Çapraz Satış ve E-Ticaret

Çapraz satış; bir ürün veya hizmet satılırken yanında alınan ürünle ilgili farklı şeyler satmak olarak tanımlanabilir. Mesela Notebook alan bir kullanıcıya soğutucu altlık veya kablosuz mouse önerebilir. Bu şekilde yapılan satışlar çapraz satış olarak tanımlanıyor.

Bu veri madenciliği teknikleri ile gerçekleştirilebiliyor. Örneğin 100 TL ve üzeri kargo ücretsizse kullanıcıya 15 TL ik bir ürün sepete eklediğinde ücretsiz kargodan yararlanabilirsiniz gibi mesaj gösterilebilir. Hatta o fiyata yakın ve satın alınan ürünle ilgili ürünler de sunabilirsiniz. Aynı alışveriş marketlerinde kasaların yanında bulunan ıvır zıvır gibi düşünebilirsiniz. Halbuki ben sakız almayacaktım?

Veritabanızı analiz ederek “bu ürünü satın alanlar, bu ürünleri de satın aldılar” gibi gösterimler yapabilirsiniz. Tabi bu olgunlaşmış e-ticaret sitelerinde çalışır.

Fazlasını Oku

Treni Kaçırmak

Büyük firmaların sürekli karşılaştığı durumdur. Mesela Google sosyal medya trenini kaçırdı, Microsoft arama motoru ve reklamcılığı trenini kaçırdı. Bun gibi birçok minör tren kaçırmaları da var tabi.

Bu yazıyı yazmamın sebebi olan haber burada AMD bundan 7-10 yıl önce Intel’e ciddi bir rakipti. Kafaya oynamaya çalışıyordu. Şimdi ise bırakın ikinciliği mkro işlemci satışında 4. sırada kendine yer bulabiliyor. İkinci ve üçüncü firmalar ise Samsung ve Qualcomm. AMD mobil cihazlar için treni kaçırdı. Intel ise çok fazla mobil işlemci üretmemesine rağmen pazarın %65,3 üne hakim.

Ama treni kaçırmak trenini yakalayamamak anlamına gelmez. O da olmazsa yeni trenleri iyi gözlemlemek  gerekir. Şimdi paldır küldür mobil sektöre yatırımlar artıyor. Yazılım geliştiriciler Java, Objective C  öğreniyorlar. PhoneGap gibi alternatifler ortada. Siz gelecekte kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz?

Fazlasını Oku

İngilizce Sınav Teknikleri

Başlıktaki bir kitap ismi. Linki de burada;

https://www.pttkitap.com/kitap/ingilizce-sinav-teknikleri-akin-dil-egitim-merkezi-yayincilik-hizmetleri

 

Sınav taktikleri? Biz sınav olmak için mi öğrenim görüyoruz? Ben bu kitabı görünce bir an düşündüm biz ne yapıyoruz diye. Evet sınava çalışabilirsin ama bu ilgili konuyu öğrenme odaklı olmalı. Sonuçta yarın çalışırken seni sınav yapmayacaklar, uygulama isteyecekler.

Benim İngilizce kursunu bırakma nedenimdi bu ayrıca. Beni akademik İngilizce kursuna verdiler. 4 ay falan gramer öğrendik. Evet öğrendim, temeli aldım. Sonra fark ettim ki sınava girmeyecek tek öğrenci benim. Hepsi ya ÜDS ya da KPDS sınavına gireceklerdi. Bana “soru çözmek de İngilizceni geliştirir” dediler. Tamam dedim, 1-2 gün sonra soru çözüyorduk. Bir paragraf vardı ve oradaki anlatıma göre şıklar vardı. Hoca soruyu çözmeye şöyle başladı; bakın burada gelecek zaman var o yüzden a ve b şıklarını eledik. Bu ne ya? Paragrafın anlamına bakmadan soru çözme tekniği anlatıyor. Hemen dilekçemi verdim ve kurstan ayrıldım. Yarı ücreti de geri aldım. Çünkü bana taahhüt edilen şey verilmemişti.

Hayatımda ne ÖSS sınavına girdim ne de eski Fen, Anadolu Liseleri sınavlarına. Çalışmadım da onlar için. Sadece AÖF işletme okuyordum, onun sınavlarına giriyordum. İşletme, iktisada giriş, genel muhasebe, pazarlama, yönetim bilişim sistemleri gibi dersler vardı ilk sene. Hepsinden geçtim. Ders çalışmadım, öğrendim. Kitabı ders çalışmak için açmıyordum, bir şeyler öğrenmek için açıyordum. Ta ki 3. sınıfa kadar. İlgilenmediğim konularda dersler geldi. Mesela “maliyet muhasebesi”, “finansal yönetim” gibi. Bunları istesem de geçemezdim ve okulu bıraktım. Ben ders çalışmam, bir şeyler öğrenirim.

