Sezgisel Oturum Yönetimi

Diyelim üyelik içeren bir İnternet projeni var. Bir sürü güvenlik prosedürü uyguladınız. Şifreleri hashliyorsunuz, şifre değiştirmede eski şifreyi soruyorsunuz. Eposta adresine şifreyi yollamadan önce güvenlik sorusu soruorsunuz vs.. vs..

Bu önlemler kötü niyetli kişinin kullanıcının şifresini bilmediği durumlarda geçerli olur. Düşünsenize K.adı : gokhan, Şifre : 1234567 ve bu bilgiye kötü niyetli bir kişi sahip. Yukarıdaki güvenlik önlemleri devre dışı kalır. Sistem bu girişin normal kullanıcı mı yoksa kötü niyetli kişi tarafından yapıldığını ayırt edemez. Bu da çok doğal bir şey.

Peki bununla ilgili bir şeyler yapabilir miyiz? Kullanıcının hangi bilgilerini biliyoruz;

  • İşletim sistemi ve tarayıcı versiyonu
  • Ekran çözünürlüğü
  • Sitede sık yaptığı işlemler
  • IP adresinden kısmen ikamet ettiği bölgeyi
  • Şifre girişini kaç denemede başardığı

Böyle uzar gider. Uzar gider dediğime bakmayın bildiklerimizin çoğu bunlar. Bunları neden anlattım? Acaba gerçek kullanıcı ile kötü niyetli kişiyi bazı yöntemlerle ayırabilme şansımız var mıdır?

Örneğin ben IE 8 kullanıyorum, 1024 x 768 ekran çözünürlüğüne sahibim. Kötü niyetli kullanıcı ise Firefox kullanıyor ve işletim sistemi de linux tabanlı bir dağıtım olsun. Şüphe 1. Tabi böyle bir değişiklik çok olası. Kullanıcı her zaman site üzerindeki giriş barını değil, ayrıca üye giriş sayfasını kullanıyordu, ama kötü niyetli kişi bunu yapmadı. Şüphe 2. Artık elimizde biraz da olsa veri var. Ve bu kullanıcı bu izlerle birlikte kullanıcı şifre ve eposta adresini değiştirmek istiyor, işte bu gerçekten geçerli bir şüphe sebebi.

Kullanıcılar her zaman girdikleri İnternet sitelerinde benzer davranışlar yaparlar. Cep telefonlarındaki yüz tanıma teknolojisi mükemmel örnek. Android 4 ICS versiyonunda çatır çatır çalışıyor. Aslında bazı tekniklerle kullanıcının alışkanlıklarını saklayabilir ve bunları şüphe puanı olarak yazabiliriz. Eğer şüphe limiti geçerse hesabı bloke edebilir, şifreyi sıfırlayabiliriz.

Peki bu kullanılabilirlik ve kullanıcı deneyimini etkiler mi? Bence hayır. Biz bu işlemleri hep arka planda yapacağız. Teknik geliştikçe hata oranı azalacaktır. Düşünsenize arkadaşınıza kullanıcı adı ve şifresini veriyorsunuz, giriş yapabiliyor ama hesabı ele geçiremiyor. Evet 100 de 1 veya 1000 de 1 gibi oranlarda hata kabul edilebilir.

Yüz tanımanın İnternet versiyonundan bahsediyorum. Daha çok geliştirilebilir ve bence uygulanabilir bir yaklaşım.

Fazlasını Oku

Bugünün Kullanılabilirliği

Fitt kuralını bilirsiniz. Mouse ile bir yere tıklamak obje ne kadar uzakta ve küçükse o kadar zorlaştır, tersinde de tersi işler. Ekrana yakın pozisyonlanan tıklanabilir elemanlar daha kolay tıklanabilir. Çünkü; fare işaretçisi ne kadar sola götürürseniz götürün ekran dışına çıkmayacaktır. Üst, alt, sağ, sol hep böyledir. Köşeler ise bu etkiyi ikiye katlar. O tarafa yapılan bir fare hareketi hedefi daha rahat bulur.

