Yeni Nesil Girişimcilerin Gözardı Ettikleri Konular

Girişimcilğin Vikipedi tanımına bakalım;

Girişimci; ticaret, sanayi gibi alanlarda sermaye koyarak bir işi yapmaya girişen, kâr amacıyla riski üzerine alan kişidir. Girişimci mal ve hizmet üretebilmek için bütün üretim öğelerini en iyi koşullarda bir araya getirir. Kâr amacı güderek riski üzerine alır ve ihtiyaçları karşılamak için üretim öğelerini satın alır, bunları bir araya getirecek imkânı sağlar.

Bir süredir İnternet ekosisteminde sıkışmış bir kavram. Oysa girişimci kullanabildiği teknolojiler arasında sıkışıp kalmamalıdır. Mesela biri çıkıp “ben bitmeyen pil yapacağım” demeden önce temel fizik ve termodinamik yasalarına bakmalıdır. Yani bir girişimci atıktan enerji üretebilir, şarj sorununa çözüm bulabilir veya konsept bir cafe açabilir. Bu yüzden yeni nesil girişimcilerin bilmesi gereken temel konular vardır. Ben birkaçını yazayım;

  • Yüksek matematik
  • İstatistik
  • Temel fizik, elektrik ve optik fiziği
  • Temel elektrik ve elektronik
  • Temel biyoloji
  • Temel Kimya
  • Bilimsel düşünme disiplini

Girişimci bunların hepsini bilmek zorunda değildir tabi, fakat ne kadar bilirse fikirlerini gerçeğe dönüştürme şansı o kadar artar ve belli bir teknolojiye bağlı kalmadan daha geniş düşünebilir. Girişimci aşağıdaki konuları da bilmesi gerekir;

  • Vergi politikaları
  • Muhasebe
  • Finans
  • Maliyet muhasebesi
  • Menkul kıymetler yönetimi
  • Pazarlama
  • İşletme fonksiyonları
  • İnsan kaynakları

Bu kadar yazdıktan sonra ana fikre geri dönüyorum. Mesela geçenlerde bir survival kit (hayatta kalma) aracı düşündüm. Dahili bataryası olsun, deprem gibi afetler için yüksek ses çıkarabilirsin, radyo yayınlarını yakalayabilsin, GPS sinyallerini kullanabilsin hatta ateş yakabilsin diye düşündüm. Sonra bataryanın tekrar nasıl doldurulabileceği üzerinde düşündüm, güneş panellerini araştırdım, dinamo çalışma prensibini öğrendim. Saklanan enerjinin ne kadar verimli olabileceğini merak ettim. Ama bunlar elektrik fiziği ve son teknolojik uygulamalarını bilmeyi gerektiriyordu.

Herkes mühendis olmak zorunda değil ama yaşadığımız çevreyi, doğayı tanımadan, teknolojinin şuan neler yapabiliyor olduğunu bilmeden bu konularda çözüm üretmek çok zor. Girişimci gruplarında sürekli motivasyon, başarı öyküleri, başarılı girişimcilerin sözleri yankılanıyor. İnsanları girişimci olmaya güdüleyebilirsiniz. Fakat asıl nokta vizyon genişletmek. Bunu da temel bilimsel eğitim ile sağlayabiliriz.

Dünyayı anlamak yetmez onu değiştirmek gerekir.
Karl Marx

Fakat anlamadan nasıl değiştirebiliriz?

Fazlasını Oku

Dunning Kruger Sendromu Nedir?

Dunning–Kruger etkisi ya da Dunning–Kruger sendromu, Cornell Üniversitesinin iki psikologu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir algılamada yanlılık eğilimidir. Hani kabaca söylemek gerekirse “Cahil cesareti”dir. Şöyle ki; bir konuda az bilgili insanların (o konunun cahili) kendinden daha emin olmalıdır. Yani bunu günlük hayatın, iş yaşamının, eğitimin geneline yayarsak, daha az bilgili insanların kendine güveni yüksek, kendinden emin olma eğilimi vardır.

Burada söz konusu edilen zeka veya yetenek değildir. Az bilgili insanlar cehaletlerinin farkına varmazlar ve sorun da burada başlar. Bir şeyi öğrenebilmek için önce bilmemek gerekir. “Ben şu konuda üzerime adam tanımam” diyen biri daha sabit fikirli ve eleştiriye kapalı olur. Bununla ilgili güzel bir grafik var aşağıda. Burada görüldüğü gibi, kişi az bilgili olduğu durumda kendinden çok emindir. Eğer bilgisi belli bir miktar çoğalırsa kendine olan güveni çok keskin bir şekilde düşer. Yani cehaletinin farkına varır.

Tabi bu fenomen yeni keşfedilmiş bir şey değil. Birçok düşünür aslında buna benzer bir anlam ifade eden sözler söylemişlerdir. Birkaç örnek;

“Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir.”
Bertrand Russell

“Az şey bilirsek, bir şeyin doğruluğuna emin olabiliriz. Bilgi artınca kuşku da artar.”
Goethe

“İnanmak kolaydır, şüphelenmek daha çok güçtür. Şüphe etmeden ve zeka eseri sualler sormadan evvel, tecrübe, bilgi ve düşünmek lazımdır.”
Dale Carnegie

 

Aslında yazıyı burada bitirecektim ama kendi gözlemlediğim birkaç olayı örnek vermek istedim. Mesela uydu kanallarında 2000 TL’lik telefonun 200 TL’ye satıldığını görmüşsünüzdür. Bunlar telefonun ucuz ve kalitesiz bir kopyasıdır. Fakat bunları alan kişiler ucuz bir kopya olduğundan habersizdir. Herkesin 2000 TL ödeyerek aldığı telefonu onda biri fiyatına aldıklarını düşünürler. Aslında bunun altında diğer insanlardan daha zeki olduğunu düşünme gibi bir hissiyat vardır.