Bu kitabı günah kütüğü yapmak istemiyorum ama sınava çalışmayı bırakın sınav çalışmaya çalışma en kötüsü. İktisat, işletme fakültelerinde genç erkekler, kızlar dolu. Sorun eksi enflasyon ne gibi etkiler bırakır veya neyin göstergesidir diye. Fikirleri olmuyor genelde. Sadece gidip geliyorlar, öğrenci evi, seks, alkol, sadece vize ve final haftası çalışma bu kadar. Nasıl bu kadar kendilerine güveniyorlar anlam veremiyorum. Yarın öbür gün hayata atılacaksın. Diploma değil bilgi saygı görür. Bil ki saygı göresin. Bir işe başladığında okulun öğrettikleri varsa elinde sadece saygı görmezsin, istediğin ücreti alamazsın. Sonra çıkarsın televizyona üniversiteler işsiz diye bağrınırsın. Kimse kendisi için “üniversiteliler işsiz” demesin. Toplumun geneli için bunu söyleyebilirsiniz. Bu kadar boş geçmiş bir öğrenim döneminden sonra ne para ne de saygı görürsünüz. Ve sizin gibi yüz binler kapıda beklerken.

Sınav taktikleri olmaz. Olmamalı. Evet 1 birim üniversite ve 10 birim öğrenci varsa bir şekilde eleme yapmalısınız. He bunun için aklında bir şey var mı derseniz “yok” derim. Ama yanlışı da görmezden gelemem.

Fazlasını Oku

Arial ve Helvetica Fontlarının Web’de Kullanımına veryansın.

HackerNews’de bulduğum bir makale, okumanızı tavsiye ederim. Arial ve helvetica’nın İnternet kullanımı için uygun olmadığını söylüyor. Öncelikle Verdana öneriyor sonra en iyilerinden biri Georgia diyor.

http://www.64notes.com/design/stop-helvetica-arial/

 

Bu konuyu incelerken bir iki araç buldum. Onları da aşağıda vereyim

http://www.typetester.org/
B
unu zaten biliyordum. Verdiğiniz metni veya örnekteki metni değişik formatlarda, renklerde ve kalınlıkta görebiliyorsunuz.

http://www.pearsonified.com/typography/
B
u da harika bir araç. Altın oran kavramını duymayanınız yoktur. Bu araç istediğiniz genişlikte bir içeriğin istediğiniz font boyutunda ne kadar satır arası yüksekliğe sahip olmasını hesaplıyor. Yani Altın Oran’a uygun rakamı veriyor.

Fazlasını Oku

Pıtrak Gibi Çoğalan Reklam Ajansları

Ben Kocaeli’de ikamet ediyorum. Neredeyse her hafta bir ajansın daha varlığından haberim oluyor. Yaptıkları şunlar genelde;

  • Kartvizit
  • Broşür
  • Katalog
  • El ilanı
  • Promosyon Ürünleri
  • Kurumsal Kimlik (Kel alaka)
  • veeee Web Tasarım

Hepsi de web tasarımcıdır aynı zamanda. Ben Kocaeli’de İnternet programcılarından çoğunu tanıyorum. İş ilanlarına gelen başvurulara bakınca artık yeni adamların gelmediğini görüyorsunuz. Web programcısı pozisyonuna amatör futbolcu baş vuruyor.

Ama bunu Derince/İzmit için söylüyorum. Gebze ayrı bir memleket. Herhalde 10 tane adam var bunu yapan, bu onlarca ajansın işlerini onlar yapıyorlar.

Ne kadar kolay, promosyon katoloğunu al, müşteriye göster, eşantiyon kalem sipariş et, gelsin, teslim et, para al. Personeline maaş ödeme, sigortasını doğru yatırma vesaire. Girişimcilik iktisadi kalkınma için çok önemli bir kavramdır. Ama girişimcilik eline limon alıp pazara gitmek değildir. Ofis tutuyorlar, şirket açıyorlar. Nasıl bu paraları yatırmaya cesaret ediyorlar anlamıyorum. Ya da kim bunlara bu kaynağı sağlıyor?

Bir web tasarım şirketim olsun istemem. Hosting veya domain satmak da istemedim hiçbir zaman. İnternet projem varsa yaparım. Eğer artık işler evden yürümüyorsa, adam lazımsa o zaman kredi çekerim, yatırım yaparım. Ama bir dayanağım var. İşlerin gelişmeye başladığı bir projem var ve bunun meyvelerini toplayacağım ve devamlı sulayacağım.

Bir İnternet projesi yaratmak ve onu büyütmek, daha sonra projenin kendini ayakta tutabilecek gelir sağlaması en büyük isteğim. Ama bu demek değil adsense odaklı boş siteler açarım. Hayır, aksine insanların belirli ihtiyaçlarını karşılayan projeler yaparım.

Yakın zamanda sağlık sektöründeki projeme başlayacağım, bakalım neler olacak.