Peki bu kuralı tablet bilgisayarlarda uygularsak ne olur? Tam tersi bir sonuçla karşılaşırız. Tablet bilgisayarlarda ekran çerçevesine yakın bölümler en zor ulaşılabilen bölümlerdir. Akıllı cep telefonları darbeye çok dayanıksız oldukları için genelde kılıf ile kullanılır. Sürekli takılan kılıflar çokça tercih edilir. Bu kılıflar da ekranın bitim yerlerinde bir çıkıntı yaparlar, yani tabletlerdeki kural akıllı telefonlarda da geçerlidir.

Bugün web sitelerini PC’lerde görüntülecek şekilde tasarlıyoruz. Ayrıca tablet ve mobil sürümlerini de ayrıca tasarlıyoruz. Bunların hepsi farklı deneyimler. Tablet ile PC’yi aynı kefeye koyamazsınız.

Windows 8 bildiğiniz gibi dokunmatik deneyimine uygun şekilde tasarlanıyor. Tablet ve PC lerde çalışabilecek şekilde. Bundan 4 sene önce telefonu sallamak, sağa sola çevirmek gibi atraksiyonlar yapmazdık. Şimdi sayfaları kitap sayfası çevirir gibi dokunarak çeviriyoruz. Veya ekran kilidini yüz tanıma sistemi ile açıyoruz. Ama yarın farklı teknolojiler desteklendiğinde, cihazların özellikleri değiştiğinde kullanıcı deneyimini ve kullanılabilirliği aynı tutabilecek miyiz?

Samsung’un yeni akıllı televizyonu el hareketlerini tanıyarak ses kısıyor, kapanıyor veya kanal değiştiriyor. Tamamen farklı kurallar getirebiliyor. Bu yüzden kullanılabilirlik adına bir şeyler yapıyorsak bunları ezberden yapmamalıyız. Kullanılan cihazlar, ekran çözünürlükleri, sensörler, işletim sistemleri değişiyor, gelişiyor.

Kullanılabilirlik bir teknikler bütünü değil bakış açısıdır. İnsan odaklı tasarımdır. Bu ister endüstriyel bir makine olsun, isterse İnternet sitesi. Olaya bu gözlükle baktığınızda taşlar yerine oturacaktır.

Fazlasını Oku

Bunu İnsan Kullanacak

İnanılması zor gelse de aşağıdaki bir sitenin ana sayfası. Kutucular yapmış gençler, hoş da gözüküyor. Ama site giriş sayfasından çok dama tahtasına benziyor. Tek dikkati çeken iki beyaz kutunun varlığı. Ne olabilir sizce bunlar?

Belki çoğunuz tahmin etti; giriş butonları. Biri Türkçe biri İngilizce.

Aşağıda kutunun üzerine gelince karşılaştığımız görüntü. Bunu ben dahil son kullanıcılar bir ön yükleme sayfası sanabilirler yani beklemeye başlarlar. Belki kutucuklar hareket edecek böylece sayfa yüklenecek. Birçok şey hayal edilebilir.

Ben kabul edemiyorum bir hover efekti için mi nu tantanaları yaptın. Üzerine bu kadar konuşturdun bizi? Direkt yaz Türkçe / İngilizce  kullanıcı giriş yapsın. Bunları insanlar kullanacak ve bu insanlar müneccim falan da değiller. Hatta en iyi tasarlanmış arayüzleri bile silip atabilen kullanıcılar.

Fazlasını Oku

Aramak Sevmekten Daha Zor Geliyor

Yukarıda gördüğünüz ekran görüntüsü yine 3-4 sene kadar önce alındı. Bir online çiçek satışı yapan siteye ait. Arama kutusu veya tasarımsal bir sorun olduğu için buraya taşımadım. Sadece arama kutucuğuna “gül” yazdım. Sadece “gül”, kompleks bir şey yazmadım.

Çiçek satışı yapan bir sitede arama kutucuğuna çiçek adı yazdığımda o çiçeklerin listelenmesi beklenir. Ben bir google performansı beklemiyorum tabi ki. Fakat google’da site:ciceksatis.com şeklinde arama yaparsam sitenin kendi arama motorundan daha düzgün sonuçlar geleceği kesin.

Eğer bir kullanıcı arama motoruna başvurmuşsa büyük olasılıkla kategorilerde veya menülerde aradığını bulamamıştır. Arama yapan kişi hali hazırda memnuniyetsizdir zaten. Siz bir de üstüne kötü bir arama motoru verirseniz kullanıcıyı kaybedebilirsiniz.

