Arama Sayfası İdeal Adwords Sırası

Google’da arama sonuçlarında tıklama başı ödemeli reklamlarda ilk sırada çıkmak en çok ziyaretçiyi ve aynı zamanda en çok maliyeti getirir. 1. sıra genelde yüksek kar oranlı veya yüksek hacimli satış yapan / hizmet veren siteleri için mantıklı olabilir ama standart bir internet işletmecisi için 5-7 sıralar optimal sıradır. Adwords sırası önemlidir çünkü işletmenin pazarlama/satış bütçesi çoğunlukla bunu dikkate alacaktır.

Fazlasını Oku

Ne Kadar Fazla Ziyaretçi, O Kadar Gelir

Bir İnternet siteniz var, herhalde ilk istediğiniz şeylerden biri ziyaretçi trafiğidir.”Tekil ziyaretçi sayısı binli rakamlara ulaşsın”, “google’da her kelimede çıkayım”, “Facebook, Twitter’den ziyaretçiler akın etsin” gibi şeyler söyleriz veya alttan alttan isteriz.

Gelirini kullanıcıların yanlış tıklamalarıyla Google Adsense geliri elde eden biri için bu sözler anlamlı olabilir fakat sayfanızda iş yapıyorsanız, ürün/hizmet satıyorsanız, belli bir konuda İnternet hizmeti veriyorsanız yukarıdaki cümleler kurmanız pek sağlıklı olmaz.

Fazla ziyaretçi tabi ki hepimiz isteriz fakat burada nicelikten çok nitelik önemli. Serseri mayın gibi gezinen alakasız kullanıcıların sayfanıza gelmesi size pek yarar sağlamaz. Aksine bant genişliğini kullanır, site istatistiklerini bozar.

İnternet sitesinin ziyaretçilerinin analizi çok önemlidir. Bunu da çeşitli araçlarla yaparız. Google Analytics, Yandex Metrica vs.. Yeni giriş yüzdesine, tekrar gelen ziyaretçi yüzdesine bakarız. Hemen çıkma oranları ve ziyaret/sayfa oranları ayrıca önemlidir. Ama sayfanıza akın eden çöp trafik varsa bu hesaplarınızı bozar. Çünkü bu ziyaretçiler sayfanıza yanlışlıkla uğramışlardır ve hemen çıkarlar veya oraya buraya tıklarlar sebepsiz yere. Bir kullanıcının site ile ilgili bir konuda arama yaptığını ve sitenize geldiğini düşünelim ve geldiğinde aradığını bulamadığını düşünerek ana sayfadan direkt ayrıldı. Aynı çöp ziyaretçinin yaptığı gibi. Bunu teknik olarak ayırmanın bir yolu yoktur.

Bu nedenle en basiti bir sayfa yayınlıyorsanız sağa sola, firma rehberlerine, yorum olarak bloglara bağlantı vermeyin. Bunlar size gereksiz ziyaretçi olarak geri dönecektir. Ek olarak bir sürü alakasız anahtar kelime veya metinleri sayfanıza eklemeyin. Yine aynı şekilde balon bir ziyaretçi trafiği yaratır.

Fazlasını Oku

Basitlik İçin Gizlemek

Bir kullanıcı arayüzü tasarlarken zorunlu olarak bazı özellikleri koyarız, çok sık kullanılmasa da. Mesela bir İnternet sitesinde üyeliği sonlandır bölümü olsun. Bu özellik hem sık kullanılan bir özellik değil, hem de ulaşılması da proje sahibi tarafından arzulanmaz. Ama bu özelliği sunmalıyız, çünkü üyeliğini sonlandırmak isteyen kullanıcılar olacaktır. Bu yüzden her sayfada görülen üye paneline “üyeliği sonlandır” butonu rahatsız verici bir görüntü oluşturur. Sanki sizi kaçmaya teşvik eder gibi.

