Kullanıcı Deneyimi (UX)

Aşağıdaki grafikte görebileceğiniz gibi kullanıcı deneyimi ve bunu etkileyen, destekleyen, geliştiren unsurlar yer alıyor. Fark edebileceğiniz gibi kullanıcı deneyimi çok fazla disiplinin bir potada eritilmesi ile oluşuyor. Yani bir tasarımcının ünvanına ux (user experince) ifadesini eklemesi o kadar da kolay olmamalı.

Ahmet Mehmetoğlu UI & UX tasarımcısı. Bu yazılması çok kolay ama sorumluluğu büyük bir unvan. İşin içine psikoloji giriyor, antropoloji giriyor, kimi zaman pedagojik düzenlemeler gerekli olur. Kullanılabilirlik de bu kapsamdadır. Test yöntemleri vardır. Mesela “Information architecture” başkı başına bir konudur. Adı üzerinde “bilgi mimarisi”.

Çok güzel tasarımlar yapabilirsin, çok şirin de olabilirler. Onu unvanına da yaz ama bilmediklerin hep aklında olsun. Grafik aşağıda;

tumblr_mhi0kj9cTz1qe9xbio1_500

Fazlasını Oku

Memnuniyetsiz Müşteriler Baş Tacımızdır

…çünkü onlar yapıcı değil, yıkıcı(!) hislere sahiptir. Memnun müşteri ürün geliştirmede çok fazla sesini çıkarmaz. Sebat eder kullanır, şikayet etmez. Memnun olmayan müşteri ise tüm o yalancı memnunların tabularını yıkarak “bu ne kardeşim böyle” diyebilendir. Memnun müşteri yapıcıdır, ayna gibidir. Ne yapmışsanız onu gösterir. Ama memnun olmayan müşteri yıkıcıdır. Sizi yıkar, bu size yeniden toparlanmaya götürecektir. Bir şeyin yeniden kurulması, eskisinin yıkılması demektir.

Ürün veya hizmetinizden herkes memnun ise kazanırsınız, başarılı olursunuz ama gelişme durur. Gelişme hiçbir zaman durmamalıdır. Kimse Apple’a gidip “tablet yap da kullanalım” demedi. Apple gerçek bir sektör yarattı. Müşteriler artık aynı cihazın daha hızlı işlemcilerle piyasaya sürülmesine karşı çıkıyor. Bana yeni bir şeyler sunun diyorlar.

Bir şey bilen kişi öğrenemez. Bilmeyen biri bir şey öğrenebilir. Ya bildiğini unutacak ya da öyle kalacaktır.

Fazlasını Oku

İnternet’in Cezalandırma İşlevi

Cezalandırma
Cezalandırma

Eskiden, yani İnternet daha yokken insanlar satın aldıkları ürün/hizmet yorumlarını ağızdan ağza yaparlardı. Referans kişiler olur ve bunlara danışılırdı. Ama bu bilgiler kolektif değillerdi, yani öznel fikirler veya deneyimlerdi.

İnternet’in en önemli yanı kolektif olmasıdır. İşbirliğine, örgütlenmeye çok açıktır. Eskiden sizin aldığınız SONY televizyon bozulsa ve garanti ve iade işlemleri gerçekleşmese kısıtlı bir çevreye söylerdiniz. Sonuçta sokaklara çıkıp propaganda yapacak değilsiniz. Üstelik sizinle aynı sorunu yaşamamış kişiler ürünü önerebilecek, sizin kısıtlı etkiniz daha da düşecektir.

Oysa İnternet gibi insanları buluşturan teknolojiler bu kuralları yıktılar. Artık Garanti Bankası bir müşterisinin şikayet vardaki yorumuna cevap vermekte hatta sorununu çözmektedir. Bir ürün hakkında yapılan arama size üründen koşarak kaçmanızı sağlayacak blog postları gösterebilir.  Üstelik çeşitli mecralarda farklı kişilerin aynı şikayetlerini gördüğünüzde gerçekten ikna olursunuz.

Örneğin bir doktorsunuz ve devlet hastanesinde hizmet veriyorsunuz, muayeneler sırasında bir kişiyi odadan dışarı köpek kovar gibi def ettiniz. Ona gidip bankodan sıra alman gerekiyor yerine “çık dışarı, çabuk” dediniz. Bu benim yaşadığım bir deneyim. Ben tavsiye sitelerine girip doktorla olan yorumumu yaptım. Kesinlikle yıkıcı bir yorum değildi. Bilgi ve tecrübesine de kesinlikle dil uzatmadım ki bu benim altından kalkabileceğim bir iş değil. Ben sadece doktor-hasta iletişiminde çok kötü, hatta agresif olduğunu söyledim.

Ve benim ağzımı burada kimse kapatamaz. Kötü bir deneyimim varsa yazarım. Buna sonuna kadar hakkım var. Bu doktor aynı hareketleri yaptıkça Google Suggest bile edebilir. Aranan “Doktor Ali Veli” olsun “Doktor Ali Veli çok kaba” diye suggest çıksın. Bu sizi bitirebilir. Aynı zamanda eğer iyi bir doktorsanız sizi göklere de çıkarabilir.

