Casper’dan Yapay Zeka Teknolojisi: Casper VIA A3 Plus

Türkiye’nin teknoloji markası Casper, yeni akıllı telefonu VIA A3 Plus’ı kullanıcılarının beğenisine sunuyor. Yapay zeka teknolojili 4+4 çekirdekli Helio P60 işlemcisi ve 6GB belleği ile VIA A3 Plus yüksek performans sınırlarını zorluyor. Ürünün lansmana özel fiyatı 2.699 TL olarak satışa sunuldu.

Casper’ın yapay zeka teknolojisiyle desteklediği yeni üst seviye telefonu VIA A3 Plus piyasaya çıktı. Yüksek performans ve gelişmiş kullanıcı deneyimi sunan Casper VIA A3 Plus, “’akıllı telefon’’ kavramını yeniden yorumlayarak, ‘’hem akıllı hem zeki’’ mottosuyla ön plana çıkıyor.
Performansı ölçerek öğrenme, infrared yüz tanıma ve gerçek zamanlı fotoğraf geliştirme deneyimlerini öğrenebilen Casper VIA A3 Plus, kullanıcılara en gelişmiş teknolojiye sahip akıllı telefon deneyimi yaşatacak. Yapay zeka yeteneği sayesinde telefon, işlemciyi zorlamayan oyunlarda yüzde 12, işlemciyi zorlayan oyunlarda ise yüzde 25’e varan oranlarda pil tasarrufu sağlıyor ve bu sayede daha uzun süre performanslı oyun keyfi yaşatıyor.

Helio P60 ve 6GB RAM  ile Kesintisiz Hız
Casper Via A3 Plus, 4+4 çekirdekli Mediatek Helio P60 A73 işlemcisinde bulunan yapay zeka desteğiyle her uygulamada yüksek performans gösteriyor. 6GB RAM destekli Casper VIA A3 Plus yüksek benchmark skorları elde ederek kesintisiz oyun keyfi yaşatıyor. 80 farklı uygulamanın arka planda çalışmasını sağlarken tek bir dokunuşla başka bir uygulamaya, beklemeden hızlıca geçişler sağlıyor.

Infrared Kamera ile Güvenlik Ayrıcalığı
Casper VIA A3 Plus’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri de yüz tanıma teknolojisi. Infrared kamera, yüzü en ince ayrıntısına kadar inceliyor ve gözle görülemeyen farklılıkları bile kolaylıkla algılayabiliyor. 256 adet yüz noktasını ve 16 yüz şeklini ayırt edebilen Casper VIA A3 Plus, tüm ortamlarda yüz tarama sağlıyor. Infrared kamera; kullanıcıları karanlık ortamda, şapkalıyken veya gözlüklüyken de 0.2 saniye içinde algılayıp, telefon açılmasını sağlıyor.

Düşünen ve Öğrenen Kameralarla Benzersiz Deneyim
Yapay zeka teknolojisinin en önemli özelliği olan öğrenme, kameraları kullanırken ve fotoğraf çekerken de büyük kolaylıklar sağlıyor. Yüksek performanslı 16MP RGB renkli ön kamera, en zorlu koşulda bile canlı ve aydınlık fotoğraf çekilmesine olanak sağlıyor. Geniş piksel aralığı ve 400nit parlaklığa sahip olan LED Flash; kapalı alanlarda, atmosferik gece çekimlerinde ve kalabalık portrelerde aydınlık ve berrak fotoğraflar çekilmesini sağlıyor. Ortam ışığını otomatik algılayan, sahne tespiti yapan ve objeleri tanıyan 16+5MP arka kameralar, kullanıcılara kaliteli fotoğraflar çekme olanağı sunuyor. Yapay zekanın nesne tespit özelliği sayesinde, odak istenilen şekilde ayarlanıyor ve odaklanmayan noktalar profesyonel fotoğraf makinelerinde olduğu gibi bulanıklaştırılıyor. Ayrıca VIA A3 Plus çekilen fotoğrafları keskin hatlar ve geliştirilmiş odak teknolojisine sahiptir.

Daha Büyük Ekran, Daha Dayanıklı Tasarım
Casper, yeni telefonunda Helio P60 yapay zekalı işlemcisi ile teknik donanımları üst seviyeye çıkarırken, tasarım ve dayanıklılığı da göz ardı etmiyor. Uçtan uca çerçevesiz 6.2” geniş ekranı ve oval tasarımı ile Casper VIA A3 Plus, kullanıcıya telefonu rahatça kavrama ve kolay kullanma imkanı sunuyor. FHD+  ekranı sayesinde görüntü kalitesini de yükselten telefon, çinko çerçevesi ile de darbelere ve düşmeye karşı yüzde 25 daha fazla dayanıklılık gösteriyor.

Yapay Zeka Sayesinde Uzun Pil Ömrü
Casper VIA A3 Plus, öğrenen teknolojisi sayesinde kullanıcıların en çok şikayetçi olduğu pil ömrü sorununu da çözüyor. İhtiyaca göre diğer programları durduran ve performansını artıran telefon, beklemede olduğu ve kullanılmadığı zamanlarda da pil tüketimini optimize ediyor. Böylece daha uzun süre kullanım imkanı tanıyan Casper VIA A3 Plus, zamanla yıpranmak yerine kendini geliştirerek daha üstün bir kullanıcı deneyimi sunuyor.

Casper VIA A3 Plus Teknik Özellikleri
İşlemci                                     : MediaTek Helio P60
İşletim Sistemi           : Android 8.1 Oreo
Ekran                           : 6.2” FHD+ Incell IPS
RAM                            : 6 GB
Depolama                  : 64 GB dahili, 256 GB microSD hafıza kart kapasitesi
Kamera                      : 16 MP + Infrared Ön Kamera, 16+5 MP LED Flaşlı arka kamera
Boyut ve Ağırlık        : 155 mm X 75.5mm X7.85mm
Pil                                : 3000 mAh
Renk                            : Oniks Gri, Platin Gri
Bağlantılar                 : Bluetooth 4.2, WLAN 802.11 a/b/g/n/ac  Type-C USB
Kutu içeriği                 : AC Adaptör, USB Kablosu, Premium Kulaklık, Kulaklık Çevirici, Mat Sert Kılıf, Ekran Koruma Jelatini, Sim Kart İğnesi

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Neomobile Yeni Hizmetlerini DigitalGO ile Sunuyor

Mobil, markasız ürün, dijital pazarlama ve teknoloji konularında uzman 150 çalışanıyla, genel merkezi Roma’da olan Neomobile, yeni markası DigitalGO ile mobil operatörlerin ve firmaların dijitalleşme süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyor.

Neomobile ülke müdürü Özlem Bayram’a  yeni markaları DigitalGO ile nasıl bir hizmet vereceklerini sorduk. Bugüne kadar Neomobile olarak dünyada 40 operatör ve diğer iş ortaklarının dijital dönüşüm yolculuklarına destek veren, 7 global ofisi olan, kapsamlı dijital servisler ve çözümler sağlayan Neomobile’ın, DigitalGO ile dijital pazarlama kurallarını yeniden şekillendireceğini iletti.

Yeni markaları ile birlikte firmalara; doğru kitleye ulaşmaları, müşteri deneyimini geliştirmeleri ve kârlılıklarını arttırmalarına yönelik destek olacaklarını iletti. Dijital dönüşümün artık bir tercih olmadığına değinen Özlem Bayram, teknolojisini ve stratejilerini hızla uyarlayabilen bir sistem kurulmasında özellikle telekomünikasyon firmaları ile işbirliğine gideceklerini söyledi.