İzin verirseniz kişisel bir tecrübemi paylaşayım; Bir bayan arkadaşımın İnternet tarayıcısında bir sorun vardı ve yardım etmem için beni aradı. Ben de ona Google Chrome’un nasıl indirileceğini tarif ettim. Bilgisayar programcısı olan biri için rutin bir iş değil mi? Ama arkadaşım için öyle değildi. Bana “Oha abi, sen bilgisayarı yutmuşsun” tarzında iltifatlarda bulundu. Ama her aklı başında insan gibi ben de bu iltifatların saçma olduğunu düşündüm. Bazen sizin zekanız, uzmanlığınız veya başarınız diğerlerinin cehaleti olabiliyor.

Ben bilişim/teknoloji pozisyonlarında bir mülakat yapsaydım soracağım ilk soru “neleri bilmiyorsunuz?” olurdu. Tamam, bildiklerin senindir. Fakat bilmediklerinden haberin var mı? Burada güzel denge bildiklerinle üretim yaparken bir yandan da “nasıl daha iyi yaparım” veya “nasıl daha kısa sürede yaparım” sorularını kendine sormaktır.

Fazlasını Oku

Hem Serinleyin, Hem de Enerji Tasarrufu Yapın

Eğer bu sıcak havalarda vantilatör ile serinlemeye çalışıyorsanız baştan söyleyeyim: Boşuna uğraşıyorsunuz. Sıcak havayı bir noktadan diğerine taşımak, serinlemenizi sağlamıyor ve vantilatörler de tam olarak bu şekilde çalışıyor. Gelin gerçekçi olalım: Hava sıcaklığının zaman zaman 40 dereceyi aştığı bu aylarda, serinlemek için klima dışında bir seçeneğiniz yok. Ancak klima satın almak o kadar kolay bir iş değil: Hem enerji tasarruflu, hem uzun ömürlü ve hem de yaygın bir servis ağına sahip olmalı. Servis ağı özellikle önemli, yoksa hem montaj, hem de bakım için epey bir beklemek zorunda kalıyorsunuz! Piyasadaki klima modellerine bakın: Tüm bu özelliklere sahip olanların sayısının çok az olduğunu, onların da fiyatlarının neredeyse bir servet düzeyine yaklaştığını göreceksiniz. Neyse ki Uğur Soğutma’ya ait UIS 18 klima modeli, her bakımdan mükemmel bir seçenek olmayı başarıyor.

UIS 18’in bu denli iyi bir seçenek olmasının ilk nedeni, enerji tasarrufu. Hem A++ enerji sınıfına giren ve hem de inverter teknolojisini kullanan klima modellerinin sayısı oldukça azdır. UIS 18 ise, bu teknolojileri bütçeyi zorlamayacak fiyatlar ile sunuyor. Inverter teknolojisi sadece enerji tasarrufu değil, kullanım ömrünü de uzatıyor. Zira klima kompresörü, bu sayede yalnızca gerektiği zaman çalışıyor. Yenilikçi teknolojilerin kullanılması sayesinde, UIS 18 bekleme modundayken yalnızca 1W elektrik harcıyor. Bu inanılmaz bir oran, zira neredeyse %80 oranında bir enerji tasarrufu yaptığınız anlamına geliyor.

Yenilikçi teknolojiler sadece inverter sistemi ile sınırlı değil: Akıllı soğuk hava üfleme özelliği, ortam sıcaklığını yavaş ve doğal bir şekilde istenen dereceye getiriyor. Follow Me özelliği, kumandanın bulunduğu bölgeye göre ısıtma ve soğutma yapabilmesin sağlıyor. İyonizer ve bio-filtre özellikleri sayesinde de, sadece serin değil, temiz bir havaya sahip olabiliyorsunuz. Elektrik kesintilerini de dert etmeyin: UIS 18, enerji geldiğinde otomatik yeniden başlama özelliği sayesinde size iş düşmeden her şeyi otomatik olarak hallediyor. Farklı BTU seçenekleri mevcut olduğu için, size en uygun olan modeli Uğur Soğutma yetkili servisleri aracılığı ile tespit etmenizi tavsiye ederim. Daha sonra, https://satis.ugur.com.tr adresinden uygun fiyatlar ve 12 taksit avantajıyla siparişinizi hemen verebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nin 9.’su Düzenleniyor

8 yıldır bilişim ve teknoloji  firmalarını ve meraklılarını bir araya getiren Bilişim Teknolojileri Zirvesi’nin 9.’su, 2–3 Aralık 2016 tarihlerinde İTÜ Maçka Kampüsü’ndeki Mustafa Kemal Amfisi’nde gerçekleşecek.