Evrimin cezası nasıl ölüm, hediyesi üreme ise İnternet de bu şekilde içeriğini geliştirir. Firmalar kapanır, firmalar açılır. Doktorlar hasta patlaması yaşar veya kimse dini düşünceleri yüzünden “x grubu”nu dinlemez.

Kolektif düşünce her zaman doğruyu söylemeyebilir. Böyle bir amacı da yoktur, kontrolsüzdür. Ama kolektif düşünce başvurulabilecek en sağlam kaynaktır. Youtube kaç sanatçıyı ünlü yapmıştır dünyada belli değil.

Fazlasını Oku

Kitap : Yalnızca Eğlenmek İçin

Henüz bitirdiğim. 2005 yılınında yayınlanmış, Linus Torvalds ve Linux’un gelişimini anlatan kitap. Kitabın tanıtım resmi ve kapağı aşağıda;

index

Linus Torvalds çocukluğundan beri bilgisayarlarla oyalanmış, Helsinki’de dar bir grup içinde tanınan, şu can sıkıcı teknoloji takıntılılardan birisiydi. Sonra öncülük edecek bir işletim sistemi yazdı ve bunu Internet aracılığıyla bedelsiz olarak dağıttı. Torvalds bugün uluslararası bir halk kahramanı. Ve onun tarafından yaratılan LINUX, 12 milyonu aşkın insanın yanı sıra IBM gibi şirketlerce de kullanılıyor.
Şimdi Torvalds, insanların inanç değiştirmesine neden olan yazılımınıntarihine e-posta hızına ulaşan bir anlatımla verirken, bir taraftan da bir dahinin kıvrak zekasını içtenlikle ortaya vuruyor. Sonuç: Değerlerimize meydan okuyan ve dünyamızı değiştirebilecek devrimci vizyona sahip bir adamın insanı düşünmeye yönelten eğlenceli hikayesi.

Öncelikle kitap Linux öğretmiyor. İşletim sistemi tasarlamayı da öğretmiyor. Sadece teknik bilgisi olanlar bazı  olayları daha iyi kavrar o kadar. En önemlisi bu kitap açık kaynak kodun, özgür yazılım geliştirmenin felsefesini çok güzel anlatıyor. Kendisini de çok güzel anlatıyor. Ben kendime yakın bulmadım tarzını ama yine de sevdim. Ben mühendis kafalı insanları sevmem.

Kitap ne biyografi, ne teknik ne de felsefi bir kitap. Ama bu üçünün karışımı. Felsefe yanı daha ağır basıyor. Okuyun derim.

 

 

Fazlasını Oku

En Önemli Soru

Önümüzdeki hafta ve devamında kısaca web developer olarak istihdam dilecek prsonel alacağız. Bu konu üzerinde de düşünmeye başladım. Çünkü ben koordine edeceğim bu grubu. Ne biliyorsun diye sormak çok klişe. Bir söz vardır “Ben bilen değil, öğrenebilen personel isterim” diye.

Ben bunu bir adım daha ileriye taşımak istiyorum. Onca konuştuktan sonra en önemli soruyu soracağım; “Ne bilmiyorsun?”. Bu ilk başta o kadar çok şey biliyorsun ki diğerlerini say anlamına gelir ama benim amacım eksik olduğu, bilmesi gerektiği ama bilmediği neler var. 1 sene sonra neler bilebilecek? Üstelik bir insan ne bilmediğini bilmiyorsa, ortada öğrenecek bir şey de yoktur. Öğrenme de gerçekleşmez.

Ama bu tip radikal bir soru sivri elemanları size gösterir. Bunlar gerçekten ekibe girecek elemanları gösterirler. Junior veya stajyer eleman için ise web işine giriyorsa bilmesi gerken teknolojiler var. Programcı ise;

  • Regex
  • SQL
  • OOP

Bunun yanında arayüz kısmı için düşünülüyorsa;

  • HTML
  • CSS
  • Javascript

Bunlar genel standartlardır ve bilinmeden gerçekten “olmaz”. Bundan sonraki biraz da tecrübe işi herhalde. Ben böyle görüşmeleri ilk defa yapacağım için biraz acemiyim bu konuda. Ama en azından kaypak, tembel, istikrarsız, sorunlu insanları istemem çevremde.

Kız arkadaşımdan ayrıldım, gece çok içmişiz, bugün havam yerinde değil, uyanamadım sabah gibi bahaneler üreten insanlarla çalışmayayım daha iyi. Eğer bu şekilde yaşıyorsan saygım var ama o zaman tam zamanlı işe başvurmayacaksın.