İyi teknolojinin anahtarının insan için çalışması olduğunu vurgulayan Özlem Bayram, işletmelerin boyutu ne olursa olsun, güçlü bir dijital dönüşüm stratejisiyle başlayan ve işletme hedeflerine uyacak doğru teknolojiyi seçen kurumların kârlılıklarının da bu oranda iyi olacağını söyledi.

2018’den itibaren Neomobile grup, Telco VAS pazarında ve dijital pazarda iki farklı marka ile, Neomobile ve DigitalGO olarak operasyonlarını sürdürecek.

Fazlasını Oku

Türkiye’nin Beklediği E-spor Oyun Festivali Başlıyor

E-Spor ve dijital oyun tutkunları bu festivalde buluşuyor. Hürriyet Spor Arena platformu öncülüğünde oyun severler 10-11 Mart tarihlerindeki Yapı Kredi Play E-Spor Arena Oyun ve Dijital Yaşam Festivali’nde bir araya gelecek.
10-11 Mart tarihlerinde Hilton İstanbul Convention&Exhibition Center’da düzenlenecek etkinlikte oyun severler için her şey düşünüldü. Festivalin ilk günü, tüm dünyayı peşinden sürükleyen League of Legends turnuvasıyla başlayacak. League of Legends oyuncuları ve takımları, oyunda yeteneklerini göstermek üzere ‘Sihirdarlar Vadisi’nin şampiyonu olmak için festivaldeki yerini alacak.
İkinci gün ise PlayerUnknown’s Battlegrounds turnuvası sayesinde tam bir e-gaming şöleni yaşanacak. Bilinen adıyla PUBG; çok oyunculu hayatta kalma oyununda katılımcılar Ada’nın en iyisi olmak için yarışacak.

BU FESTİVALDE YOK YOK

Turnuvaların yanı sıra festival boyunca oyun severler hayranı oldukları oyuncu ve fenomenlerle tanışma imkanı yakalayabilecek, en yeni oyunları ve oyun teknolojilerini deneyimleme şansı yakalayacak, ödüller kazanabilecek ve oyun topluluklarıyla bir araya gelme fırsatı yakalayacaklar.

ÖZEL FESTİVALE ÖZEL JÜRİ

Festivalin heyecanı sadece turnuvalarla sınırlı kalmayacak. Spor Arena jürisi ve katılımcıların oylarıyla ”Teknosa Oyunun Büyükleri” de ödüllerine kavuşacak. Jüride yer alan isimler ise şöyle:

Bora Koçyiğit (Riot Games Türkiye Ülke Müdürü)
Hakan Baş (BAUSuperMassive Takım Sahibi)
Bünyamin Aydın (Space Soldiers Takım Sahibi)
Koray Durkal (Spor Arena Espor Yazarı)
Mehmet Arslan (Hürriyet Gazetesi Spor Müdürü)

COSPLAY OLMADAN OLMAZ

Festivallerin olmazsa olmazlarından Cosplay karakterleri Yapı Kredi Play E-Spor Arena Oyun ve Dijital Yaşam Festivali’nde de yerlerini alacak. League of Legends’tan Overwatch’a, Heroes of the Storm’dan PlayerUnknown’s Battlegrounds’a kadar pek çok fenomen oyunun Cosplay karakterleri festival alanında ziyaretçilerle birlikte olacak.

BİLETLER SATIŞA ÇIKTI

Yapı Kredi Play, Teknosa ve Migros sponsorluğunda hayata geçen Yapı Kredi Play E-Spor Arena Oyun ve Dijital Yaşam Festivali’nin biletlerine Biletix’ten ulaşmak mümkün. Etkinlikle ilgili detaylar ise http://www.e-sporarena.com/ internet sitesinde yer alıyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Zor İnsanlarla Çalışmak

Zor insanlar her yerde. Çalışma ortamında bu tür insanlarla mutlaka karşılaşmış, hatta sorunlar yaşamışsınızdır. Bu yazıyı yazmama ilham veren yazıda bu kişilerden “asshole” diye bahsediliyor. Yani benim “zor insan” tanımım çok daha kibar kalıyor. Zor insan derken küçümseyen, baskı yapan, sorun çıkaran insanlardan bahsediyorum. Zor insan dediğimde bunlardı da aklınızda tutun lütfen.

Okuduğum yazıda şöyle eski bir şakadan bahsediliyordu; her grupta zor insan vardır. Eğer kim olduğunu bilmiyorsanız muhtemelen bu sizsinizdir diye. Doğru söze ne denir 🙂

Bu insanlar yıkıcı, moral bozucu ve işbirliği yapması neredeyse imkansız kişilerdir. İş yapmanızı, motivasyonunuzu, moralinizi etkilerler. Bu tanıma en çok uyan kişilerin başında Steve Jobs geliyor. Jobs özel hayatında da, iş hayatında da böyle bir insan olarak anlatılıyor.

Jobs ile 15 yıl çalışmış birine “onunla nasıl 15 yıl çalıştınız?” Diye sorulunca şunları söylemiş; ondan uzak durmaya çalışıyordum. Mümkün olduğunca uzak. Yani bu insanlarla beraber çalışmanın ilk kuralı onlardan mümkün olduğunca uzak durmaktır.

Peki bu insan size çok yakın bir pozisyonda veya amiriniz ise ne yapacaksınız? Eğer uzak duramıyorsanız 2 yöntem var. Bunlardan birincisi tarzını kabul etmek ve mobbing tarzı söylemlerini görmezden gelmek. Diğer yöntem ise ona aynı şekilde zor insan gibi davranmaktır. Bu onu kendi silahı ile vurmaya benzer.

Bir tanıdığım fabrikada çalışırken böyle bir insanla çalışıyormuş. Türlü anlaşmazlıklar varmış aralarında. Bir gün bu zor insan yere yığılmış. Tanıdığım kişi de görmüş ve aynen işine devam etmiş. Aslında adam kalp krizi geçiriyormuş. Bu doğru bir davranış değil tabi ki ama tandığımın yaşadığı nefret öylesine artmış ki onu bu duruma getirmiş. Bu tandığım normal hayatta çok kibar bir insandır.

Yine her şeyin sonu iletişime bağlanıyor. Eğer çalışma arkadaşlarınızla, amirlerinizle güzel ilişkiler kurmuşsanız bu size çok büyük kolaylık sağlar. Yöneticilik yapmak için çok bilgili veya tecrübeli olmanız yetmez. Eğer iletişim yetenekleriniz kötüyse ekibinizi kontrol edemezsiniz.

Genelde yöneticileri sert mizaçlı insanlar olarak görmüşüzdür. Bunu da bazen gerçekten öyle oldukları için yapmazlar. Onun hesap verdiği kişiler ondan böyle olmasını isterler. Yine bir arkadaşım fabrikadan altında çalışan insanlara “iyi” davrandığı için işten çıkarıldı. Yani insanları yönetmek için bizden “asshole” olmamızı istiyorlar. Ama bu çok yanlış bir yöntem.

Ben yöneticilik başarısını bilgi üssü iletişim formulü ile hesaplıyorum. Evet bilgili olabilirsiniz ama iletişim yeteneğiniz kötü ise pek de başarılı olamazsınız.

Yukarıdaki espriyi kendinize de uygulayın. Belkide siz de zor bir insansınız?

Fazlasını Oku

Kullanılabilirlik Hakkında Yazılarım

Blogumu açtığımdan beri kullanılabilirlik hakkında birçok yazım oldu. Bunları bir yazıda derlemek istedim. İşte liste;

Fazlasını Oku

Robotlar Bizi Öldürecek mi?

