Temple Run ve Strateji Oyuncusu Farkı

temple-runTemple Run oyunu önce iPhone’larda daha sonra android işletim sistemini kasıp kavurmuştur. Hala daha zevkle oynanmaktadır. Temple Run ve Temple Run 2 50 milyon – 100 Milyon arasında indirilme rakamına ulaşmış durumda. Serinin diğer oyunları da var ama onlar daha çok belli bir proje ile birleştirilmiş oyunlar, ama mantık aynıdır.

Bir tapınaktan çıkışınızla oyun başlar, arkanızda dev bir yaratık vardır. Engellere çarparsanız canavar size yakınlaşır, ikinci hatada sizi yakalar. Bunun dışında koştuğunuz yolları da düzgün olarak geçmelisiniz. Sağa – sola dönmeli, bazen kaymalı, bazen zıplamalısınızdır. Oyun hayatında oyun oynamamış birine oynatıldığında dahi 5 dakikalık bir acemilik çekecektir, fazlasını değil. Aşağıda örnek oynanış videosu var.

Yani bakkaldan çikolata almak gibi. Gidin alın, yiyin. Strateji oyunlarında (rise of nations, warcraft, age of empires, red alert, starcraft gibi) durum çok farklıdır. Bir kişinin oyunun sistemini çözmesi fazla zaman alır, hele ki başka bir strateji oyunu oynamamışsa.

Ben Age of Empires’de 5 köylü yapmıştım. Kaynaklardan da 6 tane mağara adamı askerim vardı. 20 dakika sonra arkadaş Mahşerin Atlıları gibi geldi. Böyle kanatlı falan atlar. Benim 6 adamı göremedim bile, yani darmadağın etti beni. İlk sorunum köylü sayısıydı. Kaynak yoksa üretim de yoktur. Kaynaklar taş, odun, altın, yemek idi. Bunları dengeli bir biçimde toplamak gerekiyor. Yani sadece odun toplayayım ben diyemiyorsunuz. Nasıl olsa markette ticaret yaparım diyebilirsiniz. Ama gerçek ekonomilerde olduğu gibi siz markete odun sattıkça aldığınız fiyat düşer. Arz-talep konusu. Aşağıda da Age of Empires 2 oyununa ait görüntüler var.

Yani strateji oyunlarını tam anlamıyla öğrenmek için hatırı sayılır bir zaman geçmesi gerekirken Temple Run gibi kolay oynanabilir, kolay ulaşılabilir oyunlar çok daha fazla oyuncuyu kendine çekiyor. Zaten oyun oynamayan bir kitleye de mobil oyunlar “oyuncu” sıfatını verdi.

Sokakta 10 kişi çevirseniz artık en az 5 i Temple Run oynamıştır. Age of Empires ise daha hardcore oyuncuların oyunudur. Ve yayınlanmasından bu yana (Age of Empires II : The Age of Kings – 30 Eylül 1999) 14 sene geçmesine rağmen hala oynanıyordur. Çünkü bu tür oyunlarda kişiler kendilerini daha iyi ifade ederler. Birçok değişkeni kontrol etmeli, karşıdaki oyuncunun da stratejilerine göre kendi stratejisini düzenlemelidir. Hangi,  kaynağın eksik olduğu, hangi kaynağın lazım olacağı önemlidir. Karşıdaki oyuncunun askeri birlikleri, şehir savunması gibi bir sürü seçenek vardır. Buna teknolojik geliştirmeler de eklenince çok fazla seçenek olan bir oyun ortaya çıkıyor.

Bu iki oyunun oyuncuları arasında fark vardır. Aoe oynayanlar Temple Run oynayabilirler ama her Temple Run oynayan Aoe oynayamaz. Çünkü buna yeterli bilgisi, sabrı, isteği yoktur.

Fazlasını Oku

Kitap : Üretken Tüketici

phpThumb_generated_thumbnailKitabımızın ismi “Üretken Tüketici”. Yazarı Prf. Dr. Bill QUAIN. En yeni baskısı Mart 2000 yılına ait ve elimde bu basımı var. Öncelikle “üretken tüketici” ifadesini görünce dikkatimi çekti. Ofis arkadaşıma yıllar önce hediye etmişler ama okumayı pek sevmediğinden okumamış. Ofiste gördüm, vesile oldu okudum ben de.

Kitapta bazı tespitler var. Mesela indirimli alışveriş yapmanın tasarruf değil, fakirleşmeyi erteleyen bir olgu olduğunu söylüyor, kısmen doğru bence de. Ama buna karşın önerdiği model yanlış. Tüketim yapan birinin aynı tüketimi başkasına tavsiye etmesi ve bundan bir gelir elde etmesini öneriyor. Kitabın 4/3 ü bunun üzerine kurulu.

Bu bildiğimiz saadet zinciri. Birini sisteme kat, o alışveriş yapınca kazan, o kişi birini  katsın, o kişi alışveriş yapınca sen de biraz kazan vesaire… Bu sistemin işlemesi reklama yatırılan paranın tüketicilere indirim, kazanç olarak aktarılmasını sağlar fakat tüketici “üretken” değildir. Metaların yer değiştirmesi üzerinden kazanılan değer üretim değil, hizmet sonucudur. Hatta hizmet de değil, komisyonculuktur. Komisyonculuk da kan emmek gibidir. İş yapmadan para kazanmak. Evet işi buluyor ama benim kadar para alıyor. Halbuki web sitesini ben yaptım.