En önemli olan bildiklerimiz değil, bilmediklerimizi bilmemizdir. Çünkü bundan 5 sene sonra çok farklı teknoloji ya da yaklaşımlar ile geliştirme yapıyor olabilir. Mesela veritabanları NoSQL tarafına kayar. CSS için jQuery gibi popüler frameworkler kullanılabilir. Belki HTTP protokolü bile değişebilir. Önemli olan bunlara ayak uydurabilmek. Ben bilmediklerimden bildiklerimi sayayım;

  • Temel düzeyde matematik
  • HTTP Protokolü
  • HTML 5
  • CSS3
  • NoSQL
  • Linux sistem yönetimi
  • Programlama paradigmaları
  • Kullanılabilirlik ve erişebilirlik
  • Türkçe Dil Bilgisi
  • İleri İngilizce
  • Yapay zeka (matematiğe bağlımlı bu mesela)

Bunlar sadece şimdilik aklıma gelenler. Bugün kitapçıdan “Linux Ağ Yönetimi” kitabı aldım.  Bilgisayar bölümüne bakınca bir az duraksadım. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bunların hepsini öğrenemeyeceğim. Çünkü her gün aralarına başka kitaplar katılıyor.

Merak etmeyin o klişe sözü söyleyerek kapatmayacağım. Bilmemek ne güzel şey, öğrenecek o kadar şey var ki.

Fazlasını Oku

Her İş Yapış Kazanç İçin midir?

MerakBugün sabah işe giderken bir taksici gördüm. Arabası temizdi ve kuruydu ama üşenmeden almış sabah sabah fırçayı jantları siliyor. Jantların pis olması veya taksinin üzerine kuş sıçmış olması ona olumsuz olarak  yansır mı? Yoksa arabanın temiz olması daha çok mu müşteri getiriyor? Bilemiyorum.

Küçük esnaf da böyledir. Kendim de esnaflık yaptım. Dükkanın önünü süpürürdük, sonuçta kaldırımdı ama patron süpürülmesini isterdi. Tabak, kaşık, tencere satan esnafların elinden toz alıcı düşmez.  Bütün gün toz alır. O olmadı dükkanın önünü ıslar kapağı delikli kola şişesi  ile.

Yılbaşında kahvede elimde ajanda gören 4-5 kişi fazla olup olmadığını sordu. Bu adamları tanıyorum. Küçük boy kareli bir defter verin 3 sayfa doldurmaz ama ajanda istiyorlar sanki günlerini planlı yaşıyorlarmış gibi.

Mesela ben iş olmadığı zamanlar App Store’dan uygulara bakarım, en önemlisi kitaplarımı okurum. Yani iş yerinde kahve, yemek, ufak aralar, telefon görüşmeleri derken işin azımsanamayacak kısmı “biraz” farazidir. Hiç iş olmasın gider kafeye oturup RSS
beslemelerimi okurum, yönetici panelini geliştiririm veya görsel malzeme bulmak için siteleri dolaşırım.

Çok mu meşgulüz de bunlar rahatlama mı yoksa işimiz yok diye mi bunları yapıyoruz? Bence her ikisi de geçerli.

Fazlasını Oku

İnternet’in Mutfağına Girmek

Kuşku yok ki, HTML ve CSS İnternet programcılığı, tasarımı, arayüz kodlaması yapan kişilerin olmazsa olmaz işaretleme ve stil dilleridir. Yeni başlayanlar vardır, biraz bahsedelim. Bir İnternet sitesi yaratırken ilk önce HTML ile karşılaşırsınız. Bunun XHTML’i vardır HTML 5’i vardır. Bunların amaçları aynıdır. XML de bunlar arasında ama pek site inşaası için kullanılmıyor.

HTML sayfanızdaki objeleri, metinleri işaretler. Mesela bir paragraf yazacağınız zaman;
<p>Selam! Ben bir paragrafım.</p>
yazarsınız ve bu kod Web Tarayıcı ile açıldığında karşınızda bu yazıyı görürsünüz <p></p> ifadelerini göremezsiniz. Çünkü onlar kullanıcılar için değil, tarayıcı için yazılan kodlardır. İsterseniz işletim sistemi yazabiliyor olun İnternet işine girdiğinizde bunlarla karşılaşırsınız.

CSS ile de o demin yazdığımız <p> işaretçisine stil verirsiniz. Renk, boyut, kalınlık vs.. vs..

Yani “Nereden başlamalıyım?” diyorsanız;

  1. HTML
  2. CSS
  3. DOM

Bu şekilde başlayabilirsiniz. 3. seçeneği bilerek verdim. Zamanı gelince araştırırsınız. Bu arada İngilizcesi iyi olan arkadaşlar için süper bir kaynak buldum. Çok özenle hazırlanmış. Adresi de vereyim tam olsun;

http://learn.shayhowe.com/

Fazlasını Oku

Bir İnternet Sitesi Bazen Sadece Bir İnternet Sitesidir

Sigmund Freud
Sigmund Freud

Sanırım Sigmund Freud adını birkaç kez bile olsa duymuşsunuzdur. Modern dönemin en aykırı düşüncelerine sahip bir nörolog ve psikanaliz’in babası. En azından şunlar tanıdık gelebilir; “oedipus kompleksi”,” fallik dönem”, “anal dönem”, Totem ve Tabu kitabı.. Her neyse bu amcamız zamanında ruh sağlığı ile de ilgileniyordu. Jung, Adler ve Freud psikiyatrinin gelişmesine çok yardımcı olmuşlardır. Bu bilgiler sadece genel kültür olsun diye 🙂

