk olarak site ismi vermek kullanıcıyı bir sürü siteden ayırır. Ama bu pek pratik değil. En iyisi favicon kullanıp sitenizi belli etmek, sonrasında da “Sayfa Açıklması | Site adı” şelinde kullanım.

SEO açısından bakmaya devam edelim. Şimdi SEO arama motorunu kandırmak değildir. Bu yüzden sattığınız her ürünü title etiketine de yazayım derseniz yanlış olur. Orası başlıktır. Her eklenen kelime, harf diğerlerinin değerini düşürür. Yani ne kadar çok koyarsam o kadar çıkarım diye bir şey yok. En azından otoriteler bu şekilde düşünüyor, popüler web sitelerinin de başlıklarına bakın, benzer örnekler görürsünüz.

Yani on tane küçük pankart yerine kocaman bir bayrak çıkarmak gibi. Sitenizi bir cümle ile özetlemelisiniz. Korkmayın, Google başlık ve site içeriklerini birleştirerek sonuçlarda gösterir. Yani “spor ayakkabısı” kategori sayfanızın gözükmesi için bunu her sayfanın title etiketine koymayın.

Kullanıcı yönünden bakınca da yazacağınız ifadeler istikrarlı olsun. Mesela “Erkan Spor | Spor Malzemeleri Satışı” gibi. İletişim sayfasında da bu kuralı bozmayıp “Erkan Spor | İletişim” olarak gidin.

Ama unutmayın ki orası Google için yapılmamıştır. Kullanıcılarınız için yapılırlar. Siz SEO performansı için sadece düzenleme yaparsınız.

Fazlasını Oku

Türkiye 103.sü İlk Soruda Elendi

Bu başlığı direkt Youtube’den aldım. Kenan ışığın sunduğu kim milyoner olmak ister yarışmasında ilk soruda elenen talihsiz Türkiye 103.sü kızın dramını anlatıyor. Videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz, zaten çok kısa. Sonra üzerinde düşünelim.

“Bilgi” kolay elde edilen bir şey değil. Bilgiyi bu şekilde sınamak da yanlış. Zeka aramıyoruz, hepimiz biraz da olsa zekiyiz. Bu yarışmayı düşünün, 1 ay sonra siz yarışmaya katılacaksınız, ne okurdunuz? Ne izlerdiniz veya dinlerdiniz? Sanat tarihi mi? Türk edebiyatı mı? Yoksa ansiklopediyi rastgele açıp bölümler mi?

Yapacak hiçbir şey yok. Bu yarışma bilgi yarışması değil. Bu yarışmada şans olgusu çok önemli. Aynı tavla gibi. Satrançta ise böyle değildir. Kişi yenildiğinde yenilmiştir ve sorumluluk tamamen kendindedir. Ama son 5 yılda geçtiğimiz 100 yılda elde ettiğimizden daha fazla veri üretiyoruz. Verileri de anlamlandırıp bilgiye dönüştürüyoruz.

Tavla için “olasılık oyunu” derler. Kısmen doğru. Bir taşı en az kırılma olasılığı olan bölgeye oynatırız. Bazen taşı kırdırmak için bunu bilerek yaparız. Bu gibi olasılıkları düşündükten sonra, ki bu zaten “tavla oynamak” oluyor, geriye şans kalıyor. Mars olabilecekken atılan üst üste dört defa çift atıldığını gördüm. Biraz tavla bilgisi olan birinin şansı çok iyi oldu mu hiçbir usta onun karşısında duramaz. Belki onun şansını en az kayıpla defeder ya da kendi şansı döner de üstünlük kurmaya başlar.

Türkiye 103.sü ne demek? Öğrenci seçme sınavında (Artık kısaltması ne bilmiyorum) alınan puana göre yapılan bir sıralama. Ama bu başarı üniversiteye giriş için gereklidir. İnsanlar en verimli yıllarını garip garip şeyler öğrenmeye çalışarak harcıyor. İnşaat mühendisliğine puanınız tutuyor ama biraz da artıyor. İlla puanı sonuna kadar kullanmak için tıp okunur mu? Böyle bir meslek seçimi, hayatı devamını etkileyecek karar olmaz. Çok saçma gelmiyor mu sizin kulağınıza da. Herkes doktor olmak istiyor, herkes mühendis olmak istiyor.