Şimdi eskiden beri İnternet ile içli dışlı olan arkadaşların aklına ilk gelen şey “satış ortaklığı” programlarıdır. Bence temelde birbirlerine çok benziyorlar. Bilmeyenler için kısaca sisteme değineyim; satış yapan firma size sitenize koymak üzere kod parçacıkları veriyor ve bu kodlar sitenizde satış sitesinin reklamlarını döndürüyor. Tabi kullanıcı bu reklamlara tıkladığında sizin kodunuz otomatik olarak satış sitesine iletiliyor. Alışverişten komisyon, üyelikten komisyon, tıklama başına ödeme gibi modeller var ve şuanda aynı model sıkça kullanılıyor. Bu tü kaka bir şey değil tabi ki.

Ama yazar bu konuda yöntemsel olarak hiçbir ipucu vermiyor. Birbirinize referans olun diyor. Sürekli bunu tekrarlıyor. Hala bu günlerde bile İnternet’de saadet zincirleri var. Mesela sizden 1000 TL yatırmanızı istiyorlar, sonra üye ettiğiniz kişi de 1000 TL yatırıyor. O kişi başkasını buluyor, size daha az da olsa belli bir gelir geliyor. Peki bunun sonu nedir? Yaratılan değer nedir?

Bu yüzden kesinlikle “şu kadar para ver, üye kazandır 1 sene sonra aylık 5000 TL gelirin olsun” tarzı dolandırıcılara kanmayın.

Fazlasını Oku

Web Sitelerinde İçeriğin Koda Oranı

SEO Perfect Companyİçeriğin koda oranı, sayfadaki metin içeriğin sayfanın toplam HTML koda oranıdır. Yani gezindiğiniz bir sayfanın ne kadarı kod (bunu son kullanıcı görmez tabi ki) ne kadarı içerik metnidir, buna bakar.

Burada ve burada iki güzel bir blog yazısı buldum. Dili İngilizce, ben kendi deneyimlerimi katarak ve bu yazılardan faydalanarak bu konuya değinmek istiyorum.

Arayüz kodlaması yaparken 2 parça vardır. Birisi sitenin yapısını oluşturan elemanlar ve bunlara biçim veren sitil dosyaları. İkincisi ise gösterdiğiniz veri, bilgidir. Bu konuda kesin bir anlaşma sağlanmamış olsa da %20 ile %70 arası normal olarak görülüyor. Ama %40 civarı ideal olarak görülebilir kanımca.

Arama motorları aslında ilk olarak sitedeki veri/bilgi ile ilgilenirler. Çünkü arama yapan kullanıcı kod oranını umursamaz. O sadece istediği bilgiye ulaşmak ister. Kod oranının direkt olarak SEO durumunu etkilemeyeceği söyleniyor ama dolaylı yoldan etkiler. Bunlardan birincisi Eğer sitenizdeki içerik toplam kodun %10’u ise sitenin kodlanmasında bir sorun var demektir. Bu durum tablolarla site yapısını oluşturmada sıkça gözlenir. Bu sayfanın gereğinden daha fazla boyutlu olması anlamına gelir. Bu da hem sayfa açılış hızını yavaşlatır hem de Google’ın 100 KB’dan sonrasını okumaması engeline takılır. Bu da kesin bir bilgi değil, en azından ben bilmiyorum.

Yani çok dikey oran bozuklukları sayfada problem olduğuna işaret eder. Siz kodlamanızı doğru yapsanız da eğer sayfanız 500 KB ise yine sorun var demektir. Böyle bir durumda muhtemelen bir sayfada çok fazla veri sunuyorsunuz demektir.

Ayrıca yanlış kodlanmış, gereksiz elementler içeren İnternet sayfası kodları sayfanın görünümünün tarayıcılar güncellendikçe değişebilme riskini artırır. Ama standartlara uygun kodlama bunu zor bir ihtimal haline getirir. Bir de kötü kodlanmış sayfaların düzenlenmesi de programcı için ayrı bir dert kaynağıdır.

Bu gibi araçlarla sayfalarınızın kod/veri oranını öğrenebilirsiniz.

Fazlasını Oku

Site İnceleme : TK Özel Dedektiflik ve Araştırma

Bu siteyi inceleme sebebim hem sektörün İnternet’de yeni yeni büyüyor olması, bir de şirket sahiplerinin site eleştirimden memnun olacaklarını söylemeleri, bir de bu konuda bir site inceleyerek sektör hakkında bilgi sahibi olmak istemem.

http://arastirma.com.tr/hakkimizda adresindeki hakkımızda bölümünden şirket ile ilgili bilgi alabilirsiniz. Ben yine de özetleyeyim; 2006 yılında faaliyete başladıklarında özel dedektiflik sisteminde büyük kanun boşlukları yüzünden sorunlar yaşamışlar. Şimdi de kanunların pek yeterli olmadığı söyleniyor.

Öncelikle ben de özel dedektiflik konusunda önyargılıydım. Yani sonuçta birilerinin başkasının isteği ile takip edilmesi fikri hoşuma gitmiyordu ve kanun dışı olduğunu düşünüyordum. Bugün telefondaki sesi kaydedip mahkemeye sunmak, yanında bir de ses kaydının habersizce yapılmasının suçunu size yüklüyor, eğer yanlış bilmiyorsam. TK Özel Dedektiflik ve Araştırma ekibinden bu ve benzeri yanlışlarımı ve eklenmesi gerekenleri yazıya yorum olarak eklemelerini rica edeceğim. Böylece hem yanlış anlaşılmaları hem de bilmemiz gerekenleri öğrenelim.