Zirve; Oturumlar, Bilişim Teknolojileri Alanı (BT Alanı), İnteraktif Bölüm (Speed Networking, Coffee Time) ve Sosyal Medya Ödül Töreni olmak üzere 4 ana bölümden oluşmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da Bilişim Teknolojileri Zirvesi kapsamında Türkiye’de ve Dünya’da teknolojinin odağındaki konular, sektörün önde gelen isimleri ve ilgili firma temsilcileri tarafından ele alınacak. Bununla birlikte etkinlikte yer alacak oturumlarda internet sektörü, geleceğin teknolojileri, yeni nesil pazarlama, dijital ve mobil dünya, sosyal medya, bilişim sektörünün dünya ekonomisindeki yeri, teknoloji ve yönetim, en stratejik güç olan ‘bilgi’ gibi birçok konu masaya yatırılacak. Kayıt ve program çok yakında btz.org.tr adresinde!

Ayrıca BTZ’yi facebook.com/BTZirvesi ve twitter.com/BTZirvesi sayfalarından da takip edebilirsiniz.

hakan-bas

 

Fazlasını Oku

Yeni Bir İletişim Yöntemi Olarak Oyunlaştırma

gamification

Oyunlaştırma kavramının kökeni çok eskilere dayanmıyor, hatta 2010 yılı bu kavramın ortaya atıldığı yıl olarak belirlenmiş. Kısaca oyunlaştırma; insanlarla iletişim kurarken kullanılan, oyun olmayan bir olguya oyun ögelerinin eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu zamana kadar duymamış olsanız bile karşılaşmamanız çok zor. Örneğin Swarm’da haftanın biricisi olurken, bir mekanda “mayor” olurken, bir e-öğrenme sistemin puanlar alırken hep oyunlaştırma ile karşılaşıyoruz.

Oyunlaştırmak demek oyun yapmak demek değildir. Oyun teori ve bileşenlerinin yaptığımız işlere, kurduğumuz iletişimlere adapte edilmesidir bir nevi. İnsanlar oyunlar oynar. Hatta her insan oyun oynar, büyük ya da küçük, eğitimli veya eğitimsiz. Modern dönemde oynadığımız video oyunlarından binlerce sene önce de oyunlar vardı. Büyüklerimiz tavla atarlar, kahvelerde iskambil oyunları oynanır, bayanlar ve tabi erkekler de şekerleri aynı sıraya dizmeye çalışırlar.

Oyunlardan aldığımız şey sadece zevk değildir ya da oyunları sadece boş vakitlerimizi harcamak için oynamıyoruz. Çeşitli oyun türleri insanda başarım, sosyalleşme, korku, sürpriz, keşfetme, rekabet, inat gibi duyguları hissettirirler. Pazarlamacılar da bu tip duygulara hitap edebilmek için oyunlaştırmayı gündemlerinde önemli bir yere taşımışlardır. Oyunlaştırmaya yabancı biri okur diye ufak bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki elektronik ürünler satan bir e-ticaret işletmeniz var. Ürünlerinize yorum yapılmasını istiyorsunuz ki bu bir ürünün satılmasında veya satılmamasında önemli rol oynar. Eğer siz belli bir fiyatın üstündeki ürünlerden satın alan ve yorum yazan üyelerinizden en çok beğeni alan yorumu yazan kişiye ufak bir hediye vermeyi kurgulayabilirsiniz. Burada kullanıcılar hem ödülü kazanmak için hem de en beğenilen yorumu yazabilmek için daha bilgilendirici, daha faydalı yorumlar yazarlar. En azından varsayımsal olarak. Bu oyunlaştırmaya küçücük bir örnek.

Yeni iş yapış şekillerinde ve yeni nesil pazarlama uygulamalarında oyunlaştırma sıklıkla kullanılıyor ve artarak devam edeceğe benziyor. Siz kendi işinizde oyunlaştırmayı nasıl kullanabilirsiniz? Biraz düşünmenize salık veriyorum 🙂

Fazlasını Oku

Gruppal ile Dünya Turunuz Ucuza Gelsin

Ulusal Meclis - Buenos Aires

Türkiye’nin lider online seyahat sitesi Gruppal tur şirketi, dünyanın her yerine düzenlediği turları ile gezginlere hem ekonomik bir tur hem de sayısız seçenek sunuyor.

Hayalinizdeki tatile bir adım daha yaklaşacağınız Gruppal.com sayfalarına göz atmadıysanız acele edin, deriz. Erken rezervasyon döneminde olan firma, doğudan batıya birçok rotaya en uygun fiyatlarla gidebileceğiniz turları ile birçok takipçisi tarafından tam not alıyor. Özelikle yurtdışı turu alternatifleri arasında Fas turu seçenekleri, Pattaya, Bangkok gibi Uzakdoğu tatil yerleri ya da Balkanlar’da vizesiz ülkeler son yıllarda en popüler olan vizesiz noktalar arasında. Kolay ödeme seçenekleri ve kredine kartına taksit imkanlarıyla kolayca Gruppal tatil fırsatları ile seyahat planlarınızı yapın ve tatil yapanlar arasında en hesaplı, en ekonomik tatil sizinki olsun.

Vizesiz yerleri Gruppal ile gezin

Bir diğer vizesiz yer de Güney Afrika turları alternatifleri oluyor. Penguenler Sahili’nde penguenlerle birlikte yüzebileceğiniz Johannesburg ya da ünlü Table Mountain manzarası ve modern şehir ile doğal hayatın iç içe olduğu Cape Town’da akıllara kazınacak bir tatil yapabilirsiniz. Özellikle dağın çevresine konumlanan şehir hayatı, huzurun ve sessizliğin arasında kendinizi bulabileceğiniz bir seyahat deneyimi sunuyor. Şehirde gün batımını izleyebilir, tekne turlarıyla çevredeki adaları görebilir ve hem turistik hem de tarihi birçok yerini gezebilirsiniz. Cape Town, birçok ünlünün de uğrak yeridir. Dünyaca ünlü sanatçıların, yönetmenlerin favori şehirlerindendir.