Yapılan araştırmaya göre insanlar çalıştıklarında yetenekleri ile doğru orantılı seviyede iş yaparlarsa daha mutlu oluyorlar. Yanı başımızdaki sağlık ocağına gidiyorum, inanın 1 ay takılayım doktorun yanında, usta olurum, kalfa da değil. Gelenlerin %80’i ilaç yazdırıyor. Bilgisayardan listeden seçiliyor, sonra gidip eczaneden alıyoruz. Ekmek almak gibi. Biri mantar şikayetiyle mi geldi? 4 seçenek var, kombine de edilebilir. Travazol krem, medikal şampuan, antifungal(mantar tedavisi için) ilaç, sprey vesaire. Zaten sağlık ocağına insanlar çok basit hastalıklarla geliyorlar. Çünkü bazen hastanede bile teşhis koyamıyor uzman, o orada neyin teşhisini koyacak?

Soruda ne diyordu? “Çocuklar dibe daldığını kanıtlamak için genelde ne çıkarırlar?” deniz kabuğu, kum, ahtapot, yosun. Şimdi genelde diye bir soru olmaz. Bu insanların yaşadığı hayata, kendi alışkanlıklarına bağlıdır. Ben geçen denize gittiğimde dibe dalıp kabuklar çıkardım. Kum niye çıkarayım ki? İkisi de daldığımı ispat eder.

Bu yanlış cevap insanı aptal mı yapar? Hayır. Bilgisiz mi yapar? Hayır. Ya kralı gelsin benim teyze kızımın annesinin eltisi teyze kızımın neyi olur? Ya ne bileyim ben. Kayınço, bacanak biliyoruz da elti ile görümce, kaynata, kaynım anlam ifade etmiyor bana.

Sınavlar elemek içindir. Ama eleme ne derece başarılı orası ayrı bir soru. Ama siz oraya “ben Türkiye 103.süyüm” diye giderseniz beklentiler artar.

Fazlasını Oku

Site Tanıtımı : Sanatvari

Sanatvari, http://www.sanatvari.com/ adresinde yayın yapan, hediyelik eşya satışı yapan  bir e-ticaret sitesi. Web sitesi PlatinMarket firmasının elektronik ticaret yazılımı ile oluşturulmuş. Alexa siteyi sıralamada dünya genelinde ve Türkiye için henüz değerlendirmemiş. Buradan sitenin yeni açıldığı izlenimi veriyor.

Site hediyelik eşya ve benzeri ürünleri, tasarım ve sanat ögelerini göz önüne çıkartıyor. Diğer garip şeyler satan hediyelik eşya siteleri gibi değil. Gerçekten sevgilinize, eşinize dostunuza çok kibar hediyeler alabileceğiniz bir yer.

Sitenin arayüz kodlaması başarılı sayılır. Sadece biraz fazla CSS2 hatası var o kadar. Sitenin navigasyonu güzel. Her şey basit ve anlaşılır. Facebook login de unutulmamış, çok güzel. Üyelik formu da gayet anlaşılır ve kullanılabilir. Hiç sorun yaşamadım, tek sıkıntı telefonun zorunlu olması. Telefon zorunlu ama sabit telefon, Çünkü GSM numarasını bir alt kutucukta girmemizi istiyor. Bir çırpıda üye oluveriyorsunuz, email onayı da yok. Sadece bi bilgilendirma maili atıyor.

Sanatvari Hediyelik

Ürünleri “hemen al” fonksiyonunu kullanarak sepetteki ürünler haricinde veya beraber hızlıca sipariş verebiliyorsunuz. Yani bir e-ticaret sisteminde olması gereken her şey “beklenen” gibi. İnsanların kafasında bir mental model vardır. Bir kullanıcı herhangi bir e-ticaret sitesine girdiğinde üye olmayı, ürünleri görmeyi, kategorileri incelemeyi, sipariş vermeyi daha sonra da sipariş takibini bekler. Sistem bunu gayet başarılı bir şekilde yapıyor.

Üyeliğimden sonra bana 20.000 platin puan geldi. Bu gibi sadık müşteri işlevlerini yeni müşterilerden saklamak gerekir. “en iyi basitleştirme saklamaktır”. Yani sizin yine özel yöntemleriniz, müşteri sadakat uygulamalarınız olsun ama bunlar bir kullanıcıyı düşündürecek derecede göz önünde olmamalıdır.