Mesela verilen hizmetlerde reşit olmayan kişiler ve arkadaşlarının takibini görüm. Bu benim kafamdaki standart aldatan koca yakalayan dedektif imajını biraz yerinden oynattı. Ondan sonra özgeçmiş araştırması da çok yararlı bir hizmet olarak dikkatimi çekti.

Yani burada kanun dışı hiçbir şey yok, aksine kanunların uygulanmasını destekleyici önlemler var. Çocuğunuzun kimlerle gezdiğini takip ettirebilir, madde kullanıyor mu, sigara/alkol içiyor mu diye araştırma başlatabilirsiniz.

Benim işin çalışma sistemi ile ilgili söyleyebileceklerim bunlar. Eklemeler olursa ekipten arkadaşlar yorum aracılığı ile ekleme yapabilirler. Ben şimdi asıl konum olan İnternet sitesinin incelemesine geçeceğim.

Web Sitesi

Öncelikle genel olarak baktığımda gayet derli toplu bir sayfa. Oldukça geniş içeriğe sahip olmasına rağmen bilgi mimarisi (information architecture) gayet başarılı. Bulmak isteğiniz içerik tahmin ettiğiniz yerde oluyor. Zaten bilgi mimarisi araştırmalarının ana konusu budur. Bilgiye kolay ulaşım.

tk_ozel_dedektiflik

Site grafik tasarımı kesinlikle “sıradan” değil. Kendine özgü kontrolleri var. Günümüz tasarım trendlerine uygun, sade olmamasına rağmen karmaşa olmayan bir tasarımı var. Sağ fare tıklaması yasaklanmış. Bunu çok gereksiz buldum keza bu çok kolay aşılabilecek bir şey. Hiç bilgisi olmayan biri dahi “print screen” ile görselleri alabilir. Şimdi ben sağ tık yasağını atlatıp site kodlarına geçiyorum. Site arayüz kodlamasında gördüğüm hatalar veya başarılı uygulamalar;

  • İçerik/kod oranı oldukça açılmış. Arayüz kodlarının %13’ü içerik %87’si ise kod. Bu oran ın %25 ila %70 arasında olması öneriliyor. Bu kadar fazla kod hem sitenin açılış hızını etkiler,hem tarayıcının sayfayı render etme süresini. Arama motorları da genel kanı olarak kod yerine içerik isterler. Kodlar insanlar için değildir.
  • Sitenin meta ve description alanları abartılmamış. Olması gerektiği gibi site içeriğinden ipuçları vermiş.
  • Sayfa başlığı title etiketindeki metin şu “Dedektif | Özel Dedektiflik ve Araştırma” gayet makul bir metin. Ardarda yazılmış keywordler ile dolu değil. Tebrik ediyorum.
  • Site içerisinde CSS ve Javascript kodları var. Bu kodların ayrı dosyalarda durması gerekirdi. Sayfanın boyutunu artırıyor.
  • XHTML validation sonrası 21 tane kodlama hatası gördüm. Bu oran bu gibi sitelerde normaldir. Üçüncü parti uygulama ve eklentiler bu tip hatalar getiriyor. Yani site kodlanırken W3C kurallarına uygun yazılmış.

Sayfalar altına sosyal paylaşım butonları konmuş bu güzel bir hareket. Ama ben yazılara yorum da eklemeyi tercih ederdim. Artık her İnternet sitesi az veya çok komünite yaratabilecek uygulamalar yapmalı. Çünkü siz ne kadar sıkça sorulan sorular bölümü koysanız da kullanıcıların çok farklı soruları olacaktır. Kullanıcıya söz hakkı vermek her zaman iyidir.

İletişim bölümü de gayet başarılı. Size harita ve yol tarifi fonksiyonları sunuyor. Ayrıca iletişim bilgilerini buradan görebilir, iletişim formunu doldurarak site yöneticilerine mesaj yazabilirsiniz. Yanıtsız bırakmadıklarına bizzat şahidim 🙂

Yani sonuçta başarılı, özgün bir girişime ait gayet başarılı bir İnternet sitesi. Bir kere yaptık 10 sene götürür tarzında bir düşünceleri umarım ki yoktur. Sürekli gelişen bir platformda çok yanlış bir düşünce.

Başarılarının devamını dilerim.

Fazlasını Oku

Ani Satın Alma Dürtüsü


Ani satın alma dürtüsü zannedersem çoğu kişide var. Bu nedenle süpermarketler bunu güdüden sıklıkla faydalanırlar. Mesela ödeme yapmak için kasada beklerken hemen kasa önündeki raflar görülür. Sakız, çikolata, çocuklar için şeker gibi genel tüketim malları olur genellikle. Tıraş bıçağı, pil gibi o amaçla gidilmeyen ama hazır gelmişken alınması gereken şeyler vardır.

Müşteriler ani satın alma dürtüsü ile hiç düşünmedikleri harcamalarla süpermarket dışına çıkabilmektedir. Bu pazarlama araştırmacıların tüketici psikolojisi üzerine bir tespitidir ve araştırmalarla kanıtlanmıştır. Ben kendimi kulaklık aldıktan sonra kasada ekran temizleyici seti alırken buldum mesela. Ya da kitap almışken 1 tane de snickers aldığım oluyor.