Asya’nın İncisi ve En Renklisi: Hindistan

Dünyadaki en renkli ülkeler arasında yer alan Hindistan, Gruppal sayfalarında en ekonomik fiyatlarla! Delhi’den Agra’ya, Jaipur’dan Katmandu ve Varanasi’ye kadar birbirinden güzel şehirleri görebileceğiniz Hindistan turları da Asya’da gidip görebileceğiniz birbirinden harika yerleri barındırıyor. Eğer ayarlayabilirseniz Holi Festivali Dönemi’ndeki turlardan yerinizi ayırtarak, herkesin renkli boyalarla birbirini boyadığı bu festivalde de unutulmaz anlar biriktirebilirsiniz. Vize almanın zor olmadığı Hindistan, sıcakkanlı insanları ve geleneklerine bağlı, kültürünü bugüne kadar koruyan yerel halkı ile muhteşem bir rota sunuyor. Yeter ki siz karar verin ve bir an önce yerinizi ayırtın.

Geleneksel Tekneler - Hong Kong

 

Fazlasını Oku

Bilişim Sektöründe Engelli Personel İstihdamı

Engelli ÇalışanYazıya ilk önce tanım ile başlayayım. Engelli demek ne demektir? Doğuştan veya sonradan, kaza sonucu fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal yeteneklerinin bir kısmını veya tamamını yitirmiş kişilerdir. Dünyada bir milyardan fazla insan herhangi bir tür engellilik ile yaşamakta, 200 milyon insan ise ciddi derecede yaşamında zorluklarla karşılaşıyor. Klasik olarak söylemek gerekirse hepimiz birer engelli adayıyız. Engelli bireylerin toplumsal olarak farkında olmalı ve her alanda fırsat eşitliğini sağlamalıyız. Buna pozitif ayrımcılık da dahil. En önemlisi iş yaşamında engelli bireylere yaklaşımımız. Engelli bireylere iş yaşamında fırsat eşitliği sağlamak bizim görevimiz olmalı. Tekerlekli sandalye bir bireyin müdür olmasını engellemez. Aksayarak yürüyen bir engelli diğer çalışanların motivasyonunu düşürmez.

Ben kendi sektörümden yani bilişimden bu konuya bakıyor olacağım. Evet ben de bir engelliyim. Bu yüzden son bir ayda 3 tane tam bana uygun iş ilanına başvurdum ama hiçbirine mülakata dahi davet edilmedim. Eğer engelli olduğumu kocaman yazmamış olsaydım en azından mülakata çağırırlardı. Daha önce yazmıyordum, bunun dürüst bir davranış olmadığını düşünüyordum ama artık gördüm ki, önyargılar ve bilgisizlik yüzünden İK birimleri kişileri eğer engelli ise önce engelinden sınıfta bırakıyorlar. Evet ben engelliyim ama Front-end geliştiricisi olarak çalışmak için herhangi bir engelim yok. Ağrı kesici içtiğimde ise kimse bende bir problem olduğunu düşünmez bile.

Engelli AtletİK tarafında çok cahilce ve önyargılı bir tutum var. Niteliklerinizden çok engeliniz ile ilgileniyorlar. Yabancı dil bilmeniz, iyi bir üniversiteden mezun olmanız arka planda kalıyor. Önce beni bir birey olarak değerlendir, sonra engelimle yapacağım iş arasında nasıl bir ilişki var, neler yapabiliriz ona bakalım. Kamu ve özel sektörde aynı il sınırları içerisinde 50 veya fazlasında personel çalıştıran iş yerleri %3 oranında engelli personel istihdam etmek zorundalar. Ayrıca eğer bu limite ulaşmıyor olsanız bile devletin teşvikleri söz konusu. Ama ceza ödememek için engelli personel işe alıp “evinde kal sen” deyip maaş ödeyen işletmeler bile var. Burada sorun maaş vermek değil. Engelli bireyin topluma adapte olması, kendi maddi özgürlüğünü kazanması ve kendini işe yarar hissetmesi. Zaten engelli olsun olmasın hepimiz bu gibi sebeplerle çalışmıyor muyuz? Bu engelli bireyi dışlamak olur.

Tabi iş dışında toplumsal yaşamda engelliler daha fazla engelle karşılaşmıyor mu? Tabi ki karşılaşıyor. Ama iş yaşamı bunlardan biraz daha farklı bir konumda. Engelli bir baba evini geçindirmek ister, hayatını çalışarak idame etmek ister. Bayanlar da aynı şekilde engelleri izin verdiği derecede bir işle uğraşmak ve kendini gerçeklemek ister.

Bir sorun da ücretler konusunda var. Siz ne kadar tecrübeye sahip olursanız olun size komik ücretler teklif ediyorlar. Engelli olmayı biz seçemiyoruz. Bir gün umarım siz de seçim yapamama durumunu deneyimlemezsiniz. Hatta büyük fabrikalarda çalışan arkadaşlarımdan gözlemlerini dinledim. En ücra köşelerde, kimsenin gözünün önünde olmayan yerlerde iş yaptırıyorlar. Yani şirketin danışma bölümünde bir engelli olamaz öyle mi?