Sonuç olarak dükkanı güzel bir mağaza, yani site olmuş durumda. Herhangi bir eksiğini göremedim. Bundan sonra daha fazla hit almak için çalışmaları gerekir. Özellikle indirimler, hediyeler gibi sosyal medyada kendinden bahsettirecek kampanyalar yapılabilir. Google Adword ile ciddi ziyaretçi sağlanabilir ama şirketin çok köklü olmadığını seziyorum. Bunun için maliyetler zaten aşikar. Ama Google Adsense gibi daha düşük bütçe ile daha fazla sayıda kullanıcıya ulaşacak reklam kanalları kullanılabilir.

Başarılarınızın devamını dilerim.

Fazlasını Oku

Elemanonline.net Tasarım Değiştirmiş

Bir süredir Elamanonline’da gelgitler yaşanmıştı. Site kapandı, özgeçmişler silindi. Sonra yeniden yükleme yapıldı, bu da yeni özgeçmişi sildi vs..

Şimdi elemanonline.net ve elemanonline.com.tr diye iki site var. Ortaklar arasında bir anlaşmazlık konusunda olduğunu duyuyoruz. Fakat bunda hedef seçecek kadar bilgi sahibi değilim.

Bu sabah baktığımda elemanonline.net’in tasarımının değiştiğini gördüm. Gerçekten güzel olmuş ellerine sağlık. Bir de ben eski elemanonline ilanlarını, yani benim sektörümle ilgili olan ilanları elemanonline.net‘de buluyorum. Benim tercihim de elemanonline.net olacaktır.

Aşağıda ana sayfadan bir kesit var. Yeni tasarım çok güzel olmuş ellerinize sağlık.

elemanonline

Fazlasını Oku

Fil : Php ve Teknoloji Dergisi

Fil : PHP ve Teknoloji DergisiFil : Php ve Teknoloji Dergisi PHP-TR.ORG tarafından çıkarılan özellikle PHP ve teknoloji hakkında içeriklerin yer aldığı bir dergi. Dergi adresi : http://fil.php-tr.com/ ve ek olarak bir android uygulaması bulunuyor. Onu da buradan yükleyebilirsiniz. Dergi PHP-TR.ORG grubu tarafından e-dergi olarak yayınlanıyor. Özellikle böyle niş bir konu üzerine dergi çıkması PHP’nin geldiği noktayı vurgular nitelikte.

Eylül 1. sayısı yayınlanan ilk sayı. Ben içeriği doyurucu bulamadım. Nedenlerim var tabi ki. 7. bölümde “PDO – PHP Data Objects” konusu işleniyor. Bu yeni başlayan biri için uygun bir konu değil. Bu dergi yeni başlayanlar için değil dersek kod örnekleri vermek saçma olur. Yeni başlayan biri kod görmek ister. Belli bir seviyeye gelmiş, programlama bilgisi olan biri için dergiden sadece kavramlar ve teknoloji karşılaştırmaları yeter.

MongoDB konusu da keza yeni başlayanlar için değil. Yeni başlayanlar önce RDB modelini bilmeli ve NoSQL veritabanları hakkında bilgisi olmalıdır. Bunları bilmeden PHP kod örnekleri vermek beyhude çaba olacaktır.

Ben PHP ile kodlama yapıyorum ama teknolojileri çok yakından takip ettiğim söylenemez. Zaten kendimi programcı değil yazılımcı olarak görüyorum. Bazıları kod yazmayı sever, bazıları da bu işi komple ele alıp pazarlama, iş süreçleri, kullanılabilirlik, kullanıcı deneyimi gibi konuları öğrenirler. Composer, Sphinx Search, Silex, Twig gibi teknolojilerin varlığından haberdar oldum. Bu bile beni tatmin etmeye yetti. Şunu söylemeden de duramayacağım; SEO konusundaki makalede SEO’nun arama sonuçlarında üst sıralarda çıkarma teknikleri gibi yorumlanması beni şaşırttı. Kısaca yine yazdığım şeye değineyim; SEO, yani arama motoru optimizasyonu web sitesinin arama motorları tarafından daha kolay dolaşabilen, günümüz trendlerine uygun kodlanmış bir web sitesi hazırlamaktır. Ayrıca sitedeki içeriği de arama motoru dosu olarak sunmak gerekir. Mesela önemli kelimeleri <strong> etiketine almak gibi. Bunlar belli teknikler değil, bir yaklaşımdır. Üst sıralarda çıkarmaya çalışmak demek biraz arama motorunu kandırma çalışmak anlamına geliyor. Siteniz ayakkabı kelimesinde ilk sayfada çıkmaya layık mı? Ayrıca Google Adwords denilen bir olay var.