Carrefour-supermarket-checkout

Hiç kimse tıraş bıçağı almak için süpermarkete gitmez. Parkıydı, kasa sırasıydı vs.. Bir sürü angarya zaman geçirilir. Ama birkaç kalem alışveriş için süpermarkete gelen kişi kasanın yanındaki raflarda duran tıraş bıçağını da satın alır. Gelmişken alayım tarzında bir satın almadır bu. Burada süpermarket sizin bakkala bırakacağınız değeri kendi almaktadır. Üstelik illegal bir şey yapmadan.

Peki e-ticaret sitelerinde durum nedir? En basiti hepsiburada.com’dan bir ürün satın almak istesem öncelikle üye olmam gerekir. Sonrasında giriş yapıp adres bilgilerimi girerim. Kargo firması seçerim, kredi kartı bilgilerini girerim ya da havale ile ödemeyi seçip sipariş kodunu alırım ve bu konu havale açıklamasına yazarım, havalenin onaylanmasını beklerim. Sonra kargo takip numarası gelir ve o tarihlerde evde birilerinin olması gerekir. İş yerine yollatsam ama o gün de kimse ofiste olmasa (bizim ofiste olabiliyor, 2 kişiyiz). Özellikle kargo teslimi sıkıntı. İnsan satın alım yaparken bu kadar süre harcarsa daha makul alışveriş yapacaktır. Başta sepete eklediği kapasitif ekran kalemi, sipariş sonunda ona gereksiz gelebilir ve siparişe onu dahil etmez.

Buradaki uygulama müşteriyi kazıklamak/yanıltmak olarak anlaşılmasın. Yasa dışı bir şey yok. Yoksa kasadaki görevli “5dk dinlenip düşünün efendim, gereksiz olan varsa ödemesini yapmazsınız” mı deseydi? Ben iskender yemeğe gittiğimde 1,5 porsiyon söylediğimde kimse bana “emin misiniz?” demiyor.

E-ticaret sitelerinde üyelik zorunlu olmayabilir. En azından bunu yapabiliriz. Ama adres bilgisi ve ödeme yapması için bazı bilgiler girmek durumunda. Google Wallet’ın yaygınlaştığını düşünün. Kargo bilgileriniz ve ödeme bilgileriniz Google Cüzdan’da saklı. Siz sadece “satın al” diyorsunuz ve bir “emin misiniz?” uyarısından sonra ürün paketlenmeyi beklemek üzere işleme giriyor. Ne güzel hayat değil mi? Bu şekilde tüketicinin ani tüketim ihtiyacını – fırsatını da yakalamış olabiliriz.

Burada bir çözüm sunmadım Google Wallet dışında ama bazı soruları sormamızı sağlamak istedim. Soru yaratmayan cevap bizden değildir.

 

Fazlasını Oku

Attan İnip Eşeğe Binmek : Akıllı Telefonlar

Bu deyimi galaxy s4 telefonumu satmaya kalktığımda annem söyledi. Böyle bir telefon kullanmışken gidip standart telefonları nasıl kullanırmışım.

Paraya ihtiyacım olduğu için satıyorum. Bir de şu var, akıllı telefon markalarının amiral gemilerini kullanan insanlar bildiğimiz tuşlu standart telefonları kullanamaz gibi bir yargı var. Halbuki hiç öyle değil. Gerektiğinde eşeğe de binebilirsin. Evet sağda solda fotoğraf çekemeyeceğim, yer bildirimi yapamayacağım ve oyun oynayamayacağım ama bunları gelecek para için görmezden geliyorum. Satıştan alacağım bin küsur liranın fırsat maliyeti bu özellikler oluyor.

Smartphones

Zaten şöyle bir durum var; son model akıllı telefon kullanan insanlara yarı fiyatlı ürünleri getirseniz bile kullanmazlar. En azından ben öyleyim. Ya s4 olur, olmazsa İnternetsiz alo-alo telefon olur. Şarjı gider, darbeye daha dayanıklıdır vs..

Bunun aynısı araba sahiplerinde de var. Mesela 3 sene araba ile seyahat eden biri arabasını sattıktan sonra bir misafirliğe giderken eş-dost’dan araba ister. Yahu biz neden minibüsle gidiyoruz? Biz salak mıyız? Bir dönem arabanın olması ömür boyu araban olacağı anlamına gelmez.  Her zaman otobüs beklemeye hazırlıklı olmalısın.

İnsanlar alıştıkları, benimsedikleri ihtiyaç/tüketim konularında biraz bağnaz davranıyorlar. Bugün iphone 5’in varsa, yarın 3310’a muhtaç olabilirsin. Para  harcamak demek, bir ürün satın almak demek diğer tüketimlerden vazgeçme anlamına gelir.

Daha fazla şeye sahip olmak daha fazla kazançla ilgili değildir. 1000 TL kazanıyorsanız LCW’den giyinirsiniz. 5.000 TL ise Tommy, Levis, Dockers. Tabi bu parayı kazanmak için bir çaba göstermeniz gerekir. Daha fazlası için mesai yaparsınız, terfi için çalışırsınız.

abidin_dino

Halbuki daha az şeye ihtiyaç duymak, tüketimi kontrol etmek bizi daha zahmetsiz yoldan zenginleştirir. Bir de şu var, indirimli ürün almak tasarruf etmek anlamına gelmez.

İstediğin hayatı yakalamak için mi çalışıyorsun, yoksa çalıştığın kadar mı yaşıyorsun?