Freud amcamız rüyaları yorumlarmış mesela rüyasında çok büyük dağlar gören bir kadına gerekli cinsel tatmini alamadığı için, özlemindeki penisin bu dağlarla bilinçaltından ortaya çıktığını söyler. Sonra bir erkeğin ilk aşkı annesidir der. Ona cinsel istek duyar der. Ama babanın otoritesini yenemeyince babaya teslim olur. Babalarımıza duyduğumuz adaletsiz saygının sebebi bu olabilir bence.

Şimdi konuya gelelim; Freud çok puro içermiş. Zaten ölüm nedeni de gırtlak kanseridir. Çevresindekiler ve çalışma arkadaşları Freud’a “peki senin içtiğin bu puronun bilinç altında ne gibi bir kökeni var” demişler ve Freud meşhur sözü söylemiştir; “bir puro bazen sadece bir purodur.

Bu öne sürdüğü tüm fikirlerin karşısında bir sözdü. Aynı şekilde bir İnternet sitesi de bazen sadece bir web sitesidir. Güzel olmak zorunda değildir, çok ciddi mühendislik çalışmalarına gerek yoktur. Yaparsınız, biter. Tutup hazır mutfak işi yapan ufak bir firma için kullanıcı testleri yapmaya hiç gerek yoktur.

Bir site bazen sadece bir sitedir.

Fazlasını Oku

Arka Plan Görselini ve Header Görselini Değiştirdim

Lütfen Girmeyin
Lütfen Girmeyin

Öncelikle bunun bir nedeni yoktu. Birincisi simsiyah arka plandan sıkılmıştım. Böyle daha güzel durdu kanımca. Sonuçta benim blogum. İstediğimi yaparım.!!!!

Şaka bir yana üst(header) görselini klavye olarak değiştirdim. Bu çok ucuz ve modası geçmiş gibi durabilir ama bu tasarım için değişmedi. Siteye yanlışlıkla gelmiş çılgın sörfçüler için değiştirildi. Bu sayfanın teknoloji ile ilgili olmasını sağlamak için.

Başlığa da “Gökhan Çancılar Teknloji Blogu” yazdım. Bu da alakasız kullanıcılara zaman kaybettirmemek için. Olaya bak ya, millet neler yapar;kullanıcılara ne arayüzlerde, yardımcı olurlar ne de işlevlerde. Ben burada müşterim olmayan birinin çıkarını gözetiyorum. Hiç gezme abicim alakan yoksa. Hemen geri tuşuna bas diğer sitelere atla. Şimdi yazarken aklıma geldi. Bu değişiklik Bounce(hemen çıkma oranı) Rate’i bayağı yükseltecektir. Normalde kullanıcılar belki 1-2 yazı okuyorlardı bu sitenin ne iş olduğunu öğrenmek için. Bounce oranını da geçtim, size bir şey vermiyorum, bir şey de almayayım.

Yeterki siz mutlu olun. Daima kullanıcı deneyimi!

Kullanıcıyı düşünmek, kullanıcı deneyimini artırmak bir teknikler bütünü değil. Bir yaklaşımdır. Bu örnekteki gibi bir durumda bile kullanıcıya “sayfa gösterimim artsın” gözüyle bakmamalıyız. Eğer konu ile alakasız bir kişi 5 makaleye girerse ve o 5 gösterim size sembolik 1$ kazandırdıysa bu alın teri değildir, tabir yerindeyse bu tırnakçılıktır.

Fazlasını Oku

Web Sitesini Kime Yapıyoruz?

Bir fima düşünün x ajansı ile çalışıyor. Buradan reklam, katalog, çeşitli grafik ve basım işleri alıyor. Aynı zamanda da İnternet sitesi omasını istiyor veya var olanın geliştirilmesini. Ajans’da bu işte uzman bir firmaya veriyor. Müşteri temsilcisi gidip brief’i alıyor. Sonra firmaya gelip işi tasarımcıya, tasarımcı da programcıya bırakıyor.

Arada ne kadar çok insan olduğunu fark etmişsinizdir. Firma ajansa, ajans yazılım firmasına, müşteri temsilcisi tasarımcı ve programcıya. 10 kişi dizilip bir sonraki kişiye fıkra anlatın ama diğerleri sırası gelmeden duymayacak. En kişiye fıkrayı anlatmasını istediğinizde büyük olasılıkla birçok şey değişebilecek hatta ana konudan sapılabilecektir.