Yapay zeka ile ilgili en çok korkulan konulardan biridir. Kabaca düşünebilen ve bilince sahip makineler bizi öldürürler mi? Aslında “Yapay Zeka” kavramı biraz ütopik. Yani şuanda gündemde olan, uygulanabilir ve karşılaştığımız teknolojiler aslında Machine Learning (makine öğrenmesi) yaklaşımının sonucu. Makine öğrenmesi, belli verilerle beslenen, çeşitli istatistiksel modeller ve algoritmalarla çalışan programlardır.

Yapay zeka kavramı adından da anlaşılabileceği gibi insan zekasının bir sür simülasyonu olarak tanımlanmıştır. Tabi bu yapay bir zekanın ancak insanlar kadar zeki olacağı anlamına gelmez. Tekerlekleri de biz bulduk, motorları da biz geliştirdik ama onların hızlarına yaklaşamıyoruz. Bu konuda hala tartışmalar devam etmektedir. İnsan zekasının taklit edilip edilemeyeceği, bir makinenin bilincinin olup olamayacağı tartışma konusu.

Peki, konumuza dönelim; bizim kadar zeki makineler bizi öldürür mü? Bence muhtemel. Şuan zeka kavramını baz aldığımız insanlar da birbirlerini öldürüyorlar. Hatta insan zekasına rağmen çoğu zaman irrasyonel davranıyor, yalan söylüyor vs..

Bir de şu var ki, biz sadece zekamız ile veya mantığımızla hareket etmiyoruz. Temel güdülerimiz var. Hayatta kalmak, üremek, güvende hissetmek, şiddet gibi. Bunun yanında insanı insan yapan işbirliği için sosyal güdülerimiz de oldukça fazla. Meraklıyız. Her insan meraklı doğar, sonra bunu yavaş yavaş kaybeder derler hatta. Düşünebilen, bilinci olan makineler bizi öldürebilirler fakat türümüzü ortadan kaldıracaklarını sanmıyorum.

The Matrix serisinde olduğu gibi bizi yakıt olarak da kullanabilirler. Tamam tamam korkmayın, medeni insanlar ve robotlar olarak güllük gülüstanlık da geçinebiliriz. Bu yapay zekadan daha ütopik oldu ama neyse.

 

 

Fazlasını Oku

Kötü Niyeti Yönetmek

Organizma bencildir. En temelde canlılar kendilerini düşünürler. O yüzden insan olarak bizler de çoğu zaman iyi olsak bile bazen bencil ya da kötü olabiliyoruz. Peki herkes kötü niyetlidir veya herkes iyi niyetlidir diye genelleme yapabilir miyiz? Bence Hayır.

Mesela e-posta hesaplarımızı veya telefon ekran kilidi şifrelerimizi düşünelim; Neden parola koyuyoruz? Oysa hepimiz uygar insanlarız, başkasının e-posta hesabına girmenin uygun görülmeyen bir davranış olduğunu biliyoruz. Kapılarımızda kilitler var, bilgisayarlarımızda şifreler var vs.. kısacası kendimizi kötü niyetli kişilerden korumak durumunda oluyoruz. Hırsızlık örneğini es geçersek birinin e-posta hesabına neden girelim ki? Bu yanlış bir şey. Ama bazen sözde iyi niyetli bir şekilde bile olsa bunu yapabilirdik. Böylece ilişkiler bitebilir, evlilikler dağılabilir düşünsenize.

Peki yaşadığımız toplumda herkes kötü niyetli mi? Hayır. Ama 1 hırsız olsa bile bizim kapımızı kilitlememiz lazım. Programlama yaparken kullanıcıdan bir takım veriler isteriz. Programcı yaklaşımı ile bu verilerin hepsine sanki kötü niyetli gibi bakmak zorundayız. Bu bir kuraldır. Kullanıcıdan gelen her veri kontrol edilmelidir.

Peki iş yaşamında bunu nasıl uygulayabiliriz? Mesela bir çay bahçemiz olsun. Her müşteriyi kötü niyetli kabul edecek olursak küllükleri zincirle bağlamamız gerekir. Çünkü küllükler çalınabilir. O zaman çalışanlar da kötüdür. Masalara gelen içecekleri gün sonunda kamera ile kontrol edip adisyonları eşleştirebiliriz. Ama günlük hayatta neyse ki herkes bu kadar kötü değil. Bu gibi uç örnekler gerçeği yansıtmasa da yine bazı önlemler alıyoruz. Eğer herkes kötü niyetli ise iş yapmanın anlamı kalmıyor.

Yani insanlar genelde bencildir ama geneli kötü niyetli değildir. Aradaki çürükler için de bazı önlemler almamız gerekiyor. Peki insanlar benciller de neden Twitter’da durum güncelliyor para kazanmasalar bile? Veya Instagram’a fotoğraf yüklüyor bu bencil insanlar? Evet burada da genelde insanlar kendi faydalarına olduğu için, çoğu zaman manevi tatmin duyguları yüzünden bunları yapıyorlar.

Sonuçta iş yapmak istiyorsanız insanların genelde “iyi” olduklarını kabul edip, “kötü” insanların da varlığından haberdar olmanız gerekiyor.

 

Fazlasını Oku

İş Yaşamında Aidiyet Duygusu

Bu konu birçok başlık altında işlenmiştir. Hatta “En önemli müşteriniz, çalışanlarınızdır.” gibi laflar da edilmiştir. Bunlar ütopik gibi dursa da gerçek hayatta tam da karşımızda duran kavramlardır. Hangi pozisyonda olursa olsun, kişinin çalıştığı kuruma aidiyet duygusu beslemesi çok önemlidir. Tüm pozisyonlar dedik ama bizim gerçek hayatta karşımıza çıkan kesim daha alt pozisyonlarda görevli çalışanlardır.

Herkesin malumudur, kargo çalışanları kargolara pek iyi davranmazlar. Yani çoğu zaman böyledir ki, İnternet alışverişi yapanlar iyi paketlenmiş, yani “korunmuş” siparişleri teslim almak isterler. Şehirler arası otobüs yolculuklarında yaşanan olumsuzluklar da çoğumuzun malumu. Peki bu neden böyle?

Vasıfsız ya da daha az yetkinlik gerektiren işlerde çalıştırılan insanlara şirketler “en az para, en çok iş” beklentisi ile bakıyorlar. Hasta olmamaları, yakınlarını kaybetmemeleri, yani devamsızlık yapmamaları da bekleniyor. Zam istemesinler, olabildiğince çok çalışsınlar.

Eğer siz insanlara eve aldığınız elektrik süpürgesi muamelesi yaparsanız, onlardan da o minvalde iş beklemeniz gerekir. Bu şekilde “hor görülen” insanlardan şirkete aidiyet duygusu beklemek çok da mantıklı bir tutum olmaz. Arkadaşımın da bulunduğu, hatırı sayılır bir şirkette yapılan toplantıda “siz x firmasında çalışıyorsunuz” demişler. Bir çalışan da “x firmasında çalışıyorum deyince kız vermiyorlar” diye sitem etmiş. Bırakın çalışanları, şirket dışında bile çalışanlarına sunduğu imkanlardan memnun olmayan insanlar var.

Burada söz konusu sadece ücret değil. Ağır mesailer, insan üstü çaba gerektiren performans, herhangi bir imkan talebinde bulununca terslenen insanlar çalıştığı şirketi nasıl temsil etsin? Ne bekliyordunuz? Bu insan kargoyu arabaya uçan tekme ile fırlatır, şehirler arası otobüs yolculuğunda sitem eden birine “in o zaman arabadan” diyebilir. Çünkü şirketine bir aidiyet duygusu yok. Bırakın aidiyeti, bir nefret ve kurtulma çabası var. Fakat alternatifler de farklı olmadığı için devam ediyor.