Fazlasını Oku

Akıllı Telefon Zulmü

Fake IphoneTeknoloji ile, akıllı telefonlarla ilgili biriyseniz sürekli bir soru bombardımanı vardır, şahit olmuşsunuzdur. Elime öyle telefonlar geçiyor ki, mesela iphone 4 kasalı ama içinde android teması yüklü, değişik bir işletim sistemi. Android desen değil, iOs desen değil. Bana verip “İnternet’e girmiyor, bi bakıver” diyorlar. Yahu neyine bakayım, senin gibi ilk defa görüyorum bu telefonu.

Hep kısa yoldan zengin olma, köşeyi dönme veya bir şeyi ucuza kapatma gayreti içerisindeyiz. Yani biz salağız gidip 1600 verip telefon alıyoruz. Sen gidip 250 TL’ye yetişkin içerikli sitelerde cirit atacak telefon alacaksın. İçten içe “he he 250 TL’ye kapattım, millet 2.000 TL veriyor” düşüncesi var. Hayır, yine yanılıyorsunuz. Kısa yoldan para getiren şeyler ya çok risklidir, ya da illegaldir.

Gidin alın bildiğimiz menüsü olan, tuşlu telefonlardan. Siz de rahatlayın, ben de. O telefonlarla azap çekeceğinize adam gibi telefonunuz olsun. Ne kadar para o kadar köfte ama 1 TL paran varsa köfte değil, bisküvi yiyeceksin. Bunun da bilincinde olman lazım.

Bu her iş kolunda, eğitimde, alışverişte geçerlidir. Bazı şeyleri tamamı ile şansa bırakmışız. Şansımıza güzel bir telefon gelir, 2 ayda sular seller gibi İngilizce konuşurum diye umut etmek. Hiç süreklilik, sebat etmek, emek vermek yok işlerimizde.

Fazlasını Oku

HSBC Uluslararası Büyüme Desteği

HSBC

Uluslararası Büyüme Desteği ile firmanız küresel pazarlara açılırken değişen piyasa koşullarında rekabet avantajınızı arttırabilmek amacıyla finansal ihtiyaçlarınız doğrultusunda çözüm desteği veriyoruz.

Uluslararası ticaretinizi finanse etmeye yönelik sunduğumuz 1.000.000.000 TL fonlama desteğinin yanı sıra, sahip olduğumuz küresel ağ ve uluslararası piyasa bilgisi ile büyümekte olan yeni dünyanın bir parçası olun.

Uluslararası Büyüme Desteği ile ilgili detaylı bilgi ve başvuru için lütfen tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

 

Fazlasını Oku

Teknoloji Harikası

sarj_cihazi_0Sizce günümüzde en gelişmiş teknoloji nedir? Bilgisayar, uzay istasyonları, parçacık çarpıştırma, mobil telefonlar vs.. Ama bir de denge var. Mesela en üst model akıllı telefona ulaşabilirsiniz. Ama uydu telefonunu daha ulaşılmazdır. Evimize nükleer reaktör kuramayız. Aslında ilerleyen teknolojiyi değil de ilerleyen teknolojinin eski teknolojileri ucuzlatmasını görüyoruz.

Akıllı telefonlar şuan süper durumdalar. Ekranlar full hd, çift işlemci, 4-8 çekirdekli işlemci, göz ile kontrol, temassız kontrol, NFC, ses ile yazdırma ve insanın hayatını kolaylaştıran bir sürü şey.

Ama hepimiz bu teknolojilerle büyümedik. Mesela ben 26 yaşındayım. Çocukken atarim vardı. Playstation hayaldi bir memur çocuğu için. Tabi ki zorlasan şartları 5 tane de alırsın ama evin öncelikleri vardı hep.

Benim gariptir 2 tane pil şarj cihazı ve ufak-büyük toplamda 10 tane şarjlı pilim var. Acaba neden? Tetris vardı, pille çalışırdı. Kumandalı araba pille çalışırdı. Aynı kotalı İnternet kullanmak gibiydi. Kotalı İnternet kullananlar bilirler. Şimdi ofisteki ve evdeki 2 klavye ve 2 fare için pil gerekiyor. Ama o pillerin şarj edilebiliyor olmasının rahatlığı anlatılamaz.

TetrisPil demek para demekti. Para da ufakken yoktu. Bir şeyin bitmesi korkusu vardı hep. Partinin yarıda kesilmesi gibi. Tetris oynayamıyorum, çünkü pilim yok. Bu çok acıydı. Son zamanda fark ettim ki bir şarjlı pil fetişizmi yaşıyorum. Varlıkları bana güven veriyor. Hatta şarjsız pil de aldım 20 tane kadar, şarj edilirken yolda kalmayayım diye.

Ipad 3 retina kullanıcısıydım. Pili 10 saate yakın gidiyordu. Hem de retina ekrana rağmen. Açıp 2-3 oyun oynuyordum, pil %96 anca inmiş. Bana sıkıcı misafirlikleri düşündürdü, ne kadar rahat olurum diye.

Apple iPhone 5Şarjlı pil önemlidir. Çocukluktan kalma alışkanlıklar da önemlidir. Eskiden karşı cinsle tanışmak için ya araya arkadaş koyardık ya da öz güvenimiz varsa gidip kendimiz söylerdik ama reddedilme korkusu yaşardık. Ama şimdi ismini biliyorsak Facebook’dan ekleyebiliyor, en azından 1-2 selamlaşmışız, ekliyoruz. Yani tam bir dating talebi olmuyor. Sonra yavaş yavaş kendinizi tanıtıyorsunuz, onu tanıyorsunuz. Bu da güzel bir teknoloji sayılmaz mı? Eğer insanlar kullanıcı adları ile kayıtlı olsalar onlara ulaşabilir miydik? Bu ufak gibi gözüken nüans bile platformu tamamen değiştirebiliyor.