Fazlasını Oku

Kullanıcılar Müneccim mi?

Aşağıda gördüğünüz bir arama kutusu. Hangi siteden aldım ne zaman aldım bu görüntüyü bilmiyorum. Ama bildiğiniz veya bilmediğiniz(!) arama kutusu. Evet kabul ediyorum metin girişine benzer bir yapısı var ama o yıldız nedir? Yıldızı görünce bunun bir ilerleme çubuğu da olabileceği aklıma geliyor. Son kullanıcı bunun arama kutusu, yıldızın da submit butonu olduğunu nasıl anlasın?

Aşağıda benim yaptığım ufak bir dokunuş var. Sadece birkaç kelime ekledim. En azından bu kutucuğun bir arama kutusu olduğunu belli ediyor. Bundan sonra kullanıcı Enter’a veya yıldıza basarak arama yapabilir. Ben burada yıldız kullanılmasına da karşıyım. Orada bir arama ikonu olmalıydı. Beklenen budur, beklenen şeyleri yapmalıyız arayüzlerde. İnsanların kafalarındaki model ile fazla çelişmemeliyiz.

 

Fazlasını Oku

Bulmaca Gibi Bir Anket Formu

Aşağıdaki grafik nokta medya şirketine ait bir İnternet sayfası değerlendirme formuydu. Yine bu görüntü de 3-4 sene önce alınmış bir ekran görüntüsü. İlk gördüğümde afallamıştım, oylama sağa doğru mu gidiyordu yoksa sola mı? Ya da ilk sıra mı iyi son sıra mı?

Kullanıcının forma bakıp, direktifleri okuması gerekiyor. Bunları okursanız sorun yok gayet anlaşılabilir. Ama insan lütfedip(!) anketinizi dolduruyor ve ona böyle bir zulüm yapıyorsunuz.

Günümüzde artık yıldızlar kullanılıyor, hem daha evrensel hem daha kullanışlı.

Fazlasını Oku

Kullanıcı Girişi Saçmalığı

Aşağıda basit bir saçmalık göstereceğim. Bu ekran görüntüsünü 3-4 sene kadar önce almıştım. Konu olan site “Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi” giriş sayfası. İlk bakışta sorun yok gibi kullanıcı adımı giriyorum (her zamanki kullanıcı adımı verdiğimi düşünüyordum) ve hata gösteriyordu. Çeşitli şifre kombinasyonlarımı denedim yine olmadı.

Ben de şifre hatırlatma kısmına yöneldim. Gelen mailde kullanıcı adım mail adresimmiş. Bu da doğal diyebilirsiniz fakat en azından hata kısmında “e-posta adresi ya da şifre yanlış” diyebilirlerdi. Yoksa nasıl emin olabilirim? Üstüne üslük genelde kullanıcı adı derseniz insanlar her zaman kullandıkları kullanıcı adını girerler, eposta adresini değil. Aşağıdaki grafikleri inceleyebilirsiniz. Sizce?

Fazlasını Oku

Hiç Kullanmadığınız Bir Şeyi Tasarlamak

Arayüz tasarımı yapıyorsanız bunu birileri kullanacak demektir. Her kullanıcı farklı deneyimlerle arayüzünüzü kullanacak. Kimisi office programında usta, kimisi programcı, kimisi bakkal, kasap olacak.

Bir arayüz tasarladıktan sonra kesinlikle onu kendimiz de kullanmayı denemeliyiz. Tabi makul olanı kullanıcı testleri yapmaktır ama her bütçede proje için bu mümkün olmuyor. Ama benim tavsiyem abinizi, ablanızı, kuzeninizi, arkadaşınızı arayüzler kullanırken izleyin. Ne kadar farklı davrandıklarını göreceksinizdir. Hiç beklenmedik ve şaşılacak hareketler yapabiliyorlar, ben şahit oldum.

Aşağıdaki grafik bir psikiyatri merkezinden alınma. Randevu alınmak için gerekli numaraları göstermeye çalışıyor. Toplamda 3 adet numara var. Bu numaraları tek tek rakamlar düşecek şekilde animasyonla düşürüyor ve kısa bir süre sonra diğer numarayı düşürmeye başlıyor.