Fazlasını Oku

Ben Ne Diyorum? Sen Ne Diyorsun?

Hepimiz bir kere de olsa karşımızdakini yanlış anlamışızdır. Çoğu zaman karşıdakine anlatmak istediğimizi tam olarak anlatamayız. Hani bir söz vardır “senin anlattığın, onun anladığı kadardır” diye. İletişimde önemli noktalardan biridir karşımızdakine istediğimiz mesajı vermek ya da soru sordurmak.

Bir kullanıcı arayüzü hazırlarken neleri kıstas alıyoruz? Bir kere kullanıcıların çoğunda aynı kanı oluşmalıdır. Yani “ARA” butonu arama yapar. Kullanıcı da arama kutusuna bir şeyler yazıp ara dediği zaman arama yapacağını bilir veya bildiği kabul edilir.

En basit, şüphe uyandırmayacak kullanıcı arayüzlerinde sizin anlatmak istediğiniz yönergelerle, kullanıcının yapacaklarının sonucu sizin ve kullanıcı için aynı ya da benzer olmalıdır. Şimdi altta bir grafik göstereceğim. Popüler müzik arama sitesi diyelim, her neyse türü. Fizy.com;

fizy

 

Yukarıda sitenin çeşitli bölümlerinin bağlantıları olan butonlar var ki bunlar çok anlaşılır. Sonra müzik arama kutusu var. Ama metin kutusu olduğu belli değil. Çoğu sitede görüldüğü gibi kenarlıkları olan ya da arka planı farklı renkte yapılmış bir arama kutusu değil. Fizy’e ilk defa giren biri, İnternet kültürü düşükse biraz bocalayabilir. Anlamaz demiyorum, insanlar zekidir ve sizin kötü de olsa arayüzlerinize ayak uydururlar. Ama bu kadar rakip varken kullanıcı deneyimini hiçe sayamayız.

Benim deneyimim ise çok farklı. Normalde yani genelde diyelim; bu tür arama kutularına tıklayınca, yani focus olduğu zaman “müzik ara” yazısı silinir ve size doldurmanız gereken bir kutucuk kalır. Ben işin arka planını bildiğimden birkaç tıklama yaptım ama yazı silinmedi. Bunun nedenini Javascript dosyalarının henüz yüklenmediğine yordum. Ama istek sonucu alınmıştı. Ben de klavyede bir tuşa bastım ve yazı silindi. Sonuçta yazmaya başladım ve aradığımı aradım.

Burada dikkat çekmek istediğim konu kullanıcının kafasındaki ile sizin kafanızdaki düşünce aynıdır. Müzik arama kutusu varsa, siz müzik arattırmaya yarayan bir arayüz hazırlmaya çalışıyorsunuz, kişi istediği müziği bulsun diye. Kullanıcının da amacı istediği şarkıyı dinlemek. O da bu nedenle arayüzünüzü kullanacak. Amaçlarınız ortak ama ortadaki arayüz sizi aynı noktada buluşturabiliyor mu?

Buna mental model deniyor. Yani kullanıcının kafasındaki senaryo. Buna uygun yöntemlerle istediği içeriğe yönlendirmemiz gerekiyor. Burada bir şey, bir teknik anlatmadım. Sadece bunun aklımızda bulunması arayüz tasarlarken oldukça yardımcı olacaktır.

Fazlasını Oku

Bir Fikrim Var

ideaEn basitinden en karmaşığına, en başarılısından en başarısızına kadar hayata geçen İnternet girişimleri bu cümle ile başlar. Evet, bir fikir vardır. Bu fikir “doğru” yada “yanlış” olarak etiketlenemez. Cürretkar olanlar “başarısız olur” diyebilirler. Ama hiçbir zaman denemeden göremezsiniz. “Bu tutmaz” diyen 3. kişilerin kafasında kim bilir kaç iş fikri var? Bence azdır. Öğrendikçe şüphe azalmaz, aksine artar.

Bir de kendimde gördüğüm bir durum var; “ben olsam kullanırdım” etiketli fikirleri öne çıkarıyorum. Önümüzdeki günlerde başlayacağım proje de böyle. Her insan farklıdır ama farklı olduğu kadar da aynıdır. İnsanları birbirinden ayıran nüanslardır. Mesela herkes acıkır, herkesin EGO mekanizması vardır, herkes başarılı olmak ister, herkesin seks hoşuna gider, herkes susar.

Benim hayatımın en dramatik anlarından biri ne kadar “aynı” olduğumu görmemdi. Beni özel yaptığını sandığım tüm düşünceler diğer insanlarda da vardı. Çocukluğumuz bile başka bir ildeki çocuk gibi geçmiş. Mesela karikatür karakteri Fırat. Elinde bozuk bir üçlü prizle gezer. Geçenlerde aynı sahneyi yeğenimi izlerken gördüm.