Kimileri teknolojiyi yaratıyor, kimisi ise teknolojiyi satışa uygun hale getiriyor.

Fazlasını Oku

Türk Arkadaş/Partner Bulma Siteleri

tJuyzbVxtTCWEh8j5spcr7zB.jpeg_600x0_RBu tür siteleri örnek olarak verirsek siberalem, pembepanjur, istanbul.net, gayet.net, yonja böyle uzar gider. Facebook yeni insanlarla tanışmak için uygun bir yer değil. Zaten çok sayıda tanımadığınız insanlara arkadaş ekleme talebinde bulunursanız, arkadaş ekleme hakkınız bir süre elinizden alınıyor.

Peki bu tür dating sitelerine hiç üye oldunuz mu? Ben badoo ya üye olmuştum. Arkadaş 2 tane kız arkadaş ayarladığını söylemişti. Neyse ben de üye oldum ve fotoğrafımı ekledim. 4-5 kişiye iltifat tarzı şeyler yazmıştım ama bırakın mesaj yazmayı profilime bile girmediler. Ne kadar çirkinim diye düşündüm. Kimse beni sevmiyor ühühühh durumuna geldim.

Sonra arkadaşa ben aynı etkiyi yaratamadım dedim. Sonra arkadaşım kaç kişiye yazdığımı sordu 4 dedim. O da “abi ben 3000 üyeye mesaj yazdım” dedi. Bende bir ferahlama oldu. En azından 3000 de 2 gibi bir rakam almamıştım. Nasıl doğada bir erkek onlarca dişiyi dölleyebiliyorsa, burada da insanlar 2000, 3000 kişiye mesaj atıyorlar. Dişiler doğada erkeklerin tersine sadece bir erkekten döllenebilirler. Doğada da, bizim yaşantımızdaki bu dişi/erkek oranının bozukluğu var. Bir erkek bir dişi ile yetinmiyor.

Evil_has_a_face____It__s_furry_by_Dark_Lord_AskinsYani bildiğimiz “kız” dating sitesinde de “kız”. Nüfusa bakınca 10/1 kadın, 10/9 erkek gibi bir oran da yok. Neredeyse eşit sayılırız. Öncelikle toplum yapısı, kültür, dini görüşler sebebi ile İnternet’deki “kız” sayısı erkeklere nazaran daha az. Bunun sebebini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Bir siteye daha üye oldum. Normal bir kız. Aşırı güzel değil ama profilini favoriye ekleyen sayısı 267 gibi bir rakamdı. Yazmamın pek işe yaramayacağını düşündüm. Talep bu kadar fazlayken, arzın azlığı dengeleri bozmuş.

Bir de tabi üyelere mesaj göndermek isterseniz Gold üye olmanız yani para vermeniz gerekiyor. Zaten bu tip sitelerin artış sebebi de bu iş modeline paralel. Ben birine mesaj atarsam o cevaplayabiliyor. Yani erkekler para ödeyecek, kadınlar da kendilerine gelecek mesajları bekleyecek. Zaten beklemelerine de gerek yok, gelen kutularının dolup taştığına eminim.

Evli insanların bu tip sitelere girmesi doğal olarak hoş karşılanmıyor. Bu yüzden aile büyükleri İnternet’den edinilen arkadaşlara ve bu tür sitelerde takılmaya sıcak bakmıyorlar. Aslında bu bir araç. Televizyonlarda garip programlarda sms atarak “beni arayın 21 yaşındayımmm” yazılarını TV’den geçirebiliyorlar. Veya en basiti sözlükler, forumlar, okey oyunları. Yani karşılıklı iletişimin olduğu İnternet mecralarında dating amacı çok fazla görünüyor.

fft64_mf1291995Ben burada bir eksiklik gözlemliyorum. Tanıdıklarla irtibatta kalmak için Facebook, Twitter var. Ama yeni insanlarla tanışmak için hazırlanmış bir sistem yok. Dating siteleri daha çok duygusal/cinsel sebeplerle insanları bir araya topluyor. Forumlarda insanlar teknik ve dini konularda gruplaşabiliyorlar. Linked.in gibi profesyonel ağlarda ise iş ilişkileri simule edilebiliyor.

Ama genel olarak “yeni bir insanla tanışmak” temalı bir alternatif göremiyorum. “Chat with stranger” siteleri de geyiğin ötesine gidemiyor. Ben PHP programlama dili bilen, web siteleri tasarlayan, aynı zamanda aynı ilde olmasını istediğim birini bu ortamlarda nasıl bulabilirim? Çok büyük şans olurdu.

Facebook’a herkesin üye olması bu sebepleydi. Facebook tanışmak için değil, irtibatta kalmak için hazırlanmış. Tabi burada da tanışmalar oluyor fakat ana amaç ve buna uygun araçlar öyle değil. Gizlilik problemi var, bir kere en başında bu kişiyi gerçek hayatta tanıyor musunuz diye soruyor. Bu soruyu bir eleme sorusu olarak değil de istatistiki amaçla sorduklarını düşünüyorum ama bu soru bile insanı tedirgin eder cinsten.

Üstelik Facebook’da birini eklemek çok basit bir şey değil. Duvarınız açıksa sizi rahatsız edecek yorumlar yapabilir. Diğer arkadaşlarınızı ekleyip size “bu kim?” sorusunu sordururlar.