Bu yüzden bazı özellikleri gizleyebiliriz. Burada gizlemekten kasıt özellikle saklamak değildir. Sadece daha alt katmanlara atmak demektir. Örneğin üyeliği sonlandır bağlantısını profil düzenleme sayfasında bir yere konumlandırırsınız.

Bu özelliği kumandalarda da görebilirsiniz. Mesela bazı TV kumandaları teletext kullanımı için özel tuşlar bulundururlar. Bunların her gün kullanılan özelliklerin arasına koymak arayüzü çok kompleks yapar. Bazı kumandalar bu butonları küçülterek en alt kısma koyarlar, bazıları ise bu tuşları küçültme ile kalmayıp kapak ile kaparlar veya kaydırma sonucu görünecek şekilde ayarlarlar.

Akıllı telefonlarda sistem menüsüne girmek için bazı tuş kombinasyonları vardır. Mesela sesi kıs + açma/kapama tuşu ile aktif olurlar. Bunun için de bir tuş konabilirdi. Ama nadir kullanılan bir özellik olduğu için gizlenmiştir. Hatta kullanım kılavuzunu okumazsanız bulmanız da olanaksız gibidir.

Az kullanılan, daha az önemli işlevleri gizleyin. Daha alt katmanlara konumlandırın. Bu arayüzünüzün daha basit ve öğrenimi kolay olmasını sağlayacaktır.

Fazlasını Oku

Renklerle Yönlendirmek

Şimdi, şu renk rahatlatır, şu renk huzur verir gibi şeyler söylemeyeceğim. Ki bu tür genellemelerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Kırlarda büyümüş bir çocuk için açan kırmızı çiçekler onda kırmızı renge bir sempati uyandırabilir. Ama şehirde büyümüş ve yaşayan bir kişi “Dur!”, kırmızı ışık gibi negatif anlam yüklü deneyimlerle kırmızıyı bir sorun olarak algılayabilirler.

Mesela ben Trabzon Spor’un renklerinden hiç hoşlanmam. Bir sebebi var mı? Görünürde yok ama bilinçaltında neler dönüyor bilemiyorum. Ayıca cinsiyet ve yaş grupları da renk algısını değiştirebilir.

Neyse ben anlatmak istediğim mevzuya geleyim; arayüz tasarlarken en önemli silahlardan biri renklerdir, ya da renksizlik. Bir içeriği öne çıkarmak için büyütür veya dikkat çekici bir renk verebilirsiniz. Veya web sitesindeki tüm linkleri mavi tonda ve altı çizgili yapabilirsiniz. Zaten bu standartlarda da böyle.

Arayüz bloklarını da renkler ile ayırabilirsiniz. Yalnız iki önemli konu var; birincisi ne kadar çok renk o kadar problem demektir. İnsanların arayüzünüzde hangi rengin hangi içeriğe karşılık geldiğini öğrenmeleri zaman alır. Yani kullanımı kolaylaştırmak için belirlediğiniz renkler durumu daha da kötüye götürebilir. İkinci sorun da renk benzerlikleri. %30 ile %40 gri çok kolay ayırt edilebilen tonlar değildir.

Şu yazıya da göz atabilirsiniz; http://www.cancilar.net/2012/07/25/neden-mavi/

Fazlasını Oku

Aramanın Maliyeti

Google hayatımıza girdiğinden beri her şeyi Google’da arıyoruz. Aslında çoğu zaman bir şey de aramıyoruz, bildiğimiz bir şeye ulaşıyoruz sadece. İnternet kat be kat büyüdükçe aramaya olan ihtiyaç da artacaktır. Zaten digg, del.icio.us, stumbleupon gibi servisler bu büyük bilgi karmaşasını azaltarak meşhur oldular. Bu aramaya hafif bir girişti.