İhtiyaç karşılıyoruz. Çalışırken birinin ihtiyacını karşılıyoruz, mesela yemek yerken başka biri bizim ihtiyacımızı karşılıyor. Peki neden zenginler var? Bu benim alanım değil ama siz anladınız sanırım. Dilenciye para/sadaka verirken sadece onun ihtiyacını giderdiğinizi sanmayın. Aksine siz ondan daha fazla manevi ihtiyacınızı karşılıyorsunuz.

Ben fikirlere bakarken ihtiyaçlar gözünden bakıyorum. Kız/Erkek arkadaş bulma ihtiyacı, fikirlerini diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı, bilgi alma ihtiyacı vs… Bu blogda bir iki yazımda da yazdığım gibi beni bu bakışa şu söz getirdi; “Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyorsan aç kalmazsın”. Hiçi satamazsınız. Bunu ben İnternet sektöründe projeler bazında diyorum, yoksa bin bir yolla çabuk ama sabit olmayan gelir elde edebilirsiniz. Ama ben niye kendimi düzensiz ve haksız kazanca bağlayayım. İnsanlar bana para veriyorsa ben de onlara bir şeyler sunmalıyım.

Bir fikrin varsa arkadaşlarına bahset, geri bildirim al. Ama bu fikri aynı sektörden değil, farklı sektörlerde çalışan insanlara anlat. Çünkü onlar daha tarafsız bakacaklardır. Tabi mevcut girişim haberlerini ve satın almaları takip edin. Fikir elma gibi başımıza düşmez, belli bir birikim gerekir. Mesela Webrazzi.com’u takip edin. Sosyalmedya.co da olabilir.

Fazlasını Oku

PHP Nedir?

phpEğer özellikle arama motorundan bu yazıya “php nedir” ifadesini aratarak geldiysen bir problem var demektir. Ya programlamayı bilmiyorsun ya da İnternet üzerinde hiç uygulama geliştirmedin. “PHP’de X nasıl yapılır?” deseydin anlardım. Fakat PHP’nin ne oduğunu merak ediyorsan İnternet dünyasına giriş yapıyorsun demektir. Bu yüzden öncelikle bazı soruları kendine sor biliyor musun? Aşağıda bu sorulardan bazılarını örnek verdim. En büyük sorunumuz teknik bilmemek, okumamak değil aslında. Neyi bilmediğimizi bilmiyoruz. Neyi bilmediğini bilmezsen nasıl öğrenebilirsin? Örneğin benim aklımda bir sürü şey var node.js, mongodb, PhoneGap, Yapay Zeka, Matematik, İstatistik vs… Bilmediğim o kadar çok şey var ki, okunacak o kadar makale, kitap var ki.

Bu demek değil sürekli okuyun, okuyun, okuyun. Aksine yapın, deneyin. Teknolojileri projeler yaparak öğrenin. Tabi savaşa çıkmak için öncelikle silah kullanmasını bilmeniz gerekir. Ama tek bir gerçek var bence “Öğrenme hiçbir zaman durmamalı”.

  • İnternet nedir?
  • HTML nedir?
  • CSS nedir?
  • Javascript nedir?
  • İstemci nedir? Sunucu nedir?
  • Bir internet sayfası görüntülenirken hangi aşamalardan geçiyor?

Bunları öğrenirken zaten taşlar yerine oturacaktır. “PHP nedir?” sorusunu yanıtlayacak değilim çünkü böyle bir sorunun kısa açıklaması yoktur. Bir programlama dili diyebilirler. Lakin ki ama öyle değildir.

Hayırlı İşler

Fazlasını Oku

Ofis mi Ev mi?

Ben de ilk zamanlarda evde çalışmayı üstünlük olarak görüyordum. Evdesin, annen yanında, yemeğin hazır, görece esnek saatlerde çalışabiliyorsun, 2 saat kestirebiliyorsun. Ama son 5 ay gibi bir süre içerisinde 3 iş yeri değiştirdim. Bu 5 ay boyunca yaptığım işi evde olsam 2 senede yapamazdım.

Bir kere koşullanma var. Ev çok rahattır ama mp3 dinlemek gibidir. Eskiden kasetleri ya sırayla dinlerdik ya da sarma işlemi yapardık. Genellikle de sırayla dinlerdik. Mp3 konforu sağlasa da bazı şeyleri götürüyor. Çok sevdiğiniz bir parça çalışıyor diyelim. Mp3 playerde ondan sonra rastgele çal dersiniz. Ama aynı sanatçının diğer bit güzel parçasını kaçırabilirsiniz.

Bir arkadaşımın yanında ofiste takılmaya başlayacağım. Maaş ya da sigorta amaçlı değil. Sadece takılacağım. Bana bir bilgisayar ve masa sağlayacak. Zaten başka neye ihtiyacımız var ki? Üstelik iki ayrı yazılımcı aynı ortamda daha üretken olur. İş yerinde olmak iş yapmayı tetikliyor. Ayrıca yazılımcı arkadaşlar da ilham ve motivasyon sağlıyorlar.