Engelli KızTekerlekli sandalyeye mahkum bir engelli çok iyi bir yazılımcı, tasarımcı olabilir. Çok kalifiye değilse veri girişi veya editöryal işleri yapabilirler. Biz topluma ait olduğumuz gibi engelliler de topluma aittir ve onları(bizi) görmezden gelemezsiniz. Ben ortopedik engelli yazılımcı ile çalışma fırsatı buldum. Gayet saatinde işine geliyor, tutkulu bir şekilde çalışıyordu. Ben de bu şekilde çalışmalıyım, çalışmak zorundayım. Ben garsonluk yapamam, ayaklarım problemli, yük taşıyamam, satış elemanı olup saatlerce ayakta duramam. Bu yüzden bilişim sektörünü seçmiş olmam engelli olduktan sonra bana çok büyük bir hediye oldu.

Buradan İK profesyonellerine de seslenmek istiyorum. Mülakata bir engelli çağıracaksanız, öncelikle engeli hakkında bilgi alın ve bunun üzerine biraz çalışın. Olmadı siz aşağıdaki kitabı önerebilirim;

http://www.kitapyurdu.com/kitap/engellilerle-360-iletisim/273977.html

Engellilerle 360 Derece İletişim

Peki siz? Engelli bireylerin iş yaşamlarında bulunduğu yerin farkında mısınız?

 

Fazlasını Oku

Benim En İyi Dostum Kahvem, Kahve Makinem

İş yerinde gün boyunca motivasyonunuzun yüksek olması gerekiyor. Bir önceki gün geç yatmış olsanız da, sabah çok erken saatte kalkmış olsanız da hatta gün içerisinde pek çok çalışmayı aynı anda yapmanız gerekse de sizden yüksek motivasyon beklenebilir. İşte bu noktada devreye muhteşem kokusu ve muazzam aromasıyla kahve giriyor. Ofislerde ve iş yerlerinde kahvesiz bir gün geçirmek, ıssız bir adaya düşmekle eşdeğer diyebiliriz.

İş Yerinde Güne Türk Kahvesi ile Başlayın

Özellikle sabahları bol köpüklü bir Türk kahvesi ile gün başlamanın keyfi doyumsuzdur. Sabahları güne Türk kahvesi ile başlamanız gün içerisinde de daha keyifli ve daha enerjik hissetmenizi sağlar. Dikkatinizi toplamanız kolaylaşır, çünkü işe konsantre olma sürecinizi hızlandırır. Toplantı bitimi ya da öğle yemeği gibi işe kısa süreli molalar verdiğinizde en iyi dostunuz Türk kahvesi olabilir.

Gün İçerisinde Filtre Kahve ile Kendinizi Yenileyin

Sadece sabahları değil, gün içerisinde de motivasyon desteğiniz hazır. Gün boyunca motivasyonunuzun düştüğünü hissettiğiniz anda filtre kahve ile dikkatinizi yeniden toplayabilirsiniz. Filtre kahve daha az miktarda kafein içeriyor olmasına karşın konsantrasyonunuzu daha hızlı yükseltir. Ayrıca tercihinizi filtre kahveden yana kullandığınızda kendinizi “günde 1 fincan kahve” ile sınırlandırmanız da gerekmiyor. Çünkü filtre kahve size her gün birkaç fincan içebilme ve güne yayabileceğiniz bir keyif yaşama şansını sunuyor. İş yerinde her ihtiyaç duyduğunuzda bir fincan filtre kahve ile kendinizi yenileyebilirsiniz.

 

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Fazlasını Oku

Kamu Sektörü ve Başarısızlığa Hoşgörü

SecBegenAlKamuTarifesiKamu kurumlarından zaman zaman hepimiz şikayetçi olmuşuzdur. İşler yavaş yürür, sistem gider, kuyruk vardır, sıra bozulur vs.. Peki bu neden böyle olmak zorunda? Özel sektör firmalarında olabildiği gibi kamuda da az veya çok çalışan insanlar vardır. Bunun sebepleri görev tanımları, geleneksel iş yapış şekilleri veya işini savsaklama olabilir. Kesin bir şey varsa o da kamu sektöründe başarısızlığa olan hoşgörüdür. Ben kamuda da, özel sektörde de çalışmış biri olarak bunu görebiliyorum. Özel sektörde deadline olayı vardır. Eğer işi sarkıtırsanız size belli bir tepki gösterilmesi muhtemeldir. Eğer bu sürekli devam ediyorsa işinize son verilmesine kadar ulaşılabilen bir sürece gider.

Ben bir ilçe belediyesinin bilgi işlem biriminde çalıştım. Çok değil, 1 ay kadar. Yapabileceğim en doğru tespit şu; kimsenin acelesi yok. Gerçekten öyle saat 4 olmuşsa ve bir iş gelmişse onu yarına atabiliyorsunuz. Saat 5’e kadar yetiştirmenize gerek olmuyor, eğer iş başkan veya yardımcısının işi değilse. Bu ataletin önüne geçmek de mümkün değil. Eğer siz bu zinciri kırmaya çalışırsanız göze batarsınız.