Yeni başlayanları düşünmüyorsanız ya da bir algoritmayı açıklamıyorsanız kod örneklerinden çok işin mantıki, felsefi yönü ele alınmalıdır diye düşünüyorum. Her şeyden çok buna ihtiyacımız var.

Böyle bir derginin yayına başlaması çok güzel bir durum. Okuyuculardan gelen geri bildirim sonrası daha da iyileşecektir umarım. Başarılar dilerim.

Fazlasını Oku

UFO Gören Masum Köylü : iMac

“UFO gören masum köylü” Cem Yılmaz’ın G.O.R.A. filminde canlandırdığı sahte UFO fotoğrafları çeken tiplemenin bir betimlemesiydi. Aşağıdaki gibi Cem Yılmaz köylü amcanın eline frizbi tarzında bir şey koyup, sahte UFO fotoğrafı çekip satacaktı. Bu gereksiz giriş geçenlerde arkadaşımın ilk defa gördüğü 27″ iMac bilgisayara verdiği tepkiden ortaya çıktı.

UFO gören masum köylü

Geçenlerde bir teknoloji mağazasına gittik ve ben 1-2 OEM parça aldım. Bu sırada dolaşırken 27″ iMac bütün asaleti ve çekiciliğiyle stantta duruyordu. Arkadaşın ilgisini çekti. “Ekran süper de, klavye işe yaramaz” dedi. Ben de klavyeyi övdüm biraz. Sonra arkadaş “ee bunun gerisi nerede?” diye sordu. Bu kadar dedim. “Sadece monitör bu kadar para eder mi?” diye sordu. Ben de “bunda kasa yok her şey monitörle birlikte” dedim. İnanamadı. O kasa gitmiş yerine bu kolay taşınabilir alet gelmişti.

Acaba bizim bin bir uğraş verip yazdığımız, masaüstü uygulama deneyimi ve fazlasını veren animasyonlu, interaktif arayüzler masum İnternet kullanıcıları tarafından nasıl algılanıyor?

Hayat her zaman karmaşık olmak zorunda değil. Televizyon kumandasının nasıl çalıştığını öğrenmek için 2-3 günmüzü her zaman harcayamıyoruz. Mesela annem 35. kanal 40. kanal gibi yüksek kanal numaralarından başa dönmek için televizyonu kapatıyor, sonra bire basıyor. Bunu tasarlayan kişi acaba kumandanın bu şekilde kullanılabileceğinden haberi var mıydı ya da hayal edebilmiş miydi?

iMaciMac gibi harika bir bilgisayar yapıyorsun ve ufak klavyen onu inceleyen kullanıcıyı ürününden soğutuyor. Küçük klavye zor yazmak demek çok büyük bir önyargıdır. Arkadaşım da öyle yaptı. Hayatı basit yaşamak zorundayız. Ben de balık alırken balıklarla ve lezzetleri, tazelikleri konusunda düşünmüyorum. Her alışveriş için bu kadar düşünürsem hayatım zorlaşır.

Eğer spor malzemeleri satan bir alışveriş sitesi işletiyorsak, amaç spor malzemelerini güzel bir şekilde listeleme, arama ve satış aşamalarını içermelidir. Basitleştirmenin en etkili yolu “gizlemek”tir. Yani siz siteye koyduğunuz tüm ek fonksiyonları ana amaç olan, spor malzemesi seçme ve alma adımlarına odaklanın. Bunu diğer gelişmiş fonksiyonlarınızdan yalıtın.

Kullanıcılar UFO görmüşe dönmesinler. Öyle arayüzler tasarlıyoruz ki bazen, bir makinenin kontrol kısmı gibi. Ve bunu basit tanıtım sitelerinde bile yapabiliyoruz. İnsanların hayatını kolaylaştırın ve onlara UFO göstermeyin.

Fazlasını Oku

Yeni Topladığım Kasam ve Verdiği Mutluluk

Bundan yaklaşık 20 gün önce bilgisayarım arızalandı. Ben de tamir yerine yeni teknolojileri içeren bir kasa toplamaya karar verdim. Bilgisayar ile uğraşmayı sevenler bilir, defalarca teknoloji alışveriş sitelerindeki bilgisayar toplama işlemi  yapılır, kombinasyonlar denenir. Tabi bir bütçe vardır ve buna uygun olan en iyi konfigürasyonu sağlamaya çalışırız.