Tamam insanların yukarıda söylediğim tatsız şeyleri yapmaları yanlış. Kabul edilebilir değil. İş ahlakına uymaz, dahası insan olmaya ters düşer. Ama gerçek şu ki; insanlara meta(ürün) gibi bakar ve davranırsanız ortaya böyle sonuçların çıkması olasıdır.

Fazlasını Oku

Pamukkale Turizm İzmit’te

Bu yazının teknoloji ya da İnternet ile ilgisi yok. Herhangi bir reklam amacı da yok. Pamukkale Turizm geçtiğimiz günlerde İzmit – İstanbul seferlerine başladı. Ben de Harem – İzmit seferini yaptım ilk olarak. Müşteri ya da kullanıcı deneyimi ile çok ilgili olduğu için yazmadan geçemeyeceğim.

Öncelikle İzmit’te tekel olan Efetur, Metro, Gürkan Turizm firmalarından ben dahil birçok kişi memnun değildi ve alternatif de yoktu. Memnuniyetsizliğimin sebebi de aslında çok kişisel değil. Yani bana kaba davranıldı deyip geçmeyeceğim. Bu saydığım firmalar otobüse binen 40 küsür yolcuya güruh muamelesi yapıyorlardı. Tüm firmalarda defalarca seyahat ettim. Yaptıkları ikram bile “al iç” tarzında oluyordu genelde. Neyse, ben güzel deneyimime geri döneyim.

Pamukkale Turizm Kadıköy şubesinden biletimi aldım. Görevli kişi bilet bilgilerini anlaşılır bir şekilde okudu ve bilgilendirmeyi yaptı. Servisin geliş saatini söyledi ve biletimi verdi. Saatinde servis geldi ve tek kişi olarak servisle Harem’e götürüldüm. Bineceğim arabaya kadar görevli beyefendi bana eşlik etti, iyi yolculuklar diledi. Araba tam kalkması gereken 16:30 da hareket etti. Arabada toplamda 5 ya da 6 kişiydik. Buna rağmen tüm gerekli prosedürleri uyguladılar. İkramları sunarken görevli arkadaş önerilerde bulundu, tercih ettiğim yiyeceği verdikten sonra birkaç seçenek daha sundu, teşekkür edip kibarca geri çevirdim. Yolculuk 1 buçuk saat kadar sürdü. 1 ya da 2 defa ismimle hitap edip “su ister miydiniz” diye sordu görevli genç arkadaş. Ama bunlar zorla ya da prosedür olduğu için değil gibiydi.

Seyahat sırasında muavin ile şoför arasında diyaloglar geçer, buna herkes şahit olmuştur. Bu diyalogları da oldukça kibardı. Çünkü yolcular var ve geyik yapılacak, kakaka kikiki yapılacak bir yer değil. Burada da muavin arkadaş aynı kibarlığını korudu. İzmit terminale vardığımızda, İzmit’e vardığımızı, Karamürsel tarafına gidecek yolcuların arabadan inmemeleri gerektiği mikrofonla anons edildi. Dikkat edin 5 yolcuyduk sadece.

Ben diğer firmalarda da kaba bir muameleye maruz kalmadım ama bu denli samimi ve profesyonel değillerdi. Bu ilgi 5 yolcuda böyleyse 40 yolcuyla da aynı olur. Aslında burada deneyimin çoğunu yaşatanlar şoför ve muavin personel. Hepimiz çalışıyoruz ve insanlarla ilişkilerimiz oluyor. Profesyonel olmak zorunda oluyoruz. Pamukkale Turizm artık benim tek tercihim olacak. İnternet üzerinden de üyeliğimi oluşturdum. Şuan saat 01:00 ve çağrı merkezini arayıp engellilik durumumla, bilet fiyatı ilişkisini sordum. Hemen bana yaptığım yolculuğun kartımı ibraz etmemle kaç liraya düşeceği bilgisi verildi.

İzmit’ten İstanbul’a gitmek, benim için artık stresli bir aktivite olmayacak artık. Bu yazıyı yazma sebebim de bu. Seçeneğim yoktu, artık var. Bu beni mutlu etti ve bunu burada ifade etmek istedim.

Teşekkürler Pamukkale Turizm, İzmit’e hoşgeldiniz.

Fazlasını Oku

Web Tasarımın Dünü ve Bugünü

Web siteleri tasarlıyorduk, bundan 10-15 sene kadar önce ve hala devam ediyoruz. “Güzel” olması gerekiyordu. Peki güzel tam olarak ne demek? Mutlak bir güzellik anlayışından söz edebilir miyiz? Yaptığımız arayüzler tüm kullanıcı tipleri için aynı etkiyi yaratabilir mi? Tabi ki hayır!

Şimdi 15 yıl önceki Apple web sitesine bakalım;

Apple Web Sitesi 2002

Ne kadar da demode değil mi? Yapıldığı dönemde hiç de öyle değildi. Aslında tasarım algımız değişmiyor, değişen tek şey trendler. Aynı arabalar gibi. Arabalar da zaman içerisinde sürekli bir değişim içerisinde. Yeni modeller istisnalar dışında hep daha şık gözüküyor değil mi? 2000 model bir arabanının güzel ya da modern gözükmemesi o ürünün tasarımcısının kabiliyeti ile ilgili değil.

Tasarım trendleri değişiyor. Bizim “güzel” algımızı da yavaş  yavaş değiştiriyor. Peki bu kadar muğlak ve kontrolü zor bir yaklaşım yerine, web sitelerini daha kullanılabilir, daha erişilebilir yapmak daha mantıklı değil mi? Bence bugün bir web sitesi olabildiğince tüm tarayıcılarda, cihazlarda, ekran çözünürlüklerinde benzer deneyim vermesidir önemli olan.

Apple’ın 2002 deki web sitesi kötü değil, sadece bugüne göre demode. Güncel versiyonu ise oldukça başarılı. Fakat kim için başarılı? Ben bir geliştirici olarak ortaya çıkan işe saygı duyuyorum. Gerçekten benim için “güzel” tasarlanmış ve telefonum veya tabletimden de bakarken aynı hisleri hissediyorum.

 

Ne yazık ki bu böyle. Bir web sitesinin tasarımı (UI), kulanıcı deneyimi (UX) ve bilgi mimarisi (AI) grafik tasarımcıya bırakılacak kadar önemsiz değiller. Burada arayüz tasarımcıları ile ilgili bir sıkıntım yok. Onlar da çok güzel işler çıkarıyorlar, hayranlık yaratacak tasarımlar yapıyorlar. Tek sorun şu; web sitesinin genel amacını tamamlayacak bir yaklaşım sadece arayüz tasarımından ibaret değil.

Bundan 7-10 sene kadar önce Web 2.0 furyası başlamıştı. Yine yanlış anlaşılmıştı. Canlı renkler, parlak butonlar vs.. Web 2.0 aslında temelde sunulan içeriğe kullanıcının dahil olmasıydı. Hangi içeriğin önemli olduğuna kullanıcının etkisi olmalıydı. Artık kullanıcı sadece içeriği tüketen değil, aynı zamanda üretendi. Bu bugün aynı ve artan şekilde devam ediyor. Olması gereken de buydu zaten.