Ofiste sağlık projemi gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Tabi arada çıkarsa götürü usulü işler. Yalnızlık iyi değil. Beğendiğiniz bir programlama yaklaşımı öğrendiğinizde bunu çevrenizde paylaşıp, üzerinde konuşabileceğiniz insanlar olmalı.

Fazlasını Oku

Bir Site Eksikliğini Hissettirebilir mi?

Hiç bir site kapandı da açılmasını beklediğiniz oldu mu? Olmasa bile olacak alternatifleri söyleyeyim; Facebook, Twitter, Friendfeed, Foursquare, iTUnes gibi gibi. Şanslıyız ki bu şirketler uptime konusunda oldukça başarılılar.

2-3 gündür elemanonline.com’a giriş yapamıyorum. Gerçekten eksikliğini hissettim. Yerel bir girişimin bu hissi yaşatması beni bir yandan da sevindirdi. Benim gibi orta direk personelin iş bulma sitesi elemanonline. Kariyer.net gibi değil. Bir İnternet sitesi artık bir ihtiyaç olmuşsa şu ana kadar iyi gidiyor demektir. Onca kariyer sitesi varken elemanonline.com’un açılmasını beklemeyi tercih ediyorum.

Fazlasını Oku

İnternet’in Günlük Hayata Etkileri

Fighting_2_LargeBu başlıkta bir çok makale, yazı yazıldı. İnternet öncelikle gençler arasında popüler oldu. Bu söylediğim İnternet’in büyük kitlelerce kullanılmaya başlaması sırasında gerçekleşti. IRC ve ICQ popüler iletişim araçlarıydı. İnsanların iletişim alışkanlıklarının değişmeye başladığı dönemlerdi. Sohbet ortamlarında organize edilen buluşmalar başlamıştı. Tabi çok flört başlamıştır bu şekilde ve nice evlilik gerçekleşmiştir bugüne kadar.

Yalnız eskiden İnternet’de insanlar daha anonimdi. Mesela mahlaslar “romantikDeniz12” gibi kelime oyunlarından oluşuyordu. Birine açıp küfür etmek küfürle karşılık buluyordu. Ama küfürle kalıyordu. Sonra insanlar birbirini tanımaya başladı. Mesela irc.supersonline.com. Belli kanallarda belli adamlar vardı ve bir şekilde bu kullanıcıya ulaşabilirdiniz. Aynı İnternet cafe’de oturup da küfürleşip kavga eden, bıçak çeken adamlar vardı.

Şimdiyse İnternet çok daha farklı. Bilgi çok, bilgiye erişim daha hızlı, ama aynı zamanda “çok bilgi” var. Milyarlarca İnternet sitesi var. İşin sosyal boyutu ise bugünün İnternet devlerini yarattı. Facebook, Twitter, Friendfeed vs… Mesela ben hayatımın aşkını MSN sayesinde tanıdım. O yüzden bende MSN’in yeri farklıdır.

Ama MSN ile Facebook çok farklı ortamlardı. Birinin yazılım, birinin İnternet sitesi olmasından bahsetmiyorum. Aynı şekilde Yonja’da öyle idi. Sizi tanıyanlardan çok yeni kişiler ile irtibat kuruyordunuz. Mesela ben dayımı hiç yonja’da görmedim. Ama özellikle Facebook, olabildiğini gerçek kişilerden oluşuyor. Arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları, dayım, teyzem, abim hepsi oradalar. Yani içki içerken çektiğim bir fotoğrafı gidip kolayca Facebook’da paylaşamıyorum.

Bir diğer konu da ortak arkadaş meselesi. Gidip bir arkadaşınızın beğendiğiniz bir arkadaşını ekleyemiyorsunuz. Çünkü arada ortak arkadaş var. Hoşlandığınız bayan kullanıcı ortak arkadaşınızı görecek ve ona “bu kim?” diye soracaktır. Yani burada onu da mağdur ediyor olabilirsiniz.

Benim bu yazıyı yazma sebebim 2 gün önce yüklediğim bir fotoğrafın gerçek hayatta yaralamaya varan bir kavgaya neden olması. Olay da şu; arkadaşımın resminde olan diğer kişileri umursamadan diğer bir arkadaşım(Ortak değil) alaycı sözler yazmış. Buna tepki gösteren diğer arkadaşım da yazmış. Küfürleşmeler, telefonların verilmesi, olayın kavgaya neden olmasına sebep oldu.

Bu problem arkadaşı listeden sildim. Belki yarın “beni neden sildin?” dediğinde cevabım “bir kavgaya sebebiyet verdim, daha fazla olsun istemiyorum” olacak. Bu ne kadar kötü bir durum böyle. Resim yorumlarında küfürleşmek, birbirine laf atmak. Çocukça.

Demem o ki İnternet artık o kadar sanal değil. Somut sonuçları olan bir mecra.