Ben buradaki numarayı telefonda tuşlamaya çalışırken 2 defa animasyonun başa gelmesini bekledim. Çünkü numaralar tek tek düşüyor siz yazarken (özellikle dokunmatik klavye ile) diğerleri düşüyor ve kayboluyor. Bunu bir defa kullanmayı deneseydi herhalde hatayı önceden görebilecekti. İşte yine siteye hareket katılması için yapılan rezilliklerden biri.

Web sitelerindeki metinletin, grafiklerin neden böyle uçuşup saçıldığını hiç anlayamadım. Bunun sebebi durağan sayfalardan animasyon destekli teknolojilere geçildiğinde bir görmemişlik yaşandı. Sırf yapılabiliyor diye insanlar animasyon yapıyorlar üstelik bu kullanımı daha da zorlaştırıyor bazen, hatta düşük konfigürasyonlu bilgisayarlarda sorun çıkarabiliyor.  Bunları 4 sene önce de konuşuyorduk ama hala bunu aşamayanlar var.

Ben sizin kullanabildiğiniz arayüzler yapın demiyorum. Siz zaten çok komplike arayüzleri kullanabilirsiniz. Ama en azından bir deneyin, siz biraz da olsa sorun yaşıyorsanız son kullanıcı neler yapmaz.

Fazlasını Oku

Mobil Uygulama Satın Almak

Dünyada 2012 yılı için beklenen mobil uygulamalara yapılan harcamanın 26.1 milyar dolarlık hacme ulaşacağı bekleniyor. Gittikçe daha fazla mobil uygulamalara para harcıyoruz.

Tabi platformlar arasında uygulama satın alma oranları da faklı. iPhone ve iPod Touch kullanıcılarının %45’i her ay en az bir uygulama satın alıyor. Bu oran play store için %19 gibi düşük bir oranda kalıyor.

Ayrıca iOs için uygulama geliştiricileri sayısı android için yazılım geliştirenlerin tam 4 katı. Bu fark uygulama sayılarında da benzer. Google Play Store’da 430.000 uygulama varken Apple App Store’da 615.000 uygulama bulunuyor. Satış rakamlarında da android geride kalıyor. Google Play Store’daki uygulamların %72’si ücretsiz. Apple App Store’da bu oran %46.

Artık cep telefonu alırken bir platform da satın alıyoruz. Telefon boyutu, ekran kalitesi, kamerası, şarj süresi elbette baktığımız özellikler fakat ilk önce platform seçiyoruz. Önce Android seçiyoruz ondan sonra telefon özelliklerine bakıyoruz. Çünkü akıllı telefonu akıllı yapan çalıştırdığı uygulamalar. Bir iphone’dan app market’i  çıkarın geriye hiçbir şey kalmaz. Aynı şey Android için de geçerli.

Şu anda mobil işletim sistemi pazarını Android domine ediyor. Bunda birçok markanın birçok modelde, geniş fiyat aralığında android tabanlı telefon üretmesi etkili oluyor. Şu sıralar Android mobil işletim sistemi pastasının %50’lik dilimini kapsıyor. Fakat yine de app store karlılığına ve kalitesine ulaşabilmiş değil. Apple uygulamaları çok sıkı kontrollerden geçiriyor. Google ise kolektif değerlendirmenin daha uygun olacağı görüşünde.

Gelelim başlığın işaret ettiği konuya. Mobil uygulama satın almak. Türk kullanıcıları buna pek hazır değiller gibi. 1$ vermek yerine reklamlara ve kısıtlı bölümlere katlanıyorlar. Ben HTC Incredible S aldığımdan beri mobil uygulamalara para harcıyorum. Yaklaşık 50$-100$ aralığında para harcamışımdır. Ama bu uygulamalar telefonumu daha verimli kullanmamı, eğlenmemi, yeni deneyimler kazanmamı sağladı.

Ayrıca bunun bir ekosistem olduğunun farkındayım. Birileri uygulamalara para vermezse bu sistem gelişemez. Çoğunuz “Cute The Rope” oyununu biliyorsunuzdur. 0,98$ gibi bir ücretle satın aldım ama en azından 30$’lık eğlendirmiştir beni 🙂

Fazlasını Oku

iPhone 5 Satışa Çıkınca Neler Olur?