Artık yeni bir döneme girdik. Bunu herhangi bir şekilde isimlendirmek istemiyorum. Görece “güzel” web siteleri artık geride kalmalı. Tasarımlar güzel olmasın demiyorum. Odaklanılan nokta bu olmamalı. Kardeşler Metal’in web sitesi kullanıcıya tüm tarayıcı, cihaz ve boyutlarda aynı deneyimi sunmalı. Siz süper güzel, ultra güzel bir tasarım yapsanız da bu olması gereken bir zorunluluk değil. Web sitesi bir tablo değil. Bakılmak için değil, kullanılmak için var.

Ben web geliştiriciler dışında “wow siteye bakar mısın? İnanılmaz güzel” diye tepki veren bir son kullanıcı görmedim. Kullanıcı telefon numarasını bulabiliyor veya haritada konumunu görebiliyorsa site görevini yerine getiriyor demektir. Firmaların işlerini İnternet’e taşımaları ve geliştirmeleri hızlanacaktır. Oldukça da hızlanmış durumda zaten. Ama “size özel tasarım” adı altında şirketlere ekstra masraf çıkarmanın hiç manası yok.

Vix.com bunun ekmeğini yiyenlerden biri. Tasarımı kullanıcıya yaptıran araçlar sunuyor. Fakat bu da benim açımdan sürdürülebilir değil. Sırf İnternet’te olayım, telefonum, adresim gözüksün diyen firmalar için binlerce liralık masraf çıkarmamalıyız. Sektör büyüyor, büyüdükçe de geliştiriciler olarak bizim ekosistemimiz de büyüyor. Ama yapmayın, etmeyin. 1 slayt, 1 logo, ürün resimleri, telefon, adres içeren web siteleri için “özel tasarım” adı altında ekstra maliyetler yaratmayın. Yoku satmayın.

Fazlasını Oku

Hakikaten, Programlama Nedir?

Bilgisayar programlama, kodlama, programlama dili, yazılımcı vs… Peki hakikaten programlama nedir?

Bu yazıyı programcı olmayanlar için yazıyorum, eğer zaten programcı iseniz okumanızda bir fayda görmüyorum. Benim hedef kitlem programlamayı sihirli bir şey gibi gören, programcıları gece geç saatlere kadar çalışan gizemleri insanlar olarak görenler için.

Bir bilgisayar kullanıcısı basitçe “program”ları kullanır. İşletim sistemi (Windows, Linux, Mac OS, iOS, Android) sadece programların koordineli bir şekilde çalışmasını sağlayan şeydir. Gündelik işlerini yapan bir kullanıcı aslında işletim sistemini değil, programları kullanır. İşletim sistemi ile birlikte gelen programlar da aslında işletim sisteminin kendisi değil, sadece programlardır.

Programlama kısaca program yapabiliyor olmak demektir. Tabi günlük hayatta nasıl insanlarla dil aracılığı ile iletişim kuruyorsak, programcılar da çeşitli programlama dilleriyle bilgisayarlara bazı görevleri yapması için bazı direktifler verirler. Bu hesap makinesi gibi görece basit ya da Photoshop gibi daha karmaşık ve kapsamlı programlar olabilirler. Bilgisayarlara ne yapmalarını söylemenin birçok yolu vardır. İşte bunlara programlama dili diyoruz. Kendi söz dizimi olan, belli kuralları olan bu diller ile programcılar belli işlev ya da işlevleri bilgisayarlara yerine getirmesi için mesai harcarlar.

Programlama yapabilmek sadece bu işi yapan insanların tekelinde değildir. Bugün bir mühendis, bilim insanı, ekonomist vs.. program yapabiliyorsa, vizyonunu ve imkanlarını çok daha geliştirmiş olur. Evet programlama kolay bir iş değildir ama bir sihir de değildir. Sadece disiplinli bir çalışma ile her sektörden, her eğitim durumdaki insan program yazmayı öğrenebilir. Yukarıdaki temsili görsel sizin için Çince bir gazeteye bakmakla benzer olabilir. Fakat bu söz dizimi ve kuralları öğrendiğinizde yavaş yavaş “neler olduğunu” anlamaya başlarsınız.

Yukarıdaki temsili görselde Javascript dili kullanılmıştır. Renk kodlarının türünü değiştirir. Ben de tam emin değilim ama öyle gözüküyor. Bu yukarıda gördüğünüz şey bir fonksiyondur aynı zamanda. Yani totalde programın yapması gereken bir görevin bir kısmını yerine getirir.

Hiçbir yaş ya da pozisyon sizi programlama öğrenmekten alıkoymasın. İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmeniz açısından da, ilginç şeyler yaparak merak ve heyecan duymanızı sağlaması açısından da çok eğlenceli bir yetenektir. Yetenek derken doğuştan gelen bir şeyden bahsetmiyorum. Sudoku oynuyor olmanız da bir yetenektir.

Program yazarak neler mi yapabilirsiniz? Bunları listelemek durumunda olsam herhalde 100+ örneği çok rahat verebilirdim. Aklınıza bir proje geldiğinde bunu hayata geçirebilirsiniz. Yeni bir oyun, mobil uygulama yazabilirsiniz. Belki her gün kullandığınız Excel’i çok daha verimli kullanabilirsiniz.

Programlama öğrenmek kolay değildir ama sanıldığı kadar zor ya da gizemli de değildir. Bitcoin, yapay zeka, görüntü tanıma, bahis tahminleri vs.. bunların arkalarında hep programlama vardır. Hele bir de matematik ile aranız iyiyse hiç durmayın derim.

Fazlasını Oku

Bilgi Teknolojileri Çalışanı İşe Alım Teknikleri

Bilgi Teknolojileri çalışanı işe alımında nelere dikkat edilmeli ve bu konuda yapılan yanlışlar nelerdir, kendim bir çalışan olarak bu konulara değineceğim.

Sanayi devrimi başlangıcından uzun bir süre sonraya kadar insan kaynağı “gider” kalemi olarak görülüyordu. Daha sonra çalışanların beklenenden daha fazla değer yaratabileceği fikri ortaya atıldı ve bu uygulanarak doğruluğu görüldü. Böylece insan kaynağı artık “sermaye” olarak görülmeye başladı. Yani iyi eğitimli, işinde iyi bir çalışanı işi almanız, beklediğiniz minimum yararın üzerinde katma değer yaratabilir.

Ben son zamanlarda 2-3 tane Yazılım geliştirici pozisyonu için iş görüşmesi yaptım. Gördüm ki hala olay eski usul sorular, sıkıcı formlar, net ücret beklentileri çevresinde dönüyor. Benim görüşme yaptığım firmalar tam kurumsal olmasalar da “web tasarım” firması değildiler. İK sorumlusu geliyor, öz geçmişimdeki eski iş tecrübelerimi soruyor, ne yapıyordunuz? ne kadar ücret alıyordunuz? neden ayrıldınız? diye tekrarlıyor. Sonra içeri teknik diyebileceğimiz bir arkadaş geliyor, (genelde bu çalışacağınız birimin başındaki kişi oluyor) iş teknik kısma bulaşmaya başlıyor. Bazı teknolojilerden konuşuyoruz, “ama lazım olursa şunu da yapar mısınız” tarzında “her işe gelebilecek” adam aradıkları gerçeğini ifşa ediyorlar. Bu “her işe gelme” kavramını adaptasyon olarak inceleyeceğim. Ama benim bahsettiğim adaptasyonun bu biçimle alakası yok tabi ki.

Sonuçta ne ben onları tanıyabiliyorum ne de onlar beni. Fakat onlar genelde beni çok iyi tanıdıklarından eminler. Sorun da burada başlamıyor mu zaten? Her şeyden o kadar fazla eminiz ki. Benim onların beni tanıdıklarını sandıklarına emin olduklarını söylediğimde de bu geçerli.

Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta “en iyi” çalışanı bulmak değil, görüşme sırasında veya devamında karşılarındaki insanı daha doğru tanımaları. Bence bilgi teknolojileri çalışanının aşağıdaki konular üzerinden değerlendirilmelidir. Bunlar önem sırasına göre sıralı değil. Oval bir masanın etrafında oturan kişiler gibi eşitler.

 

Adaptasyon

Yukarıda “her işe gelen” terimini kullanmıştım. Firmaların en çok sevdiği özellik. Her işten biraz anlaması. Teker tokmak da olsa diğer projelere destek verebilmesi. Ama bu kesinlikle yanlış bir uygulama. Çalışan, çalıştığı konu, teknolojiler arasında hızlı hareket edebilmelidir. Yani React yerine VueJs kullanmaya karar verilirse, bu teknolojiyi hızlıca öğrenip adapte olabilmelidir. Front-end geliştirici bir çalışanın MS Excell’de bir makro yazması beklenmemelidir. Eğer bilgisi varsa yazar ama bunu öğrenmek için mesai ayırması yanlıştır. Kısaca çalışan kendi pozisyonu ve yakın konularda hızlıca geçiş yapabilmeli, gerekirse öğrenim için mesai harcamalıdır. Tabi bu çalışanın “kendi kendine öğrenebilme” yetisine sahip olmasını gerektirir. Bunu da inceleyeceğim.

Temel Bilgiler

İngilizce’de “foundation” olarak geçen, bir konu hakkındaki teknoloji bağımsız bilgileri kasteden “temel bilgi” den bahsediyorum. Mesela matematik. Herkes şöyle der “yazılımcının matematik bilmesi gerekir”. Evet çok doğrudur bu ama bunun tanımlanmış belli konuları yoktur. Matematik bilgisi iyi bir programcının yetenekleri çok fazla artacaktır. Algoritma geliştirme, soruna yaklaşım, insan-bilgisayar etkileşimi, kullanıcı deneyimi, kullanılabilirlik gibi konular programlama dili, geliştirme ortamı, hatta geliştirilen üründen bağımsız olarak dururlar. Yani bu bilgilere sahip bir çalışan konulara daha net bakar, daha hızlı çözüm üretir. Mesela ilişkisel veri tabanı tasarımını bilmemek bir eksiktir. Projede İVT kullanılmayacak olsa bile eksiktir. Eğer ekipteki kimse bunu bilmiyorsa ve yeni yaklaşımlar (doküman tabanlı) kullanılıyorsa kimse “bu veri seti için İVT daha iyi bir yaklaşım” demeyecektir.

Sonuç olarak bu tip temel teknoloji veya yaklaşımların bilinmesi çok önemlidir. Eğer çalışan yeni mezun ise ve belli temelleri varsa işe alınabilir. Çünkü gelişim temeller üzerinde olur.

Kendi Kendine Öğrenebilme

En geç üniversitelerin ilk yıllarında kazanılması gereken, bir olguyu öğrenmek için öğretmen veya formal bir eğitime gereksinim duymamak anlamına gelir. Şu yazımda bu konudan biraz bahsettim. Okul sürekli devam edemez veya yanınızda konuyu sizden daha iyi bilen biri olmayabilir ki olmaması çoğu zaman daha iyidir. Çünkü takıldığınız bir yeri size öğretmek yerine “yapmak” o kişi için daha mantıklıdır. Eğer yanınızda böyle biri varsa gelişiminize çok kötü etkileri olacaktır. Bir sorunla karşı karşıya kaldığınızda, onu çözebilmek için gerekli bilgileri kendinizin öğrenebilmesi gerekir. Belki en optimal yöntem olmaz yaptığınız çözüm fakat gelişiminiz için çok önemli ve öğreticidir.

Yabancı Dil

Evet bildiğiniz İngilizce. Türkçe içerikler ne yazık ki kaliteli değil. Eğer belli bir seviyeye gelmişseniz içeriklere “çöp” demek daha doğru olur. Kendi deneyimlerimle söyleyebilirim ki kaliteli içeriğe ulaşmak için teknolojinin ortaya çıkmasından sonra bir 4-5 sene kadar beklemeniz gerekir. Daha önceki yayınlar ya yardım dokümanlarının çevirisidir ya da güzel bir kitabın, konuyu anlamamış kişilerce yapılmış kötü çevirisidir. Bazen istisnalar olabiliyor ama genelde süreç böyle işliyor. Kullandığımız teknolojilere bakınca 4-5 yıl gibi süreler çok uzun. Yani biz iyi bir şekilde öğrenene kadar eskimiş veya büyük ihtimalle çok farklılaşmış olurlar. Bu yüzden İngilizce okuyup anlayabilin ki, iyi bir çeviriyi ya da kaliteli bir Türkçe yayını beklemek zorunda kalmayın.

Motivasyon Kaynağı

İnsanların çalışma hayatında en önemli itici etken motivasyondur. Peki motivasyonu nasıl sağlayacaksınız? Para, sosyal haklar, eğitim imkanları, iş tatmini? Firmanın motivasyon yöntemi ile kişininki aynı olmalıdır. “Kişisel Hedefler” başlığında da buna değineceğim. Motivasyon kaynağı para olan bir çalışan için işler daha kolaydır. %20 zam, yetmezse %50 zam. Bu çalışanı elinizde tutmanızı sağlar. Ama ne yazıktır ki üretken akılların para ile motive edilemediğini biliyoruz. Maaşı 5k ilen ona 10k teklif etmeniz, iş tatmini olmayan bir üretken akılı elinizde tutmaya yetmeyecektir. Firmanızın adım adım değil de koşarak büyümesini sağlayan da bu üretken akıllardır. Yani verilen bir görevi bitirip oturan değil, size yeni önerilerle gelen, yanlışlarınız varsa size bunları açıkça söyleyen insanlardır. Büyük firmaların hayal gibi ofisler kurmasının sebeplerinden biri de budur. Onları şımartmak için değil, daha fazla verim almak için bu olanakları sağlarlar. Üretken akılları bünyenize katmaya çalışın ama bilin ki onları maddi değerlerle elinizde tutmanız çok zordur.

Kişisel Hedefler

Kişisel hedefler. Herkesin hedefleri vardır değil mi? Çalışanların da şirketlerin de. Benim amacım olabildiğince para kazanıp hayalimdeki arabayı satın almak olsun. Ben işten eve geldiğimde freelance işler yaparak bu hedefe yaklaşmaya çalışıyorsam bilin ki ertesi gün uykulu gözlerle ofise geleceğim. Ne işte, ne de iş dışında şirketin menfaatini düşünmekten çok kendi hedefime ulaşmaya çalışacağım. Eğer şirket hedefleri ile çalışan hedefleri uyuşmuyorsa bırakın, hiç uzmanlıklara, mezuniyet derecelerine bakmayın. Orta ve uzun vadede kesinlikle sorun yaşayacağınız aşikardır. Eğer hedefler aynı ise o zaman bu çalışan size verimli olacaktır. Aksi takdirde sadece sıradan bir çalışan değil, verimsiz bir çalışan olacaktır. Belki de en önemli nokta burada. Hedeflerin uyuşması.