Son topladığım kasa, kasa dahil tüm parçalar değişti, DVD RW hariç. Aşağıda Windows’un donanımıma verdiği puanların görseli var;

Yeni Sistemim

Çok güzel bir tablo. Bilgisayarın bu kadar performanslı çalışmasına ihtiyacım olmasa da bu tablo beni mutlu ediyor. Ekran kartı olarak “Powercolor HD 7870 2GB 256 bit” aldım. Çok oyun oynayan biri değilim ama oynadığımda detay istiyorum. Sisteme AMD FX 8320 işlemci ve 2 x 4GB 1600 Mhz Kingston Hyperx RAM eşlik ediyor. Bu donanımları çalıştırmak içinse 600 watt PSU bulunanan Cooler Master kasam var.

Benim burada yaptığım alışveriş kesinlikle iktisattaki “tüketici” tanımına uymuyor. Normalde bu kadar performansa ihtiyaç olmadan bu kadar parayı niye verdim? İktisadi olarak insanlar en az maliyetle en çok değeri satın almak isterler. Ama bu “değer” sadece mantıklı işlemler ile ortaya çıkmaz. Bilgisayar tutkunu olarak benim gözümde bu sistemin değeri bu kadar, ihtiyacım olmasa da ödediğim bedel beni tatmin ediyor.

Sale-ShoppingYani insanların her zaman mantıklı olmaları beklenmez. Bir kravata 1.000 TL veren, aylık geliri 2.000 TL olan bir kişi olabilir. Ama o kravatın kişinin 15 günlük ücretini hak edecek olup olmadığı tartışılabilir. Ama kişinin o kravata ödemeye hazır olduğu bedel bu ise, kullanıcı o değeri, memnuniyeti almıştır ve ihtiyacını gidererek üzerindeki gerginliği atmıştır.

Evet ihtiyaçlar insanlarda gerginlik yaratır. Bunu gidermek isterler. Ama klasik “alo alo” diyen bir kullanıcı iPhone 5 alabilir. Kullanıcının üzerindeki gerginliğin tipini tahmin etmek zor. Belki kendisinden 5 kat daha az ücret alan bir tanıdığı iPhone kullanıyordu ve bu kişide bir gerginlik yarattı. Sonunda matematiksel olarak “mantıksız” olan bu tüketim gerçekleşir. Fakat burada kişi istediğini almıştır, gerginliği giderilmiştir.

İhtiyaçlar gerginlik yaratır ve bunları gidermek de bu gerginliği giderip keyfe dönüştürür. Mantıklı tüketici demek sadece matematiksel olarak daha az maliyetle daha fazla değeri satın alan kişi değildir. Mantıklı tüketici duygularıyla da hareket eder ve mantık dışına çıkabilecek harcamalar yapabilir.

(Nazar boncuğu dikkatinizi çekti mi?)

Fazlasını Oku

Tamam, Yeter, Satın Aldım Ben

Online AlışverişBundan 15 gün önce falan önce ekran kartlarını incelemeye başladım. Çeşitli OEM parça satan sitelere girip girip çıktım. Bütçem değişti, istediğim model değişti vesaire. 4 gün kadar önce ekran kartımı fiziksel bir mağazadan satın aldım. Buraya kadar her şey çok güzel.

Tabi Google Chrome’da oturum açık olduğu için tarama ve arama verilerim Google tarafından Google Adsense reklamlarında kullanılıyor. 4 gündür girdiğim her sitede ekran kartı reklamı. Evet ürünü alana kadar yardımcı olabiliyor, güzel de bir satış tekniği ama bir süreden sonra gidip “aldım abi yeter” denecek duruma getiriyor.

Bugün insanlar birbirleri ile bağlantı içindeler. Siteler arası iletişim var (twitter login, facebook login, google acount) ama gerçek hayatla ilgili kopuk bağlar var. Mesela benim ekran kartı aldığım hem firmanın, hem de bankanın veri tabanlarına işleniyor ama Google’ın bundan haberi yok. Nedenini bilmediğim bir şekilde bireysel ihtiyaç kredisi teklifi alıyorum ama aradığımda “sigortalı değilseniz kredi veremiyoruz” cevabını alıyorum. Bunu sormadan bankaya gitsem memur; “Son 3 aydır sigortalı değilsiniz, bu yüzden kredi veremiyoruz.” diye geri gönderiyor. Peki bana neden bu teklif geliyor? Şirketlerin kendi içlerinde bile bağlantı kopukluğu var.