İnternet sitesi tasarlarken de arama işlevini sıklıkla sitelere dahil ederiz. Ama çoğunlukla berbat bir şekilde uygularız. Çünkü arama konusu zor bir konudur. Aramanın maliyeti vardır. Hem uygulaması hem de kullanılması zordur. Siz İngilizce klavyeniz ile “sicak yemek” yazdığınızda sırf “ı” yerine “i” yazdığınız için sonuç göremeyebilirsiniz. Ya da çok bilinen bir şeyin sitede kullanılan isminden farklı bir isim kullanıyorsunuzdur. “Kağıt havlu” aramak isteyen bir kişi “uzun tuvalet kağıdı” yazabilir ve sonuç göremez.

Yapılan araştırmalara göre kullanıcılar kesinlikle kategorileri gezmeyi aramaya yeğliyorlar. Çünkü arama başlı başına bir stres kaynağı. Ne yazmalıyım? Hangi sonuçları bana döndürecek? Sadece ürün adını mı yazmalıyım yoksa markasını da yazmam gerekir mi? Bu  sorular uzar gider. Ayrıca bilişsel gelişimi tamamlanmamış kullanıcılar (çocuklar) aramayı pek beceremezler. O yüzden siteniz varsa sitenize gelen arama yönlendirme kelimelerine bir bakın, o kadar saçma şeyler göreceksiniz ki inanamazsınız.

Arama tabi ki kullanılması gereken bir işlev fakat kategorilerde gezinerek ürün bulmak her zaman daha kolaydır. Eğer ürün tam ismini biliyorsam ararım elbet ve doğru sonuç büyük ihtimalle gelir. Ama mp3 player yazdığımda mp3 teknolojisini destekleyen cep telefonları da listeleniyorsa bu beni gerer.

Eğer çok fazla kalem ürün veya içeriğiniz yoksa ve arama işlevi sık kullanılıyorsa bilin ki sizin bilgi mimarinizde bir problem var. Kullanıcıların bekledikleri şekilde bir arayüz sunamamışsınız.

Arama geliştirici için de kullanıcı için de maliyetli bir teknoloji. Bilinçli kullanılmalı.

Fazlasını Oku

Basitleştirmek İçin Gruplamak

Kolay hesaplamak için sayıları gruplamaz mıyız?  2*5*32 işleminde önce 5 ile 32’yi çarpıp sonra 2 ile çarpar mıyız? Hayır, bunun yerine önce 2*5 = 10 sonucunu çıkarırız, bundan sonrası 32’nin sonuna bir sıfır eklemekten ibarettir.

İnsan beyni gruplama olayını sıklıkla kullanır. Simetrik çizgiler kesinlik ve doğruluk hissi verir. Elbise dolabımızda, buzdolabımızda da bu kural geçerlidir. Gruplamak çoğu zaman bize kolaylık olarak geri döner.

Eğer özellik çıkaramayacağınız bir arayüzünüz varsa gruplamayı deneyin. Bu arayüzden bir işlev çıkarmayacak fakat insan algısında daha basit ve kullanımı kolay olarak algılanacaktır.  Kim kalemliğinde sigara, kül tablasında şeker görmek ister?

Bunu en güzel uygulayan aletlerden biri TV kumandasıdır. Bir sürü tuş vardır, 30? 40? sayamıyorum bile. Ama elime bir kumanda aldığım zaman karmaşa içinde boğulmuyorum. Ortada, yani kumandayı tutan elimizdeki en kolay eriştiğimiz orta bölümde en sık kullanılan kanal değiştirme ve ses kontrolleri bulunur. Sonra bir grup rakamlardan oluşur, bunlar kanallara kısa yollardır. Üst kısımda açma/kapama tuşu ve ses aç/kapa tuşu bulunur. En altta ise çok sık kullanılmayan ama bulunması gereken tuşlar bulunur. Zaten tek elinizle kumandayı kavradığınızda bu tuşların kolay erişilebilir olmadığını görürsünüz.

Hmmm. gruplayın!