Fazlasını Oku

Bilgisayar Toplarken Nelere Dikkat Etmeli?

Bu sitenin konusu olmasa da bu sektörde ekmek teknemiz bilgisayarlarımız. O yüzden “bilgisayar toplarken nelere dikkat etmemiz gerekir?” sorusuna tecrübelerimle cevap vereyim. Ben donanımcı, veya teknik servis hiç olmadım. “Donanımcı” da garip bir kavram ama neyse…

Monitör:
En son parçaya taktın diyebilirsiniz ama ben öncelikle monitöre para veririm. Şu anda IPS LED 23″ wide screen AOC marka bir monitör kullanıyorum. Kesinlikle ister İnternet üzerinde bir araştırma yapıyor, isterse Photoshop’da web sitesi tasarlıyor olun, geniş ve büyük bir monitör bir çok yönden kolaylık sağlayacaktır. Üstelik eğlence amaçlı, film izlemek, oyun oynamak gibi işlerinizi de rahatlıkla görür. Mesela Microsoft Office 2013’de iki sayfayı aynı anda düzenlemek harika bir deneyim. Üstelik ekranı iki uygulama için bölebilir ve çoklu monitör imkanını simule edersiniz.

Sözün özü büyük monitör iyidir. Tabi bunun dışında desteklediği çözünürlük, kontrastı, ekran tipi diğer dikkat edilecek noktalardan. LED monitörler daha az güç tüketirler. IPS LED monitörler daha canlı ve doğru renkler sunar.

Klavye & Mouse :
Programcılar, tasarımcılar, veri girişi yapanlar, oyun oynayanlar vs… Hangi ihtiyaç olursa olsun benim ilk baktığım şeylerden biri klavye ve fare. Bilgisayarla en çok temas kurduğunuz şeyler; klavye ve fare.

Kimileri tuş basım direnci az olan klavyeler alırlar. Gerçekten bunlara alışınca hızlı yazıyorsunuz. Yani yumuşak dokunuşların bile hissedildiği klavyeleri diyorum. Mesela iMac veya Macbook klavyeleri ya da a4 Tech’in 20 TL’lik klavyeleri…

Kimileri de “bastığımı hissedeceğim”, derler. Özelliklerde bankalarda sesli ve çok aralıklı modeller tercih edilir. Çünkü öyle bir durumda yazı yazmıyorsunuz. Bir hesaba para aktarıyorsunuz veya kredi kullandırıyorsunuz vs… Bir “0” (Sıfır) neleri değiştirir tahmin edebilirsiniz.

Ben 0rta seviye basma kuvveti destekleyen klavyeleri tercih ediyorum. Microsoft’un birçok klavyesi bu şekildedir. Ne çok ses çıkarır, ne de çok hassastır.

Klavye ve fare kablosuz olmalı artık. Kablolardan bıktık artık. Tabi oyun oynayanlar için durum farklı. Usta bilgisayar oyuncuları kablolu klavye ve fare kullanırlar. Her zaman kablolu daha kesindir. Onun dışında kablo kirliliğini azaltmak için kablosuz alın.

Fare seçimi de öznel bir konu. Büyük fareler var, küçük fareler var. Bunların DPI değerleri artıkça hassasiyeti de fiyatı da o kadar artar. Üstelik artık fareler yarımcı butonlar, döner teker gibi ekstra özelliklerle geliyordur. Kullanılıp tecrübe edilmesi gerekir.

Kulaklık & Ses Kartı :
Burası benim blogum. Kendime göre sıralıyorum parçaları, aslında bunun tam tersi yapılır. Benim için çok önemli 2 parça. Kulaklığım ve ona güç veren ses kartım. Kulaklığım Creative  Sigma Tactic 3D, ses kartım Creative Fatal1ty Professional. İkisi de oyun odaklı ama müzik konusunda da, filmlerde de güzel sonuçlar veriyorlar. Ben müziksiz çalışamıyorum. Rock – Metal dinlerken de kimseyi rahatsız etmeden sesi açmak istiyorum.

Müzik seçimine de girelim. Ben her müziği dinliyorum, oradan oraya gidiyor duygular. Ben o yüzden Elektronik & Trance müzik tavsiye ediyorum. Özellikle hızlı tempolu ve durağan parçalar. Dum tıs dum tıs. Dikkat çekmesin.

Ayrıca benim kullandığım ses kartı kendi üzerinde bir işlemci içeriyor. Bu demek oluyor ki bilgisayar sesi işlerken CPU değil, ses kartı üzerindeki işlemciyi kullanıyor. Bu işlemciye binen yükü de azaltacaktır.

Depolama
Artık bilgisayar bileşenlerine geçelim. Bilgisayar parçaları sürekli bir gelişim içerisinde. İşlemcilerde frekans artırma pek tercih edilmiyor. Çünkü çok daha güç harcıyor ve fazlasıyla ısınıyorlar, kararlı çalışmasını engelleyebiliyor bu unsurlar. Bunun yerinde İşlemci üzerindeki hızlı erişimli bellek bölümlerinin kapasiteleri artırılıyor, çekirdek sayısı artırılıyor vs..