Bu bilgi soğrulması projelerin başarısız olması ve memnun olmayan müşterilere sebeo oluyor. Ve şöyle bir durum var; biz web sitelerini ne ajansa, ne müşteri temsilcisine ve hatta müşteriye yapmıyoruz. Biz web sitelerini o siteye girecek son kullanıcılar için yapıyoruz. Firmaya nasıl site yapabiliriz? Daha kendi web sitesinde ne olması gerektiğinden habersizken bu mesajı iletenler kendi absürt fikirlerini de proje dökümanına katıyorlar. Bu bazen tezat durumlar oluşturuyor, kimi zaman teknik problemler yaratıyor.

 

Mesela bir firma üretim videolarını sitesine koymak istiyor. 20’ye yakın videosu var ve bunlar günde ortalama her biri 50 kere izleniyor. Peki müşteriden talebi alan ajans bandwith‘den habersiz. Bunun sunucu maliyetini düşünmüyor. Yazılımcı bunu bildiklerini düşünüp videoları kendi sunucularında tutuyor. Sonrasında kendilerine özel bir sunucu kiralamaları gerekiyor.

Bir kere müşteri ne istediğini bilmez. Henry Ford’un bununla ilgili güzel bir sözü vardır; “Eğer insanlara ne istediklerini sorsaydım, yanıtları daha hızlı arabalar olurdu”. İnternetin çöp gibi olma sebeplerinden biri de budur. Bir sürü yetenekli, çalışkan, zeki insan ama ortaya çıkan sonuçlar facia. Basit  bir firma sitesinde bile öyle.

“Ben siteyi mavi istiyorum”. Neden? Bir açıklaman varsa bunu söyleyebilirsin. Ama ben bu siteyi sana değil müşterilerine yapıyorum yani siteyi kullanacak insanlara. Aynı şekilde işin mutfağındaki bir kişi siteyi kırmızı yaptığında müşteri; “Neden kırmızı?” dediğinde bir sebebi yoktur. Çünkü sektörel olarak belli iş kollarına uygun renkler diye bir ölçüt yoktur. Ama havuz temizliği yapan bir firma iseniz sitenizin mavi olması beklenir. Veya bir gece kulübü ise daha koyu tonlar tercih edilir vs..

Yazılımcı, tasarımcı, müşteri, patron ekseninde tartışılır durur. Kimse de haklı çıkamaz. Çünkü bunun bir standardizasyonu yoktur. Bakılacak şey kullanıcı araştırmalarıdır. İnsanların kullanmakta zorlanmadığı elemanlar kullanılabilir. Bilimsel verilerden yararlanılarak bir metin sunarken arka plan ve yazı renginin, font tipi, satır aralıkları seçebilirsiniz. Yazılan metinlerdeki kavram ve ifadeleri siteye girecek kitleye uygun yazarsınız vs.. vs.. Bunların hepsi erişilebilirlik ve kullanılabilirlik potasında eritilebilir.

Önemli olan müşterinin siteyle ne yapmak istediği. Bunu öğrendikten sonra eğer bir kurumsal kimlik çalışması varsa ona uygun bir arayüzü grafik tasarımcı yapar, programcı kodlar. Aslında Bunların her biri için birer adam lazım ama Türkiye şartlarında birden fazla işi yapmak durumunda kalıyorsunuz. Peki bu beni rahatsız ediyor mu? Hayır. Aksine başkalarına gebe olmamak beni rahatlatıyor. Ve alakalı teknolojileri öğrendiğinizde uzmanı olduğunuz konunun zincirlerinden sıyrılırsınız. PHP programcısı PHP’nin kölesidir. Sadece bir işi yapan o işin kölesidir. Burada kullandığım kölelik kavramı olumsuz anlaşılmamalı. Ne kadar çok alanda bir şeyler biliyorsanız, vizyonunun, firmaya kattığınız değer o derece yüksek olur. En iyi programcıları ücretlerini ödeyerek satın alabilirsiniz ama usta bir proje yöneticisini, bu işlerin başından beri içinde olan kişiyi zor bulursunuz. Konu dağıldı farkındayım, pardon.

Web sitelerini biz insanlara yapıyoruz. Ne patronumuza, ne müşteri firmadaki ilgili kişiye. Bir firmanın sahibi olmak o firmanın İnternet’den nasıl fayda sağlayabileceğini bilmek anlamına gelmez.

 

 

Fazlasını Oku

Kurumsal Kimlik ve Kurumsallaşma

TDK Güncel Türkçe Sözlüğ’e göre kurumsalın tanımı şöyle

1)  (sıfat) Kurumla ilgili
2)  Değişik birim ve fonksiyonlarıyla bir kurumun niteliklerine tam anlamıyla sahip olan

Birinci tanımı kanıksamak çok kolay. Elle tutulur bir şeyi ifade ediyor.  Bundan 3-4 sene önce web 2.0 dalgası nasıl kendini parlak ve yansıyan butonlar, gradyenler olaraak algılandıysa “kurumsallık” da böyle yanlış algılanıyor.