İnsanları tanıştıracak, cinsiyet kavramının göz önünde olmadığı bir ortama ihtiyaç var bence. Ama nasıl olur bilemiyorum.

Fazlasını Oku

İnternet Alışverişlerinde Güven

good_and_evil_xlargeArtık bankaların uygulamaları ve kullanıcıların bilinçlenmesiyle elektronik ortamda yapılan alışverişler gayet güvenli. 3d secure gibi uygulamalar da bunu taçlandırıyor. Asıl önemli konu 2. el ve takas konularında. Yani şahıstan şahısa satış. Bunu Sahibinden GET(Güvenli e-Ticaret) ile güvenli hale getirmeye çalışıyor, gittigidiyor ise sıfır risk uygulaması ile.

Bu tip alışverişler şöyle işliyor. Ben ilgili ürünün bedelini kredi kartı veya havale ile aracı bir kuruma ödüyorum. Ödemem alınıyor ama şahsa verilmiyor ve askıda bekletiliyor. Bundan sonra satıcıya ilgili ürünü kullanıcıya göndermesi isteniyor. Şahıs ürünü gönderiyor, alıcı ise ürünü alıp vaat edilen özellikleri kontrol ediyor, bozuk/ayıplı bir durum yoksa ödemeyi onaylıyor ve para satıcıya gidiyor.

Bu da büyük oranda sağlıklı çalışıyor. 5-6 defa alıcı veya satıcı olarak bu sistemleri kullandım ve herhangi bir sorun yaşadığımı hatırlamıyorum. Bir de online hizmetler var. Mesela bir web sitesini satıyorum diyelim. Domaini transfer etsem, adam parayı ödemese. Veya para ödense, ben de domaini transferine engel olsam? Tabi bu adli mercilere yansıdığında ilgili kayıtlara bakıp suçlu taraf bulunur ama ticareti yapılan meblağlar ufaksa avukatıydı, davasıydı astarı yüzünü geçebiliyor.

Geçen bir web sitesinin satışını gerçekleştirdim. Alıcı taraf normal bir alıcıydı. Cahil ya da bilgisiz değildi. Site dini içerikli olduğundan mı bilemiyorum (kendisine soracağım) bana hemen parayı transfer etti. Ben de istediği şekilde siteyi kendisine teslim edeceğim. Benim hosting hizmetimde duruyor. Ben bu kişiyi engelleyebilirdim. Ama ne denmiş;

Herkesin polisi kendi vicdanıdır ancak polis, vicdanı olmayanların karşısındadır.

Bu güvene nail olmak beni mutlu etti. Ama aynı zamanda şaşırttı. Çünkü İnternet çok çeşitli dolandırıcılığa şahit oldu. Hesaplar boşaltıldı. Bilmem kontör yüklendi. Düşük ücretli ürün satıp western union ile tahsilat yapan ve ortadan kaybolanlar çıktı.

Her zaman şunu söylerim; eğer herkesi kötü niyetli kabul ederseniz İnternet’de iş yapamazsınız. Aynı şekilde herkesi iyi niyetli kabul ederseniz birçok kötü durumla karşılaşmanız olası. Bu yüzden her İnternet kullanıcısı kendini korumalıdır.

Fazlasını Oku

SEO : Kısa Yoldan Köşeyi Dönmek

27Birçok yeni girişim bunun hayali ile yanıp kavruluyor. Bir anda büyüyelim, para kazanalım, arabalar alalım, patron/ağa olalım diyorlar. Ve sürekli şikayet; “piyasada para yok, dönmüyor be abi”.

Diyelim medikal ürünleri satan bir dükkan açtınız satışların artmasını beklersiniz. Ama her arz talebini yaratır yanılgısı ile başarısız olabilirsiniz. Biraz da şans olacak değil mi? Şans? Şans nedir? Benim tanımıma göre olasılıkların lehinize gelişmesidir. Milli piyango şanstır, kazı kazan şarttır. Kolay yoldan para getiren şeyler hep şans eseri oluşur. Çok hızlı büyüyen bir şirket çok iyi yönetiliyor olmalıdır. Diğer olasılık ise şanstır.

Medikal ürün dükkanınız pek iş yapmıyor ve İnternet’de mağaza açmayı düşünüyorsunuz. Ucuza kapatıp senelik 1.000 TL ödediğiniz bir elektronik ticaret sitesi açıyorsunuz. Buna da şans beklentisi ile giriyorsunuz. Medikal örneğini bizzat yaşadım. Adam aylık 300 TL gibi bir ücretle ürünlerinin arama motorlarında üst sıralarda çıkmasını istiyor.

Bu nasıl bir beklentidir? Hangi iş kolunda bu kadar yatırımla böylesine büyük bir atılım yaşanıyor merak ettim doğrusu, çünkü ben de SEO çalışması yapabilen biri olarak herhangi bir iş koluna dalabilirim.

Nasıl sahibinden.com’a girdiğinizde 260 TL’ye iPhone 5 olması saçma ise, aynı şekilde 300 TL ücretle birinci sayfa garanti etmek de o kadar saçmadır.