Merak

Ne alaka? dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bildiğimiz merak. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras. Bilimin gelişmesinde, teknolojide, felsefede en önemli olgu meraktır. Merak duygusu tatmin edilip öyle beklemez. Merak sürekli acıkır. Öğrendikçe daha çok meraklanırız. Daha sonra yine merakımızı gidermeye çalışırız. Bu sonsuz bir döngüdür. Biz bir şeyleri merak edip öğrenirken aslında çok önemli konuları bir çırpıda aşmış oluruz. Çünkü merak sınava çalışır gibi tatmin edilmez. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalmamızı sağlayacak derecede entelektüel bir uğraştır merakımızı tatmin etmek. Meraklı insanlarla çalışın, yalnız neyi merak edeceklerine kendileri karar verirler. Siz sadece bu süreçte kullanabildiğiniz şeylerle yetinmelisiniz.

Heyecan

Çalışan aradığınız pozisyondaki bir iş için heyecan duyuyor mu? Mesela bana ne kadar para verirlerse versinler, sürekli web sitesi yapma döngüsünden hiçbir zaman heyecan duyamayacağım. Ama makine öğrenmesi, derin öğrenme gibi konular üzerinde karın tokluğuna çalışabilirim. Heyecan da çok büyük bir motivasyon kaynağıdır. Hatta hedeflerimizin, meraklarımızın, beklentilerimizin anahtarı budur. Bunca şeyi tek tek analiz etmek yerine çalışanın aradığınız pozisyonda çalışmak için heyecan duyup duymadığına bakın. Çok kısa ve öz bir yoldur. Bence çoğu zaman da işe yarar.

Sonuç

Bu yazıyı yazarken kimi zaman şirket sahiplerine, kimi zaman çalışanlara, kimi zaman da İK profesyonellerine seslendim. Bunu bilinçli olarak yaptım. Çünkü doğru insanın, doğu işte istihdam edilmesi zor ve karmaşık bir süreçtir. Tarafların birbirlerini çok iyi anlaması gerekir. Tabi kendilerini de.

Fazlasını Oku

Yaşam Boyu Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme aslına bir teknikler bütünü değil, bir disiplindir. Yani sürekli bir şeyler öğrenin demek hiç değildir. Mesleğiniz ile ilgili de olsa, her şeyi öğrenebilecek kadar kapasite ve zamanınız yok.

Beynin çalışma prensibi de bunu doğrular niteliktedir. Düşünsenize; okuduğunuz her kitabı ilk seferde ezberleseydiniz, baktığınız tüm futbol maçı skorlarını unutmasaydınız ya da kişi listesindeki tüm kişilerin telefon numaralarını ezberleseydiniz, beynin bu kadar çok veriyi olgunlaştırması, işlemesi, ilişki kurması daha maliyetli olmaz mıydı? Yabancı dilde bir kelime öğrendiğimizde de buna benzer bir süreç işler. Önce okuruz, sonra kullanırız, daha sonra da karşımıza tekrar tekrar çıktıkça bunu öğrenmiş oluruz.

Ön Yargılar

Beynimiz sadece öğrenirken değil, çıkarımlar yaparken de tasarruf yapar. Şöyle bir senaryo düşünelim; bir çay bahçesindesiniz ve karşınızda bir kadın var. Bu kadına bir şey soracaksınız. Görgü, üslup ve kültürünüz, bulunduğunuz ortam, kadının yaşı, nasıl giyindiği ve hatta ruh haliniz soracağınız sorunun şeklini değiştirecektir. Örneğin;

Pardon, burada sigara içiliyor mu?

Bu kadar değişkeni konu ettim. Tabi bunlara çok kısa bir sürede karar veriyoruz. Ama katmadığımız bir sürü değişken daha var. Bazıları;

  • Kadın Türk mü ve Türkçe biliyor mu?
  • Kadın buraya sürekli geliyor mu? Yani soracağımız soruyu bilme ihtimali nedir?
  • Kadın böyle bir diyaloğa girip size yardım etmek istiyor mu?
  • Kibar bir üslupla sordunuz, acaba bu soru karşıdaki insanda “benle ilgileniyor mu?” düşüncesi bırakacak mı?
  • Kadın konuşabiliyor mu? Yani duyma ve konuşma engelli olabilir mi?

Yukarıdaki muhtemel olasılıklardan belki onlarcası daha var ve bunları ihmal ettik. İşte bunlar meşhur “ön yargılar”. Evet, ne kadar “ön yargılarınızdan” kurtulun tarzı cümleler, kitaplar, yazılar varsa da beyin böyle çalışıyor. Ve bizi büyük bir yükten kurtarıyor.

Yaşam Boyu Öğrenme Disiplini

Bu yazıyı matematiksel.org web sitesinin şu makalesinden ilham alarak yazdım. Bu konuyu 10 kural ile açıklamaya çalışan Richard Wesley Hamming‘in çıkarımları çok yerindedir. Ten Simple Rules for Lifelong Learning, According to Hamming adlı blog yazısında bu 10 kural çok güzel özetlenmiştir. Ben böyle bir kural sıralaması düzeninde gitmeyeceğim. Sadece olguya odaklanacağım.

Hamming ilk kuralı, “öğrenmeyi öğrenmek” ile başlar. Aslında eğitimin varması gereken nokta burasıdır. Yanınızda her zaman bir eğitmen veya öğrenilecek şeyi sizden daha iyi bilen biri olmayacaktır. Aslında en geç üniversitenin ilk yıllarında bunu öğrenmeniz gerekir. Çünkü bu daha bir başlangıçtır. Yaşam boyu öğrenme için ilk adımdır. Bu yetiyi kazanamadıysanız yaşam boyu öğrenmeye çalışırsınız sadece.

Öncelikle temellere odaklanın. Öğrenilecek şeyler temelden yoksun ise havada kalacaktır. Bilgisayar programcılığından örnek vereceğim. Eğer bilgisayar programlama öğrenecekseniz yüze yakın alternatif programlama dili ile karşılaşırsınız. Bunların belirli bir öğrenim sırası ya da zorunluluğu yoktur. Ama bilgisayar programcılığında dillerden bağımsız olgular vardır. Mesela bir soruna nasıl yaklaşacağınız ve çözeceğiniz, hangi adımları atmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Buna algoritma deniyor. Tanımı;

Algoritma, belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol. Matematikte ve bilgisayar biliminde bir işi yapmak için tanımlanan, bir başlangıç durumundan başladığında, açıkça belirlenmiş bir son durumunda sonlanan, sonlu işlemler kümesidir.

Algoritmalar soruna göre değişir ama bu düşünce yapısına sahip olmak herhangi bir programlama dili öğrenmeden önce size kılavuz olur. Eğer bir programlama dili biliyorsanız ve temel algoritmaları bilmiyorsanız, ikinci programlama dili yerine bu yöntemleri öğrenmeniz daha kalıcı ve yararlı olacaktır. Üstelik programlama dillerinin bazıları gelişimini durdurabilir veya daha güncelleri yerini alır fakat algoritma bilgisi hem eskimez hem de programlama dilinden bağımsızdır.

Bilgi üretimi inanılmaz bir hızla ve ivme ile artıyor. Yani bugün bildiğimizi sandığımız şeyler yarın değişebilir, büyük ihtimalle güncellenebilir ve yanına yenileri eklenebilir. Yani bugün detaylıca öğreneceğiniz bir teknoloji 10 yıl sonra ölme evresine gelmiş olabilecektir. Bu yüzden temellerimizi iyi atmalı, eğer kullanmamız gerekiyorsa hızlıca öğrenip adapte olabilmeliyiz. Sırf boş zamanımız var diye bir şeyi en detaylı şekilde öğrenmek yerine, genel manada o konudaki temelimizi genişletebiliriz. Yani bir bilgisayara istediğiniz şeyi yaptırmayı öğrenmek yerine neler yaptırabileceğimizi öğrenmek daha mantıklıdır.