Fazlasını Oku

Sadeleştirme Kesmek Değil Budamaktır

Kullanıcı arayüzlerini sadeleştirmek önemlidir. Kullanıcıların sık kullandıkları işlevleri öne çıkarmak, daha az kullanılan işlevleri geri plana atmak hatta çıkarmak mümkündür. Fakat bu temizleme işi kullanıcı deneyimini artırayım derken düşürmemelidir.

Televizyon kumandalarında en çok kullanılan tuşlar herhalde ses aç/kıs, kanal ileri/kanal geri ve açma kapama tuşlarıdır. Bunun dışında 0-9 arası numaralar da daha az kullanılıyor olabilir. Ama bu onların gereksiz olduğu anlamına gelmez. Eğer TV kumandasındaki nümerik tuşları çıkarırsanız birçok kullanıcının alışkanlıklarına karşı gelirsiniz. Evet diğer tuşları kullananlar pek etkilenmeyebilir ama bu tuşların kaldırılması da spesifik bir kullanıcı kitlesinin çok yararına bir durum oluşturmayacaktır.

Şöyle bir örnek düşünelim; kumanda da aç ve kapa işlevlerini yapan iki tuş olsun. TV açıksa açığa bassanız bir şey değişmez. Kapalıyken de kapalıya. Bunun içindir ki kumandalarımızda sadece bir açma/kapama tuşu vardır ve duruma göre açma veya kapama işlevini yapar.

Kumandalara daldık gidiyoruz bari tam gidelim. Bilirsiniz TV kumandalarında sesi tamamen kapayan bir tuş vardır. Bir telefon geldiğinde hemen basarsınız ses kesilir, görüşme bittiğinde tekrar basarsınız ve ses eski haline geri döner. Bu önemsiz gibi görünen özellik aslında çok kullanışlıdır. Bu tuşun olmadığını düşünelim; telefon geldi ses kısma tuşuna bastıkça bastınız ve ses tamamen kısıldı, görüşme bittiğinde tekrar eski seviyeye gelmesi için ses açma tuşuna bastıkça bastınız. Bu en azından 10 kat kadar daha fazla tuşa basmanıza neden olur.

Fazlasını Oku

Çok Fazla Basitlik

Bu konuya yazılmış bir örnekle başlamak istiyorum. Tokyo’daki Apple Store’un asansörlerinde hiçbir buton yok. Dur, şu kat, bu kat, kapıları kapat vs.. hiçbir buton yok. Asansör her katta duruyor, birileri inecek olsa da olmasa da. Bu fazla basitliğe bir örnek. İnsanlar kontrolün kendilerinde olmasından ve kesinliklerden hoşlanırlar.

Acaba benim gideceğim katta duracak mı? Asansörü bekliyorum ama bir tuşa basmadığım için geleceğinden emin değilim gibi endişeler kullanıcı deneyimini düşürecektir.

Bir de şöyle bir web üzerinde uygulamasını bulalım; mesela üye kontrol panelinde mesajlar bölümündeyiz, istediğimiz mesajı silebiliyoruz. Bunu sayfa yenileme ile yapıldığını düşünelim; mesaj silinecek ve aynı sayfaya geri dönecektir fakat emin olmak için yine listeye bakmamız gerekir. Tüm aile dışarı çıkarken kapalı kapıyı bile biraz zorlayarak tekrar kontrol ederiz onun gibi. Belki mesajı kimsenin görmemesi gerekiyor.

Böyle bir durumda mesajı ajax kullanarak arka planda silebilir ve mesaj satırını bir animasyon ile yok edebiliriz. Bu kullanıcıda bir kesinlik ve kontrol hissi uyandıracaktır.

Biraz alakasız gibi gelecek ama bir org düşünün, oktavına göre onlarca tuşu vardır ama bu onu kompleks yapmaz. Eğer org’u kullanamıyorsanız bu sizin uygulama ve araç bilginizin yetersiz olduğu anlamına gelir.

Fazlasını Oku