Benim konu ettiğim küçük ve orta boylu işletmeler (KOBİ). Çevremde kurumsal kimlik çalışması yaptığını iddia eden insanlar var. Onlar için kurumsallık logo hazırlama, katalog/buroşür bastırma, İnternet sitesi hazırlatma gibi işlerden oluşuyor. Gerçekte bu kavram çok derin noktaları işaret eder. Firmanın logosunu çizip kurumsal kimlik vermek de ne demek?

Şirket Çalışanları
Şirket Çalışanları

Formal tanımlar beni ilgilendirmiyor fakat bana göre kurumsallık firmanın bir “kurum” gibi davranması, personelinden patronuna herkesin bu anlayışı benimsemesidir. Telefonu güzel sesli bir bayanın açması, yıl başlarında ajanda gönderilmesi kurumsallık değildir. 2 kişi çalışırken santral kurmak da yanlıştır.

3 kişi çalışan bir firma düşünün. Sadece 1 yazılımcı ve tasarımcı var. Tüm işleri bu kişi yapıyor. Ama web sitesinde “uzman ekibimiz” yazılı. Ne ekibi? Ortada ekip falan yok. Birbirimizi biliyoruz, bu tür şeylere ne gerek var? Eğer kurumsalsanız müşterilere mesai saatleri dahilinde destek verirsiniz. Telefonları yönlendiren bir görevli olmalıdır.

Kurumsallaşma öncelikle bir “kurum” olmaktır ve kurumların kendilerine has “kültürleri” vardır. Kurum kültürü denen şey. Bu hiyerarşide baştan aşağı aşılanır. Mesela bazı kurumlarda müşteri temsilcileri müşteriler ile yakın ilişkiler kurar, yemeklere çıkar, telefonlaşır vs… Kimi kurumlar ise talebin fakslamasını isteyebilir. Yani logo tasarımı, reklam ve tanıtım hizmetleri kurumsal kimliğin ufak bir kısmıdır.

Ne kolay ya kurumsallaşmak buralarda. Logo, katalog, web sitesi, telefon santrali. Bir de şöyle bir kavram var; “kurumsal web sitesi”. Bunu genelde web tasarım firmaları şirket web siteleri için söyler. Normalde bunun anlamı kurumu kurumsal kimlik çalışmasına dahil olarak şirketi tanıtan, çeşitli aksiyonlar yaptıran bir iletişim aracıdır.

Fazlasını Oku

Hemen Çıkma Oranı ve Söyledikleri

Bounce Rate
Bounce Rate

Hemen çıkma oranı İngilizce’de “Bounca rate” denen deyimden geliyor. Yani bir kullanıcının sitenize girmesi ve hiçbir şey yapmadan siteden ayrılmasıdır. Bu oran yükseldikçe kullanıcılarınızı elinizden kaçırıyorsunuz demektir.

Mesela benim terkokuyorsun.com web sitemde bu oran %70’ler civarında. Farazi bir amacı olduğundan bu kabul edilebilir. Ama aynı oran bu blog için de geçerli. Bu blogda bu kadar yüksek olmasının sebebi Google. Çok alakasız kelimelerden ziyaretçiler gönderiyor ve bu nedenle giren hemen çıkıyor. Bakın bazen Google’dan gelen trafik zarar bile verebiliyor. İstatistikleri bozuyor ve daha fazla sunucu kaynağı tükettiriyor. Eğer adwords veya adsense gibi reklam kampanyaları düzenliyorsanız bu oran daha da önemli oluyor. Her girip çıkan ziyaretçi sizden centlerin hatta dolarların gitmesine sebep oluyor.

Diğer sitem namaztakip.com‘da bu oran %30 gibi oranlara düşüyor. Çünkü gönderilen kelimeler site ile alakalı ve belli bir içerik, işlevler içeriyor. Bu iki site arasında trafik olarak çok fark var ama namaztakip, terkokuyorsun’dan daha değerli ziyaretçiye sahip.

Mashable hemen çıkma oranını düşürmek için önerilerin yer aldığı bir makale yayınlamış. En azından ben yeni rastladım.

Makalenin orjinaline bu adresten ulaşabilirsiniz. Ben size kısaca özetleyeceğim, aynı zamanda çevirmiş de olacağım kısmen. Neyse, başlayalım.

1) Mantıklı Reklam Yerleşimi
Reklamları web sitesinde mantıklı şekilde konumlandırın. Zorla açılan, kapatması zor, sallanan hoplayan reklamlardan kaçının. Çünkü bu dikkati dağıtır ve kullanıcı deneyimine zarar verir.

2) Uzun Yükleme Süresine Sahip 3. Parti Uyghulamalar
Sitenize eklediğiniz 3. parti içeriklere sahip içerik koymaktan kaçının. Mesela google analytics kodu olan bir site, Google’a anlık bir ulaşılamama durumunda uzun sürede açılacak yani hazır hale gelecektir. Tabi ki analytics kodu koymayın demek değil bu. Beğen butonları, analitik kodları, facebook login, facebook haber akışı vs..