Kamuda çalışan memurların iş akitlerine son verilmesi kolay bir olay değil. Eğer ayıp, yüz kızartıcı bir suç işlemezseniz en fazla başka bir yere tayin edilirsiniz. Taşeron çalışanlar için de pek fazla tehlike yok gibi. Kimse kimseden bir “yıldız” olmasını beklemiyor. Bir şekilde işlerin yürümesi yeterli. İnsanların devlete bakışları zannedersem bu davranışların temelindeki etken. Devlete sağlam kapı gözüyle bakılıyor genelde. Yoksa kimse çocukken “ben büyüyünce memur olacağım” diyerek memur olmaz.

Ha bunun dışında kamuda çalışan ve gerçekten çok yoğun çalışan arkadaşlarım da var. Bu kurumdan kuruma değişebiliyor. Ben genel anlamda tecrübe ettiklerimi yazıyorum sadece. Ben bilgi işlem bölümündeydim ve bir bilgi işlemcinin bilmesi gereken çoğu şeyi bilmiyordum. Yazıcı neden kağıt sıkıştırır, ağ bağlantım neden gitti, bilgisayarım çok yavaşladı gibi sorunlar benim cevaplayacağım şeyler değillerdi. Ben program yazarım, web sitesi yaparım ama diğer işler benim işlerim değil. 1 ay boyunca oturduktan sonra buranın bana göre olmadığına karar verdim ve işten ayrıldım. İnsan kaynakları bölümüne kısaca durumu özetledim. Onlar da “kimse sana bunları bilmen gerekiyor diye zorlayamaz” dedi. Asıl sorun oradaydı zaten. Ben işe yaramadığım bir yerde neden var olayım? Ve inanın bütün gün orada İnternet’te sörf yapmak oldukça sıkıcı.

İşten ayrıldığımda çoğu kimse bana “yahu niye çıkıyorsun, maaşın yatmıyor mu” diye serzeniş etti. Ama bu sürdürülebilir bir iş değil. Yarın iktidar değişir, kadroda azaltmaya gidilir ve ben kendimi kapıda bulurum. Ben 3 sene orada çalışsam körelirim. Daha sonra nasıl iş bulacağım peki? Asıl sorun insanların beklentilerinde yatıyor. Sabit ve aksamayan maaş, başarısızlığa gösterilen hoşgörü insanları rahat hissettiriyor. Bu da büyük bir anlamsızlık ve motivasyon eksikliği getiriyor. Belkide kamudaki ataletin sebebi de budur.

Özel sektörde performans değerlemesi sonrası prim veriliyorsa, düşük performansa da ceza gelmelidir. Burada cezadan kastım uyarı, bazı imkanlardan men gibi basit şeyler. Amaç insanları cezalandırmak değil. Cezanın buradaki anlamı yüksek performanslı çalışanlara gösterilen imkanların bazılarını kısmak olabilir. Bill Gates her yıl yüksek performanslı %10’u terfi ettirirken %10 düşük performanslı kitleyi de işten çıkarırmış. Bu da bir yaklaşım. Ne kadar doğrudur tartışılır.

İnsanların motive olması gerekir. Motivasyon yoksa ilerleme ve gelişme yoktur. Bu çoğu ataletin sebebi motivasyon eksikliğidir. Kişisel olsun, grup olsun.

Fazlasını Oku

Evden Çalışma Üzerine

Evden Çalışmak
Çalışıyorum beeen

Bu yazı freelancer çalışanları kapsamamaktadır. Hali hazırla bir şirkette tam zamanlı çalışan ve evden çalışma imkanı olan çalışanları kapsar. Günümüzde gerek teknolojik gelişmeler, gerekse iş yapış şekillerindeki değişmeler çalışanların işlerini ofis yerine evlerinden de yürütebilmelerine imkan veriyor. Bazı şirketler evden çalışmayı desteklerken bazılarıysa kısmi olarak destekliyorlar. Bir kısım şirket de evden çalışmaya imkan olmasına rağmen izin vermiyor.

Evden çalışma ilk bakışta çalışan için çok güzel ve özel bir deneyim gibi gözüküyor. Evden para kazanmak.. Kulağa hoş geliyor ama bu demek değil ki öğlene kadar uyumak, sonra birkaç saat çalışıp gezmek, tozmak. Evden çalışmaya izin verilmesinin sebepleri çeşitli olabiliyor. İşin fıtratı, ulaşım zorlukları, bedensel engeller, verimlilik gibi nedenler evden çalışmayı hem çalışan hem de şirketler tarafından cazip kılabiliyor.

Ben konuya Google ile devam edeceğim. Google’ın ofislerindeki imkanları duymuşsunuzdur. Duymadıysanız buraya alalım. Google da çalışanlarına evden çalışma imkanı sunan şirketlerden. Fakat uygulamada bunu tam tersine çevirmeyi amaçlıyor. Öncelikle ofisleri dar ve dağınık. Bunun sebebi de insanların kalabalık ortamlarda daha verimli olduklarına dayanıyor. Google bu tip ortamlarda fikir ve bilgi alışverişi üst düzeyde ve üretkenliğin yüksek olduğunu düşünüyor. Buna uygun olarak insanların kafa dinlemeleri için de bir sürü imkan var. Uyuma kapsülleri, bilardo masaları, açık kafeteryalar gibi. Yani ikisini denge içerisinde sunmaya çalışıyorlar.