Ama yetişmemiz böyle. Ben kesinlikle buna bağlıyorum. Kahvede hiçbir niteliği olmayan adamlar “nasıl parayı buluruz” tarzında konuşuyorlar. Verecek bir şeyin varsa o da el emeğin. Zengin olmak istemek için bir değer yaratmak gerektiği düşüncesindeyim. Ama şansa alışmışız. Milli piyango, süper loto, on numara, iddaa. Okulda terslerde boş bırakmak yerine sallama şık seçmek. Babadan miras kalması, alışveriş sonrası kuponları biriktirip araba çıkmasını beklemek vs..

Şansa çok inanmışız. Bazı şeylerin şansla geldiğine inanıyoruz. Mesela para. Hayır şans ile değil. Birinin işleri güzel gidince “Allah, yürü ya kulum demiş” deriz. Ama adam bir sermaye yaratmış, risk almış, çalışmıştır. Daha sonra işleri genişletmiştir. Tabi burada şans faktörü de vardır. Ama şans burada bir yan faktördür. Planlama, eğitim, çalışkanlık başarıyı getirir mesela. Ama kumar oynarsanız o ayrı. Şans size en çok orada lazımdır.

Kısa yoldan kimse kimseye para vermiyor. Eğer bunu bir şekilde başarmışsanız ya illegal ya da etik olmayan yöntemlerle yapmışsınızdır. Ama bir cafe açıp, bunu 2,3 derken 10’a çıkaran biri için şans faktörü daha az etkisizdir. Her açılan cafe de mi şans? On kere parayı atın ve 10 kere yazı gelsin. Olası mı? En azından düşük. Demek ki şans yarımcı bir faktördür.

Fazlasını Oku

Blog Tanıtımları : The Blog Note

Merhabalar rast geldiğim bir blogu daha sizinle paylaşmak istedim. Blog kendisini “Online (Dijital) Pazarlama ile Yazılar” şelinde tanımlıyor. Yazarı Mevlüt Güleç dijital pazarlama üzerine çalışıyor ve blogunda bu konularda paylaşımlarda bulunuyor.

İnternet Reklamcılığı, SEO, SEM, Pazarlama kategorilerinde zengin içerik mevcut. Takip edilmeye kesinlikle değer. Bir şeye değinmeden geçemeyeceğim; o da blogun tasarımı. Bir İnternet sayfası güzel olmak zorunda veya canlı olmak zorunda değildir. Ama kullanılabilirlik ve kullanıcı deneyimi göz ardı edilmemelidir. Bir kere içerik sola yaslanmış ve 1px daha boşluk yok. Aşağıda örneği

mevlut-gulec

 

Burada içeriğin biraz ayrıştırılması daha okunabilir bir sayfa ortaya çıkarabilirdi diye düşünüyorum. Zaten blog özel tasarımlı değil, hazır wordpress teması kullanıyor. Ama bence pek doğru bir seçim olmamış. Bir kere sitenin inşasında renkler ve kolonlar yararlı olur. CSS yüklenme problemi mi var bilmiyorum ama Google önbelleğinde de aynı gözüküyor.

Unutmadan blog adresi : http://theblognote.com/

Not : yorumda belirtildiği gibi siteye saldırı varmış. Bu siteye de yakışan bir tasarım toparlanma sonrası ortaya çıkacaktır.

Fazlasını Oku

Google Analytics Not Provided

Google analytics’de bir süredir trafik kaynaklarında arama motorlarından gelen trafiğin listelendiği sayfada “not provided” tarzında bir yazı görüyorsunuzdur. Sitenize ulaşan arama motoru trafiğinin bir kısmını (bende genelde gösterilenden 2 kat daha fazlası) göremiyorsunuz. Yani hangi ifade aranmış ve sonrasında sitenize gelmiş göremiyorsunuz.

Bunu uzun süredir görüyordum ama anlamını hiç merak etmemiştim ta ki bu güne kadar. Yanılmıyorsam bu yenilik 2011 yılının ekim ayında duyurulmuş. Tarayıcılarında Google kimlikleri ile arama yapan trafikler bu şekilde gizleniyor.

terkok

İlgili Açıklama;
http://analytics.blogspot.com/2011/10/making-search-more-secure-accessing.html

Kaynak;
http://theblognote.com/google-analytics-not-provided-ne-demek.html

Fazlasını Oku

Google Play İzlenimleri

Google Play Android işletim sistemi için uygulamalar indirebileceğiniz bir market, yani uygulama marketi. Buradan ücretsiz ya da ücretli uygulamalar indirebiliyorsunuz. Market yenileneli fazla olmadı ama yenilik sadece görünümde olmuş gibi.

Milyon uygulama varken 500-600 uygulama varmış hissi veriyor. Editörün seçtikleri uygulamalar aylardır aynı, bazen yeni girişler oluyor. Sıralama seçenekleri, özellikle keşfetme seçenekleri çok yetersiz. onlarca gündür benim için öneriler böyle;

google-play

Aydır bu durumda. Uygulamaları “istemiyorum” diye bir seçenek yok. Değişik uygulamalar indirmeme rağmen listede pek oynama olmuyor. Yani koca şehrin bir mahallesini görebiliyorum. Genelde ikinci kaynakların oyun tanıtımlarından veya başka bir yerden duyduğum oyunlardan, uygulamalardan yüklüyorum.

Google Play Stor’u bu şekilde sosyallikten, etkileşimden, istatistiki bilgilerden uzak nasıl tasarladı bilmiyorum. Sanki gelip geçici bir hobi projesi gibi. Yani insan şöyle bir baktığında o kadar çok şey geliyor ki aklına, bunları nasıl düşünemiyorlar diye şaşırıyor.

Sana puanım 9 değil kanka.

Fazlasını Oku