Şunu hayal edin; süpermarkete gittiniz ve bir miktar gıda maddesi satın aldınız, ödemesini de market kartı ile yaptınız. Sistem hemen sizin buzdolabı profilinize erişti ve yeni siparişleri, miktarlarını ve son kullanma tarihlerini kaydetti. Siz işteyken evdeki malzemeler ile yapılabilecek yemeklere göz atıyorsunuz. Daha ötesi türlü yemeği yemek istiyorsunuz, sistem de evdeki malzemelere bakıyor, eksikleri marketten sipariş ediyor, siparişler kapınıza geliyor. Son kullanma tarihleri geçecek yiyecekleri görüyorsunuz. Mutfak harcamalarınızı kontrol altına alıp bütçenizi düzenleyebiliyorsunuz. Diyette olduğunuzu düşünün; bu akşam 300 kaloriden fazla almamanız gerekiyor. O zaman sistem size düşük kalorili yemeklerden öneriyor.

Burada anlattıklarım hayal değil. İnternet’e bağlı bir buzdolabı Uzay Yolu dizisinden çıkma bir ürün değil. Gayet düşük maliyete üretilebilir. Sorun bağlantı kopukluğunda. Mutfak verilerinden bahsettik. Ayrıca devlet bu istatistikleri kullanarak sağlık, tarım gibi alanlarda enformasyon sağlayabilir. Süpermarketlerin de alışveriş verilerini yollaması aman aman bir teknoloji gerektirmiyor.

Bir kere bir İnternet sitesine girdiğimde site benden habersiz. Ben teknoloji düşkünü biriyim. Bilişim, pazarlama, iş dünyası gibi konularla ilgilenirim. Ama artık kilo aldırıcı reklamı görmekten bıktım. Çünkü benim fazla kilolarım var. İnternet şuan büyük miktarda veri içeriyor. Bu verilerden de enformasyon elde edilebiliyor fakat İnternet insanı tanımıyor, kurumlar birbirini tanımıyor. Devlet bazı konular hariç komple olaydan kopuk. Sorun bağlantı eksikliği.

Fazlasını Oku

Enformasyon Sistemleri ve Bilgisayar Uzmanları

Yönetim Bilişim SistemleriŞu sıralara YBS (Yönetim Bilişim Sistemleri) konusunda okumalar yapıyorum. İster yönetici olun, isterseniz bilgi teknolojisi uzmanı, kesinlikle okumanız gereken bir kitap veya almanız gereken ders.

Yönetim aslına bakılırsa karar almalardan oluşur. Karar almak için de enfermasyona(bilgiye) ihtiyaç vardır. Bilişim sistemleri veriyi (ham) nitelikli bilgiye dönüştürürler. Örneğin satışlara bakarak en fazla hangi spor ayakkabının satıldığını size sunar.

Bundan sonra bilgiyi alıp karar verme, iş süreçlerinde uygulanmasını sağlamak yöneticiye kalmış bir iştir. Bilgisayarlar karar veremezler. Ayakkabı üretmiyoruz, sadece bot üreteceğiz gibi kararlar alamazlar. Karar almada yardımcı sistemlerin genel adı da “İş Zekası” uygulamaları. İş zekası “yapay zeka” uygulamalarını da içinde barındıran uygulamalardır. Tabi yapay zeka konusunda tartışmalar devam etmektedir. Zekanın tam olarak ne olduğunu anlayamamışken yapay zeka üretmek biraz ütopik gözüküyor. Neyse biz konuya dönelim ama önce kitabı satın alabileceğiniz link vereyim;

http://www.idefix.com/kitap/yonetim-bilisim-sistemleri-ciltli-kenneth-c-laudon/tanim.asp?sid=G83A55EJGB0B7WPU162T

Enformasyon sistemleri sadece bir yönetici ya da sadece bir bilgisayar uzmanı tarafından gerçekleştirilebilecek bir konu değildir. Hatta iki kişinin katılması da yetmez. Komple işetmenin iş görüş, planlama, karar alma, üretim süreçleri değişir. Çalışanların piramidin en altından en üstüne kadar bu kültürü almaları gerekir.