3) Kontrast Anahtardır!
Sitede sunmak istediğiniz içerik anlaşılır olsun. Sitenin ana konusunu yan uygulamalar ile boğmayın. Önemli içeriklerin boyutlarını büyütün, diğer site içeriğiyle kontrast olacak şekilde hazırlayın. Ebat, renk, konumlandırma olabilir.

4) Temiz, Erişilebilir Navigasyon
İnsanlar okuyamadığı sitelerde durmazlar. Ayrıca kullanıcılar, dolaşamadığı sitelerde de kalmazlar. Bunun için site navigasyonu basit, temiz ve erişilebilir olmalıdır. 

5) Mesajınız Açık Olsun
Sitede vermek istediğiniz mesaj açık olsun. Kullanıcı sitenin ne sunduğunu bir bakışta anlayabilmelidir. Yoksa çıkış yapma olasılığı yüksektir. Eğer siteniz milli piyango sonuçlarını kontrol ediyorsa bunu çok açıkça anlatın. Bir menü altında saklamayın.

6) Lütfen Dikkati Dağıtmayın
Açılan lightbox’lar, pop-up pencereler. Otomatik başlayan sesli reklamlar, Oradan buradan sarkan flash animasyonları. Bunlar hep insanların dikkatini başka tarafa çekerler. Kullanıcıya saygılı olun. Nasıl ki kütüphanede sessizce konuşuyorsanız, sitede de dikkati dağıtmamalısınız.

7) Esnek Bir Arayüz Tasarlayın
Artık İnternet’e çok farklı cihazlardan girebiliyoruz. Cep telefonları, tablet bilgisayarlar, oyun konsolları, akıllı televizyonlar vs.. Kullanıcı istatistiklerine bakarak arayüz seçimini yapın. Eğer mobil giriş yeterince arttıysa bir de mobil sürüm kodlamayı deneyebilirsiniz.

Fazlasını Oku

Basınız, Çekiniz, Açılır.

Bu basitçe bir kapı kilidinde yazan talimat. Kilidin dilini çekerek açmaya uğraşacağınıza oradaki düğmeye basıyorsunuz, dil geri çekiliyor, siz çekiyorsunuz açılıyor ve kapanınca dil kendi yerine geri dönüyor. İşlem basit gözüküyor.

Bir İnternet sitesine girenlerin birçoğu hatta büyük kısma az da olsa bilgisayar bilgisine sahip. Dışarıda bıraktığım kısma babam dahil. Tarayıcıyı açıyor, Google açılıyor, kutuya bir şeyler yazıyor ve sonuçların altındaki bilgileri okuyor. Sitelere girmiyor kesinlikle. Sayfa değiştiriyor mu? Bilmiyorum.

Kilide geri dönelim; Bu şekilde bir kilit ile karşılaşmamış insan bu yazıyı direkt okur. Çünkü bilmediği bir sistem ve üzerinde okunaklı şekilde bir yazı yazıyor; “Basınız, çekiniz, açılır.”. Bu komik fotoğrafların yer aldığı sitelerde de yer alabilirdi ama inanılmaz yerinde bir anlatım olmuş. Bas. Nereye? Tek düğme var. Çek. Ney çek? Kapıyı ve çektiğinizde “açılacağını” da söylüyor.  Kapının tasarımını bozmuş mu bu yazı? Evet. Kargacık burgacık olsa da okunaklı. Ama modern binalarda göremeyeceğimiz bir şeydir. Burada tasarımdan taviz verilmiş. Ama çok değerli bir şey elde edilmiş; doğru çalışan bir kapı.

Bu kapıdan geçenler “aaa abi süper ya kapıyı açtım, hiç de zorlanmadım, yazı çok açıklayıcı” demez. İnsanlar bir şeyi kullanırken sorun yaşamadıklarında nötr’e yakın durumdadırlar. Aslında kullanılabilir bir şey şaşkınlık yaratmaz, heyecana sebep olmaz. Aksi olduğu durumlar ise kullanışsız bir yapı vardır.

Mustafa Atik ekledi;
“Eğer bu yazıya gerek duyuyorsa kullanışsızdır.”

Evet haklı ama tüm dünyada kabul gören bir kilit sistemi olmadığına göre (mesela bizim evde yok) açıklama gereklidir. Bu yazıyı yazdırmadan ve herkesin kullanabileceği bir kilit ise idealdir.

Basınız Çekiniz
Basınız Çekiniz

Fazlasını Oku

Özgün Tasarımlı Web Sitesi

Güzel Kız
Güzel Kız

Web site tasarımına normal ya da normalin biraz üstü veren firmalar müşterilerine bunu bir işlevmiş gibi söylerler. “Siteniz özgün tasarımlı olacak, biz öyle template falan yapmıyoruz”  eee? Ben web sitesi istemiyorum ki. Ben telefon trafiğimi azaltmak veya satışlarımı artırmak itiyorum.

En yaratıcı reklamların satışa yönlendirmesi bile tartışılırken Özgün Tasarımlı web sitesi firmama ne sağlayacak? Arkadaşlarıma göstereceğim, yani sidik yarışı. Ben bunu bir türlü anlayamadım, bir web sitesi neden “güzel” tasarlanmalıdır? Güzel tasarlamaya çalışsak bile ortak bir “güzel” anlayışı var mı? Bir siteyi “güzel” yapan etkenler nelerdir?