Bu yönden bakınca benim görüşüm de kalabalık ofislerin üretkenlik açısından daha iyi olduğu. Kendi çalıştığım yerlerde de kişisel olarak bunu gözlemledim. Hatta bir ofiste kendi odam vardı ve orada geçirdiğim 2 ay geçirdiğim en verimsiz 2 aydı diyebilirim. Pardon, söz konusu olan evden çalışmaydı. Evden çalışmak da odada yalnız çalışmaktan pek farkı olmayan bir eylem. Tabi bunu bazı iş kollarını ayrı tutarak söylüyorum. Elbette ki evden daha verimli çalışılabilen alanlar vardır ama genellikle üretim yapılan, yaratıcı çözümler istenen iş kollarında evden çalışmak kesinlikle daha verimsiz olur diye düşünüyorum.

Google bunu şirket kültürü olarak içselleştirmiş. Kendi tecrübelerim de bunu doğrular nitelikte. Bu nedenle ben de aynı fikirdeyim. Evden çalışma opsiyonu özellikle trafik problemi fazla olan, bedensel engeli bulunan kişiler tarafından kullanılmalıdır. İnsanlar bir arada daha üretkenler.

Siz evden çalışma konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Fazlasını Oku

Teknogirişim Ofisleri Çalışanlarına Nasıl İmkanlar Sunmalı?

Teknoloji Ofisi

Bir teknogirişim ofisi nasıl olmalı? Yani teknoloji geliştirilen bir ofiste çalışanlara nasıl imkanlar sunulmalı? 10 yıldır çeşitli şirketlerde çeşitli pozisyonlarda çalıştıktan sonra “şöyle olsaydı” dediğim konuları ele alacağım. Marissa Mayer  Yahoo’da evden çalışma sistemini iptal etmişti, bilenler bilir. Çünkü insanların şirkette kahve molalarında, yemeklerde beraber vakit geçirdikleri her zaman daha üretken olduklarını düşünüyor. Ben de buna katılıyorum. Ama bu çalışanları ofise kitlemek anlamına gelmiyor. Yöntem olarak ofislerin daha çok çalışılabilir tasarlanması ve sunulan imkanların ofiste kalmayı cezbedici hale getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabi burada sayacağım imkanları her şirket sağlayamayabilir. Gerek maddi yönden gerek diğer prensiplerden ötürü bunu sağlamayabilirler. Ben aklımdaki ideal ofisi anlatmaya çalışacağım. Bunları bazı başlıklar altında toparlayacağım ve yönetim-çalışan ilişkisine hiç değinmeyeceğim. Yani ben ofis imkanları ve insanları üretken kılmak için ne gibi iyileştirmeler yapılabilir konularına değineceğim.

Ofis Ortamı

Ofis ferah ve gün ışığını bolca alan bir yapıda olmalı. İnsanlar odalara tıkıştırılmamalı. Bir keresinde bir iş yerinde kendi odam vardı. O kadar sıkıcıydı ki anlatamam. Belli fokus gruplar aynı ortamda çalışabilmeliler. Yemek, kahve, sigara molaları da çok önemli çünkü buralardaki iletişim çok üretken oluyor. İş fikirleri, iş dışı sohbetler hep bu zamanlarda yapılıyor.

Çalışma Alanı

Çalışma alanları kişiselleştirilebilir olmalı. Belli bir sıra düzeninde dizilmiş masalar, okul sıraları gibi sabit mobilyalar uygun olmuyor. Kimisi çift ekran çalışır, kimisi not defterine alan arar, kimisi bir ışık kaynağı daha ister. Bu yüzden çalışma alanı çalışana bırakılmalıdır belli oranlarda.

Araç Gereç, Donanım

Çalışana ilk işe başladığında boş bir bilgisayar verilmemelidir. Kullanıcı hangi işletim sisteminde çalışmak istiyorsa ona göre bir bilgisayar tahsis edilmelidir. Bu iMac olabilir, macbook pro olabilir veya masaüstü pc olabilir. Ayrıca gerekli donanımın yanında ek araçlar da sağlanmalıdır. Android geliştiricisi ise bir Android telefon tahsis edilmelidir. Birgün Ahmet’in, bir gün Mehmet’in telefonunu ödünç alarak bu iş yürümez. Kimse de telefonunu bu işlere ayırmak zorunda değil.

Eğitim

Söz konusu teknoloji olunca eğitim ve gelişimden söz etmeden olmaz. Şirketlerin düzenli olarak çalışanlarını eğitim ve seminerlere göndermesi gerekir. Bu şekilde eğitim ve gelişim şirket politikası olarak görünür. Çalışanlar da bunu bu şekilde özümserler. “Bize bilen değil, öğrenebilen eleman lazım” dedikleri zaman çalışanlarına eğitim imkanlarını da aynı şekilde sunmaları gerekir.

Sosyal

Çalışanların birlikte vakit geçirebilecekleri alanlar olmalıdır. Kahve köşeleri, barbekü yapılan teraslar gibi. Bunun dışında tatil günlerinde şirket tarafından düzenlenecek piknik, kamp gibi etkinlikler de çalışanların arasındaki iletişimi artıracaktır.

Ekstralar

Bunların dışında  birçok imkanı çalışanların şirkete olan bağlılıklarını ve ofise istekle gelmelerine yardımcı olacaktır. Bir teknogirişim şirketinden bahsediyorsak özellikle resperry pi, arduino kartlar ve aksesuarlarla robotik hobi çalışmaları gibi aktiviteler de yerinde olacaktır.

Bir çalışan olarak siz hangi imkanların sunulmasını isterdiniz?
Bir girişimci olarak siz çalışanlarınıza hangi imkanları sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Rüya Gibi Ofisler ve Neden Böyleler?