İlk iphone tecrübem, yani elime ilk aldığım iphone bir arkadaşımındı. Haritalar açıktı ve dokunmatik deneyimine hayran kalmıştım. Bende Samsung Galaxy Spica vardı ve bu fark doğal, iphone’un yaklaşık dörtte biri fiyatına almıştım.

Neyse iphone sahipleri çoğalmaya başladı. Bu doğaldı çünkü gerçekten çok başarılı bir ürün. Sadece başarılı değil, çekici, hem kullanımda hem verdiği histe çok farklı bir telefon. Daha sonra herkes iphone 5 beklerken iphone 4s ile karşılaştık. İşlemci hızlandı, kamera iyileşti “siri” denen asistan eklendi vs..

Bir süre sonra çevremdeki insanların sanki yazılım günceller gibi iphone güncellediğini gördüm. Yani herkes de mi 4s olur. Bu iphone 4 lere ne oldu? Çöpe mi attınız? Ve bu telefon sahiplerinin en azından Türkiye’de, telefon işlevi ve oyundan başka bir kullanım amacı yok gibi. 3-4 kişi tanıyorum mesela sadece “alo” diyen. 2.000 TL bir telefona verip sadece “alo” diyorlar.

iPhone 5 çıkınca yine aynı şeyi bekliyorum. Millet aç susuz kalsa da alacaklar iphone 5 lerini. Geri kalmayacaklar. Almasınlar mı? alsınlar tabi ki. Benim bunları yazma amacım tüketici davranışlarına dikkat çekmekti. İktisat’ta tüketicilerin “rasyonel” davranacağı kabul edilir. Yani aynı hizmeti alabilecekleri bir ürüne 2 kat daha fazla para vermezler. Peki iphone aynı işlevi mi sunuyor? Kesinlikle hayır, bir statü göstergesi iphone, aynı zamanda bir kulüp gibi. Apple’cılar diyebiliriz. Bir ürünün somut faydasından başka bir de yaşattığı his, giderdiği gerginlik vardır. Bu yüzden “alo” demek için iphone alanlara “rasyonel” davranmadınız diyemiyoruz.

Samsung Galaxy s3 ile, htc one x  iphone a yakın deneyim verebilmeye başladılar. Peki bu iphone piyasaya sürüldükten ne kadar zaman sonra oldu? iphone 5’in devrimsel özellikler getirmesi gerekiyor. Bence çıtayı yükseltecektir elbette fakat bir iphone 4 gibi sektörü yönlendiren bir ürün olmayacaktır.

Fazlasını Oku

Türkiye.gov.tr ve Kullanıcı Deneyimi

Artık devlet kurumlarında yapabileceğimiz birçok işlemi http://www.turkiye.gov.tr üzerinden yapabiliyoruz. Kendisini “Devlet Kapısı” olarak adlandırıyor.

Ben buraya iki nedenle giriyorum;

  1. İlaç kullanım süresi sorgulama
  2. Sigorta prim günümü kontrol etmek

Ama 20 kere girmek istemişsem en az yarısında ya beklenmeyen bir hata oluşuyor ya da veritabanı hatası. Web sitesinin arayüzünü başarılı buluyorum. Trendlere uygun, modern görünümlü bir site. Arama kutusu da iyi denilebilecek düzeyde sonuç veriyor. Bu sistem üzerinde onlarca işlem olduğu için bunları kategorize etmek zor olmuş olmalı. Çünkü ben menüleri takip ederek hiçbir işleve ulaşamadım şu ana kadar.

Sitenin arayüzünün çok süper olması, grafiklerin çılgın atması memnuniyet vermiyor. Ben her 20 sorgulamanın 10unda hata ile karşılaşıyorsam nasıl memnun ayrılabilirim? Kullanılabilirlik gereklidir ama amaç değildir. Kullanılabilirlik kullanıcı deneyiminin önemli bir parçasıdır.

Devlet her zaman böyle olmak zorunda mı? Bu sırada beklediğimiz belge kuyruklarından pek farklı değil.

Fazlasını Oku

Şirketlere internet Sitesi Zorunluluğu

Kaç senelik mevzu, sonunda kanunlaştı ve şirketlere 1 yıl verilecekmiş sitelerini yayınlamaları için. Tabi belli şartları var bu sitenin, bazı koşulları sağlıyor olması gerekiyor. Bunların neler olduğunu bilmiyorum ama bilanço türü veriler.