Evet bir sitenin içeriği doğru bir hiyerarşiye konmalıdır, öncelikli bilgiler grafiklerle ifade edilebilir. Tüm tarayıcılarda sunmak istediğiniz deneyimi yaşatmak için kodlama kısmında bir geliştirme yapılabilir.

Özgün site tasarımı bence grafiksel olarak farklı olması değildir. Kullanılabilir ve erişilebilir olmasıdır. “Güzel” kavramında bir araya toplanamasak da “kullanılabilirlik” ve “erişilebilirlik” kuralları üzerinde durabiliriz. Bunlar kullanıcılar ile çeşitli testler  yaparak ortaya çıkartılır. O yüzden öznel değildirler, ister uygulayın, ister uygulamayın.

Ben bir biblo alıyorsam onu vitrinimde ya da masamda görmek isterim. Sadece bakmak veya kalemliği varsa onu kullanmak. Ama bir web sitesi hiçbir zaman vitrine ya da masaya konulan bir biblo değildir. Güzel olma zorunluluğu yoktur, özgün olmak zorunda değildir. Özgün olması gereken bu genel kabul görmüş kullanıcı deneyimi kurallarını kendi işiniz için uyarlamanızdır. Bu yüzden siteler birbirinden farklıdır. Onu tasarlayan kişiler farklı olduğu için değil, farklı istekler olduğu için.

Bu blog güzel tasarımlı değil. Gayet sıradan WordPress’in varsayılan temasıdır. Ama ben burada tasarımı değil, fikirlerimi satıyorum. Çirkin site yoktur az kullanıcı deneyimi vardır.

Fazlasını Oku

Reklamın Yaratıcı Olması ve Satışa Etkisi

Tüketicilerin satın alma kararları çok değişkenli bir konu. Tek formülü yok, hatta gruplara ayırsanız bile bir sürü tüketici modeli elde edersiniz.

Ajanslarda tüm dünyada çok yaratıcı işler çıkıyor. Aşağıda bir reklam örneği verdim.

Jingle Bells

Yukarıdaki reklam viral mi? Evet ben birçok arkadaşımla paylaştım, gerçekten yaratıcı buldum. Ama sık sık olmasa da alkol alan biri olarak beni içki satın almaya itmedi. Tabi reklamın tek amacı satışı artırmak değildir. Hatta güdülemedi de. Güdülemek derken, şuan değil ama bu reklamın beni ileride yapılacak bir satın almaya iteceği varsayımı. Tabi geleceği şimdiden bilemem. Belki bu reklamın etkisinde kalarak bir yılbaşı bu içkiden alırım , kim bilir?

Peki reklamlar yaratıcı olmalı mı? Daha doğrusu yaratıcı reklamlar bizi güdülüyor mu? Ben kendi hayatımdan örnek vereceğim. Kırtasiye ürünlerine bir zaafım var. Not defterleri, ajandalar, kalemler vs..

Facebook’da bakınırken Rotring kalem reklamı gördüm. Bu kadar reklam niye verdiler dedim. Zaten kırtasiyelerde bulunuyor. Siteye girdiğimde kalemin fiyatı 30 euro idi. Yani yaklaşık 60 TL civarına karşılık geliyor. Bu basit reklam beni siteye götürdü, sitede kalemin fiyatını gördüm ve bu beni güdüledi. Diğer kalemlerden farkı, sağladığı ekstra faydalar, sağlamlığını merak ettim.

İlerleyen günlerde bir kırtasiyenin önünden geçerken rafa vitrine baktım. Rotring kalemler vardı. Belki İnternet’deki kalem burada olabilir, bir göz atarım diye içeri girdim. Kalemin elinde olduğunu söyledi. Ama 60 TL dedi, ben de önemli değil dedim. Kalemi aldım. Tamamen mat bir kaplama ile kaplı ve metal aksamlı. Aslında teknik çizim için hazırlanmış bir kalem ama benim kalem merakım yüzünden satın aldım. Şuan dolabımda duruyor, kullanmaya kıyamıyorum. Ağırlığı, tutma yerindeki kaydırmaz plastik, o kalem ucunu çıkarması beni eritiyor.

Burada reklam beni güdüledi muhtemelen. Sonunda kendi isteğimle gidip aldım. Reklam da yaratıcılıktan çok uzaktı. Site de öyleydi. Ben insanları kitleler halinde marketlere gönderecek bir reklama rastlamadım. Yaratıcı veya değil.  Yukarıdaki reklamda kelimelerin baş harfleri olduğu için aklıma ürünün ismi mecburen geliyor ama ben içkinin tadını falan hiç merak etmedim. Belki bir çoklarını güdülemiştir, orasını bilemiyorum.

Reklamlar yarıcı olmak zorunda mı?

Fazlasını Oku