İşlemciler süper, ana bellekler artık çok daha fazla veri depolayabiliyor ve erişimleri oldukça hızlı.  300 TL fazla para arttı diyelim sistem toplama sonunda bunu hangi parçaya yatırırdınız? Benim fikrimi söyleyeyim; İlk önce anakart (nedenine değineceğim), daha sonra SSD. Bu kadar artan teknolojide şuan kullandığımız harddiskler hala 5 sene önceki gibi. 7200 RPM dönüş hızları ve hız kapasiteleri belli. Yani şuan çoğu bilgisayara bakın, en darboğaz HDD olarak görülür.  Şuan kullandığımız HDD’ler depolama için uygundur ama çalışan programların, işletim sisteminin çalışması için uygun değildir, yavaştır. Tam rakam veremiyorum ama standart bir HDD 100 MB/Sn gibi hızlara çıkabiliyor. Normal bir SSD Sata3 arabirimi ile 500 Mb/Sn gibi hızlara ulaşıyor. Yani bir SSD edinmeniz şunları size sunar;

  • Bilgisayar daha hızlı açılır.
  • Bilgisayar daha hızlı kapanır.
  • Programlar hızlı açılır.
  • Oyunlar çabuk yüklenir.
  • İşletim sistemi daha stabil ve hızlı çalışır.

Tabi ki SDD’lerde kapasite ve fiyat sorunu vardır. Şuan normal bir 128 GB SSD almak isteseniz 250TL – 350TL arası bir rakamı gözden çıkarmalısınız. 60 GB veya 90 GB modelleri unutun zaten, işletim sistemi ve sık kullandığınız programlar için yer lazım. Sık oynadığınız bir oyunu da SSD’ye kurabilirsiniz. Ama nadir kullanılan dosyalar, oyunlar, programlar içn HDD tercih edin.

Ana Bellek
Ana bellek bildiğiniz RAM’dir. Güncel işletim sistemleri için en az 2GB kapasiteye ihtiyacınız olur. Ama tavsiye edilen 4-6 GB kadardır. Tabi büyük dosyalar ile uğraşıyorsanız, mesela bir tabelanın PSD formatı çok büyük yer kaplayacaktır. Bu gibi iş yapanlar için 16 GB idealdir.

Bir de şu konuya değinelim; RAM miktarı artıkça bilgisayar hızlanmaz. Eğer eksikliği varsa problem çıkarır. Tabi işletim sistemleri bol RAM gördüklerinde sık kullandığınız programları hızlı erişim için ana bellekte tutabilirler. Ama 2 GB RAM’i 16 GB’a çıkardığınızda bilgisayar 8 kat hızlanmaz.

Bir de tip ve frekans sorunu var. RAM tipiniz anakartınızın desteklediği tipte ve frekans aralığında  olmalıdır. Örneğin DDR2 destekleyen anakart’a DDR3 RAM takamazsınız. DDR2 800 Mhz frekansa kadar çalışabilen bir anakarta DDR2 1200 Mhz RAM takamazsınız. Ama anakartınız destekliyorsa 1200 Mhz RAM’in yanına 800 Mhz RAM takabilirsiniz. Bunu yaptığınızda 1200 Mhz frekansında çalışan RAM 800 Mhz seviyesine düşer. Çünkü 800 Mhz çalışan bellek 1200 Mhz e yükselemez. Çok üzerinde durulacak bir konu değil.

Anakart
Gelelim en kritik parçaya. Evet! İşlemciden daha kritik bir parçadır. Şimdi ben işlemcimi yükseltmek istiyorum, hmm i5 iyi gider. Ama dur! Anakartım Core 2 Dual Core ve Core 2 Quad işlemcileri destekliyor. Anakartı değiştirmem lazım bunun için. Tamam anakartı değiştirdim, yeni anakartım i5 işlemci desteği sunuyor ve DDR3 2000 Mhz kadar ana bellek destekliyor. Ama bendeki RAM’ler DDR2. Evet eski RAM’lerinizi kullanamıyorsunuz. Yani bilgisayarda birçok çevre birimini ve parçayı değiştirebilirsiniz ama anakart en son değişecek olandır.

Mesela benim anakartım aldığım zamanda 100$ fazla vermediğim için Sata2 destekli. Bu yüzden SSD’im 3 Gbps hızında veri alışverişi yapabiliyor. Sata3 ise bunun iki katını sunuyor. USB 3.0 desteğim yok. Keşke geriye dönebilsem dedirten parçalardan. Bu yüzden anakarta giden paraya acımayın, diğer parçaları daha sonra rahat yükseltirsiniz ama anakart baki kalır.