Rüya Ofis

Rüya gibi ofislerle ilgili sanırım daha önce çok şey okudunuz, gördünüz, arkadaş arası muhabbetini yaptınız. Özellikle teknoloji girişimleri bu konuda çok hevesli ve istekliler. Çalışanlarının çalışma ortamlarını bazen rüya diye tanımlayabileceğimiz bir hale getiriyorlar. Peki neden? Buna biraz sonra değineceğim. Öncelikle bazı şirketlerin çalışanlarına sunduğu imkanlara değinelim.

Şüphesiz Google bu konuda başı çekiyor. İnternet’in her alanında olduğu gibi Google bu konuda da iddialı. Ücretsiz yeme/içme, kütüphane, akvaryum, masaj odaları, hazırda bulunan doktorları, voleybol sahası ve bilardo masaları gibi imkanları ile çalışanlarını oldukça memnun ediyor gibi. Forbes dergisi bir araştırmasında ABD’de en çalışılabilir şirket olarak Google’ı belirlemiş. Bu gibi imkanların dışında Google çalışanlarına ücretsiz check-up imkanı ve 12.000 $’a kadar eğitim kredisi sunuyor. Hatta bunlarla yetinmeyip çalışma alanlarını yemek alanlarından 100 metre daha uzağa konumlandırmıyor. Gerçekten çok güzel imkanlar. Yahoo, Facebook gibi şirketler de bu konuda oldukça cömertler.

Son zamanlarda gelen bir haber Roche şirketindendi. Roche artık çalışanlarının işe gelme zorunluluğunu kaldırdı. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan da Yahoo aksi bir politika izleyerek zaten var olan uzaktan/evden çalışma imkanını kaldırdı. Bu konuda firmalar değişik politikalar izleyebiliyorlar. Roche’un yaptığı açıklama ise çok güzel. Çalışanların gözünde de Roche iyi bir firma olmak istiyor. Gerçekten de çalışanların gözünde iyi olan özellikle büyük bir firma, müşteri memnuniyeti konusunda da iddialı olur.

Şimdi gelelim şirketler çalışanlarına bu imkanı neden sunuyor sorusuna. Cevap aslında çok basit. Üretken akılları bünyelerinde tutabilmek için. Peki üretken akıl nedir? Üretken akıl bir işi sadece ey iyi yapan değil, şirketi fikirleriyle, iş yapış şekliyle ileriye taşıyan insanlardır. Bu insanları para ile bağlamak biraz zor olsa gerek. Çünkü bu tip insanlar daha farklı bir karaktere sahip oluyorlar. Özgürlük onlar için önemli. Görüşlerinin dinlenmesi, kendisine gereken saygının gösterilmesini isterler. Şirketleri büyüten, yenilikler getiren hem bu tip insan topluluklarıdır. Standart çalışan verilen işi yapar. Ama üretken akıl üretir, geliştirir, ileriyi görür.

Peki siz çalışanlarınız için ne gibi imkanlar sunuyorsunuz?

Fazlasını Oku

Henry Ford’u Doğru Anlamak

AtBu yazıyı başka bir yazıdan ilham alarak yazıyorum. Yazının başlığı şu şekildeydi “Henry Ford’u Yanlış Anlamak”. ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Konu Henry Ford’un şu sözünden açılmış; “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar cevabını alırdım”. Bunu bazı kesimler “müşterilerinize ne istediklerini sormayın, siz onlara ürününüzü verin” tarzında anlamışlar. Bu tabi ki yanlış bir anlayış.

Burada Henry Ford’un anlatmaya çalıştığı insanların ihtiyaçları ile size söyleyecekleri her zaman aynı olmayabilir. Aslında buna gizli ihtiyaçlar da deniyor. Kullanıcının bir sorunu var ama buna dönük bir çözüm bilmiyor. Siz sorsanız da size verecek cevabı yoktur. Hatta bazen ihtiyacı olan bir şey olduğunu bile bilmiyordur. Zaten belli olan bir ihtiyaç varsa girişimciler bu konuda hemen pozisyon alırlar. İlgili ihtiyacı çözmek için ürünler, hizmetler sunarlar müşterilerine.

Burada ana tema şu; insanların ihtiyaçlarına odaklanın, sorunlarını çözün, hayatlarını kolaylaştırın. Bunu yaparken de tabii insanlarla görüşün ama unutmayın ki cevap her zaman siz söylenmeyebilir. İlk ketçap üreticilerinden biri bir eve konuk olmuş. Çocukların ne yiyeceklerine hep anneleri karar veriyormuş. Fakat kullandıkları soslara çocukların kendileri karar veriyor olduklarını görmüş. Hemen çocukların için daha cazip bir paketle piyasaya çıkmış ve raf yüksekliği olarak en alt bölümleri seçmiş ki çocuklar kolay ulaşabilsinler. Bu firma satışlarını bu yüzden oldukça artırmış.

At-araba metaforunda olduğu gibi her zaman doğayı taklit etmek zorunda değiliz. Örneğin en hızlı koşan canlıyı taklit etseydik bugün arabalarda teker yerine ayaklar olurdu. İnsanların ihtiyaçlarını giderdiğiniz sürece başarılı olma olasılığınız yüksek. Eğer insanların gizli ihtiyaçlarını keşfederseniz şüphesiz başarılı olursunuz.

Fazlasını Oku