Eğer bilişim teknolojileri pozisyonunda işe yerleştirici konumunda olsam “neleri biliyorsunuz?” yerine “neleri bilmiyorsunuz?” sorusunu sormayı tercih ederdim. Bunu bir iş görüşmesinde adayken söylemiştim. Bana “ooo bilmediğimiz şeyleri sayarsak sabaha kadar sürer” demişlerdi. Hayır sürmez. Bilmediğimiz şeylerden kastım, ne işe yaradığını bildiğimiz ama henüz uygulamaya dökmediğimiz şeyleri kastediyorum. Çünkü öğrenmenin ilk koşulu bilmemektir. Bir kişi bir şeyi biliyorsa, ona o konuyu öğretemezsiniz. Bu doğru ya da yanlış bilgi olabilir, fark etmez.

Yukarıda “temel” yazarken kastettiğim “matematikte kötü, çünkü matematik temeli yok” cümlesindeki temelden farklı. Bir konu hakkındaki uzun süreli ve tecrübelerle sabitlenmiş pratiklerden bahsediyorum. Bir de “doğru bilgi”ye ulaşmak zordur. Bilimsel bilgide temel anahtar budur. Bilim adamları “şimdilik deney ve gözlemlerimizin bize gösterdiği budur” derler. Yani bilimsel bilgiler de yanlışlanabilir ve bu bilimin doğasında vardır. Bazen yanlış bilgi, doğru bilginin ortaya çıkması için mükemmel bir kıvılcımdır.

 

Fazlasını Oku

Güvenilir Marka Uğur Soğutma

Bir markanın güvenilir olduğunu nasıl anlarsınız? Elbette bağımsız ve saygın test kuruluşlarının raporlarını takip ederek. Reklamlar ve promosyonlara aldanmayın, bir markanın ne kadar güvenilir olduğu ve müşteri memnuniyetini ne denli önemsediği, ancak sahip olduğu sertifikalar sayesinde anlaşılabiliyor. Bu bakımdan, Almanya merkezli GC Mark, Avrupa’nın en saygın denetleme ve sertifikalandırma firmalarından biri sayılıyor. Firmaların hammadde işlemesinden üretimine, paketlemesinden satışa sunulmasına dek pek çok farklı unsurunu uluslararası standartlara göre denetleyip değerlendiren bağımsız bir kuruluş olan GC Mark, dünyanın en saygın ve prestijli sertifikalarını veriyor. GC Mark sertifikasına sahip olan bir şirketin ISO 9001, IS0 10001, 2, 3, 4 standartlarına uygun üretim ve kalite kontrolü yaptığına, sürekli olarak gelişime açık bir üretim ve yönetim yapısına sahip olduğuna emin olabilirsiniz.

Dünyada sayılı şirketin sahip olduğu GC Mark Verified Customer Satisfaction (Kanıtlanmış Müşteri Memnuniyeti) sertifikasına sahip olan tek Türk şirketi, hâlihazırda sektörde 60 yılı aşkın bir deneyime sahip olan Uğur Soğutma. Müşteri memnuniyetine verdiği önemi Avrupa’nın en büyük bağımsız denetim kuruluşlarından biri olan GC Mark Verified Curstomer Satisfaction denetimini başarıyla tamamlayarak elde ettiği sertifikayla global düzeyde ispat eden Uğur Soğutma, böylelikle ürünlerinin kalitesi kadar tüketici deneyimine verdiği önemi de bir kez daha göstermiş oluyor. İki yıl boyunca Türkiye’de aynı sektördeki başka hiçbir markanın alamayacağı bu sertifika, Uğur Soğutma’nın müşterilerine vermiş olduğu değer ve önemi mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Uğur Soğutma, ürünlerinde GC Mark sertifikası amblemini kullanma hakkını da elde etmiş oluyor.

Diğer bir deyişle, Uğur Soğutma ürünlerinin kalitesi, global düzeyde bir kez daha tasdik edilmiş oluyor. Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasından ve bayilerinden satın aldığınız ürünlerden memnun kalacağınıza emin olabilirsiniz: Hem Uğur Soğutma, hem de GC Mark bunu garanti ediyor!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Yeni Nesil Girişimcilerin Gözardı Ettikleri Konular

Girişimcilğin Vikipedi tanımına bakalım;

Girişimci; ticaret, sanayi gibi alanlarda sermaye koyarak bir işi yapmaya girişen, kâr amacıyla riski üzerine alan kişidir. Girişimci mal ve hizmet üretebilmek için bütün üretim öğelerini en iyi koşullarda bir araya getirir. Kâr amacı güderek riski üzerine alır ve ihtiyaçları karşılamak için üretim öğelerini satın alır, bunları bir araya getirecek imkânı sağlar.

Bir süredir İnternet ekosisteminde sıkışmış bir kavram. Oysa girişimci kullanabildiği teknolojiler arasında sıkışıp kalmamalıdır. Mesela biri çıkıp “ben bitmeyen pil yapacağım” demeden önce temel fizik ve termodinamik yasalarına bakmalıdır. Yani bir girişimci atıktan enerji üretebilir, şarj sorununa çözüm bulabilir veya konsept bir cafe açabilir. Bu yüzden yeni nesil girişimcilerin bilmesi gereken temel konular vardır. Ben birkaçını yazayım;

  • Yüksek matematik
  • İstatistik
  • Temel fizik, elektrik ve optik fiziği
  • Temel elektrik ve elektronik
  • Temel biyoloji
  • Temel Kimya
  • Bilimsel düşünme disiplini

Girişimci bunların hepsini bilmek zorunda değildir tabi, fakat ne kadar bilirse fikirlerini gerçeğe dönüştürme şansı o kadar artar ve belli bir teknolojiye bağlı kalmadan daha geniş düşünebilir. Girişimci aşağıdaki konuları da bilmesi gerekir;

  • Vergi politikaları
  • Muhasebe
  • Finans
  • Maliyet muhasebesi
  • Menkul kıymetler yönetimi
  • Pazarlama
  • İşletme fonksiyonları
  • İnsan kaynakları

Bu kadar yazdıktan sonra ana fikre geri dönüyorum. Mesela geçenlerde bir survival kit (hayatta kalma) aracı düşündüm. Dahili bataryası olsun, deprem gibi afetler için yüksek ses çıkarabilirsin, radyo yayınlarını yakalayabilsin, GPS sinyallerini kullanabilsin hatta ateş yakabilsin diye düşündüm. Sonra bataryanın tekrar nasıl doldurulabileceği üzerinde düşündüm, güneş panellerini araştırdım, dinamo çalışma prensibini öğrendim. Saklanan enerjinin ne kadar verimli olabileceğini merak ettim. Ama bunlar elektrik fiziği ve son teknolojik uygulamalarını bilmeyi gerektiriyordu.

Herkes mühendis olmak zorunda değil ama yaşadığımız çevreyi, doğayı tanımadan, teknolojinin şuan neler yapabiliyor olduğunu bilmeden bu konularda çözüm üretmek çok zor. Girişimci gruplarında sürekli motivasyon, başarı öyküleri, başarılı girişimcilerin sözleri yankılanıyor. İnsanları girişimci olmaya güdüleyebilirsiniz. Fakat asıl nokta vizyon genişletmek. Bunu da temel bilimsel eğitim ile sağlayabiliriz.

Dünyayı anlamak yetmez onu değiştirmek gerekir.
Karl Marx

Fakat anlamadan nasıl değiştirebiliriz?

Fazlasını Oku