Bu kanunu duyan hemen bana gelip “parayı buldunuz, kanun çıkıyor” diyor. Hiç alakası yok ve ileride göreceğiz. Olacak şu; web sitesi yapan firmalar kanundaki şartları sağlayan bir paket yazılımı yapacaklar ve bunu ucuz fiyattan satacaklar. Elbette bu İnternet ekosistemine yarar sağlayacak ama kimseyi zengin etmeyecek.

Ama İnternet gelişiyor, bu kanun da bunu hızlandıracak bir hareket. İnternet teknolojileri yapan/satan firmalar için İnternet’in gelişmesi önemli. İnternet’ten yapılan reklam ve satışın artması, daha çok hanenin geniş bant İnternet kullanması Türk İnternet sektörü için doğal olarak olumlu olacaktır.

Fazlasını Oku

Az ya da Daha Az

Kullanıcıların web sitelerindeki metinleri okumaktan pek keyif almadığı çok bilinen bir durum. Tabi ki sitesine göre değişir bu durum. Wikipedia ve bir porno sitesinin kullanıcıları aynı oranda metine alerjili değillerdir.

“Az” bazen daha çoktur. Kullanıcılar sitenize bilgi almaya veya alışveriş yapmaya geliyor olsun, en kısa zamanda işlerini bitirmek isterler. Bu çok ya da az kitap okuyan kişiler arasında değişmez. Sadece aşırı dikkatli kullanıcılar (ki bunlar azınlıktadır) sitedeki tüm talimatları okurlar.

Zaten kullanıcı sitede her adımda talimat ile karşılaşıyorsa tasarımda bir problem var demektir. Eğer bir yeri 1 kişiye sorarak bulabiliyorsanız o yerin bulunması kolaydır. Yok 5 kişiye sorup zar zor buluyorsanız gideceğiniz yer gerçekten ücra bir yerdedir. Web sitesi de bu kadar talimata ihtiyaç duyuyorsa büyük ihtimalle kullanılabilir değildir. Bu söylediklerimin istisnaları elbet var. Mesela araba kiralıyorsanız tüm süreç hakkında  bilgi sahibi olmak isteyebilirsiniz.

Bu yüzden eklediğiniz her kelimenin hesabını tutun. Tabi aynı şekilde “çok az” metin de ters etki yaparak ürünü kullanışsız yapar. Örneğin araba kiralama şirketiniz var ve girişte şöyle bir metin var;

“2012 Model Full Opel Astra, çok cazip fiyatlarla hizmetinizde. Lütfen sipariş için arayınız”
Bu çok uzun ya da yorucu bir metin değil kabul ediyorum ama şöyle olsa nasıl olurdu.

“Son model Opel araçlar, bilgi için arayın; 444 0 258”
Çok iyi bir kısaltma yapmadım kabul ediyorum ama daha okunabilir, bir çırpıda okuma gerçekleşiyor ve aynı zamanda iletişim numarasını da veriyor. Az kelime çok iş. Prensip bu olmalı. Aşağıda ise bunun hıyarca kullanımına bir örnek verelim;

“Kiralık Opel araçlar”
Bunu yazan “ben de kısaltma uyguladım” diyebilir. Ama bu detayları yok eden kullanıcıya bilgi vermeyen bir metin oldu. 2012 araçlar mı, Astra mı yoksa Vectra mı bilmiyoruz. Herhangi bir yönlendirme de yok.

Steve Krug bu konuda şöyle demiş; “Sayfadaki metinlerin yarısından kurtulun, kalan metinin de yarısından kurtulun.”.

Bilgisayar başında metin okumak benim için çok eğlenceli değil. Şöyle uzanıp kitap okumanın keyfini vermiyor. Ama bundan daha önemlisi hayatımda 1 ya da 2 kere hizmet alacağım bir konuda uzman seviyesine yakın bilgiye de gereksinimim yok.

Fazlasını Oku

Neden Mavi?