Başlıktaki konuya dönelim. Az önce dediğim gibi enformasyon sistemleri kurulumundan uygulanmasına kadar işletmede, bir yöntem, kültür, iş yapış şekli değişimidir. Bu tip kompleks sistemleri bir bilgisayar uzmanının eline bırakmak tabi ki söz konusu olamaz.

Kitaptan alıntı;

“Enformasyon sistemleri bilgisayar uzmanlarına bırakılamayacak kadar önemlidir. Katılıyor musunuz?”

Kesinlikle “evet” dedim. Çünkü kendi sektörümde bunun kötü etkisini hep gördüm. Bir alışveriş sitesinin yapılandırılması, süreçlerin sırası gibi sitenin konumlandırılmasında pay sahibi alanlar grafik tasarımcının keyfine bırakılacak şeyler değildir. Grafik tasarımcı adı üzerinde belirli süreçleri, belirli adımları, kullanıcı deneyimi ve estetiği göz önünde bulundurarak yapan kişidir. Alışveriş adımları grafikçi öyle çizdi diye 5 adım olmak zorunda değildir. Zaten alışveriş adımlarının sırasını, sayısını grafik tasarımcıya bırakmak ahmaklıktır.

Bilgisayar uzmanları da yönetimden, iş süreçlerinden uzak olmamalıdır. Bunun planlama ve uygulama kısmında, donanım ihtiyaçlarını belirlemede büyük önemi vardır.

Fazlasını Oku

Ziyaretçilerim Neden Bumerang Şablonlarına Az Tıklıyor?

Hürriyet BumerangBumerang bildiğiniz gibi blogları bir araya getiren, onlara hem trafik, hem de para kazandıran bir platform. Bumerang şablonlarını sitenize dahil ederek hem tıklama başına 10 gösterim kazanırsınız, hem de blogunuzun içerği zenginleşmiş olur. Unutmayın; reklamlar bile kullanıcı deneyimini etkiler.

Benim her sayfamda 4 adet şablon var. Teknoloji haberleri, gündem haberleri, bumerang logosu ve görüntülü medya gösteren 4 şablonum var. Bunların gösterim oranı ve tıklama oranındaki uçurum çok fazla. Son bir haftalık verilerim;

Bumerang Şablonları

 

Gördüğünüz gibi %0,42 bir rakam. Bunun neden bu kadar düşük olduğu konusunda kafa yordum. Öncelikle ziyaretçilerim niş bir kesim değil. “Sigmund Freud” aratarak bloguma gelmiş 8 kişi var. Özellikle elemanonline.net’in yayınını durdurması ve bunu benim yazmam bana önemli trafik sağladı.

Şimdi burada madalyonun iki yüzü var. Kullanıcılarım en azından oradan oraya zıplayan acemi sörfçüler değil. Eğer öyle olsaydı şablonlara tıklarlardı. Demek ki bloguma gelen kitle en azından İnternet okur-yazar’ı insanlar. Teknoloji haberlerini okudukları siteler var ve benim teknoloji haberleri şablonuma pek ilgi göstermiyorlar. Bu beni daha mutlu eder, daha başarılı olduğumu düşünürüm. Çünkü bilinçli kullanıcılar sitemde daha çok, “kız msni” aratıp siteme gelen kullanıcı yok. Bu güzel bir şey. Nedenini açıklayayım;

Bu tip ziyaretçiler çöp ziyaretçidir. Burada “çöp” demem herhangi bir aşağılama ya da değersiz görme hissi içermiyor. Eğer ben bilgisayar kasası ararken kitap satan bir siteye gidersem orada “çöp” ziyaretçi olurum. Domates pazarda, altın kuyumcuda satılır. Aksi mümkün değildir. Bu tip ziyaretçiler ekstra trafik yaratır ve istatistikleri bozar. Geldiği sayfadan hemen çıkar ki bu bounce rate (hemen çıkma oranı)’i yükseltir. Sizin blogunuzdaki konu ile ilgilenmeyen ziyaretçiler fayda değil zarardır.

O yüzden bu durumu organik sürece bırakmak lazım. Varsın şablonlarım tıklanmasın. Önemli olan benim hedef kitleme ulaşmam. Tabi Bumerang şablonlarındaki gelişmeleri, yenilikleri takip etmek, tasarım değiştirerek şablonları daha görünür yapmak gibi işlemler de yapılabilir.

 

Fazlasını Oku