Bu yüzden güncel ve özellikle yakın gelecekte yaygınlaşacak teknolojileri & arabirimleri destekleyen modeller seçin.

Kasa ve Güç Kaynağı
Bir önemli nokta daha. Burayı kısa keseceğim. Kasanız gerekli donanımı sorunsuz yerleştirmenize olanak veren, fanları kasa içerisinde olabildiğince serin bir ortam yaratan bir kasa alın. Ucuza kesinlikle kaçmayın.

Güç kaynağı elektrik sorunlarını da kapsadığından söyleyeceğim tek şey sisteminiz için sağlıklı ve yeterli güç sağlayan bir PSU edinin. Hatta sistemin istediğinden daha fazla güç üreten bir PSU alın ki daha sonra parça eklediğinizde veya değiştirdiğinizde (Özellikle Ekran kartı ve İşlemci) yeterli gücü sağlayabilsin.

İşlemci:
Çok kolaya kaçacağım. Şuan kendim de sistem topluyor olsam forumlara gider bakardım ama ben bilgisayarın performansının bir takım oyunu olduğunu biliyorum. 90$’lık bir işlemci ile 500$’lık işlemci arasında pek çok fark vardır ama siz bu farkları kullanıyor musunuz? Mesela video düzenleme yapıyor musunuz? Büyük ses dosyalarının biçimini değiştirecek misiniz?

AMD ya da Intel olacak sonuçta. Benim tavsiyem ne çok yüksek ne de çok düşük bir işlemci. Mesela Intel tarafında i5 işlemciler AMD Fx serisi işlemciler işinizi görür. Oyun performansında da etkilidir işlemciler. Ama ekran kartına daha fazla iş düşer. En hızlı işlemciye sahip olmanız ekran kartınızın düşük özellikli bir kart olmasına rağmen oyunları tam kalite oynayabileceğiniz anlamına gelmez.

Ekran Kartı & Grafik Hızlandırıcılar :
Ekran kartları bilindiği üzere gösterilmek istenen verinin monitöre iletilmesi ile ilgilenir. Oyun oynayanlar için en önemli bilgisayar bileşenidir. Bunun dışında 3d modelleme yapan kullanıcılar grafik hızlandırıcı kullanabilirler. Bu bileşen içerisinde grafik oluşturmada kullanılan komutları işleten bir işlemci barındırır. Grafik hızlandırıcılar profesyonel kullanıcılar için olduğundan ve/veya maliyetinden ekran kartlarına göre daha pahalıdırlar.

Fazlasını Oku

Taşındık!!!!

Bu bir yerel gazetedeki gazete sahibinin köşe yazısının başlığı. Tahmin edebileceğiniz gibi bu İnternet gazetesi ofisini taşımış. Ne güzel de bana ne? Bir gazete sitesine ne için gireriz? Haber. Ama özellikle yerel haber. Çünkü hiçbiri ne teknolojik yönden ne de içerik dolgunluğundan günlük yayın yapan basılı gazetelerin sitelerinin yanına yaklaşamazlar bile. Ben sadece Kocaeli’deki yerel gazeteleri biliyorum. Hatta bunlardan 1-2 tanesini ben yaptım.

İlk gazete sistemi yazarken bir gazetenin açılışı oluyordu, heyecanlılardı. Saat gece 2 biz uğraşıyorduk, neden? Bekleyenler varmış. Bırakın Allah aşkına. Hayatın sırrını mı vereceksiniz?

Kopya içeriğe hepimiz karşıyız. Ama bunlar kopyadan da beter. Bir grup insanın yazı yazıp, onların okuduğu İnternet siteleri. Bir de nedense her gazete kuran da süper bir yazar gibi günlük yazısını en başa koyar, süsler vs.. Paragraf bulamazsınız, tek tek cümleler yazılmış ve iki Enter tuşu ile 2 satır aşağı inilmiş. Yazı dolgun gözüksün diye…

Ben ilk gazetenin programlamasını bitirdiğimin sabahı köşe yazısında benim de adım geçiyordu. Acaba ne yazdılar diye okudum. “Ve sonra Gökhan ağlıyordu”. Yahu ne ağlaması, umurumda mı sizin gazeteniz? Yani okuyucu yok yazar yok. Tabi bu genellemeyi birkaç siteyi ayrı tutarak yapıyorum. Onları da bilen bilir zaten.

Kişisel ricam, köşe yazısı yazdırmayın. Şuna benzer yazılar görmek istemiyorum;

Gördüğüme inanamadım…
Nasıl olabilirdi?
Şaşırdım.
Böyle bir şey aklımın ucundan geçmezdi.
 

Yahu bu kadar basit cümleler olur mu? Türkçe mi öğretiyorsunuz? Giriş, gelişme, sonuç denen bir şey yok. En azından konunun akışı yok. Aynı chat yapar gibi yazıyorlar. Gidin yazı yazmadan önce biraz kitap okuyun.

 

 

Fazlasını Oku