Arkadaşımla birlikte bir firma açmıştık. (Kısa süre sonra da kapattık) Aldığımız ilk işlerden biri, havuz temizlik malzemeleri satan bir firmaydı. Genel teması havuz, mavi, sağlık gibi şeylerdi. Logoları, dükkanın tabelası da benzer renklerdeydi. Biz de siteyi mavi tonlarda tasarladık. 10 tane aynı işi yapan firma gelse 8’ine bu uygulanır.

Biz web sitesini yaptık ve ücreti tahsil edeceğimiz günlerde bizi ofislerine çağırdılar. Gittiğimizde şirketin sahibinin oğlunun Amerika’dan döndüğünü öğrendik. Bizle görüşmek istiyormuş. Kendisi yeni MBA yapmış Amerika’da ve gelmiş. Tabi MBA’nın gazı ile bizle görüştü.

İlk sorusu şuydu “neden mavi?”. Bu “neden sanat?” gibi bir soru. Yapraklar neden yeşil? Ayakkabılar neden kahverengi? Bu soruya verebileceğimiz en basit yanıt, havuz sitesinin gelende mavi olması beklenirdi. Evet biz tasarımı çok özgün yapmadık, günün trendlerine uyduk, hatta trendlerin altında biraz kaldık sayılır. Ne renklerin psikolojiye etkilerini düşündük, ne de fontların okunabilirliğini. O zamanın modern tarayıcılarında istenen şekilde gözükmesini sağladık.

Zaten biz de bunun üzerinde bir şey vereceğimizi söylemedik. Zaten böyle bir şeyi 1.000 tl’ye nasıl satın almayı bekliyor anlamıyorum. Neyle neyi satın almaya çalışıyor.
Bize taze MBA mezunumuz “ben olsam bu parayı size vermezdim” dedi. Biz de “biz sizinle anlaşmadık” dedik. Çünkü biz taahhüt ettiğimiz şeyi yerine getirdik.

Neden mavi sorusuna verilebilecek tam bir yanıt hala yok. Bunu en profesyonel seviyede yapan firmalar için de böyle bir belirleme yapılamaz. Yani “sizin siteniz kesinlikle kırmızı olmalı” diyemezler. Belli bir kurumsal kimlik oluştururken bunu tercih ederler. Bu tercihtir ve bizim yaptığımız tercihten temelde bir farkı yoktur. Sadece işin içine psikolojik etkileri ve tüketici tercihlerini de katarlar.

Fazlasını Oku

Lütfen Siteye Radyo da Koyun

Web sitesi geliştirenlerin korkulu rüyası bilgisiz ama bazı fikirleri olan müşterilerdir. Mesela bir müşterim benden özel yurt sitesine Karadeniz radyosu koymamı istedi. Şaşırdım, anlam veremedim. Nedenini sorduğumda gün içinde girip dinlemek istediği söyledi. Diğer bir firmasının web sitesinde bu var ve orayı radyo dinlemek için kullanıyor. Tabi ki müşterime durumu izah edip bu fikirden vazgeçirdim. Ama biraz daha katı fikirli biri olsaydı herhalde koymak zorunda kalacaktım.

Böyle müşteri tiplerinden biri de firmanın patronunun internetle ilgilenen oğlu, yeğeni, kızıdır. Siz siteyi yaparsınız ve tek tük bilgisiyle size gelip bazı şeyler söyler. Genelde boş şeylerdir. Mesela; “canlı renkler olsun”, “profesyonel gözüksün”, “güzel olsun” gibi sözler söylerler. Herhangi bir yerinden tutulamayacak, havada kalan sözlerdir.

Kesinlikle müşterinin süreçten izole tutulmasını ima etmiyorum. Ama ben doktora gidiyorsam, orada patron doktordur. Ben İnternet’ten okuduğum yarım yamalak bilgimle ona “bence kanser” diyemem. En fazla yapacağım nedir? Doktor değiştirmek.

En sevdiğim müşteri tipi teyze kızımın kocası oldu şimdiye kadar. Bana emlak şirketi açtığını ve web sitesi istediğini söyledi. “Olur yaparım” dedim. Bana, “ben bilmiyorum, nasıl uygunsa öyle yap” dedi. İşte budur. Müşteri işe hiç karışmasın demiyorum ama eğer bilgin yoksa boşuna laf kalabalığı yapma. Çünkü söyleyeceğin her salakça şeyin cevabını onlarca kere verdik biz.

Fazlasını Oku